“Kerkük Musul kan içinde/ Türkmenim hicran içinde”

“Kerkük Musul kan içinde/ Türkmenim hicran içinde”

Barzani’nin “Kürdistan” bayrağı asılı Kerkük’te bugün hüzün var, elem var. İngiliz damgalı Amerikan-İsrail projesi olan “Kürdistan” yürürlüğe sokulmak isteniyor. Ah, “elleri mi kalacak Kerkük?”

“Kerkük Musul kan içinde
Türkmenim hicran içinde
Bin can var, bir can içinde
Bir ebedî ize geldim
Yıktılar kalanı Kerkük
Kestiler balanı Kerkük
Nakışlı minarede
Verdiler salânı Kerkük”

Selçuklu Türk Devleti’nden bu yana tarihî bir Türkmen şehri olan Kerkük bin yıldır Anadolu’nun bir arka bahçesi, bir vilayetiydi. Bizimle aynı dili, aynı kültürü, aynı geleneği paylaşan soydaşların yaşadığı yerdi. Yüz yirmi yıldır gariptir, yalnızdır Kerküklü Türkmenler.
Okumaya devam et

Share Button

ŞİA’YA TAHAMMÜL, İNSAN TABİATININ ÖTESİNDE

ŞİA’YA TAHAMMÜL ETMEK İNSAN TABİATININ ÖTESİNDE

Ümmetin büyük fitnesi olan Şia, fitnenin çeşitlerini artırıyor. İsrail domuzlar sürüsü Gazze’ye tüm gücüyle saldırmaya başladı Şiilerden hiçbir ses, hiçbir nefes, hiçbir itiraz çıkmadı. Sanki ellerini ovuşturarak “biz olmazsak siz bir hiçsiniz” türünden sadistçe zevk alarak izliyorlar.

Ta ki Hamas, İsrail’in domuz sürüleri karadan işgale giriştiğinde zafer kazanmaya başladı, Hizbullah genel sekreteri denen it, destek açıklaması yaptı. Zafer pastası masaya gelmeye başlayınca, ortaya çıktı kuduz it gibi… Bu gün de İran’ın dini (nasıl bir dinse) lideri olan Hameney isimli kuduz bir açıklama yapmış; Gazze’de sivil şehit sayısı bin iki yüzü geçince… Gazze savaşı başlayalı yirmi gün oldu be adam, bu arada neredeydin? Üç gün değil, beş gün değil ki, bir mazeretiniz var diyerek iyi niyetli düşünelim. Yirmi gün… Bin iki yüz sivil şehit… Siz hadiseleri nerenizle anlıyorsunuz ki, bu kadar uzun sürüyor? Yoksa Suriye ve Irak’ta Müslüman katletmekten ancak mı fırsat buldunuz?
Okumaya devam et

Share Button

HİZBULLAH BEŞ ÇAYINDA…

HİZBULLAH BEŞ ÇAYINDA…

İran ve Hizbullah, yıllardır İsrail’e karşı olduklarını söyleyerek Müslümanlar arasında meşruiyet sağlamaya, reklam ve propaganda yapmaya, İslam’ı ve cihadı kendilerinin temsil ettiğini iddia etmeye çalışıyordu. Bizim de bir müddet samimiyetlerine inanmak gibi bir gaflet içinde olduğumuz Hizbullah denilen hainler topluluğu, Gazze havadan, denizden ve karadan ateş altına alındığı bugün, beş çayına çıkmış görünüyor. Şiilerin İsrail ve ABD gibi bir derdinin olmadığı, Irak’taki ABD işgali zamanında ABD ordusuyla birlikte Müslümanları katlettiği, Suriye’de ise İran, Hizbullah ve Esed isimli yezidin çevresinde toplanarak tüm Şiilerin Müslümanları ve mazlum halkı katlettiği görülüp de maskeler düşünce, Gazze’nin saldırı altında olmasını umursamalarına bir sebep kalmadı.

İsrail’in Gazze saldırısına sessiz kalan iki kesim var, İslam dünyasında Şiiler ve Türkiye’de de Fethullah Gülen… Şiilerin ümmete ihaneti artık açıkça ortaya çıktı, zannedilmesin ki bu yazıda Hizbullah’ın Gazze’ye destek için İsrail’e saldıracağını ümit veya talep ediyoruz. Böyle bir şey yapmayacakları bugüne kadar ki tavırlarından açıkça ortaya çıktı. Hizbullah, Suriye’de Müslümanları ve halkı katletmekle meşgul, İsrail’e karşı savaşacak adamı yok.
Okumaya devam et

Share Button

IRAK’TA NELER OLUYOR, NEDEN OLUYOR, NASIL OLUYOR?

IRAK’TA NELER OLUYOR, NEDEN OLUYOR, NASIL OLUYOR?

Irak bir anda Türkiye’nin ve dünyanın gündemine girdi, öyle ki gündemi işgal etti. IŞİD’in Musul’u almasıyla dikkatler Irak’a yöneldi, Musul’un stratejik öneminden dolayı gündem olan IŞİD, Musul ile kalmadı ve çok hızlı şekilde Irak coğrafyasını işgal etmeye başladı. Büyük bir bölgeyi ele geçirdikten sonra Bağdat’a doğru ilerleyen IŞİD milisleri, geçmişteki başarılarına bakınca başkenti alabileceği kanaati uyandırdı, böylece gündemdeki yerini pekiştirdi.

Pekala Irak’ta neler oluyor? Meselenin sadece IŞİD olmadığını biliyoruz, Irak önemli bir noktada bulunuyor ve oradaki güç dengelerindeki değişiklik önce Ortadoğu’yu etkiliyor sonra da dünyayı… Öyleyse Irak’ta neler olduğunu bilmemiz, neden olduğunu anlamamız ve nasıl olabildiğini görmemiz gerekiyor.
Okumaya devam et

Share Button

NELER OLUYOR, NEDEN OLUYOR, NELER OLACAK?

NELER OLUYOR, NEDEN OLUYOR, NELER OLACAK?

İslam coğrafyası kaynıyor… Diktatörlükler devriliyor, sistemler çöküyor, devletler yıkılıyor. İçtimai bünye çözülüyor, iktisadi kaynaklar yağmalanıyor, ahlaki çürüme derinleşiyor. Coğrafya kanıyor, kanadıkça sınırlar kalkıyor. Hayat, zaruri ihtiyaçlar sınırına kadar geri çekildi, gıda ve güvenlik altyapısına kadar indi ve orada direnmeye çalışıyor. Güvenlik ihtiyacı devletler tarafından karşılanamıyor, daha kötüsü halkın güvenliği devletler (siyasi iktidarlar, rejimler) tarafından tehdit ediliyor. O kadar kaotik bir yapı oluştu ki, “uzman” edalarıyla konuşanlar, en temel meseleyi anlamamış haldeler ve sürekli yanılıyorlar. Coğrafya, hiçbir denklemi “hayat” haline getirecek şartlara sahip değil, hayatın altyapısını kuracak hiçbir denklem oluşturulamıyor. Yanlış… Yanlış… Yanlış… Her söylenen yanlış, hiçbir cümle kendini birkaç şartta doğrulayamıyor, doğrulayanlar uzun süre kaim olamıyor.
Okumaya devam et

Share Button

İSLAM DÜNYASI DAYANIŞMA PLATFORMU “BEYANNAMESİ”

İSLAM DÜNYASI DAYANIŞMA PLATFORMU “BEYANNAMESİ”
İslam’ın son kalesi, son karargahı, son devleti, son medeniyeti olan Osmanlı yıkıldıktan sonra yeryüzü, şeytanların eğlence merkezi haline geldi. Şeytan, sadece Allah’a değil aynı zamanda insana da düşmandır, insanları Allah’ın dininden uzaklaştırdıktan sonra, insanlıktan da uzaklaştırır. Kendinden hakir gördüğü için secde etmediği insanı, kendinden hakir hale getirmek, zelil ve rezil etmek için elinden geleni yapar ve maksadını gerçekleştirdiğinde de keyifle eserini seyrederek eğlenir. Yeryüzünde Allah’ın dini hakim ve Müslümanlar kuvvetli değilse, dünyayı “insani” çizgide tutacak hiçbir ölçü ve kudret, makam ve mercii yok demektir.
Osmanlı, son İslam devlet ve medeniyeti olmakla, sadece Müslümanların değil aynı zamanda insanlığın kalesiydi, yeryüzünde insanların yaşadığının işareti, delili, merkeziydi. Bir asırdan beri Osmanlı yok, Osmanlı tasfiye edildiğinden beri yeryüzü şeytanın ikametgahı, insanlar da oyuncağı ve eğlencesi oldular. Batının, sahip olduğu zannedilen değerlerini bile umursamadan Mısır, Suriye, Lübnan, Afganistan, Filistin, Irak, Libya, Arakan ve diğer İslam beldelerinde katliam yapılmasına seyirci kalmasının temel sebebi, şeytanın yeryüzündeki hakimiyet karargahlarından biri olmasındandır. Unutulmasın ki, şeytanın prensipleri yoktur, sadece alçaklık, hainlik, melunluk yapmak gibi bir vazifesi vardır. İslam’a karşı mücadele etmek için uydurulan bir takım prensipler, insanları aldatmak içindir ve ilk fırsatta onları da tepelemekten ve onlara güvenenleri bile rezil ve zelil etmekten kaçınmaz aksine zevk alır. Unutulmasın ki, her zaman olduğu gibi karşımızda yine şeytan var fakat bu defa dünya imparatorlukları kurmuş bir şeytan var, dünya imparatorluklarını yöneten “insi şeytanlar” var. Okumaya devam et

Share Button

DİKKAT ÇEKİCİ BİR YAZI; “REYHANLI SALDIRISI, İRAN’IN SAVAŞ İLANI”

Reyhanlı saldırısı ile ilgili dikkat çekici bir yazı, www.polemikmeydani.com sitesinde yayınlandı.

Mustafa Karaşahin tarafından kaleme alındığı görülen yazı, Reyhanlı saldırısının, İran’ın Türkiye’ye savaş ilanı olduğunu söylüyor, bu zamana kadar İran’ın şımarıklıklarına ve düşmanca davranışlarına dayanan Türkiye’nin artık sabrının biteceğini ve uzun sürecek bir İran-Türkiye gizli savaşınn başlayacağını yazıyor.

Yazının devamında İran ile Türkiye’nin sahip oldukları avantajları ve dezavantajlar anlatılıyor ve orta vadede artık İran diye bir devletin olmayacağını söylüyor.

Bizim dikkatimizi çekti, okuyucularımıza haber vermek istedik. Yazı sitesinden okunabilir.

Share Button

AKPARTİ’NİN SEÇİM PLANI NETLEŞMEYE BAŞLADI

AKPARTİ’NİN SEÇİM PLANI NETLEŞMEYE BAŞLADI
Akparti’nin, 2014 Cumhurbaşkanlığı ve 2015 milletvekili seçimleri için yaptığı planlar netleşmeye başladı. Seçim projeksiyonları oluşturan parti birimi, hükümet uygulamaları ile seçim projeksiyonları arasındaki paralelliği oluşturmaya çalışıyor. Bazılarının iddia ettikleri gibi Kürt meselesinin çözümü veya başka hadiseler, seçim yatırımı değil, bunlar hükümetin, ülkenin temel meselelerini çözmek için yaptığı hamleler. Akparti’deki teşkilat yapısını hala çözemeyenler, bu teşebbüsleri seçim yatırımı olarak görmek yanlışına düşüyor. Oysa partinin seçim projeksiyonu oluşturan birimi, hükümet uygulamalarını takip ediyor ve o uygulamalar ile seçim projeksiyonu arasındaki zaman ayarını yapıyor. Bu çalışma tarzı sadece seçim projeksiyonları oluşturan birime has bir özellik değil, başka birimler de benzer metotlarla çalışıyor.
Zamanlama bakımından hedefe (seçim zamanına) ulaşacağı düşünülen gelişmeler, Kürt meselesinin çözümü, Suriye devriminin neticelenmesi, Irak merkezi hükümetinin yıkılması veya zorlanması, Mısır’daki devrimin yeni bir devlet inşasına başlaması ve Türkiye ile “hayal” bile edilemeyecek ittifakların kurulması, AB ülkelerindeki iktisadi krizin ağır hasarlar vermesi ve Türkiye’ye ihtiyacın artması, İsrail’in Mavi Marmara konusunda diz çökmesi gibi her biri bir seçim kazanmaya kafi gelecek hacimli konular. Daha önceki hükümetlerin, bu gelişmelerden birisi için ütopik bedeller ödeyeceği fakat bunların bir kısmının bu hükümet zamanında denk geldiği bir kısmının ise hükümet uygulamalarıyla başarıldığı konuşuluyor Ankara’nın muhtelif mahfillerinde. Gerçekten de durum aynen böyle… Okumaya devam et

Share Button

YENİ İTTİFAK DENKLEMİ BATI-DOĞU-İRAN

YENİ İTTİFAK DENKLEMİ BATI-DOĞU-İRAN
Suriye’de devrim süreci uzadıkça, iç savaş derinleştikçe Suriye merkezli dünya siyasi denklemleri farklılaşıyor. Bu konuda şaşırtıcı gelişmeler var, batı bloku, doğu bloku ve İran, Suriye ile sınırlı kalmak şartıyla aynı denklemin aktörleri haline geliyor. Neler oluyor, nasıl oluyor da bu ülkeler ve bloklar aynı denkleme giriyorlar?
Öncelikle bir hususu tasrih edelim; milletlerarası münasebetlerde bir ülke, başka bir ülkeyle bir konuda müttefik, başka bir konuda düşman ilişkiler kurabiliyor. Toptancı yaklaşımlar soğuk savaş dönemiyle birlikte bitti, kaldı ki o dönemde bile batı bloku ile Sovyet bloku kapalı kapılar arkasında birçok konuda ittifak yapmışlardı. Bunların arşivlerinin bile açıklandığı, bilindiği bu gün, iki ülkenin bir konuda müttefik başka bir konuda düşman olmasını garip karşılamamak gerekiyor.
Batının Suriye merkezli siyasi tavır alışlarını değiştiren en mühim hadise, devrim sürecini tamamlamış Arap ülkelerinde yapılan seçimlerden Müslümanların iktidara gelmiş olmasıdır. Batı, Arap ülkelerindeki mevcut diktatörlerle zaten çok derin işbirliği ve ittifak içindeydiler, halk isyanı başladığında diktatörlüklerin dayanamayacağını ve mutlaka yıkılacağını anladıkları için halktan yana tavır koydu. Süreci bitirmiş olan ülkelerdeki seçim sandıklarından çıkan iktidarları görünce, halka destek vermekle elde etmeyi umdukları neticelerin ve faydaların hayal olduğunu gördüler. Okumaya devam et

Share Button

KOMPLO TEORİSİ-2-ABD İLE İRAN ARASINDA ANLAŞMALI SOĞUK SAVAŞ

KOMPLO TEORİSİ-2-
ABD İLE İRAN ARASINDA ANLAŞMALI SOĞUK SAVAŞ
İran’ın Şia hassasiyetinin çok keskin olduğu anlaşılıyor. Ümmetin derdinden çok Şia ile ilgileniyor. Şia’nın bir menfaati sözkonusu olduğunda, ümmeti hiç umursamıyor. Bu durum olayların ince bir okunuşu şeklinde değil açıkça görünüyor. Yani zoraki yorumlarla bu neticeye varmak gerekmiyor, tüm dış politikası açıkça bunu gösteriyor.
İran’ın bu hassasiyetinin pratik neticeleri nedir?
Şia ile ümmet arasında keskin bir uçurumun olduğunu gösteriyor. Ümmet içinde küçük bir azınlık (Şia çeşitli kaynaklarda ümmetin yüzde onu civarında) marjinal olmaktan kurtulup nasıl dev bir cephe açabilir? Yani yüzde on civarında bir azınlık, ümmeti ikiye bölecek çapta bir tefrika oluşturmaya güç yetirebilir mi? Böyle bir proje geliştirilecek olursa, hangi şartlar gerekir?
Öncelikle İran’ın İslam dünyası içindeki yayılması gerçekleştirilir, buna paralel olarak eki alanı genişletilir. Bunlar için neler yapılır? Mesela Şia nüfusu yeterince fazla olan Irak, ABD tarafından işgal ve İran’a teslim edilir. Irak’ın mevcut siyasi sistemi çökertilir, iktidar halka aktarılır ve halk da tabii olarak Şia temsilcilerini seçer, böylece ABD’nin İran’a yardım ettiği de kamuoyundan gizlenmiş olur.
Başka ne yapılır? İran’ın savunma hattında bulunan Hizbullah, İsrail karşısında bir askeri zafer kazanır. Bu bir şekilde organize edilir ve İsrail, tarihinde ilk defa mağlup olur. İsrail’i mağlup etme şerefi de Hizbullah’ın hesabına yazılır. Böylece hem Hizbullah hem de İran, İslam dünyasında “psikolojik dokunulmazlığa” kavuşur. Plan nasıl?
Bitmedi. İran sürekli İsrail ve ABD karşıtı politika yürütür. En yüksek seviyede kabadayılık yapmasına müsaade edilir. Hatta İran’ın İsrail ve ABD’yi tehdit etmesi de plana katılır. İslam dünyasındaki anti-emperyalist cephe İran tarafından temsil edilir ve tüm Müslümanlar nezdinde İran itibar kazanır.
Tüm bunlar yapılırken, ABD ile İran arasında gizli bir anlaşma olur ve kamuoyu arasında “soğuk savaş” yürütülür. Birbirine karşı hiçbir zaman askeri operasyon yapılmayacağına dair anlaşma gizli kalır fakat kamuoyu önüne kanlı-bıçaklı bir görüntü sergilenir.
Nasıl?
ABD ile İran arasındaki soğuk savaş, gizli şekilde ümmet arasındaki dev uçurumu genişletmek için kullanılır. İran, kamuoyu önünde ABD ve İsrail karşıtı görünürken, gizli mahfillerde Şii olmayan güç merkezlerinin üzerine yürür. Irak’taki Sünni gruplar üzerindeki katliamları ABD yerine, oradaki İran uzantısı Şii güçler yapar. Geceleri evleri basarlar ve insanları katlederler. Afganistan’daki Taliban’a karşı ABD’ye gizlice yardım eder. En azından Taliban’a hiçbir destek vermez ve ABD karşısında mağlup olması istenir. Her nedense El-Kaide’ye karşı İran, ABD politikalarını aynen dillendirir ve uygular. Yani ümmetin içinde ortaya çıkmaya çalışan Şia dışındaki tüm güç merkezlerini imha etmek için ABD ve İsrail ile işbirliği yapmaktan çekinmez. Fakat bunların çoğunu gizli yapar.
ABD, İsrail ve İngiltere dışarıdan, İran ise içeriden ümmet üzerinde dehşetengiz operasyonlar gerçekleştirilir. Tüm batının çöküşe geçtiği, Müslümanların yerlerinden kalktıkları ve yeniden doğuş sancıları çektikleri tarihi bir dönemde, batı, kendini yeniden inşa edene kadar İslam’ın dirilip başına bela olmasından kurtulmuş olur, İran ise tarihinde hiçbir dönemde elde edemediği güce kavuşur. Neticede İran ile batı asla hesaplaşmaya girmezler ve İran’ın bölge gücü olmasına müsaade edilir. Batı İran’a neden bu imtiyazı tanır? Çünkü İran hiçbir zaman ümmeti kendi liderliğinde toplayamaz ve ümmet ile sürekli bir çatışma halinde yaşamak zorunda kalır. Hani İngiltere’nin ortadoğudan çekilirken cetvelle sınırlarını çizere oluşturduğu ülkelerin başlarına, o ülkelerin azınlıklarından diktatörler bıraktı ya, sürekli birbiriyle çatışsınlar diye.
Uymadı mı? Bu bir komplo teorisi… Uymayabilir. Zaten biz de böyledir demedik. Fakat zikrettiğimiz olayların tamamı gerçek değil mi? O gerçekleri bir araya topladığımızda böyle bir görüntü vermiyor mu? Tamam, olayların sentezlenmesi başka şekilde de yapılabilir. Belki de en orijinal sentez bu değildir. Fakat Suriye’de isyan eden halkın ABD ajanları olduğunu söyleyenlerin komplo teorilerinden daha akıllıca değil mi?
FARUK ADİL

Share Button

GÜNLÜK (10 MART 2009)

            Gündem ne kadar yoğun… İnsan takip ederken bile yoruluyor. Önümüzdeki günler çetin geçecek… Seçim, seçim sonrası gelişmeler, dünya iktisadi krizi, krizi takibeden çöküşler, Ergenekon’un ikinci iddianamesi gelecek haftaya kalmaz ortalığa dökülür. Ne dehşet iddialar var. Esas kavganın cereyan ettiği noktalardan biri de DOĞAN MEYDA gurubu ile siyasi iktidar arasında… AKP bu defa Doğan medya gurubunun (amiyane tabirle) kafasına sıkacak gibi görünüyor. Gelişmelere bakıldığında, Aydın DOĞAN ile ilgili hükumetin yaptığı işler, pazarlık malzemesi cinsinden hamlelere benzemiyor. Galiba bu defa Aydın DOĞAN’ın suyu ısındı.

 

*

Somali kabinesi, ülke genelinde şeriat uygulanması kararı aldı.Enformasyon Bakanı Farhan Ali Muhammed, kabinenin şeriat yasasını kabul ettiğini, parlamentonun da buna onay vermesini ümit ettiklerini söyledi. Muhammed, şeriatın anayasaya da yazılacağını ifade etti. 18 yıldır süren çatışmalar nedeniyle harabeye dönen Somali'nin Devlet Başkanı Şeyh Şerif Ahmed, bugün Reuters ile yaptığı mülakatta, aralarında El Şebab örgütünün de bulunduğu isyancılarla yapılan barış görüşmelerinde ilerleme olduğunu, yakında isyancılarla doğrudan diyaloğa geçmeyi umduğunu söyledi. Ocak ayında Devlet Başkanlığına seçilen Ahmed, Somali'de güvenlik ve istikrarın tesis edilmesine çalışıyor. Uzmanlar, hükümetin şeriat kararının, iki yıldır saldırılarının dozunu artıran aşırı dinci militanları zayıflatma amacı taşıdığını belirtiyor.  (Star gazetesi 10.03.2009)

            Somali’de Şeriat ilan eden yönetim, Şeriat Mahkemeleri Birliğine karşı savaşan komşu ülke Etiyopya’nın güdümünde kurulmuş olan hükumet… Bu çok önemli bir alamet… Uzun söze gerek yok, küçük bir tahlil, konunun anlaşılmasına yardımcı olur.

            Bir ülkede, Şeriat isteyenlere karşı, bu taleplerinden dolayı savaş açacaksınız fakat onlarla mücadele edebilmek için siz Şeriat ilan edeceksiniz. Her iki ihtimalde de ülkeye Şeriat hakim olacak… Öyleyse neden savaşıyorsunuz? Bu sorunun cevabı malum, iktidarı elde etmek için… İktidar için Şeriat’ı da istismar edersiniz. Fakat, hiçbir kıymet, sahtesinden daha düşük değere sahip olamaz. Ve hiçbir kıymet kendini ilanihaye istismar ettirmez.

            İslam coğrafyasındaki kırılma noktalarından birisidir bu… Artık İslam coğrafyasında hiçbir güç İslam’a karşı savaşamayacak. İslam, kendi coğrafyasını teslim alacak. Hatırlanırsa, Afganistan’da da kukla yönetim Şeriat ilan etti, Irak’ta da… Öyle ya da böyle, İslam, kendi coğrafyasına hakim ve sahip olacak ve yakın zamanda ise istismarcılar da tasfiye edilecek.

 

*

Bağdat Güvenlik Planı Askeri Sözcüsü Tümgeneral Kasım Ata Musavi AA muhabirine yaptığı açıklamada, Bağdat'ın 30 kilometre batısındaki Ebu Gurayb ilçesinde, Irak hükümetinin desteğinde ulusal barış için yapılan aşiret liderleri toplantısından sonra aşiret liderlerinin güvenlik güçlerinin eşliğinde halk pazarında dolaştıkları sırada bir intihar eylemcisinin aşiret liderlerinin arasına sızıp üzerindeki patlayıcıları patlattığını söyledi. Saldırıda 33 kişinin öldüğü, 46 kişinin yaralandığı ifade edildi. Irak İçişleri Bakanlığı kaynakları, Musul'un El Hamdaniye bölgesinde polis devriyesini hedef alan intihar saldırısında 5 kişinin öldüğünü, 10 kişinin yaralandığı söyledi. Bu arada, Kerkük'te bu sabah polis devriyesini hedef alan intihar saldırısında 2 polisin öldüğü, 5 polisin yaralandığı belirtildi. (Star gazetesi, 10.03.2009)  

            Irak’ta savaşın (direnişin) bittiğini zannedenler erken sevinmişlerdi. Bitmeyecek… Bitemez… Bazen yavaşlar, bazen dinlenir, bazen tamamen sessizliğe bürünebilir ama ne Irak’ta ne de İslam coğrafyasının başka bir parçasında direniş bitmez. Çünkü, “İKİNCİ KURTULUŞ SAVAŞLARI ÇAĞI” başladı. İkinci Kurtuluş Savaşları hedefine ulaşıncaya kadar bu coğrafyada savaş bitmez. Hele de batının çökmeye başladığı bir dönemde bu savaşın biteceğini düşünmek saflık olur.

 

*

Recep Tayyip Erdoğan (Ak Parti): Bir ayda 33 miting İlk mitingini 8 Şubat'ta Kocaeli'de yapan Erdoğan Kırşehir, Kastamonu, Sivas, Nevşehir, Amasya, Sinop, Samsun, Kırıkkale, Aksaray, Sakarya, Diyarbakır, Adıyaman, Kahramanmaraş, Mardin, Yozgat, Çorum, Afyon, Van, Batman, Siirt, Kayseri, Gaziantep, Isparta, Manisa, Artvin, Rize, Şanlıurfa, Hatay, Adana, Mersin, Antalya, Aydın… Devlet Bahçeli (MHP): 8 günde 13 miting Miting yarışlarına rakiplerinin çok gerisinde başlayan MHP Lideri Devlet Bahçeli 1 Mart'ta Mersin'de meydanlara indi. Bahçeli sekiz gün içinde 13 yerde miting düzenleyerek anamuhalefet partisini geride bırakmayı başardı. 29 Mart'a kadar 40 ayrı yerde halka hitap etmeyi düşünen Bahçeli Mersin'den sonra sıra Çorum, Çankırı, Yozgat, Kırıkkale, Afyon, Uşak, Sakarya, Kocaeli, Manisa, izmir Aydın ve Muğla'da miting yaptı. Deniz Baykal (CHP): 17 günde 11 miting 21 Şubat'ta meydanlara inen Deniz Baykal bugüne kadar 11 ayrı yerde halka hitap etti. İlk mitingini Adana'da yapan Baykal ardından Kocaeli, Çorum, Sinop, Adıyaman, Yalova, Burdur, Malatya, Kırşehir, Amasya ve Giresun'da seçmenleriyle buluştu. (Zaman, 10.03.2009) 

            Genelde muhalefete özelde ise Deniz Baykal’a bayılıyorum. Hem tembel tembel oturacaksın ve hem de iktidar olacaksın. Başbakan en yüksek oyun sahibi bir partinin genel başkanı ve bu seçimde de birinci parti çıkacağı konusunda kimsenin tereddüdü yokken, nefes neredeyse almaksızın çalışıyor. Öyle ki, ilçelerde bile (bugün K.Maraş’ın Elbistan ilçesinde) miting yapıyor. Muhalefetin tüm siyasi stratejileri tartışılabilir ama benim burada bahsini ettiğim nokta, TEMBELLİK. Tembelliğin tartışılacak bir yanı yok ki…

 

*

 

On beş gün önce Savcı Zekeriya Öz ile görüşen ABF Genel Başkanı Ali Balkız, Ergenekon'un suikast planlarını görünce ürperdiğini söyledi. Balkız, "Evimin fotoğrafını, krokisini, 9 kişiyi, patlayıcıyı kimin temin edeceğini ve düzeneklerini gördüm. O anda aklıma Mumcu ve Hablemitoğlu'nun karanlık güçlerce katledilişi geldi." dedi. (Zaman, 10.03.2009)

 

            Ali BALKIZ’da belgeleri görüp ikna olanlar kervanına katıldı. Ergenekon terör örgütü hakkında tereddüdü olan samimi insanların artık “kesin kararlı” olma zamanı geldi.

            Merak ettiğim bir nokta var; laik, Kemalist, solcu, ateist gibi alt başlıkların toplandığı “ulusalcı” kesimin, Ergenekon terör örgütünün “provokasyon” için kendilerinden olan adamları öldürdüğü konusunda ne düşünüyorlar, dahası neler hissediyorlar? Bunların içinde şunu söyleyecek yiğitler var mı acaba? “Benim canım, dava için feda olsun, beni öldürmeleri gerekiyorsa, öldürsünler”. Bakmayın siz bu soruyu sorduğuma, sorunun cevabını biliyorum. Asla…

            Ulusalcıların ilk ciddi imtihanı, Ahmet Necdet Sezer’in Cumhurbaşkanlığı görevinin dolmasına yakın zamanda başlattıkları bir tartışmaydı. Sezer’in görevinin bitmesine yakın zamanda, üniversite rektörlerinin görevlerinin istifa etmesi ve Sezer tarafından yenilerinin seçilmesiydi. Çok iyi takip ettiğim bu tartışmanın neticesinde bırakın onlarca rektörün bu düşünceyle istifa etmiş olmasını, bir tanesi bile istifa etmemişti. Hatta görevinin bitmesine birkaç ay kalan rektörlerden bile istifa eden olmadı. Birkaç ay fazladan rektörlük yapsan ne olur, yapmasan ne olur? Orada anladım ki, bunların idealist bir özelliği yok. Hiçbirinde mefkure yok ve oturdukları koltukta birkaç ay fazladan oturmaları onlar için her şeydir.

 

*

90’larda faili meçhul kurbanlarının atıldığı iddia edilen Silopi’deki Botaş kuyularında geçen hafta ertelenen kazı çalışmaları başladı. Kepçelerin de katıldığı kazıların ilk gününde iki kemik ve bir kanlı fanila parçası bulundu. Çıkartılan kemikler incelenmek üzere Adli Tıp Kurumu’na gönderildi. (Taraf, 10.03.2009)

            Kıyamet daha yeni kopmaya başlıyor. Güneydoğuda yapılan kazılardan “faili meçhul/meşhur” şahısların cesetleri çıkmaya başladığında, Türkiye ikinci depremi yaşayacaktır. Bu güne kadar Ergenekon terör örgütünün canı yandı ama bu depremin altında kalacak olanlar doğrudan TSK olacak.

            Bu aralar JİTEM’in belgeleri ortalıkta dolaşıyor ya, zemin yumuşatılıyor. JİTEM, JİTEMİN ceset tarlaları vesaire birkaç hadise bir araya geldiğinde, TSK ikinci depremden kurtulamayacak.

 

*

ABD Savunma İstihbarat Kurumu Başkanı Korgeneral Michael Maples, Somali'deki kökten dinci El Şebab örgütünün El Kaide ile birleşmek üzere olduğunu söyledi. Korgeneral Maples, Senato Silahlı Hizmetler Komitesinde yaptığı konuşmada, her iki örgütün de son dönemlerde yaptığı propagandaların, aralarındaki ideolojik benzerlikleri ortaya koyduğunu belirterek, birleşmenin yakın olduğu görüşünü bildirdi. (Yeni Şafak, 10.03.2009)

            Bu ilginç bir haber… El Kaide’nin ABD tarafından “düşman” ihtiyacını karşılamak için sürekli abartıldığını gördük yıllarca… Bu abartmayı yok saysak ve ABD mahreçli El Kaide haberlerini doğru kabul etsek, görmemiz gereken nokta şu olacak… El Kaide dünya çapında bir KOMUTANLIK kuruyor.

            ABD, El Kaide’yi gerçekten abartmıyor ve hakikaten El Kaide, dünya çapında bir DİRENİŞ KOMUTANLIĞI MI KURUYOR YOKSA?

            Böyle bir hadisenin yakın zamana kadar mümkün olmadığını düşünmek, açıklanabilir bir durumdu. Fakat batının mütemadiyen zayıfladığı ve dünyada inisiyatif kaybettiği bugünün dünyasında mümkün hale gelebilir. ABD mahreçli haber, yorum ve bilgilerde El Kaide’nin yakın zamana kadar abartıldığı fakat bundan sonra abartılmadığını düşünmemizi gerektiren gelişmeler olduğu vakadır. Fakat manipülasyon üstadı olan ABD, asla güvenilir bir kaynak olmadığı için hala tereddütle bakmakta fayda bulunuyor.

 

*

Financial Times gazetesi, "komünizmden sonra bir ideolojik ilah daha iflas etti" diyor. Abartı gibi görünse de, kapitalizmin bittiği tezi inandırıcı olmasa da, olayın vahametini ortaya koyma, olması gereken tartışma biçimini göstermesi açısından önemli bir tespit. Gazete, "Kapitalizmin geleceği" adlı yazı dizisine şu cümlelerle başlıyor: "Bir başka ideolojik ilah daha iflas etti. Siyaseti ve alınacak tutumları son otuz yıldan uzun bir süredir belirleyen varsayımlar, bir anda devrimci sosyalizm fikri kadar geçmişte kalmış görünüyor. Peki, dünya bu noktaya nasıl geldi? Sorunun cevabı önemli oranda liberalizm çağının, kendi çöküşünün tohumlarını barındırmış olmasında yatıyor." (Yeni Şafak, İbrahim KARAGÖL, 10.03.2009)

            Sosyalizmin çökmesinin diyalektik zinciri kırdığını ve anti-tezin tezden daha önce çökmesinin diyalektik işleyişin sonu olacağı tespitini geçen yıl yapmıştık. Diyalektik işleyişin sonunun gelmesi ise batının sonunun gelmesiydi.

Bu konudaki düşüncelerimizi; “İktisadi krizin sebepleri -1- Felsefi kriz ya da diyalektik işleyişin sonu” isimli makalemizi, 04 Ekim 2008 tarihinde yayınlamıştık. (www.idealdusunce.com, www.sivildusunce.com , www.derindusunce.com sitelerinde yayınlanmıştı, şu anda www.fikirteknesi.com sitesinde de yayınlanmaktadır) Tespitimizin bir paragrafı şöyle;

“Anti-tezin çökmesi karşısında zafer çığlıkları atan batı, matem tutmak yerine “tarihin sonu”nun geldiğine dair “son teorisini” üretmekle meşguldü. Anti-tezin çökmesi, tarihini, diyalektik işleyişe teslim eden batı için tabi olarak tarihin sonuydu. Fakat bu son “tarihin sonu” değil, “batı tarihinin sonuydu”. Batıda felsefenin tıkanmış olması, batı tarihinin sonunun geldiğini anlamasına mani oldu ve kendi tarihini dünya tarihi zanneden batı, dünya tarihinin sonunun geldiğini kabul etmekte zorlanmadı.”

 

            Batının içinde bulunduğu durumu anlamasını beklemek kabil değil. Zira çöküş, içinden anlaşılmaz. Anlaşılabilse, çöküş olmaz.

            İbrahim KARAGÖL, Financial Times gazetesinin “komünizmden sonra bir ideolojik ilah daha iflas etti” ifadesi için “abartılı gibi görünse” demek bahtsızlığında bulunuyor. Aslında İbrahim KARAGÖL’ün seviyesiyle mütenasip bir durum değil bu yaklaşım. Fakat kapitalizm de çöktü demek, çok büyük bir iddia olduğu için “köşe yazarı” olarak böyle bir ifade kullanmaktan imtina ediyor galiba. Ne var ki, kendisinin de çok defa ifade ettiği gibi “imkansızların mümkün olduğu, akıl almaz hadiselerin yaşanacağı ve bunlara hazır olunması” gerektiği bir devirde yaşıyoruz. Bu devir, büyük hadiselerin gerçekleştiği ve gerçekleşeceği, dolayısıyla büyük iddiaların ifade edileceği bir zaman dilimidir. Artık insanlar, “dünya çapında hadiselere” ve “dünya çapında fikirlere” hazır olmalılar.

Share Button