İLMİN ZİRVESİ “İNSAN İLMİ”

İLMİN ZİRVESİ “İNSAN İLMİ”

(Terkip ve İnşa Dergisi 6. sayı)

Kainattaki en muhteşem varlık insandır. Eşref-i mahlukat olan insan aynı zamanda “ahsen-i takvim” üzere yaratılmıştır. En güzel kıvam, yani en güzel terkip üzere yaratılmış ve en şerefli, en kıymetli varlık olarak tavsif edilmiştir. Bu hususiyetinden dolayıdır ki, kendisine Mutlak İlim gönderilmiştir. Mutlak İlim, yani Allah Azze ve Celle’nin ilminden ilim verilmiştir, yani Kur’an-ı Kerim insana gönderilmiş, insan için yeryüzüne nüzul lütfunda bulunmuştur.
Kainatta insan denen varlık kadar girift bir terkip yoktur. Maddedeki özellikleri keşfeden insan hayretten dilini yutacak hale gelmiş, ne hazindir ki kendini keşfetmeyi unuttuğu birkaç asırdan beri kendine hayret etmeyi bırakmıştır. Madde dahi insan nam varlıkta bir boyut olarak mevcuttur ve maddenin de şeref kazandığı terkip kıvamı insandır. Maddenin ufku insan terkibinde ulaştığı giriftliktir ve madde hiçbir varlıkta, insanda olduğu kadar kıymetli bir terkip unsuru olmamıştır. Okumaya devam et

Share Button

İLİMLERİN TASNİFİ-7-İNSAN İLMİNİN AHLAK ŞUBESİ

İLİMLERİN TASNİFİ-7-İNSAN İLMİNİN AHLAK ŞUBESİ
Batıda ilimlerin insandan bağımsızlaşmasının oluşturduğu ciddi bir problem var. Hususiyetle beşeri ilimler, tamamen insan merkezinde teşkil edilmesi gerekir ve insandan bir milim bile uzaklaşmasına müsaade edilmemelidir. Beşeri İlimlerin insan ile arasındaki mesafe açıldıkça, ilim ile insan birbirinden ayrışmakta ve ilmin maksadı “insan” olmaktan çıkmaktadır.
Beşeri ilimlerin nihai maksadı, bir “ahlak” inşa etmektir. “Yaşanmaya değer hayatın ahlakı”… Bunu yapmayan, hedeflemeyen, bu istikamette çaba göstermeyen beşeri ilimler, insandan uzaklaşır ve entelektüel gevezelik haline gelir. Batıda oluşan ve gelişen sosyal bilimler, sadece araştırma temellidir. Müslümanların bu tuzağa düşmemesi gerekir.
Beşeri ilimler, insani halleri tetkik eden, insanın ferdi ve içtimai tabiatını keşfeden, hayatın mahiyetini ve cereyan ediş şekillerini tespit eden ilimlerdir. Tüm bu tetkik, keşif ve tespitleri, bir ahlak inşa etmek için kullanmamak, beşeri ilimleri “manasız”, “maksatsız,” “fonksiyonsuz” hale getirir. Liberal düşünce, tetkik edip elde ettiği bilgileri insanlara sunmak çabasındadır ve ahlakı insanlara bırakmak düşüncesindedir. Ahlakın tabiatının “rızaya” dayalı olmasından hareketle bu yaklaşım doğru gibi görünmektedir. Fakat ahlak aynı zamanda içtimai hususiyet taşıdığı için, “ölçülendirilmesi” lüzumu açıktır. Liberalizmin bilgiyi insana sunma işlemi, ferdi çerçevede daha doğrudur fakat içtimai sahada bir standardizasyon ihtiyacı açıktır.
Psikoloji, psikiyatri, sosyoloji, iktisat, idare, siyaset vesaire beşeri ilimlerin hepsi, bir “hayat” inşa etmek içindir. Bu ilim dallarının her biri kendi mecrasında diğerlerinden bağımsız şekilde akar, ihtisaslaşma aşırı derecede artar (günümüzde olduğu gibi), ahlak inşasın hedef edinilmezse, bilgi, hayatı kaosa çevirir. Ahlak, insan kalabalığını cemiyete tahvil eden, “hayat parçalarını”, hayat yekunu içinde cem eden, hayat mecralarını birbirinin zıddına akarak kaosa meydan vermesini engelleyen bir “hayat anlayışı”dır. Ahlak, hayatın ta kendisidir.
Bir cemiyette farklı ahlak anlayışlarının olması mümkündür, olmalıdır da… Mesele, insanların tek ahlaka mahkum edilmesi şeklinde anlaşılmamalıdır. İnsanları tek ahlaka mahkum etmek de hayatı tüketir. Fakat hayatın bir ahlaki altyapısı olması şarttır. Kaç tane ahlak sistem ve anlayışı olursa olsun, nihayetinde hayatı ahlaki çerçeve içinde yaşama zarureti açıktır. Meseleyi bu merkezde tetkik etmek gerekir.
Ahlak, sosyal bilimlerden biri haline getirildiğinde, mesela sosyoloji (veya başka bir ilim) onun üzerine çıkabilmektedir. Beşeri ilimler içinde “terkip ilmi” olmadığı zaman hayat, dağılmakta, bir merkezde inşa edilememekte, bir hedefe (umumi manada) yönelememektedir. Batı felsefesindeki diyalektik işleyişten tevarüs eden “sınıf çatışması” veya “menfaat çatışması” hayatın altyapısını oluşturamaz. İnsanlar mütemadi çatışma vasatında hayatı üretemez, yaşayamaz, mutlu olamazlar. Diyalektik yaklaşım, hayatı yaşamayı değil, çatışma anlayışını temellendirir ve daim kılar. Menfaat gurupları veya sosyal ve iktisadi sınıfların çatışması, mütemadiyen muvazenede kalmayacağı için taraflardan biri diğerini mutlaka sömürür. Oysa mesele, menfaatler arasında muvazene kurmak, hayatı latif bir vasata taşımak, aynı istikamete yönelerek “dostça” yaşamayı mümkün kılmaktır. Cemiyet içinde çatışmanın sürekliliğini öngören ve şart kılan diyalektik işleyiş, cemiyet (ve insan) için hiçbir teklifte bulunmaz.
Beşeri ilimler, öncelikle ferd ile cemiyet arasındaki “üstün muvazeneyi” kurabilmenin bilgi ihtiyacını karşılar. Daha sonra içtimai sınıf ve guruplar arasındaki menfaat çatışmasını nihayete erdirip, içtimai muvazeneyi kurmak için disiplinler geliştirir. Nihayet, ferd ve cemiyet ile devlet arasındaki münasebetleri tanzim eden bir çerçeve oluşturur.
Batının diliyle söylemek gerekirse, psikoloji, ferdi, içtimai gerçekliği imha edici değil, hayatı onunla birlikte yaşamayı mümkün kılıcı bir ruhi altyapı oluşturur. Sosyoloji, içtimai sınıf ve gurupların menfaatlerini cem eden, muvazeneye kavuşturan, tüm bunları yaparken ferdi alanı ihmal ve imha etmeyen bir “hayat alanı” üretir. Siyaset, insanların hayatlarını kolaylaştırıcı, problemleri büyük organizasyon (devlet) imkanı ile çözücü bir yaklaşım içinde olmak durumundadır. Tüm bunlar yapılırken, ihtiyaç duyulan altyapı, ahlaktır. Çünkü ferd, cemiyet ve devlet meselesini kendi bünyesi içine alabilecek çapta büyük bir alan üretebilen ahlaktan başka bir disiplin yoktur.
*
İslam irfanı, başından beri bilgiyi dağıtmadı. Tüm beşeri ilimler, ahlak ile cem edilmiş haldeydi ve öyle muhafaza etti. İslam irfanının ahlak ilmi, ferdi derinliğe doğru psikoloji, psikiyatri vesaireyi, cemiyet genişliğine doğru sosyoloji, iktisat, siyaset, idare vesaire ilimleri cem etmişti. Bunların içinde bazıları kıymetine binaen ayrı disiplinler haline getirildi ama asla ahlaktan müstakil kılınmadı. Bu sebeple İslam irfanı, hayatı dağıtmadı. İslam, bilgi ile hayatı, fikir ile fiili cem eden bir temel anlayışa sahiptir. Hayat için manası ve faydası olmayan, tatbiki mümkün bulunmayan bilgiyle meşgul olmaz. Bu sebeple İslam irfanında bilgi ve bilim, bizzat hayattır.
Müslümanlar İslam irfanı ile irtibatlarını kopardıkları için, bilginin ve hayatın bu günkü dağınıklığını, ilimlerin gelişmesi şeklinde anlıyorlar. Batıdaki bilgi ve bilimin hayattan bağımsızlaşmasındaki temel yanlış, Müslümanların da zihni evrenini ve aklını işgal etti. Bu batının en büyük tuzaklarından biridir, dikkatli olmak gerekir. Bu o kadar büyük bir tuzaktır ki, batı bile bu tuzağa düşmüştür.
İslam irfanın cem edici, terkip edici, toparlayıcı hususiyeti, sadece ilimlerle ilgili değil, ilim ile hayatı da cem ve terkip etmiştir. Bu temel hususiyet anlaşılmadığı takdirde, ne İslam’ın anlaşılması mümkün olur ne de İslam ilim mecrasının…
Hayattaki “gerçeklik formları” sınırsızdır. Homoseksüellik veya hayvanlarla cinsi münasebete kadar uzanan gerçeklikler mevcuttur. Beşeri ilimlerin batıdaki şekillenişi, bunları hayat gerçekliklerinden biri olarak kabul ve tetkik eder. Hani şu “objektif bilgi” meselesi, en sapık hayat gerçekliklerini bile “normal” bir temayül halinde tetkik etmek çabasındadır. Bu sebeple ahlak üretemez, bu sebeple hayat üretemez. Batıda oluşan hayat vasatı, insanın yapabileceklerini yapması şeklinde formüle edilmiştir. Bu yaklaşım, insanın, meleklerden üstün ve hayvanlardan aşağı olabilme istidadına sahip tabiatının tüm alanını kullanmak demektir. İnsan tabiatı kadar geniş bir tabiata sahip başka bir varlık yoktur. Bu tabiatın asgari sınırını (insani sınırı) tespit etmek ve mütemadiyen yukarı doğru inkişafını temin etmek maksadı, bir ahlak anlayışın şart kılar. Aksi takdirde, insani oluşların önüne geçilir ve hayvani oluşlar serbest bırakılır.
*
Ruhiyat ilmi kurulmadığı, kurulmuş ve sayısız eser vermiş hali anlaşılmadığı takdirde, ahlak ilminin yeniden kurulması veya daha önce kurulmuş olanın anlaşılması imkansızdır. Müslüman fikir ve ilim adamlarının ağızlarını açtıklarında ilk söyledikleri, “İslam, fıtrat dinidir” sözü, hem İslam’ın hem de insanın anlaşılmadığını gösteren açık bir delildir. “İslam fıtrata uygundur” ifadesi ile İslam imha ediliyor. İnsan fıtratının (tabiatının) sınırı, meleklerin üstünde ve hayvanların aşağısındadır. Meleklerden yukarı çıkabilmek, hayvanlardan aşağı inebilmek istidadı olduğunu beyan eden de İslam’dır. İslam’ın bu istikametteki beyanlarını anlamayınca, “insan tezini” de anlamak kabil olmuyor. Hz. Adem’den günümüze kadar yaşayan insanların yaptıkları her iyilik ve her kötülük, insan tabiatının sınırları içindedir. Çünkü hiçbir varlık “tabiatını”, aşağı veya yukarı doğru aşamaz. Tarih boyunca insanlar tarafından yapılan en vahim, en sapık, en vahşice işler de insan tabiatının içindedir. Zaten insanın imtihanı da budur. En ağır zulmü yapabilme, en sapık fikir ve fiillere mensup olabilme istidadı (tabiatı) olduğu gibi en ulvi fikirlere sahip olabilme ve en ulvi tatbikatları gerçekleştirebilme tabiatına da sahip olması, imtihan edilme hikmetidir. İnsan tabiatı, kötülüğü yapabilme istidadına sahip olmasa, tabiatını aşıp kötülük yapamayacağı için imtihanın manası kalmaz.
Ahlak, insanın tabiatında mevcut olan istidat ve imkan alanını, belli bir seviyede tutabilmek içindir. İslam, insan tabiatındaki asgari “insani sınırı” tayin eden, bu altyapıdan başlayarak mütemadiyen yukarı doğru harekete geçiren bir anlayış teklif etmiştir. Öyle ki İslam, Müslümanların günah işlerken bile asgari insani sınırı aşağıya doğru aşmamasını ısrarla talep eder. Çünkü asgari insani sınır aşıldığında, “insanlıktan” çıkıp, hayvanlığa geçilmiştir. İslam, hayvanlara teklif edilmemiştir. Bunun misali nedir? Cinsi münasebetin insani şekli, erkek ile kadının bilinen yollar halvet olmasıdır. Bu, insanı alt sınırdır, bu fiilin İslami olanı, İslam nikahı ile yapılmasıdır. Erkek ile kadın arasındaki normal cinsi münasebet, “insani hal”, insan ile hayvan arasında veya hemcinsler arasındaki cinsi münasebet ise “insani hal” değil “hayvani hal”dir. Bu manada İslam, insan olmanın çerçevesini tayin tek din ve dünya görüşüdür. İslam’ın, insan tabiatını bu kadar teferruatlı şekilde tespit etmesine rağmen Müslüman fikir ve ilim adamlarının bunu bile anlamayacak hale gelmesi dehşete düşüren bir idrak zafiyetidir.
HAKİ DEMİR
demirhaki@gmail.com

Share Button

İLİMLERİN TASNİFİ-6-İNSAN İLMİNİN RUHİYAT ŞUBESİ

İLİMLERİN TASNİFİ-6-İNSAN İLMİNİN RUHİYAT ŞUBESİ
İslam ilim ve irfan (tasavvuf) mecraları “insan ilmini”, ahlak ve edep olarak inşa etmişti. Beşeri ilimlerin tamamı, cemiyet şubesiyle ahlak ilminde terkip olunmuştu. Hakikat mektebi olan irfan geleneği ise ferd şubesini inhisarında tutmuş ve edep mefhumuyla tesmiye etmiş ve mecrasını da “nefs terbiyesi” olarak açmıştır.
Bu günün dünyası, kültürü ve bilgi yığını, ahlakın “yüksek ilim” yani terkip ilmi olmasını anlayamaz çünkü ahlakı, bilgi disiplinlerinden biri olarak görmeye meyyaldir. Hatta ahlakı bilgi disiplini olmaktan bile çıkarmış ve insanları kendi haline bırakmıştır.
Ahlak neden terkip ilmidir? Çünkü beşeri ilimlerin tamamı, insan merkezinde olmak şartıyla hayat içindir. Hayatın inşa edilebilmesi, mutlu bir hayat yaşanabilmesi maksadına matuftur. Ahlak, hayat ile ilgili toplam bilgi demetidir. En azından İslam’da böyledir. İslam medeniyet tasavvuru üst başlığı çerçevesinde ilimlerin tasnifini yaptığımıza göre, insan ilminin cemiyet ve hayat şubesinin terkip ilmi, ahlak olarak tesmiye edilir, İslam irfanı da tarihte böyle yapmıştır.
Ahlakın, cemiyet ve hayat sahasında insan ilminin terkip şubesi olması geleneğimizde de var ve bu cihetten zorluk çekeceğimiz zannında değilim. Zorluk çekeceğimiz kısmı, ferd şubesiyle ruhiyatın kurulmasıdır. Çünkü ruhiyat, kadimden beri tasavvufun inhisarında olagelmiştir. Tasavvuf ise tecrübi ilimlerden olduğu için, doğrudan insanlara ulaşma imkanı yoktur. Bu ilmin tarihte olduğu gibi şimdi de mütehassısları “ehl-i tasavvuftur” şüphesiz ama artık ilim olarak terkip ve teşkil edilmeli ve piyasaya sunulmalıdır. Batı medeniyetinin müdahalesiyle dünyanın sahip olduğu psikoloji, psikiyatri gibi bilimlerin derlenip toparlanıp İslam irfan havzasında yeniden inşa edilmesi lüzumu açık… Bu çerçevede, nihai manada tasavvufun inhisarının devamı muhafaza edilmek üzere, talim ve tatbiki mümkün bir ilim inşası zamanı gelmiş olmalıdır.
*
Ruhiyat, insanın ferdi şubesiyle ilgilenen tüm beşeri ilimlerin terkip ilmidir. İnsanın ruh ile beden münasebeti, ruh ile kalb münasebeti, ruh ile zihin münasebeti, ruh ile nefs münasebeti, ruh ile iman münasebeti, ruh ile akıl münasebeti, ruh ile hayat münasebeti başlıkları öncelikli olmak üzere, tüm zihni ve kalbi evren ile ilgilenen ilimler, “ruhiyat” terkip ilmi çatısında cem olunur. İmanın inşası, aklın inşası, akl-ı selimin oluşması, kalbi evrenin mahiyeti ve çalışma usulleri, zihni evrenin mahiyeti, oluşumu ve faaliyet esasları, nefs ve aklın zihni evrendeki mevzii ve insan faaliyetlerine tesiri gibi bir defada sayılamayacak kadar çok başlık, bu terkip ilmi altında şube şube ilim dallarını inşa etmeyi gerektirir. Batı kültüründen neşet eden psikiyatri ve psikoloji gibi bu alanlara ait olduğu zannı uyandıran bilimler, İslam’ın insan anlayışındaki derinlik yanında gevezelik gibi kalır.
Vahdet her alanda, konuda, varlıkta mevcuttur. Tekevvün ilminin “varlık yekunundaki” vahdeti arama vazifesi, insan ilminde de “insandaki vahdeti” arama vazifesine dönüşür. İnsan denilen terkip, derununa doğru mesafe alındığında, zihni keşmekeş (kaos) yerini vahdete bırakır. Bu güzergahın sondan bir önceki noktasında ruh ve nefs gibi bir düalite ile karşılaşılır ama son noktaya varıldığında ruhtan başka bir kaynak ve varlık kalmaz. Bu sebeple terkip ilminin ismi ruhiyattır.
Eğer insan tahlilinde, ruh ve nefs düalitesi varlık olarak (ontolojik olarak) aşılamıyorsa, insan iç alemindeki vahdet, fonksiyonel olarak ruh merkezinde kurulur. Yani nefs terbiye, tezkiye ve tasfiye ile insan iç alemi ruhun tasarrufuna teslim edilir.
*
Batı medeniyetinin sahip olduğu ilim mecrası, pozitif ilim mecrası olduğu için, müspet ilimlerde ulaştığı seviyeye (derinliğe) hiçbir alanda ulaşamadı. Beşeri ilimlerde batının ürettiği bilgilerin tamamı güvenilmez ve içi boştur. Özellikle insan ilimlerinde (psikiyatri, psikoloji gibi) çok sığdır. Sadece insan zihni üzerinde çalışmaktadır ki onu da beyinden ibaret görür. Beyinden daha aşağıya inememiş, daha derinlerin varlığını da “şuuraltı” gibi tarif edemediği içi bomboş isimlendirmelerle zapt altına almaya çalışmıştır. Oysa İslam irfanı, beyinden ötede zihni evreni, onun derinliğinde kalbi evreni ve onun merkezinde ruhu müşahede edecek kadar mesafe almıştır. Bu sebeple İslam irfanı, beşeri ilimlerde hala batıdan bin dört yüz yıl ileridedir.
*
Sadece ruh ile beden arasındaki münasebetin mahiyeti anlaşılsa, haritası çıkarılsa insanlık, bu güne kadar sağladığı gelişmenin birkaç katı ilerleme sağlar. Ruhi ilimler, mevcut teknolojinin çok ilerisinde imkanlar oluşturuyor. Öyle ki mevcut teknolojinin birçok imkanına ihtiyacımız kalmaz. Fakat ruhi ilimlerin zorluğu, müspet ilimlerdeki faaliyetlerin kesintisiz devam etmesini şart kılar.
HAKİ DEMİR
demirhaki@gmail.com

Share Button

İLİMLERİN TASNİFİ-5-İNSAN İLMİ

İLİMLERİN TASNİFİ-5-İNSAN İLMİ
Bugünün dünyasında insan ile ilgilenen çok sayıda bilim(!) var. Batı kültürünün ürettiği ve bununla sınırsız şekilde övündüğü, psikoloji, psikiyatri, sosyoloji, iktisat, idare, siyaset vesaire beşeri ilimler sınıfından sayılacak çok sayıda bilim mevcut. İlginç olan ise mesela biyolojiyi beşeri ilimler sınıfında değil, müspet ilimler sınıfında saymasıdır, oysa biyoloji, tıp gibi bilimler de beşeri bilimler sınıfındadır. Bunların her birinin alt dalları da istiklalini ilan etmek üzere gelişmeye devam ediyor. Her ihtisaslaşma ve her bağımsızlaşma, bilgiyi dağıtıyor, parçalıyor ve anlamsızlaştırıyor. Önceki yazılarımızda anlaşıldığı üzere mesele, ihtisaslaşmaya reddiye değil, ihtisaslaşmanın sınırını tayin hususudur.
Beşeri ilimlerin tek bir “terkip ilmi” bünyesinde toplanması ihtiyacı çok yüksek… Müspet ilimlerin “tekevvün” ilminde toplanması ve terkip edilmesine yöneltilecek itiraz şüphesiz daha az olacaktır. Çünkü müspet ilimler arasındaki müşterek pay, beşeri ilimlerdeki müşterek paydan daha fazladır. Beşeri ilimleri tek bir ilim çatısı altında toplama teşebbüsü, bu ilimler arasındaki ortak payın azlığına dayalı ciddi itirazlara muhatap olacaktır.
Beşeri ilimlerdeki müşterek pay, insandır. Fakat insan ortak payı, müspet ilimlerdeki müşterek payın hususiyetlerine sahip değildir. Beşeri ilimler, insan ortak payından çok daha uzaklaşmış durumdadır. Batının ürettiği kültür, beşeri ilimler ile insan arasındaki mesafeyi çok fazla açmış ve bu ilimlerle insana ulaşılamaz olmuştur. İnsandan doğan, insanın meseleleriyle ilgilenen (ilgilenmesi gereken) beşeri ilimler, insandan bağımsızlaşmış ve insanı kendine uydurmaya başlamıştır. Batı medeniyet, kültür ve hayatından bağımsızlaşmadan, beşeri ilimleri terkip etmek ve bir terkip ilmi inşa etmek kabil olmayacaktır. Diğer taraftan, beşeri ilimleri bir terkip çatısı altında toplama ihtiyacı, batıda, dünyadaki herhangi bir kültür ikliminden daha fazladır. Zira batının çöküşünün ana sebeplerinden birisi de, beşeri ilimlerdeki atomize olduğu görülen “aşırı ihtisaslaşma” ve buna bağlı olarak beşeri ilimlerin insandan bağımsızlaşmasıdır. Ne var ki bizim derdimiz batı değil, bizzat kendi insanımız ve İslam medeniyetidir.
*
Her ilim insan için olduğu ve insan tarafından keşfedildiği ve kullanıldığı için, insan ile ilgisi vardır. Bu sebeple beşeri ilimleri tespit ederken, insan ile ilgisini “muayyen bir yoğunluk” olarak tayin etmek gerekir. Bu sebeple doğrudan insan ile ilgili ilimler, beşeri ilimler sınıfına alınmalıdır. İlimlerin tasnifinde kullanılacak mikyaslar, batıdaki mikyaslardan farklı olmalıdır. Batının kullandığı mikyaslar, ilmi esas alır ve ilmin hususiyetlerine göre bir tasnif yapar. Bu sebeple biyoloji, onların tabiriyle “nesnel bilgiler” ihtiva ettiği, edebileceği için müspet ilimler sınıfında mevzilendirilmiştir. Bu türden tasnif mikyasları, terkibe manidir. Biyolojinin müspet ilimlere alınması, konusu olan insanı, eşya gibi tetkik etmesine sebep oluyor. Bu çok vahim bir şaşkınlık hali…
Doğrudan insan ve hayat ile ilgili ilimler “insan ilmi” çatısında terkip edilmelidir. Doğrudan insan ile ilgili olmak, merkezi konusu insan veya hayata ait olmaktır. İnsanın bir cihetini veya hayatın bir alanını tetkik eden ilimler, doğrudan insan ile ilgili ilimlerdir.
İnsan ilimleri ile müspet ilimleri kesin hatlarla birbirinden tefrik etmek gerekir. Müspet ilimlerin özü, “cansız varlıkları” tetkik etmektir. Beşeri ilimlerin özü ise “canlı” varlığı tetkik etmektir. Canlı varlık ile cansız varlığı tetkik eden ilimlerin aynı sınıf içinde tertip edilmesi, en hafif tabiriyle “bilim fetişizmidir”, aslında ise bilime tapınmaktır.
*
Dünya, tarihinde hiç bugünkü kadar bilgi üretmemiş olmalıdır. Bu günkü bilgi miktarı ve çeşidi o kadar çoktur ki artık bilgi kendinden beklenen maksadı yerine getiremez oldu. Bu günün dünyasında zararı cahillik değil bilgi üretiyor. Cahillik de zarar üretmeye devam ediyor muhakkak ama bilginin ürettiği zararın yanında artık cahillerin ürettiği zararın istatistiği bile tutulmuyor. Bilgi ve bilim, sürekli bir manipülasyon aracı haline geldi ve “dolandırıcılıklar” bilim maskesi ile yapılma başlandı. Bu kadar çok ve dağınık bilgi, dünyaya saçılmış milyonlarca serseri mayına benzer.
En büyük manipülasyonlar, beşeri ilimler üzerinde yapılıyor. Çünkü doğrudan paraya tahvil edilebilir bilgiler, doğrudan insan ile ilgili bilgilerdir. Bir sebzenin satışını (hem de yüksek fiyattan satışını) gerçekleştirebilmek için birkaç profesörden, filan hastalığa (mesela tansiyona, şekere filan) iyi geldiği raporu ve bilimsel(!) görüşü almak kafi geliyor. Veya hastalık icat ediliyor (kolestrol hadisesine bakın, tam icat edilmiş hastalık) ve ilaçlardan hesapsız para kazanılıyor.
Beşeri ilimlerdeki dağınıklık ve birbirine olan uzaklık, bu sahalardaki bilginin manipüle edilmesini kolaylaştırıyor ve aynı zamanda terkip edilmesini zorlaştırıyor. İlimleri, merkezlerinin oturduğu mevzuu üzerinde terkip etme ihtiyacı her geçen gün artıyor fakat her geçen gün de zorlaşıyor. Dünya bu hızla ve aynı istikamette bir asır daha giderse, terkip imkansız hale gelecek, bilgi tüm manasını ve maksadını kaybedecek ve insanlık bilgiden ve ilimden hızla kaçmaya başlayacaktır. Hiç vakti yok, derhal terkip hareketi başlatılmalı, insan ilmi (insaniyet ismi teklif edilebilir) inşa edilmelidir.
HAKİ DEMİR
demirhaki@gmail.com

Share Button

İLİMLERİN TASNİFİ-3-İLİMLERİN TEMEL TASNİFİ

İLİMLERİN TASNİFİ-3-İLİMLERİN TEMEL TASNİFİ
İlimlerin tasnifi birçok cihetle yapılmıştır. Tarih boyunca yapılan birçok tasnif olmuş ve bir kısmı da hakikaten isabet kaydetmiştir. İsabetli tasnifleri reddetmek gibi manasız fikri istiklal edalarına savrulacak hasislikte değiliz. Fakat içinde yaşadığımız zamanın ortaya çıkardığı bir ihtiyaca mebni yeni bir tasnif denemesi yapılmalıdır. Yeni tasnif denemesi, önceki isabetli tasniflere bir reddiye olmadığı gibi onları lüzumsuz da kılmaz. Onların üzerine, çağımızın ihtiyacını da ekleyerek yeni bir tasnif bina etmek gerektiğini düşünüyoruz.
Bugünün dünyası, ihtisaslaşmadan doğan bir keşmekeş içinde. Tam bir bilgi ve bilim (ilim değil) terörüne muhatap haldeyiz. Bu terör, ihtisaslaşmadan dolayı gerillaların küçük birimler halinde uyguladığı “vur-kaç” taktiği ile üzerimize geliyor. Yapılması gereken, bilginin tanzimidir. Büyük tanzim, temel tasniflerle gerçekleştirilir. İlimlerin temel tasnifi…
İlimlerin temel tasnifini, “terkip ilimleri”, “tetkik ilimleri” ve “tatbik ilimleri” olarak yapmak gerekiyor. Bilgilin bu günkü dağınıklığını giderecek ana tasnif bu olsa gerek.
Terkip ilimleri, bilgi üreten değil, bilgideki manayı keşfeden, bilgiye mana zerkeden, bilgiyi terkip eden, bilgiyi yoğuran, bilgiyi şekillendiren, bilgiyi tasnif eden, bilgiyi yeniden üreten ilimlerdir.
Terkip ilimleri, tetkik ve tatbik ilimlerinin terkip ve vahdet mimarisidir. Terkip ilimleri, hiçbir bilginin manasız olmadığı, başıboş bırakılamayacağı, mutlaka yerli yerinde olması gerektiği noktasından hareket eder. Bilgilerin, genişliğine ve derinliğine doğru, “mana mimarisini” kurar. Herhangi bir bilginin “yerini” bulamadığı zaman kendini eksik kabul eder. Mana mimarisinde eksik gördüğü bilgiyi üretmeleri için tetkik ilimlerini harekete geçirir.
Terkip ilimleri, tetkik ve tatbik ilimlerinin tasnif ve tanzimini yapar. Tetkik ilimlerinin mecralarını açar, istikametlerini tayin eder, faaliyetlerini tahrik ve teşvik eder, üretimlerini takdir, tenkit, teyit ve tekzip eder.
Terkip ilimleri “doğru”nun yani hakikatin peşindedir. Sanat mecrasında “güzel”i, tetkik ilimlerinde “iyi”yi, tatbik ilimlerinde “faydayı” takip eder ve bunların hepsini kendinde toparlayarak, “doğru” da cem ve terkip eder.
Terkip ilimleri, “malum ilme tabiidir” ölçüsünü takip eder. Manaya nüfuz, suretini inşa etmek üzere bina edilmiştir. Manayı saf haliyle idrak edemeyenlerin bu sahalarda işi yoktur. Tetkik ilimlerinin “ilim maluma tabiidir” ölçüsüne uygun olarak, aşağıdan yukarıya doğru keşfettikleri ve ürettikleri bilgiyi, yukarıdan aşağıya doğru, murakabe eder.
Terkip ilimleri, “mana ilimleridir”. “Mana” ile meşgul olurlar. Mana mimarisi kurarlar. Mana mimarisi, tevhid merkezinde kurulur. Terkip ilimlerinin tüm maksadı, tevhide yaklaşmak, yaklaşılmasını mümkün kılmak, Müslümanların tevhid üzere bulunmasını temin etmektir.
*
Tetkik ilimleri, bilgi üreten, bilgiyi keşfeden, bilgiyi arayan ilimlerdir. Tetkik ilimleri, şube şube terkip ilimlerinin altında mevzilenir.
Tetkik ilimleri, bir taraftan “ilim maluma tabiidir” ölçüsünün peşinden gitmek ve eşyanın hakikatine nüfuz etmektir, diğer taraftan, terkip ilimlerinin inşa ettiği mana mimarisini gerçekleştirecek mühendislik işlerini yapmaktır. Aşağıdan yukarıya doğru keşfetmek, üretmek, anlamlandırmaktır, yukarıdan aşağıya doğru, mananın suretini inşa etmek, mana bütünlüğünün bilgi malzemesini temin etmek, mananın hayatta “gerçekleştirilebilmesi” için ihtiyaç duyulan manivelaları temin etmektir.
Tetkik ilimleri, terkip ilimlerinin tatbik ilimleridir. Tatbik ilimlerinin ise kaynağıdır. Terkip ilimlerinde mana kazanan, mana haritasında yeri tespit edilen bilgiyi, hikmet sarayının inşasına elverişli malzeme haline getirmektir. Hikmet sarayının mimari planında ihtiyaç duyulan malzemeleri üretmektir.

*
Tatbik ilimleri, ihtisaslaşma alanlarıdır. Tetkik ilimlerinin keşfettiği, ürettiği bilgiyi, terkip ilimlerinin anlamlandırma ve terkip etmesinden sonra tatbik eden ilimlerdir. Tatbik ilimleri kol kol tetkik ilimleri altında sıraya girer.
Tatbik ilimleri, hikmet sarayında nasıl yaşanacağını gösterir. Tetkik ilimleri tarafından tatbik edilebilir hale getirilen bilgileri, hayatta gerçekleştirir. Tetkik ilimleri, mananın suretini inşa eder, manayı ilmi çerçevede gerçekleştirir. Tatbik ilimleri ise ilim haline gelen, ilmi bilgi mahiyetini kazanan, doğruluğu test edilmiş bulunan bilgiyi hayatta gerçekleştirme vazifesini deruhte eder. Tetkik ilimleri, mananın ilk “gerçekleştirilmesi” ile, tatbik ilimleri ise mananın son “gerçekleştirilmesi” ile vazifelidir. Tatbik ilimleri, bilginin son kullanım safhasıdır ve bu safhada bilgi harcanır ve tüketilir. Tüketildiğinde ortaya “fayda” çıkar.
*
Mana kullanılmaz, tüketilmez, hayatta gerçekleştirildiğinde miadı dolmuş olmaz. Bu sebeple tatbik ilimleri “manayı” gerçekleştiremez, gerçekleştirmeye çalışmamalıdır. Çünkü tatbik ilimleri, son kullanım tarihi gelen malzemeyi hayata saçar. Tetkik ilimlerinin temel vazifesi de tam olarak bu noktada ortaya çıkar. Mana ile malzeme arasında bulunan mühendisler. Yani mimar ile usta arasındaki mühendisler.
Meseleye yukarıdan aşağıya doğru bakıldığında; Terkip ilimleri “mana ilimleri”dir. Tetkik ilimleri manayı bilgiye tahvil eden, bilgiyi kullanılabilir halde zarflayan, onlara suret inşa eden ilimlerdir. Tatbik ilimleri de bilgiyi hayatta gerçekleştiren ve tüketen disiplinlerdir. Terkip ilimleri “mana ilimleri” olduğu için zamanüstü bir meşgaleye sahiptirler. Manayı, en başta zamandan korurlar. Tetkik ilimleri, manayı, zaman içine alır, “gerçek” ile irtibatını kurar ve kullanılabilir hale getirir. Bütün bunları yaparken, terkip ilimlerinden emanet aldığı “manayı”, her türlü faaliyetinin merkezine yerleştirir, yaptığı her işten o mananın tütmesi beklenir. Asla manayı katlederek suret inşa etmesine müsaade edilmez. Mananın zaman içine alınması, uzay aracının atmosfere girmesindeki sarsıntıya benzer, o bariyer aşılırken ciddi zayiatlar verilebilir. Bu sebeple hem terkip ilimlerindeki allamelerin hem de tetkik ilimlerindeki alimlerin ehil olması ve azami dikkat sarfetmesi şarttır.
*
Terkip ilimleri, temel bahisleri esas alır. Temel bahisler, varlık, insan ve hayat… Bu bahisler, felsefede de mevcut. İslam, bu bahislerin en üstüne “yaratıcı” bahsini ekler. Öyleyse İslam’dan hareketle terkip ilimlerinin tasnifini yapacak olursak; varlık ilimlerinin (yani müspet ilimlerin), terkip ilmi, “tekevvün” ilmi (bir çeşit ontoloji) olmalıdır. İnsan ve hayat ilimlerinin (yani beşeri ilimlerin) terkip ilmi olarak, “insan ilmi” inşa edilmelidir, ferd şubesiyle ruhiyat, cemiyet şubesiyle ahlak… Yaratıcı bahsi için tevhid ilmi mevcuttur, yani hakikat ilmi, yani tasavvuf… Bütün bunların nihai kaynağı olan Kur’an ilimleri vardır ki onun terkip ilmi, tefsirdir. Kur’an ilimleri, tüm ilimlerin merkezinde bulunur, tüm ilimleri murakabe eder, tüm ilimleri ihata eder.
HAKİ DEMİR
demirhaki@gmail.com

Share Button