ŞEREFLİ İNSANLAR, DÜNYANIN ŞEREFİNİ KURTARDINIZ

Mısır halkının ve İhvan’ın mukavemeti, yaşadığımız devirdeki herhangi bir hadiseyle mukayese edilebilir gibi değil. Halkın sokaklardaki mukavemeti, yanında vurulup yere düşen arkadaşına, akrabasına rağmen devam etme cesaret ve dirayeti, ordu, polis ve baltacı eşkiyatların insanları öldürmeye başlamasına rağmen sokakları bırakmaması, önünde hürmetle eğilecek bir insanlık destanıdır. İhvan liderlerinin çocuklarının keskin nişancılar tarafından özellikle hedef alınması ve şehit edilmesi, buna rağmen liderlerin çocuklarını sokaklardan çekmemeleri, şehit çocuklarının naaşı önünde dirayetini kaybetmemesi, mücadeleye devam etmesi, vakarlarını dimdik ayakta tutması müthiş hadiseler.
Birçok şey söylenebilir şüphesiz. Bu çapta muhteşem bir hadise hakkında kitap bile yazılabilir ve hala her şey söylenmiş olmaz. Bir husus özellikle dikkatimiz fazla çekti, o nokta üzerinde durmak istiyoruz.
İhvan liderleri ve arkalarındaki halk, başta bütün Müslümanlara, sonra tüm yeryüzüne ve insanlığa şeref kattı. Bu günün tüm insanlığına yetecek kadar şeref getirdiler dünyaya ve tüm insanlığa gösterdiler. İleride tarih yazılırken, bu devrin tahlillerinde, Mısır’daki İhvan ve mensuplarının, şerefi temsil ettiklerini, tüm dünyaya rağmen bunu yaptıklarını, tüm dünyanın kendilerine karşı şerefini kaybettiğini, dünyanın şerefsizliğine rağmen şereflerini muhafaza ettiklerini kaydedecek. Bu devir için tarih, şerefin bir-iki ülkede kaldığını, onların da çok yüksek bir şeref payesine ulaştıklarını, bu sayede hala dünyada insanların ve insanlığın yaşadığını söyleyecek ve şunu ekleyecek; “Eğer o devirde onlar olmasaydı, insanlık alet kullanan hayvanlar topluluğu olarak yaşamaya devam edecek ve bir daha insanlaşamayacaktı”. Okumaya devam et “ŞEREFLİ İNSANLAR, DÜNYANIN ŞEREFİNİ KURTARDINIZ”

FİKİRTEKNESİNİN BÜYÜK BAŞARISI-3-MÜŞTEREK ANLAYIŞ

Mısır’da darbe yapıldığının ertesinde (05.07.2013) konu ile ilgili sitemizde yayınlanan ilk yazı, “Müslümanlar… Meydanları bırakmayın” başlığını taşıyor. Bu yazının ana fikri şuyud; “Meydanları terketmeyin, birlikte durun, evlerinize dönmeyin, eğer dağılır ve eve giderseniz tek tek avlanırsınız, direndiğinizde vereceğiniz kayıplardan çok daha fazla kayıp verirsiniz”. Fikirteknesi, darbe ve darbeye karşı direnişin başladığı günden itibaren bu anlayışı sürekli gündemde tuttu.
O yazıda konu şu şekilde teşhis edilmiş;
“Meydanları boşaltmaları ile ilgili tüm telkinlere karşı direnmeliler, kendi içlerinden bile böyle bir telkin gelse itiraz etmeliler, meydanları boşaltıp da evlerine dönmeye başlarlarsa, tek tek avlanırlar. Büyük operasyon kararı demek, yüzbinlerce belki milyonlarca Müslümanı temerküz kamplarına toplamak hatta katletmek demektir. Milyonlarca insanın meydanları işgal etmesi halinde buna cesaret edemezler ama evlerinden tek tek toplayabilirler ve katledebilirler.
Mısırlı Müslümanlar, asla evlerinizde yakalanmayın, asla uykuda yakalanmayın, asla tek tek yakalanmayın, asla pijamalarınızı giymeyin, rehavete kapılmayın, korkmayın. Ölümden korkacak gün, bu gün değil, unutmayın zaten öldürecekler, unutmayın zaten hapse atacaklar, unutmayın zaten işkence yapacaklar, bunların çaresi toplu halde bulunmak, meydanları işgal etmek, darbeyi iflas ettirmek…” Okumaya devam et “FİKİRTEKNESİNİN BÜYÜK BAŞARISI-3-MÜŞTEREK ANLAYIŞ”

ZORLU EŞİKTEYİZ, SIRAT KÖPRÜSÜNDEYİZ

ZORLU EŞİKTEYİZ, SIRAT KÖPRÜSÜNDEYİZ
Arap baharının tersine döndüğünü söylüyorlar. Oysa İslam baharı geliyor. Türkiye’nin yalnızlaştığını söylüyorlar, doğru söylüyorlar fakat propagandistlerin gözlerden saklamaya çalıştığı husus, Türkiye’nin Müslüman halklar nezdinde sürekli kalabalıklaştığıdır. Mısır’da askeri darbe yapılıyor, Türkiye darbeye destek vermiyor, tabii olarak katil cunta idaresi tarafından hasım haline geliyor ve Türkiye yalnızlaşıyor. Türkiye’nin Sisi tarafından terk edilmesi, bu şekilde bir yalnızlaşma yaşaması, kelimenin tam manasıyla bir şereftir. Türkiye yalnızlaşıyor, çünkü katiller, fahişeler, hırsızlar, gasıplar Türkiye’yi terk ediyor. Bu öyle bir yalnızlaşma ki, her açıdan “saflaşma”, “arınma”, “temizlenme”dir.
Bir insan (devlet), katillerle, zayıf durumunda münasebet kurmak zorunda kalsa, biraz gücünü topladığında onlara karşı tavır koysa, onlar da o insanı (devleti) terk etse, ne lazım gelir? El cevap, şükretmek lazım gelir. Türkiye hem safını ve istikametini sabit tutuyor hem de “saf”laşıyor, daha ne istiyorsunuz?
Rejimler, diktatörler, krallar, melikler, zalimler, katiller Türkiye’yi terk ediyor, elhamdülillah… Bunların her biri terk ettikçe, mazlumlar, mağdurlar, zayıflar, Müslümanlar, özellikle vurgulayalım ki samimi Müslümanlar Türkiye’nin yanında saf tutuyor, Türkiye’ye kalpten bağlanıyor. Türkiye’nin siyasi tesiri bu gün için azalıyor belki ama içtimai tesiri sürekli ve kalbi derinlikte genişliyor. Okumaya devam et “ZORLU EŞİKTEYİZ, SIRAT KÖPRÜSÜNDEYİZ”

ŞUURLAR PATLIYOR

ŞUURLAR PATLIYOR
Mısır’da Çanakkale’den sonraki en büyük destan yazılıyor, Çanakkale’de ordumuz vardı, Mısır’da ordumuzda yok, bu zaviyeden bakıldığında silahsız mukavemetin destanı olan Mısır, Çanakkale’den çok daha büyük bir destan oldu.
Tüm dünya panikledi, herkes kendi zaviyesinden sanki çıldırdı. Bazı Müslümanlar Mısır ordusunun büyük katliamı karşısında afalladı, panikledi. Mısır ordusu, cuntası, diktatörü ve onlara destek veren batıdan doğuya, kuzeyden güneye tüm dünya, İhvan’ın ve Mısır halkının muhteşem mukavemeti karşısında panikledi.
Hiç birimiz Mısır’daki hadiselerin bu şekilde cereyan edeceğini beklemiyorduk. Darbe taraftarları İhvan’ın mukavemeti karşısında şaşırdığı gibi, ordunun katliamına da şaşırdı. Darbenin yapılacağını, birkaç gösteri olacağını, düşük yoğunluklu polis müdahalesiyle (hatta hiç müdahale etmeden bir müddet sonra) biteceğini düşünüyordu, halkın mukavemeti karşısında önce afalladı, birkaç müdahaleden sonra dağılmadığını görünce panikledi. Hazır değildiler, asla bu kadarını beklemiyorlardı ve bu çapta bir hazırlık yapmamışlardı. Halka müdahalenin şiddetini sürekli artırdılar, bunun sebebi, meseleyi anlamamış olmalarıydı, hazırlık yapmamış olmalarıydı. Çok basit bir düşünce yapıları var, “iki yüz kişiyi öldürdüğümüzde olmadıysa iki bin kişiyi öldürdüğümüzde olur.” Bu bir panik hali, yeniliyorlar ve kendilerini emniyette hissetmiyorlar, köşeye sıkışmış sırtlan gibiler. Okumaya devam et “ŞUURLAR PATLIYOR”

ÖLÜRKEN TERKETMİŞTİK, DOĞARKEN DE TERKECEK MİYİZ?

ÖLÜRKEN TERKETMİŞTİK, DOĞARKEN DE TERKEDECEK MİYİZ?
Mısır merkezinde cereyan eden hadiseler, eski “düvel-i muazzama” meselesini tekrar aktüel hale getirdi. Eskiden düvel-i muazzama karşısında zayıf da olsa bir Osmanlı devleti vardı, şimdi ise Müslümanların birliğini temsil eden, onlar adına kararlar alabilen bir merkez (karargah) yok. Bu çok ağır bir durum…
Osmanlının işgal edildiği birinci cihan harbinden sonra, ülkenin maddi planda kurtarılması için bu milletin tüm iddialarından vazgeçmesini, İslam’ı bırakmasını, İslam’ın kendi öz yurdunda parya haline getirilmesini talep eden batılılar, karşılarında bu taleplerini yerine getirmek için kendilerinden daha fazla iştahlı bir kadro bulmuştu. Cumhuriyet devrimleri denilen işler bu süreç sonunda yapıldı ve İslam’ın tarihten tasfiye edildiği düşünüldü. Millet tarihi iddialarından resmi yönetim alanında vazgeçmiş, hilafet ilga edilmiş, Şeriat-ı Garra mer’iyyetten kaldırılmıştı, bunun adına da “kurtuluş” dendi. Neden kurtulmuştuk, tabii ki (haşa) İslam’dan… Kendisine karşı savaştıklarımızın tüm değerlerini aldık, bizim tüm değerlerimizi reddettik ve “kurtulduk”…
Bir asırdır batıya ta kalbinden teslim olarak “kurtulmuş” şekilde yaşadık. Ne zaman ki kurtarıcılardan ve onların kurtarma reçetelerinden (devrimlerinden) kurtulmaya başladık, “düvel-i muazzama” harekete geçti. Ne zaman ki Akparti hükümetinin niyetinin İslam dünyasını ayağa kaldırmak olduğu anlaşıldı, “düvel-i muazzama” çıldırdı. Okumaya devam et “ÖLÜRKEN TERKETMİŞTİK, DOĞARKEN DE TERKECEK MİYİZ?”

“EY İMAN EDENLER, İMAN EDİNİZ…”

“EY İMAN EDENLER, İMAN EDİNİZ…”
Bu Ayet-i Kerime’nin manasını hiç bu günkü kadar anlamamıştım. Mısır başta olmak üzere İslam dünyasındaki hadiselere Müslümanların bakışını görünce, dilimde tesbih haline geldi, önce kendim olmak üzere, bu mukaddes ihtar ve ölçünün manasını tüm Müslümanların yeniden hatırlaması ve gereğini yerine getirmesi lazım.
Mısır’daki büyük katliamlara karşı, batıdan, AB’den, ABD’den medet uman, onlardan herhangi bir ses ve kıpırdama, yardım ve katkı bulamayan, bu sebeple de sürekli onları itham eden Müslümanlar, Allah ve Resulünün düşmanlarına itimat edilmeyeceğini, nasıl olur da elinizde Kur’an-ı Kerim gibi bir kitap varken, tecrübe ederek öğrenirsiniz? Yoksa siz onlara itimat mı etmiştiniz, yoksa siz onlardan yardım göreceğinizi mi ümit ediyordunuz? “Ey iman edenler, iman ediniz…”
Yeni İslam çağı başlıyor, kim dedi ki kolay olacak. Yeni İslam çağı, batılılarla, batıya itimat edenlerle, Allah’tan başka itimat mercileri olduğunu düşünenlerle kurulur mu zannediyorsunuz? Eğer, batılı akılla düşünenler yeni İslam çağını kuracaksa, zaten o çağ, İslam çağı olmayacaktır. Batının, batı değerlerinin Müslümanlar tarafından yeniden üretilmesi manasına gelmez mi? Yeni İslam Çağı, “saf mümin” şahsiyetlerin eliyle inşa edilecektir, öyleyse “Ey iman edenler, iman ediniz…” Okumaya devam et ““EY İMAN EDENLER, İMAN EDİNİZ…””

Kim Darbeci Generallerden Yana İse O, Katliam Ortaktır

Kim Darbeci Generallerden Yana İse O, Katliama Ortaktır

Türkiye’de ve dünyanın bütün ülkelerinde bir kısım generaller darbeci ve katliamcıdırlar. Mesleklerini pozitivist cihetiyle tâlim ettikleri için acıma ve merhamet duygusu taşımazlar. Aldıkları Harp Sanatı eğitiminin insanî, kalbî ve her şeyden önce İslâmî bir zemini olmadığından bir nekrofil, yani ölüsever karakterine dönüşebilirler. Bundandır ki dünyanın her ülkesinde bir kısım generaller katliam yapabilir, kan dökebilirler.
Generalliği nasıl anladıklarına bağlıdır darbecilikleri, yani katliamcılıkları. Pozitivist, acımasız ve katliam tutkusuna sahip küffar Batı “uygarlığı” eğitiminin bir ürünü olan general Türkiye’de de ve diğer ülkelerde de Batılılaşmanın ortaya çıkardığı bir üst asker tipidir.
Öyle ki karşı duracağımız zâlimler darbeci generaller olunca, yüreğimizi ve hafızamı daima diri tutmak, 27 Mayıs ve 12 Eylül generallerinin yaptıkları idamları ve katliamları unutmamak gerek. 27 Mayıs ve 12 Eylül’de darbelerine karşı duruşta ne hissettiysek, Adeviye Meydanı’nda aynı duygu ve düşünceler içindeyiz.
27 Mayıs, 12 Eylül ve 28 Şubat generalleri Türk ülkesindeki Müslümanlara nasıl katliam ve işkenceler yaptılarsa, aynı kanlı ruhu taşıyan benzer generaller Adeviye Meydanı’nda İslâmca hürriyeti ve hakkı için nâra atan, gözyaşı döken ve darbeye karşı duranlara katliam ve işkence yapıyorlar. Türkiye darbeler tarihinde generallerin postalları altında ezilişimizin acılı yankıları Rabiatul Adeviye’de yankılanıyor şimdi. İki ülkede de zâlimler aynı; ölüsever ve darbeci generaller… Okumaya devam et “Kim Darbeci Generallerden Yana İse O, Katliam Ortaktır”

İSLAM’IN YENİÇAĞI…

İSLAM’IN YENİÇAĞI…
Çok yazdık, çok yazıldı, Müslümanlar tarihte hiç bu kadar zelil olmamıştı, kendi kaynaklarından hiç bu kadar uzak düşmemişti. İslam, yeryüzündeki tasarrufunu hiç bu kadar derin ve uzun süre kaybetmemişti. İslam Medeniyeti on dört asırdır kesintisiz geliyordu, bir coğrafyada çöktüğünde başka bir coğrafyada diriliyor, inşa ediliyor ve ümmete ve insanlığa ümit kaynağı ve dayanak olmaya devam ediyordu. Birkaç asırdan beri ümmet ve insanlık, İslam Medeniyetinden mahrum, bu çok ağır bir durum…
Müslümanlar her şeylerini kaybettiler. Ellerinde kalan tek kıymetleri, imanlarıydı. Yirminci asır boyunca imanlarını muhafaza etme derdine düştüler, bazen yobazca da olsa imanlarını muhafaza ettiler, ki biz o insanların çocuklarıyız. Üzerlerine gelen batı uygarlığının tüm muzahfaratına karşı mukavemet etmek çok zordu, bilgi dediler, bilim dediler, kültür dediler, sanat dediler ve İslam’ın tüm kıymet ölçülerini imha ettiler. Alimleri darağacında sallandırılan Müslümanların imanlarını muhafaza etmesinin yobazca bir direnişten başka bir yolunun kalmadığı devirler yaşandı. İnsanlar ne yapacağını, nasıl yapacağını, ne okuyacağını, nasıl okuyacağını bilemez halde iman ettiler ve onu korumak için bazen tuhaf yollara saptılar. Bilgisiz ve ilimsiz iman nasıl korunabilirdi ki, Kur’an-ı Kerim’i okumanın bile yasak olduğu devirlerde iman nasıl korunacaktı ki… Halkla kavga eden ahmaklar, halkın nerelerden geldiğini çabuk unutmuşa benziyor. Okumaya devam et “İSLAM’IN YENİÇAĞI…”

YENİ BİR LİDER, YENİ BİR ÜLKE DOĞUYOR

YENİ BİR LİDER, YENİ BİR ÜLKE DOĞUYOR
Yeni bir ülke doğuyor, yeni bir lider doğuyor. İslam dünyası ikinci liderini doğuruyor, bunun sancılı olması tabii ki kaçınılmaz. Büyük liderlerin doğumu büyük hadiselerle olur, bu sebeple büyük sancılar yaşanır. Mısır Memluklerden beri ilk defa tarih sahnesine çıkıyor. Bunun ucuz olmasını bekleyenler tabii ki yanılıyor.
Ordunun darbe yapması, İhvan’ın keskin bir ferasetle direnme kararı alması ve bu kararını dirayetle tatbik etmesi, darbe ittifakının beklemediği, hatta İslam dünyasının bile beklemediği bir hadise oldu. Herkes şaşırmış halde hadisenin cereyanını izliyor, bir kısım hafifmeşrep yazarların “olmaz, olamaz” dediği vakıa gerçekleşiyor. Doğu ve batı bloku ile birlikte içimizdeki “fikir ayarsızlarının” da şaşkın bakışları arasında bir halk ihtilali yaşanıyor.
Akıllarını reel-politik hesaplara mahkum ederek, Cenab-ı Allah Azze ve Celle’nin yardım ve ihsanını hesaba katmayanlar, tarihteki iğrenç ve iğreti yerlerini aldılar, her İslam ülkesi bu hafifmeşrep kişileri not etti, ediyor. Tüm hayasızlıklarıyla yanlış mevzilere yerleşenler, kendilerini hızla ümmetten tefrik ediyor, başka bir istikametin yolcuları olarak boy gösteriyor. Bunlar o kadar utanmaz adamlar ki, yarın İhvan Mısır’da direnişinin en parlak zaferini kazandığında bile kamuoyunda boy göstermeye devam edecekler, İhvan’ın direnişi (Allah muhafaza) netice vermezse de “ben söylemiştim” pişkinliği ile yanlış mevzie yerleşmelerinden kendilerine pay çıkaracaklar. Anlaşılmalıdır ki bu alçaklar, Müslümanların zihinlerini ve hayatlarını kemiren parazitlerdir, safra olarak hızlı şekilde bünyeden atılmalıdır. Okumaya devam et “YENİ BİR LİDER, YENİ BİR ÜLKE DOĞUYOR”

İSLAM’IN İKİNCİ ÇAĞINI BAŞLATACAK KUTLU İNSANLAR

İSLAM’IN İKİNCİ ÇAĞINI BAŞLATACAK KUTLU İNSANLAR
ABD ve bazı Avrupa ülkeleri Muhammed Mursi’nin salıverilmesini istemiş, bu ne anlama geliyor? Biz ABD’yi umursar mıyız, asla… Ama o açıklamanın bir anlamı var, Mısır’da yaptırdığı darbeye İhvan’ın sert ve sabırlı isyanının neticeleri ortaya çıkmaya başladı. Demokratik seçimlerle iktidara gelen Müslümanların elinden iktidarı almayı güya zekice organizasyonlarla başaran ABD, Mısır’ın yiğit evlatlarının sert tepkisine çarptı, ortaya çıkacak neticenin kendileri için daha büyük zarar doğuracağını gördüğü için politikasını değiştirmek zorunda kaldı. “Sakın anlaşmayın… Bu bir ihtilal” başlıklı yazımızda bahsini ettiğimiz üzere, askeri darbe Mısır’da Müslümanlar için çok daha iyi bir netice ortaya çıkaracak. İhvan’ın direnişi, bu neticeyi, darbeye destek veren hatta bizzat planlayan ülkelerin bile anlamasını sağladı.
İhvan, bu süreçte, tarihi boyunca yaşadıkları en büyük imtihanla karşı karşıya kaldı ve tarihinin en büyük imtihanını kazandı. Zaferin hala gerçekleşmemiş olması, neticenin ne olacağının belli olmaması bu durumu değiştirmez, imtihan, ne zaman ne yapacağımızla ilgilidir, netice ile ilgili değil. Zafer, doğrudan doğruya Cenab-ı Allah Azze ve Celle’dendir, zaferi nasip eder veya etmez, O bilir. İmtihan tedbirdedir, neticede değil, İhvan, tedbirini aldı, imtihanı kazandı.
Tedbir ile netice arasında bir illiyet rabıtası yok mudur? Tabii ki var, tüm tedbirler neticeye matuf olarak alınır, netice alıcı tedbirler geliştirilir ve tatbik edilir. Gözler neticededir, tedbirler onu gerçekleştirmek içindir, neticeden bağımsız tedbir alınmaz, “tedbir fikri” neticeye kilitlidir. Tüm bunlara rağmen netice Cenab-ı Allah Azze ve Celle’nin tasarrufundadır, böyle bilinir, böyle inanılır. Okumaya devam et “İSLAM’IN İKİNCİ ÇAĞINI BAŞLATACAK KUTLU İNSANLAR”