HİLAFET, DÖRT HALİFE VE DEVLET İDARESİ-22- HZ. OSMAN(RA)-6-

Belki de Hz. Osman’ın söyleyebileceği Hz. Ebu Bekir’in oğluna söyleyebileceği en güzel söz oydu. O delikanlı başını öne alıp ağlayarak çekip gidiyor.

Orada, halifenin evi kuşatıldığında Hz. Hasan ve Hz. Hüseyin yaralanıyor. Eve saldırılara yalın kılıç karşı koyuyorlar. Mesela bu kısmın üzerinde de düşünmeliyiz. Bu mesele üzerinde pek durulmaz, hatırlanmaz. Bu da bir Kerbela’dır. Hz. Hasan ve Hz. Hüseyin hilafeti korurken yaralanıyor. O makamı korurken yaralanıyorlar. Halifeyi korumak için yaralanıyorlar. Kerbela çapında değil tabi ama orada yaralanıyorlar. O güruh hem hilafete saldırıyor hem Ehli Beyte saldırıyor. Hz. Hasan ile Hz. Hüseyin’e saldırıyorlar.

Halifeye saldıranların arasında Hz. Ebubekir’in oğlu vardı, o sözden sonra çekip gitti. Onun dışında, halifenin evini kuşatanlar ve şehit edenler içinde sahabe var mıydı?

Sahabe yok, Medine’den de kimse yok, şehit edenlerin içinde. Belli başlı mümeyyiz insanlardan, sahabelerden kimse yok. Hz. Ebubekir’in (RA) oğlunu, Allah öyle bir şeyden korumuş. Aksi ihtimal gerçekleşseydi çok ağır bir hadise olurdu. Hz. Ali (RA) ile Hz. Muaviye çatışmasının neticeleri malum. Ümmet bunun altında kaldı. Hala 1400 sene önceki hadiseden dolayı bir takım fırkalar var. Hz. Ebubekir’in oğlunun Hz. Osman’ı şehit etmesi ihtimalini düşününce, akıl taşımıyor. Okumaya devam et “HİLAFET, DÖRT HALİFE VE DEVLET İDARESİ-22- HZ. OSMAN(RA)-6-“

HİLAFET, DÖRT HALİFE VE DEVLET İDARESİ-21-HZ. OSMAN (RA)-5-

Hz. Ömer’in (RA) sahsından kaynaklanan özellikler yani celadet ve cesaret, halifenin, Hz. Ebubekir’in (RA) yanında bulunuyor.

Onu biliyor zaten, “ona dokunmayın o benim merhametimi dengeliyor” dediğinde, onu görüyor. Onun için hilafet bahsi Hz. Ömer ile incelenecek bir konudur. Hz. Ali ile incelenecek bir konudur. Hz. Ali’de de bulursunuz. Celadeti de Hz. Ömer kadar bulursunuz fakat Hz. Ali’de (RA) ilim ve hikmet ile harmanlanmış şekliyle tezahür eder. Celadet ve cesaret, hikmet ile tezyin edildiği için görünmez hale geliyor. Hz. Ali’nin (RA) hilafetinin, karışık bir döneme tevafuk etmesi, Hz. Ömer (RA) dönemindeki tatbikat misallerinin görünmesine mani olmuştur. Hz. Ömer (RA) döneminde “altın levha” halinde parıldayan o tür misaller, dönemin özelliklerinden dolayı Hz. Ali (RA) devrinde göze çarpmaz. Fakat anlayan için hilafet numunesi olarak Hz. Ali de ele alınabilir. Hz. Ömer döneminde bir sükûnet hali var ya, bu hal tatbikat misallerinin kristalize olmasını sağlıyor. Mesela adalet çok net görünüyor, aklı gözünde olanların Hz. Ömer’e bakması gerekir. İdrak keskinliği olanlar Hz. Ali’ye baktıklarında da görürler. Hz. Ali’nin bir özelliği daha var, az bilinir bu özelliği. Hz. Ali (RA) dahi sahabelerdendir. Sahabe olarak kıymeti başka bir şeydir. Mizacen Hz. Ali deha sahibidir. “İlmin kapısı, ilim beldesinin kapısı” payesini almasının bir sebebi de deha olmasıdır. O paye ona düşmüştür. Dahidir. Mesela Hz. Halid Bin Velid’in kumanda dehası olması gibi… Hz. Ali’de de hilafet numunesi (prototipi) bulunur. Hilafet bu şahsiyette tüm şartlarıyla şekillenir. Hz. Osman’ın veya Hz. Ebubekir’in hilafetinde bir eksiklik olduğu şeklinde anlaşılmamalıdır bu beyanımız. Okumaya devam et “HİLAFET, DÖRT HALİFE VE DEVLET İDARESİ-21-HZ. OSMAN (RA)-5-“

HİLAFET, DÖRT HALİFE VE DEVLET İDARESİ-20-HZ. OSMAN(RA)-4-

Tam bu noktada araya girmek istiyorum. Hz. Osman’ın (RA) istifa etmesi doğru olmaz mıydı? Yani mizacından kaynaklanan munis idare tarzının, devleti idare için kafi gelmediği düşüncesiyle istifa etse belki de hadiselerin öyle gelişmesi ve şehadetine kadar ulaşması önlenmiş olurdu, ne dersiniz?

Güzel bir soru ve mühim bir konu… Bu günkü düşünce dünyamız ve tecrübe birikimimizle tarihe bakmanın da orijinal bir misali. Yapılan temel yanlışlardan biri de bu, bu günkü tecrübeyle tarihe bakmak…

Hz. Osman (RA) üçüncü halifedir malum. Ondan önceki iki halife, ömür boyu o makamda kalmıştır. Doğrusu seçilirken ömür boyu kalsın, kalmasın gibi bir mesele de yoktur. Oradaki merkezi mana, halifenin adaletle hükmetmesidir, adaletten ayrıldığında o makamdan da ayrılması gereğine dair nazari bir anlayış vardır. Hz. Ömer’in (RA) sorusunun manası budur. İlk iki halifede ise bir şikayet sözkonusu olmamış, halifelerin vefat edene kadar görevde kalması vaki olmuştur. Dolayısıyla “istifa” müessesesi yoktur, o müessesenin gelişmesi için kafi derecede tecrübe birikimi de yoktur. “İstifa müessesesi geliştirilmeliydi” deme imkanınız da yok o dönemde. Çünkü hadise başka bir zaviyeden değerlendiriliyor. Nedir o açı? Raşit halifelerin dördü de, hilafet makamına talip olmamıştır, bir şekilde o makam onlara sunulmuştur. Başka bir ifadeyle, “görev verilmiştir”. Görev verilmişse, görevi layıkıyla yapmak sözkonusudur, görevden kaçmak ne mümkün. O şahsiyetler görev talep etmezler ama görevden de kaçmazlar. O şartlarda istifa meselesi düşünülmüş olsa bile, istifanın anlamı, görevden kaçmak şeklinde görünür. Okumaya devam et “HİLAFET, DÖRT HALİFE VE DEVLET İDARESİ-20-HZ. OSMAN(RA)-4-“

HİLAFET, DÖRT HALİFE VE DEVLET İDARESİ-18-HZ. OSMAN(RA)-2-

Haki bey bu nokta önemli… Hz. Resulü Ekrem Efendimizin meşvereti ile tedrisatının birleştiği nokta. Hem meşveret hem tedrisat… Talebelerinizle müşavere eder misiniz? Buradaki kıvam müthiş değil mi? Bu konudan bahsedelim biraz.

Değil mi? Talebenizle istişare eder misiniz? Doğru bir soru ve doğru bir yaklaşım, talebelerinizle istişare eder misiniz? Bu soruya, müderrisin “Hatem’ül Enbiya” olduğunu, dini son olarak getiren en büyük Risalet sahibi olduğu hususunu da ekleyiniz ve tekrar sorunuz. Talebelerinizle istişare eder misiniz? Bu sorunun cevabı, hayırdır. Kimse böyle bir şey yapmaz. Fakat O yapmıştır. Çünkü O, her şeyin en mütekamil ölçüsünü getiren, o ölçüleri en mütekamil şekilde tatbik eden, insanlığın ufku bir şahsiyettir. Tedrisatla meşvereti harmanlayan, ikisi arasında müthiş bir terkip ve terkip kıvamı gerçekleştiren bir Resuldür ve bu yolla sahabe gibi güzide bir kadroyu inşa etmiştir. Yine yeri geldi, “sahabenin ehemmiyeti nedir?” sorusunu bu meseleyle ilgili olarak tekrar cevaplayalım. Sahabenin ehemmiyetinin sebeplerinden birisi de, müderrislerinin Risalet olmasıdır. Risalet tarafından talim ve terbiyeye tabi tutulmuş olmasıdır. Sahabeyi hafife alanlar için söylüyorum, O müderrisin ders halkasını asla bulamayacakları için, kendilerini veya başka birilerini sahabeyle mukayese etmek küstahlığına düşmesinler. Risalet tedrisatının da bir hususiyetini ifade ettik, meşveret ile tedrisatın mütekamil kıvamda terkip edilmesi… Hem Risalet’in talim ve terbiyesinden geçmiş bir kadrodur sahabe hem de böyle bir kıvamın meyvesidir. Buyurun, yakalayabilirseniz yakalayın o kıvamı. Okumaya devam et “HİLAFET, DÖRT HALİFE VE DEVLET İDARESİ-18-HZ. OSMAN(RA)-2-“

HİLAFET, DÖRT HALİFE VE DEVLET İDARESİ-16-HZ. ÖMER(RA)-8-

Nasıl? Dört halifede zuhur eden vasıflarla hayatın toplamı arasında nasıl bir münasebet var?

Hz. Ebubekir’de (RA) temayüz eden vasıf ve hal, sadakat ve rikkattir, Hz. Ömer’de (RA) temayüz eden vasıf ve hal, celadet ve adalettir, Hz. Osman’da (RA) temayüz eden vasıf ve hal, edep ve hayadır, Hz. Ali’de (RA) temayüz eden vasıf ve hal, idrak (akıl) ve ilimdir.

Sadakat hayatın özüdür, o yoksa hayat bir kabuktan ibarettir. Adalet hayatın gövdesi, iskeletidir, o yoksa hayat ayakta duramaz, yıkılır, çöker. Edep hayatın ölçüsü ve ziynetidir, tezyin edilmemiş hayat, yaşanılabilirlik istidadını kaybetmiştir. İdrak hayatın muhtevasıdır, o yoksa hayat sebep ve neticelerinden varestedir.

Hayat bu dört temel sütun üzerine bina edilmiştir. Bunlardan biri yoksa eksiktir, sallanmaya başlamıştır, eksiklik arttıkça zafiyet artar ve nihayet çöker. Raşit halifelerin hepsinde İslam’ın talep ettiği ahlaki meziyetler mevcuttur. Fakat her birinde, sahip oldukları mizaç ve ahlak meziyetleri, temsil ettikleri hususiyet merkezinde terkip olmuştur.

Dört halifede tecelli eden mana, hem hayatın tabiat altyapısını gösterir hem de İslami hayatın ana unsurlarını ve terkip kıvamını… Bu sebeple İslami hayatı doğrudan doğruya dört halifenin şahsiyetinde ve hayatında takip etmek mümkündür. Okumaya devam et “HİLAFET, DÖRT HALİFE VE DEVLET İDARESİ-16-HZ. ÖMER(RA)-8-“

HİLAFET, DÖRT HALİFE VE DEVLET İDARESİ-15-HZ. ÖMER(RA)-7-

Bu sadece Türkiye ile sınırlı olan bir şey değil. Beşeri sistemlerde, yani tüm dünyada olan bir yapı değil mi?

Evet fakat şu beklenir. Beşeri sistemlerde bile şu beklenir. İnsan aklı tecrübeyi biriktirebilir. Tecrübe edebilir ve tecrübesini biriktirebilir. Ve bunlardan da bir fayda temin eder. Hz. Ali’nin bir sözünü hatırlayalım; “Tecrübe faydasıyla beraber ayrı bir ilimdir”. Herhangi bir insan tecrübe kazanabilir, bunu biriktirebilir. Devlet de arşiv tutuyor, dolayısıyla asırlara sâri uzun zamanların tecrübesini biriktirip ona göre davranabilir. Ama mesela Türkiye’de cumhuriyet döneminde bir tecrübe biriktirilmemiştir. Osmanlıyı kenara itmiştir. Bin yıllık bir tecrübe birikimimiz yok edilmiştir. Asırlarca büyük bir coğrafyayı yönetecek tecrübe birikimimiz var ama seksen yıldır bir iki tane etnik unsurla yaşayabilmenin tecrübesini üretemiyoruz. Önceki birikmiş olanları attınız. Seksen doksan yılda bunu nasıl biriktiremezsin. Hala aynı tekrarlar, aynı hatalar yapılıyor.

O halde Hz. Ömer’in uygulamış olduğu yapıdan almamız gereken birçok ders olmalı, tecrübelerimiz olmalı, günümüzde aile reisinden ustaya, küçük bir kurumdaki idareciden bir müdüre, devlet teşkilatının en altından en üstüne kadar herkesin faydalanması gereken büyük bir tecrübe yekunu var. Okumaya devam et “HİLAFET, DÖRT HALİFE VE DEVLET İDARESİ-15-HZ. ÖMER(RA)-7-“

HİLAFET, DÖRT HALİFE VE DEVLET İDARESİ-14-HZ. ÖMER(RA)-6-

Hz. Ömer dedik, Hz. Ömer’in adaleti dedik, Hz. Ömer’de müşahhaslaşmış devlet adamlığı üzerinde durduk. Yine bir hadise, insanların haklarını koruma konusunda… Kadının biri gelip diyor ki, “Ey Ömer senin adamların bir mescit yapıyorlar, mescidin duvarları benim arsama geliyor”. Yahudi bir kadın sanırım. “Ey Ömer benim arsama tecavüz edildi, hakkımı istiyorum”, diyor. Müracaat ediyor halifeye… Müracaatı yapan gayr-i Müslim birisi. Hz. Ömer ölçtürüyor arsayı, o kadının arsasına tecavüz edilmiş, verdiği karar şu: “Yıkın”. Pazarlığa falan girilmemiş, razı olmayabilir kadın.

Zaten müracaatı var ya kadının “benim arsama tecavüz edilmiş” diye… “Hakkımı istiyorum” dediğinde, tereddütsüz yıkın kararı calib-i dikkattir. Bugün ki adıyla kamulaştırma yapabilir. Yapılan bina cami yani şahsi bir iş değil, ferdi bir iş değil. İbadethane olmak yönüyle kamusal bir binadır. Müslümanlar caminin İslam dünyasındaki kıymetini de iyi bilirler. Orada kamulaştırma yapmıyor. Şu an dünyanın yaptığı kamulaştırma devletin keskin kılıcıdır. Devlet denilen tariflere uymayan örgütün elindeki keskin kılıçtır, kamulaştırma. Girer bir yere ihtiyacı olanı alır. İhtiyacı olmayanı da aldığı vakidir. Alır ve şahıslara peşkeş çeker. Birçok hadise cereyan eder kamulaştırmada. Kamulaştırma konusunun ihtiyaç haline geldiği yerler olabilir. Bunu böyle çok hayalî bir devlet tarifi yaparak uygulanamaz hale getirmek gerekmiyor. Mutlaka kamulaştırma ihtiyacı olabilir. Ama bugün ki uygulanan kamulaştırma hukuku çok hoyrat, çok vahşi, çok kuralsız, çok sınırsızdır. Dünya da böyledir. Dünyada hukuk filan kalmadı aslında. Hukukun kaynağı İslam’dır, İslam hukukudur. Dünyadaki tüm hukuk sistemlerinin kaynağı İslam hukukudur. Batı da oradan süzüp almıştır ama bunu ne Batı söyler ne de bizimkiler bilir. Oradaki tavır enteresandır. Okumaya devam et “HİLAFET, DÖRT HALİFE VE DEVLET İDARESİ-14-HZ. ÖMER(RA)-6-“

HİLAFET, DÖRT HALİFE VE DEVLET İDARESİ-13-HZ. ÖMER(RA)-5-

Devlet o kadar hassas olmadığı için sivil toplum örgütleri var değil mi? Batıda sivil toplum örgütleri biraz da devlet tarifinin eksikliğinden mi kaynaklanıyor, yani devlet vazifesini tam olarak yerine getiremediği için ek örgütler gerekiyor sanki.

Nizam, devletin bariz özelliklerinden biridir. Bir ülkede, bir toplumda nizamın olması, nizamın tesis edilmesi gerekir. Bu o kadar büyük bir ihtiyaçtır ki, mafya da herhangi bir topluluğun içine, bir şehre, bir ülkeye girdiğinde, o da bir nizam tesis eder, kendi kuralları vardır, raconu vardır. Mesele hukuk zeminine oturan, doğru hukuku da bulmuş olan, adil bir nizam olmasıdır. Hukukun üstünlüğünü temin etmeniz için hukuku üstün kılmanız gerekiyor fakat hukuku üstün kılabilmeniz için “üstün hukuku” bulmanız gerekir. “Üstün hukuk” inanılan, iman edilen hukuktur. Ya da kaynağında iman olan, iman edilmiş bir metinden (kaynaktan) süzülmüş çıkarılmış bir hukuktur. O zaman iman ettiğiniz hukuk insanların başının tacı olur. Konu iman konusuysa insanlar başına taç ediyor. İman konusu değilse ayağının altında toprak ediyor. Tepeliyor. Şimdi siz hem iman etmeyeceksiniz. İman edilecek kadar önemli olmayan bir kurallar toplamını üstün kılacaksınız. İnsanın üstün kılmasının zihni manivelası iman etmektir. İman etmediği hiçbir şey üstün değildir. Her hangi bir değeri üstün kılabilmesin tek yolu ruhu ve zihni dünyasına onu iman yoluyla yerleştirmesidir. İnsan orta yerde durur. İmanıyla yukarıya bakar. Akıl cihetiyle aşağıya bakar. Aşağısı hayattır. Her şey, aklına konu olan her şey, ayağın altındadır. Yani faydalanılan bir değerdir. Fayda temin edilen bir değerdir. Oysa imanıyla yukarı bakarken ruhuyla yücelir. Üstünlük atfı, ,üstün değer kabulü sadece imanladır. Aklıyla bir şeyi üstün kılamaz insan. Kendi kendine kılamaz. Mesela kendi aldığı kararlara riayette zorlanır insan. Fert kendi aldığı kararlara kendi yaptığı planlara uymaz. Niye? Çünkü kendi kendine inanamaz. Okumaya devam et “HİLAFET, DÖRT HALİFE VE DEVLET İDARESİ-13-HZ. ÖMER(RA)-5-“

HİLAFET, DÖRT HALİFE VE DEVLET İDARESİ-12- HZ. ÖMER(RA)-4-

Hz. Ömer denilince tabii Hz. Ömer’de farklı değerli özellikler var. Bunların başında bir devlet adamı olarak, yönetici olarak birçok özellikleri var. Hz. Ömer ve bu konu bütünlüğü içinde bizim kültürümüze sahip idarecilerde bulunması gereken özellikleri konuşalım biraz.

Bütün dünyanın tartıştığı, patinaj yapmaya başladığı, siyasal gelişmelerde problemli bir noktayı oluşturan yönetim meselesi, yönetim meselesi ile paralel yönetici meselesi, yönetici şahsiyeti meselesi, çok ciddi bir meseledir. Bu insanlık tarihi boyunca tartışıla gelmiştir. Doğrusu mütekâmil manada yöneticinin ne olması gerektiğiyle ilgili şablonlar da üretilmiş değil siyasal tarihe baktığımızda. Tabii ki iyi ve adil yöneticilerde olması gereken vasıfların listeleri oluşturulmuştur. Fakat yöneticiden önce muhtemelen sistemin, devlet denilen aygıtın nasıl olması gerektiğinden bahsetmek gerekir belki de. Okumaya devam et “HİLAFET, DÖRT HALİFE VE DEVLET İDARESİ-12- HZ. ÖMER(RA)-4-“

HİLAFET, DÖRT HALİFE VE DEVLET İDARESİ-11-HZ. ÖMER(RA)-3-

Hz: Ömer Müslüman olmadan önce çocuğunu diri diri gömecek kadar öfke sahibidir.

O bir vahşet fiilidir. O, insan tabiatında vardır. Diri diri gömmek öldürmenin en uç noktası, çocuğunu gömerken üzerine attığı bir topraklardan sakalına sıçrayınca çocuğu, “babacığım sakalın kirleniyor” diye temizlemeye çalışıyor. İşte aynı Ömer kardeşi ile eniştesinin Kur’an okuduğunda, eniştesini yerle bir eden, kız kardeşini ayaklar altına alan bir Ömer. Müslüman olduktan sonra da “siz dininizi nasıl saklarsınız çıkıp söyleyelim” diyen biri bu, mizaç işte.
İslam o mizaçtan nasıl süzülüyor, İslam onda öyle tecelli ediyor. Mizaç farklılıkları dediğimiz şey orasıdır. Mizacen güçlü, celadet sahibi diyoruz ya, “niye saklanıyoruz” diyor. Çünkü mizacın kudreti yani ruh kudreti ile imanın kudreti birleştiğinde ortaya çıkan şey emsalsiz. Bunun sınırı yoktur. Çevrenizde insanlara bakın mizacen cesaretli insanlar vardır. Hesaba gelen bir cesaret değildir. Akılsız görünür onlar çünkü hesabını yapmamışlardır. Bu mizaca imanı ekleyince, imanın gücünü ekleyince sınırsız oluyor. İnsanda iki tane enerji kaynağı var, mizaç yani ruh, ikincisi imandır. Üç tane enerji kaynağı yoktur insanda, iki tanedir. Bunun ikisi zirve halinde Hz. Ömer’de terkip olmuştur, o şahsiyette cem olmuştur. Okumaya devam et “HİLAFET, DÖRT HALİFE VE DEVLET İDARESİ-11-HZ. ÖMER(RA)-3-“

HİLAFET, DÖRT HALİFE VE DEVLET İDARESİ-10-HZ. ÖMER(RA)-2-

Bunu şu şekilde somutlaştırabilir miyiz? Bir topluluk düşünün o topluluğa Hz. Ömer uzaktan göründü, oradaki topluluk kendisine çeki düzen veriyor ama diğer taraftan aynı topluluk Hz. Osman kendilerine doğru geliyor, bu sefer hayâsından, gelen zatın olgun kişiliğinden dolayı kendisine çeki düzen veriyor.

Korktuğunuz insana da karşı gelmezsiniz sevdiğiniz insana da karşı gelmezsiniz. Sonuç aynı, sebepleriniz farklı, bu mümkün. Aynı sonucu farklı sebepler verebilir. Aynı sebep farklı sonuçlar verebilir. Hayat çok girift, insan da çok girifttir. Hz. Osman’da adalet nakıs değil böyle bir şey söylüyor değiliz. Ama zirveye Hz. Ömer adaletle, Hz. Osman edepl, Hz. Ali akılla, hikmetle, Hz. Ebu Bekir sadakatle çıkmıştır. Her bir vasfı sahibinde tahlil etmemiz gerekiyor, doğru usul budur, biz de bu çerçevede konuşuyoruz. Hz. Ömer’de adaletin tecellisi, celadet kaynağından yani celadet mizacından ciddi anlamda beslenmiştir. Bundan ibaret midir, hayır. Siz sadece celadeti koyarsanız olmaz. Hz. Osman’da olduğu kadar olmasa da Hz. Ömer’de olduğu kadar ahlakı ve hayâyı eklerseniz adalet çıkar. Hz. Ömer’de de ahlak ve hayâ tabii ki çok ileri noktadadır. Ama onun zirvesi Hz Osman’dır. Hz. Ömer biraz daha beridedir. Sadece celadeti koyarsanız ortaya adalet değil zulüm çıkar. Öfkesinden yerinde duramayan şiddet sahibi bir insan, buradan adalet çıkmaz. Onu, ahlakla kıvama getirmiş olmanız gerekiyor. Celadete niye ayarlı şiddet diyoruz, ölçülü şiddet diyoruz? Onun ölçüsü nedir? Nedir ölçüsünü temin eden, ya da ayarını temin eden ve ölçülü kılan? O ahlak, o edep, o hayâ, hadde riayet, hududu muhafaza hassası, o Hz. Osman’dan belki biraz az ise de Hz. Ömer’deki o ahlak celadetini adalet merkezinde dengeliyor. Onun kaynağı nedir? İmanından önceki hali saf celadettir. İslam’ın ahlakını kuşanmamış halindedir. Saf celadet, saf öfke parıl parıldır. Okumaya devam et “HİLAFET, DÖRT HALİFE VE DEVLET İDARESİ-10-HZ. ÖMER(RA)-2-“

HİLAFET, DÖRT HALİFE VE DEVLET İDARESİ-9-HZ. ÖMER(RA)-1-

Hz. ÖMER

Sayın dinleyiciler, bu gün Hz. Ömer konusuna başlıyoruz. Hilafet ve dört halife programımızı sürdürüyoruz, ısrarla da sürdürmeye devam edeceğiz. Dört halife ve devirlerini elimizden, dilimizden geldiği kadar konuşacağız. Evet, Haki Bey, Hz. Ömer konusuna tabii olarak adaletten başlamak gerekir değil mi?

Adalet öyle bir mefhum ki “niçin” sorusunu soramıyorsunuz. “Niçin adalet?” sorusu çok anlamsız geliyor. Bu kadar temel bu kadar derinde bu kadar güçlü bir duygudur. Ve bu tüm cemiyete tüm hayata yayılmak zorunda olan bir mefhumdur. Bunu, hayatın herhangi bir alanından çekip aldığınızda ya da tamamından çekip de bir alana mesela devlete yamadığınızda, o alana sabitlediğinizde o ülkede, o milletin hayatında tedavisi mümkün olmayan çok ağır yaralar açarsınız. Aslında o milletin kafasına sıkmış olursunuz. Kalbine sıkmış olursunuz. Niçin adalet, adaletin ne olduğuna gelmedik daha. Adalet nedir dediğimizde, en temel yanlışlardan birisi adaletin eşitliklerde gerçekleştiğini düşünmektir. Adalet eşitlikte gerçekleşmez yani eşitlik her zaman adalet değildir. Adaleti gerçekleştirmez. Adaletin eşitlikte gerçekleştiği durumlar da vardır. Adalet eşitlikte de gerçekleşebilir. Ama genellikle eşitlik adaletsizliktir. Adaletin tarifindeki temel unsur muvazenedir. Muvazene de herhangi bir muvazene değil yani her hangi bir denge adalet değildir. Dengenin en üstü en gelişmiş şekliyle, en mütekâmil halidir. Dengenin en mütekâmil hali adalettir. Böyle bir adalet tarifi yok bakın. Literatürde böyle bir adalet tarifi yoktur. Bulamazsınız. Türkiye de meri hukukun kaynaklarında bulamazsınız. Bu bizim İslam’dan aldığımız, anladığımız, oradaki metinlerden ürettiğimiz ve kültür olarak yaydığımız bir tespittir, oralardan buluruz, oralardan alırız bunu. Dengenin mütekâmil halidir. Mesela Necip Fazıl’ın İslam’la ilgili tarifi var ya adaletin en iyi tarifidir o. Necip Fazıl’ın İslam tarifi hem İslam tarifidir, hem hayat tarifidir, hem adalet tarifidir. Neydi hatırlayalım o sözü; “İslam zıt kutuplar arası muvazenenin üstün nizamıdır”. Yani en mütekâmil nizamıdır. Şimdi zıt kutuplar arasında bir denge kuracaksınız. Bu denge ise en mütekâmil seviyeye çıkacak. Necip Fazıl’ın İslam tarifi bu, yani bu adaletin tarifidir aynı zamanda. Yani kadın erkek arasında, idare edenle edilenler arasında, ya da hayatın her hangi bir alanında, insanın her hangi bir hayat alanında ne yaparsanız yapın gidip gelip kafanızı tezatlara (zıt kutuplara) çarparsınız. Ayeti kerimede bahsedilir zaten. Varlıklar çift çift yaratılmış ya. Gider gelir zıt kutupları bulursunuz. Çatışmada zıt kutuplarda olur. Bir biri ile tezat teşkil edenler, aralarında çatışır. Zıt kutuplar bir birini çeker o tartışmanın adıdır. O zıtlığı bir yerde dengelediğinizde ne iter ne çeker. Denge o demektir zaten. Okumaya devam et “HİLAFET, DÖRT HALİFE VE DEVLET İDARESİ-9-HZ. ÖMER(RA)-1-“

HİLAFET, DÖRT HALİFE VE DEVLET İDARESİ-4-HİLAFET-3-

Sayın Haki Demir, sizinle biraz da Allah Resulüne halife olabilecek kişilerin özellikleri üzerinde duralım. Az önceki anlattığımız konulara nispetle Hz. Resulullah’a kimlerin halife olabileceğini düşünebiliriz? Ya da halife olabilecek kişilerin özelliklerinin neler olması gerektiği düşünülmelidir?

Aslın bu fikrî anlamda çok zor bir bahis fakat İslam hukuku konuyu mutlaka çerçevelemek durumundadır. Boş bırakmak, boşlukta bırakmak imkânına sahip değil, o anlamda İslam hukuku hilafetin şartlarını belirlemiştir ama ben ondan ziyade dört halifenin temsil ettiği manaları konuşmanın daha uygun olacağı, daha pratik olacağı kanaatindeyim. Bir defa şunu baştan tespit etmekte zaruret var. Allah Resulüne hilafet etmek, ona halife olmak, onu temsil etmek bihakkın kabil değildir. Öncelikle hem ümmetin bilmesinde fayda var hem de İslam devletinin başına geçecek adı Halife olsun ya da olmasın ümmeti temsil edecek ya da herhangi bir İslam devletinde Müslümanları temsil edecek insanların mutlaka bilmesi lazım, Allah Resulüne bihakkın hilafet mümkün değil. Burada bahsi edilecek olan, O’na ne kadar layık olunabilir ne kadar yaklaşılabilir. Bunun örnekleri de Dört Halife’de mevcuttur. İlmi usuller çerçevesinde Dört Halife’nin çok ince bir şekilde tetkik edilmesi lazım. Dört Halife’de hem hilafetin hem de İslam devletinin şekillenişini görmek mümkündür ki bu Hz Ebu Bekir ile başlar. Onda başlar bu şekilleniş. Dört Halife İslam devletinin ilk tecrübesini üretir. Yani ilk tecrübelerini üretmiştir. Zaten Dört Halife’den sonra hilafetin hakkıyla söz konusu olmadığında ulema müttefiktir. İsimlendirme malum, Hulefa-i Raşidin. Raşit halife, dört halifeden sonra mümkün olmamıştır. Fakat ümmetin haklarını koruyacak devlet başkanları olmuştur. Bunlara halife denmesi de mümkündür. Zira dört halife çapında insan olmayacağı için onların seviyesinde halifenin de olmayacağı malumdur. Lakin bu nokta hilafetin ikame edilemeyeceği manasında anlaşılmamalıdır, hilafetin kıymetinin bilinmesi şeklinde düşünülmelidir. Okumaya devam et “HİLAFET, DÖRT HALİFE VE DEVLET İDARESİ-4-HİLAFET-3-“

HİLAFET, DÖRT HALİFE VE DEVLET İDARESİ-2-HİLAFET-1-

HİLAFET

Sevgili dinleyiciler, Haki Bey’le bugün ve önümüzdeki haftalarda Hilafet konusunu konuşacağız. Bunun seri program olacağını düşünüyoruz. Kaç programlık bir seri olacağı konusunda ise bir fikrimiz yok. Ne kadar devam edebilirse o kadar sürdüreceğiz.
Evet, Haki Bey nedir Hilafet? Tabii hilafeti, dört Halife misalinden, onların özelliklerinden yola çıkarak, onların hayat tarzlarını tetkik ederek, fikri damıtma usulüyle konuşmak sanırım uygun olacaktır, değil mi?

Hilafet konusundan bahsedebilmemiz için önce Allah Resulü’nden bahsetmemiz gerekiyor. Allah Resulü (SAV), insan türünün remzidir, ufkudur. İnsani olan her şeyin kendisinde toplandığı, kendisinde temerküz ettiği, kendisinde cem olduğu şahsiyettir. Yani insan kavramının bütün müspet yönlerinin kendisinde, şahsında toplandığı biridir. Okumaya devam et “HİLAFET, DÖRT HALİFE VE DEVLET İDARESİ-2-HİLAFET-1-“