Kültürün iktidarı mı, iktidarın kültürü mü?

Kültürün iktidarı mı, iktidarın kültürü mü?

Yazar Metin Acıpayam sordu; âcizâne biz söyledik:
-Kültürün iktidarından mı, iktidarın kültüründen mi bahsetmemiz gerekiyor?
Elbette kültürün iktidarından bahsetmek gerek. Tabii ki kültürü modern anlayışla değil, İslâmlaşmış kültür değerlerimizle anlamalıyız. Bunun daha üst mânası hayatımızı bir baştan bir başa maddî ve mânevî olarak kuşatması gereken İslâm medeniyetidir. Bugün Türkiye’de bu mânada kültür ve medeniyet değerlerimizin hâkimiyeti çok cılızdır. Var olanlar folklorik, turistik ve müzelik mahiyette bir değer olarak yanımızda yönümüzde yer alıyor. Fakat hayatımızı, düşüncemizi, ahlâkımızı yönlendirmesi bakımından tesiri çok az. Çünkü modern seküler bir dünya salgın hâlindedir ki, iktidarların bu husustaki gücünü kırmaktadır. Okumaya devam et

Share Button

Cemaat İktidarlaşmamalı, İktidar da Yolsuzluk Şaibesi Taşımamalı

Cemaat İktidarlaşmamalı, İktidar da Yolsuzluk Şaibesi Taşımamalı

Cemaatler iktidarlaşmamalı, iktidarlar da yolsuzluk lekesi taşımamalı. İktidarlaşan ve bazı güçlerin gayelerine alet olan cemaatlerin millet nezdindeki ihlâs ve istikametinden endişe edilmeye başlanır.

Cemaat anlayışının dar kalıplar ve dünyevî pozisyonlar içinde itibarını zedelemek, Müslüman Türkiye’nin rüyasını görenlere zarar verir.

Cemaatler, varlık sebeplerinin ortadan kaldırılacağı vehmiyle siyasi angajmanlara girmemeli, İslâmî istikamette olmayı gaye edinen bir hükümetin, medya imkânlarıyla itibarsızlaştırılmasına yardımcı olmamalı. Art niyetli ve yıkıcı iç ve dış derin çevrelerin dümen suyunda gitmemeli.

Manipülasyonlarla, dezenformasyonlarla, tarafgirlik psikozuyla cemaatin medyası ve seçkinlerinin yönlendirildiği, karanlık koalisyon hükümet oluşumlarına alet edildiği açıktır.
Okumaya devam et

Share Button

AKPARTİ NEDEN İKTİDARDAN DÜŞMEZ?

AKPARTİ NEDEN İKTİDARDAN DÜŞÜRÜLEMEZ
Türkiye’deki muhalifler ve muhalefet düşüncesi çok basit, çok yüzeysel, çok beceriksizdir. Akparti’ye karşı yapabilecekleri hiçbir şey yok, sadece iktidardan düşmesini bekliyorlar. Akparti kendi kendine yıpranacak, aşınacak, halkın gözünden düşecek ve iktidardan uzaklaşacak. Bundan başka ümitleri yok. Muhalif düşüncelerin anlayabildiği tek şey şu, her iktidar zamanla yıpranır, küçülür, zayıflar ve iktidardan düşer. Tarihe baktıklarında böyle bir tecrübe birikiminin olduğunu görüyorlar, o tecrübelerden hareketle Akparti’nin de bir müddet sonra yıpranacağına inanıyorlar. Çok zavallı bir haldeler.
Aynı tarihe teşkilatın da baktığını, iktidarların neden zamanla yıprandığını çok özel metotlarla araştırdığını, yıpranma süreçlerinin önünün kesildiğini, aksine sürekli yükselme, büyüme hamlelerinin sosyal denklemlerini kurduğunu farketmiyorlar. Muhalefet gerçekten çok ucuz, her şeyin tarihte olduğu gibi tekrar edeceğini zannediyor, tarihi doğru okuyup ders çıkaranların tarihin akışını değiştirdiğini bilmiyorlar. Fikir üretemedikleri için tarihin tekrar edeceğine iman ediyorlar, fikir üretebilecek kapasitede olsalar, tarihin akışının değiştirilebilir olduğunu, tarihi tecrübelerin tekrarlanmasının kaçınılmaz olmadığını görürler. Okumaya devam et

Share Button

İSLAMCILIK TARTIŞMASININ “HARİCİLERİ”-24-SEKÜLERLEŞME KONUSU-2-

İSLAMCILIK TARTIŞMASININ “HARİCİLERİ”-24-SEKÜLERLEŞME KONUSU-2-
Etyen Mahçupyan ve bazı Müslüman yazarlar, sekülerleşmeyi bir taraftan maddi dünyanın manevi dünyaya tercih edilmesi şeklinde görürken aynı zamanda kaynağını da iktidar olmakla, iktidar iştiyakıyla, iktidarın dönüştürme gücüyle izah ediyor.
Mahçupyan’ın Türkiye’deki siyasi süreçlerin Müslümanlarla ilgili kısmını gözlemlerken, Müslümanların “görünür” olan kısmında kalması tabiidir. Müslümanların “derununu” gözlemlemek kabil değil, insanın derununda olanın hal ve davranışlarında tezahür edeceği gerçektir ama yüzde yüz gözlemlenmesi kabil değildir çünkü hususi durumlar ve şartlar var. Kaldı ki, tezahürlerin bazı hayat alanlarında, başka ideolojilere mensup insanlarla benzerlik göstermesi de kabildir. Neticede ülkede bir tane siyasi iktidar vardır ve Müslümanlarda iktidar olmak istediklerinde onları Kemalistlerle ayrıştırmak, görünür tarafıyla kolay değil. Çünkü sandık bir tane, hükümet bir tane… Şunu söylemeye çalışmıyorum, Müslümanlar da Kemalistler gibi hükümet ederler, seçime onlar gibi hazırlanırlar vesaire… Tabii ki farklıdırlar, tabii ki farklı yaparlar ama bazı noktalarda benzeşmek hayatın tabiatı gereği değil midir? Özellikle de saf İslami hareketin hala kurulamadığı, bir geçiş döneminin yaşandığı vasatta, benzerliklerin fazla olması mümkün. Benzerliklerden hareket etmek farklılıkları göstermeye kafi değil, aksine farklılıkları görmektir ki, Müslümanların siyasi hareketleri sağlıklı şekilde değerlendirilebilsin. Denirse ki, “benzerlikler o kadar fazla ki, ayrı farklı bir siyasi hareketten bahsetmek neredeyse imkansız”, doğrudur. Çünkü Türkiye’de yakın zamana kadar her parti kanun ve anayasa gereği Atatürkçüdür. Bu şartlarda farklılaşmanın nasıl sağlanacağını izah etmek gerekmez mi? Hukuki mecburiyet ile Atatürkçü olan bir siyasi partinin farklılığı, kaynağında ve hedefinde değil midir? Kaynak ile hedef arasındaki dar alanda, hukuk ve siyasi rejim (mesela askeri vesayet) tarafından sıkıştırılmış olan bir siyasi hareket, hedefine varana kadar farklılığını nasıl izah edecek? Hafızalarımızda tazeliğini korumuyor mu Akparti için kapatma davası açılması… Kapatma davası, laikliğe aykırı faaliyetlerin merkezi olduğu gerekçesiyle açılmamış mıydı? İslami hareketlerin böyle bir baskı altında kaldığı, Kemalist siyasi rejimin her partiyi aynileştirdiği ne zaman unutuldu? İslami hareketlerin farklılığı, sekülerleşmemiş hali laikleşmemiş hali değil mi? Laikliğe aykırı faaliyetlerin merkezi olduğu iddiasıyla bir iktidar partisi hakkında dava açılabildiği bir ülkede, farklılığı kaynak ve hedefte aramaktan başka bir yol olabilir mi? Okumaya devam et

Share Button