İçimizdeki Batı’nın oğullarına dikkat-2-

İçimizdeki Batı’nın oğullarına dikkat-2-

(Türkiye’de bugün her taraftan hain ve bölücü fışkırıyor. Bu ülkenin selâmeti ve geleceği için atılan her adıma köstek olanlar yine sahnede. Siyasetten, ekonomiye, edebiyattan sanata Türkiye’nin zararına olan her faaliyetin ardında Almanya’ya, Fransa’ya sığınmış ve dış düşmana ajanlık eden Batı’nın oğullarından bir hain çıkıyor. Yüzelli yıldır bu ülkeyi Batı’ya şikâyet eden bu taifenin bugün de faaliyet içinde olduğunu hemen her gün duyuyoruz. Bu taife ve tiplerin zihniyetlerini iyi tanımak gerek… Bunlar Batı’nın oğullarıdır. Batının oğulları yalnızca PKK-FETÖ kisvesinde değildir. Mesela CHP ve benzeri Cumhuriyetçi enteller olabilir. Edebiyat, sanat ve siyaset sahasında ve üniversitelerde çok… Bunların zihniyetini daha önce de ifade ettiğimiz yazılarla bir daha duyurmayı millî vazife addediyoruz)

BATI’NIN OĞULLARININ İLK ZAFERİ TANZİMAT, İKİNCİSİ CUMHURİYETTİR
Okumaya devam et

Share Button

Cumhuriyet, Allahüekber’in “Tanrı Uludur” Diye Okunmasıdır

Cumhuriyet, Allahüekber’in “Tanrı Uludur” Diye Okunmasıdır

Cumhuriyet, balo, opera, İslâmsız Halkevleri, hukukun olmadığı İstiklâl Mahkemeleri, fötr şapka, Türkçe ezan, pozitivist laiklikçilik demektir. İslâm’la varlığını bulup üç kıtada medeniyet dili olan Türkçe’den otuz binden fazla kelimenin tasfiyesi, milletin dinî yaşayış ve değerlerinin “irtica” olarak ilân edilmesi, Kur’ân-ı Kerîm’in yasaklanması ve Allahüekber’in “Tanrı uludur” olarak okunması demektir.

Ayşe, Fatma, Muhammed ve Bekir gibi Hz. Peygamber’in yolunda isimlerin “Osmanlı ve Arap” sayılarak yasaklanması ve yerine Umay, Gökbörü, Asena, Tankut, Tonguç, Bozkurt gibi isimlerin tepeden inme kabul ettirilmesidir.
Okumaya devam et

Share Button

DARBECİ GENERALLERİN ÇÖKÜŞÜ

Darbeci generallerin çöküşü

Rabbim, fakiri ve dostum İsmail Göktürk’ü yalancı çıkarmadı. Yıllar önce demişti: “Göreceksin, bu ülkede generaller de yargılanacak…”

Sonunda o kutlu gün geldi, darbeci generallerin çöküşü başladı. Bir nas yıkıldı ve generallere dokunuldu. Darbecilik cürmünden dolayı onlarca general yargılanacak.

Generaller yargılanamaz, onlar tanrı-devlettir, yargılanmaktan, hesap sorulmaktan masundur, Cumhuriyetin bizatihi kendisidir düşüncesi “kartondan kaleler gibi yıkıldı.” Nihayet darbeci generallerin yekûnu mahkûm oldu.

GENERALLER DE HAPİSLİĞİ TADACAK
Okumaya devam et

Share Button

FETHULLAH GÜLEN’İN TİPOLOJİSİ MAALESEF ÇOK YAYGIN

FETHULLAH GÜLEN TİPOLOJİSİ MAALESEF ÇOK YAYGIN

Fethullah Gülen tipolojisi nedir? Sitemizde birçok yazarımız Fethullah Gülen’in kişilik (şahsiyet değil) tipolojisine dair dolaylı birçok yazı yazdı. Dolaylı yazılan yazılardaki muhtevadan, farklı bir başlığın kompozisyonunu çıkarmak biraz zor bir iştir, bu sebeple doğrudan meseleye temas etmekte fayda var. Fethullah Gülen’in kişilik tipolojisi çıkarıldığında görülecektir ki, Müslümanların lider olarak bağlandıkları insanların kahir ekseriyeti aynı tipolojiye sahiptir. Böylece meselenin ne kadar yaygın bir problem olduğu da görülebilir.

Fethullah Gülen’in, örgüt içinde inşa ettiği mistik kişilik tipolojisi, ölçüleri ve emirleri “kitap”tan değil, bizzat kitabın kaynağından aldığını söyleyecek kadar haddini aşan, kendini mevcut insanların hepsinin üstüne koyduğu gibi tarihteki insanların da üzerinde bir makama oturtan, aslında ise klinik vaka bir psikopattır. Zaten herhangi bir “ölçü” tanımıyor ve sadece “emir”leri kitabın kaynağından aldığını söylüyor. Emirleri kitabın kaynağından aldığına örgütünü inandırdığı için, kitapta bulunmayan ölçüler koyabilen veya kitaptaki ölçüleri kendi indi görüşlerine göre tahrif ve tağyir eden bir “mit” haline gelmiştir. Şehadet kelimesini kaldıran, böylece Müslüman olmanın gerekmediğini söyleyebilen, yerine ise sadece tevhid kelimesini ikame eden Fethullah Gülen, bu işi yapabilmek için ihtiyaç duyduğu yetkiyi, kitaptan alamayacağı için kitabın kaynağından aldığını çevresine söylüyor. Öyle ya, kitabı tağyir etmek için kitabın kaynağından yani Allah’tan emir almak, O’nunla konuşmak gibi bir “makam” gerekiyor.
Okumaya devam et

Share Button

ALİ ÜNAL BASİRET İSTEMİŞ!

ALİ ÜNAL BASİRET İSTEMİŞ!

Ali Ünal, 20.07.2014 tarihli, “Filistin meselesi ve AKP” başlıklı yazısının sonunu şöyle bitirmiş; “Her şeyden önce birazcık basiret!” Yazısının sığlığına bakınca neden “birazcık” basiret istediği anlaşılıyor, oysa bize lazım olan derinliğine bir basirettir, biz derin basiretin ne olduğunu kendisine gösterelim.

Ali Ünal, Erdoğan’ın İsrail’e çalışan birisi olduğunu söylüyor, bu sebeple Filistin meselesine sahip çıkamayacağını, Filistin davasını yüklenemeyeceğini iddia ediyor. Kendinin de mensup olduğu ihanet örgütünün İslam dünyasında ve hatta tüm dünyada İsrail’in en büyük sivil toplum kuruluşu ve o kisve altında istihbarat örgütü olduğundan hiç bahsetmiyor. Kendilerle ilgili en ciddi iddia bu olmasına rağmen, bu iddianın da sayısız delili varken, bu ithamlara hiç temas etmeden başkasını suçlaması basiret gereği değil, bizi ahmak yerine koymaktan ibaret bir ahmaklıktır.
Okumaya devam et

Share Button

TEŞKİLAT, SADAKAT, LİDER KÜLTÜ

TEŞKİLAT, SADAKAT, LİDER KÜLTÜ

Hayatı yaşayabilmek, ayakta kalabilmek, varlığını devam ettirebilmek için teşkilatlanmak gerekiyor. Sıfır teşkilatın olduğu yerde hayat yoktur, bedevilikte bile asgari bir teşkilat vardır. Teşkilatlılık hali o kadar hayati bir meseledir ki, akıl olmayan hayvanlarda bile mevcuttur. İnsan, aklının oluşmadığı bebeklik ve çocukluk yıllarını, teşkilatlı aile ve cemiyet hayatıyla yaşayabilir, bu sebeple teşkilat, akıldan öncedir. Hem hayat hem de akıl, teşkilatlar yekununun neticesi ve eseridir. İnsan, sayısız teşkilatın ördüğü bir hayat içine doğar ve orada varlığını devam ettirebilir.

Bazıları teşkilatlardan (dernek, vakıf, siyasi teşekküller) uzak durmak temayülündedir. Bunlardan uzak durduğunda teşkilattan ve teşkilatlılık halinden uzakta yaşadığını zanneder. Oysa okula gider, o bir eğitim teşkilatıdır, bakkaldan ekmek alır, o bir ticari teşkilattır, bankadan kredi alır, o bir finans teşkilatıdır ila ahir…
Okumaya devam et

Share Button

TABANI AYIRALIM, TAMAM, AMA NASIL?

TABANI AYIRALIM TAMAM AMA NASIL?

Fethullah Gülen örgütünün tabanı ile tavanı arasında ciddi bir uçurum var, tavanıgerçekten bir ihanet şebekesine dönüşmüş durumda. On metre ilerisini görecek kadar feraset sahibi her Müslüman bunu anladı. Gizli örgütlenmelerin gerçekten de böyle bir problemi var, taban, tavandan haberdar değil. Gizli örgütlenmede kural, tabanın tavanı sorgulaması yasaktır. Zaten prensip olarak serbest olsa da, sorgulama imkanı fiilen yoktur. Fiilen sorgulama yolu açık tutulsa da, tavanın ne yaptığından tabanın haberi olmayacağı için sorgulama havanda su dövmek gibidir.

Gizli örgütlenmede teşkilatın tüm bünyesi “sır” mefhumu üzerine kurulur. Her ferd ve her birim kendi işiyle ilgili meseleleri bilir, başkalarının alanına giremez, girmeye çalıştığında “ajan” damgası yer ve ihraç edilir. Hiç kimse bilmemesi gereken bilgiye talip olamaz, o bilgiye talip olmanın ajanlık olduğunu bilir. İllegal örgütlenmenin tabiatı budur, eğer illegal örgütlenmeye karar vermişseniz, bu prensipler doğrudur da. Hem illegal örgüt kuracaksınız hem de tüm bilgileri herkes bilecek… Böyle bir şey olmaz.
Okumaya devam et

Share Button

CHP’nin Bugünü de Cemâziyelevveli Gibi Kirlidir

CHP’nin Bugünü de Cemâziyelevveli Gibi Kirlidir

Chp’nin dönemlere göre aldığı uğursuzluk alâmeti sayılan namları türlü türlüdür: Kemalist dönemi Chp’si, “Almancı, İsmetçi” Chp’si. 60 Darbesi ve 71 Muhtırası arasında sosyalist sol Chp’si. 74-77 Yılları arası sol söylemlerle sağcılardan oy toplayan ve “Kıbrıs Zaferi’nin ekmeğini yiyen Karaoğlan Ecevit” Chp’si. Baykal’ın “Suya sabuna dokunmayan ulusalcı memur” chp’si. Kılıçdaroğlu’nun Amerikancı ve şehirli lümpen kesim Chp’si.

İnönü Chp’sinin millet hafızasında bıraktığı kötü izi yeri gelmişken bir daha hatırlamakta fayda var. Dedelerimiz ve babalarımızın, İnönü dönemini “Geldi İsmet, kesildi kısmet” tekerlemesiyle ifade etmelerinin altında zulmün açtığı yaralar vardı. İnönü’nün 28 Nisan 1960 günü Meclis’te yaptığı konuşma utanç vericidir: “Arkadaşlar şartlar tamam olduğu zaman millet için başka çıkar yol yoktur kanaati zihinlere ve bütün müesseselere yerleşirse ihtilâl meşru bir hak olarak kullanılacaktır.”

BİLDERBERG’E KATILAN VE AMERİKAN ROCKFELLER BURSU ALAN ECEVİT
Okumaya devam et

Share Button

CEMAAT GÜNLÜKLERİ-(14.02.2014)-AHLAKSIZLIĞIN TESCİLİ

CEMAAT GÜNLÜKLERİ-(14.02.2014)-AHLAKSIZLIĞIN TESCİLİ

Zaman gazetesinin 13.02.2014 tarihli internet sitesinde iki haber; birisi Fethullah Gülen’in avukatının, beddua meselesindeki yalanlaması, diğeri ise Orta Afrika Cumhuriyetindeki Müslüman katliamı… Bu iki haber ve haberlerin kaynağından hadise, Fethullah Gülen ve örgütünün ne denli ahlaksızlaştığını gösteren ve kamuoyunda tescil eden mahiyette.

Fethullah Gülen’in avukatının açıklamasının esası niteliğindeki kısmı şöyle;

“Yalan ve iftiradan medet uman bu odaklar tarafından, müvekkilimin ‘Başbakan’ın ölmesi için beddua edin emri verdiği’ şeklinde ahlaksızca bir iddia ortaya atılmıştır. Hukuku hiçe sayan bu kişiler ahlak ilkelerini de alt üst ederek insanları karalamaktan ne yazık ki çekinmemektedirler.
Çirkin, densiz, seviyesiz bir iftiradan ibaret olan bu iddia kesinlikle doğru değildir.
Olayları çarpıtma hıyanetini irtikâb eden, kara ruhlu, kara düşünceli, kara vicdanlı, kara kalemli bu insanlar, iftiralarına yenisini ekleyerek ‘Başbakanın ölmesi için beddua emri verildi’ diyebilmiştir. Bu alçakça iddiaya bir de bununla ilgili kayıtlar var denilerek kılıf uydurmaya çalışmak insafsızlık, vicdansızlık ve ahlaksızlıktır.”
Okumaya devam et

Share Button

CEMAAT GÜNLÜKLERİ-(05.02.2014)

CEMAAT GÜNLÜKLERİ-(05.02.2014)

Mehmet Kamış, bugün (05.02.2014), “Başbakan bir daha balkon konuşması yapabilir mi?” başlıklı bir yazı yazdı. Yazısına, başbakanın bir balkon konuşmasından belli bölümü iktibas ederek başlıyor ve şu tenkitleri yapıyor.

“Peki bugün Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, böyle bir konuşma yapabilir mi? “Bize oy veren ya da vermeyen bütün vatandaşlar sizi anlıyoruz, hassasiyetlerinizi, kaygılarınızı ve korkularınızı anlıyoruz. Biz de o hassasiyetlerinize göre hareket edeceğiz.” diyebilir mi? Bu sözleri söylese de inandırıcı olabilir mi?
Benim kanaatim odur ki, Başbakan böyle bir konuşmayı kendisi de yapmaz. Çünkü Türkiye’nin başbakanı olmaktan çoktan vazgeçti. Önce kendi partisinin başbakanı haline geldi, daha sonra da parti içinde bir kliğin başbakanı olmayı tercih etti. Bugün sadece o oligarşik kliğin söylediklerine inanan ve onun haricindeki her şeye ve herkese savaş açmış bir başbakan durumunda.”
Okumaya devam et

Share Button

YENİÇAĞIN İLK BÜYÜK İMTİHANI

YENİÇAĞIN İLK BÜYÜK İMTİHANI
Akparti ülkede üst üste üç genel seçim, iki mahalli seçim, iki de referandum kazandı. Başarılarıyla birlikte oyları da sürekli artan bir grafik çizdi. Ülkenin iktisadını sağlam bir zemine oturttu, buradan aldığı güçle silahlı ve silahsız vesayetin hesabını gördü. İki bin onlu yıllara geldiğinde içeride yeterince yerleşmiş, güçlenmiş ve kökleşmiş olarak hariciyeye yöneldi. İçerideki pislikleri temizleyinceye kadar dışarıdaki pisliklerle kavga etmeyen Akparti, içeriyi güçlendirdikten sonra dışarıya dönük hamleler yapmaya başladı.

Allah’ın takdiri, bu demde Arap dünyası patladı. Kağıttan kaplan gibi Arap diktatörler arka arkaya devrilmeye başladı, Tunus, Mısır, Libya, Yemen… Yapılan seçimlerden Müslümanlar galip çıktı ve iktidara geldi. Ne kadar güzeldi.

Ne var ki fazla sürmedi, devrim dalgası önce Suriye’de hain ve katil Şii sürüleri tarafından durduruldu. Sonra Mısır’da darbe oldu, Tunus da neredeyse Mısır’ın akıbetine uğruyordu. Katar’da ise sessiz darbe yapıldı ve iktidar tekrar ABD, İsrail safına geçti. Sonunda sıra Türkiye’ye geldi, ümmetin karargahını kuşattılar ve şiddetli dalgalar halinde saldırmaya başladılar.
Okumaya devam et

Share Button

ŞİA ve İRAN’IN İHANETİ-E-KİTAP

Şia’yı ayrı bir mezhep olarak düşünmek alışkanlık oldu. Şia mezhebi ve Sünni mezhebi kavrayışı yerleşti. Bu kullanım yaygınlaştı, derinleşti. Şia ile Sünnilerin arasındaki tartışma, çatışma, rekabet, mezhepler arası bir hadise olarak kabul edildi. Bu anlayış ağır bir yanlışlığa işaret ediyor.

İslam’ın ana gövdesi Ehl-i Sünnettir. Ehl-i Sünnet, bir mezhep değil, İslam’ın ta kendisidir. Başından beri akıp gelen ana mecradır. Mezhepler vardır ve Ehl-i Sünnetin içindedir. Ehl-i Sünnet mezhep ismi, Şia da başka bir mezhep ismi olarak zikredildiğinde, her şey birbirine karışır. Okumaya devam et

Share Button