ÇATI KURULUŞ İHTİYACI-2-TEŞKİLAT YAPISI

ÇATI KURULUŞ İHTİYACI-2-TEŞKİLAT YAPISI
İstanbul veya Ankara’da (tercihen İstanbul’da) kurulacak bir vakıf veya dernek, sadece merkez teşkilatı ile iktifa eder ve şube açmaz. Bu teşkilat, bir federasyon şeklinde de olabilir, gönüllü kuruluşların çatı örgütü şeklinde teşkil edilebilir. Federasyon şeklinde olması tercih edilir ama tatbikatta problem olması mümkündür. Federasyon çatısı altında toplanmak, uzvi (organik) teşkilat yapısına girmek şeklinde anlaşılacağı için gönüllü kuruluşların uzak duracağı öngörülebilir. Yapılacak müzakereler neticesinde federasyon şeklinde kurulması kabul görürse ne ala aksi takdirde sadece merkez teşkilatını oluşturacak bir dernek veya vakıf şeklinde kurulması doğru olur.
Merkez teşkilatı, resmi kurulları dışında şu müesseseleri oluşturur; Medeniyet Şurası, İstişare Şurası, Adalet Divanı, Takip Merkezi…
Medeniyet Şurası, İslam’ı medeniyet çapında anlamak, medeniyet tasavvuru oluşturmak, medeniyet müesseseleri fikri geliştirmek, bunları tatbik edilebilir projelere tahvil etmek, medeniyet inşasını başlatmak gibi temel meseleler üzerinde çalışan fikir, ilim ve sanat insanlarını bir araya toplar. Bu şura, tüm İslami cemaat, tarikat ve gurupların ilim, fikir ve sanat insanlarını bir araya getirir. Her İslami gurup bu şuraya kaç kişiyle katılmak isterse o kadar kadro verebilir. Bu şurada oylama yapılmayacağı, sadece fikir üretileceği için, her gurubun eşit sayıda kişiyle katılması istenmez. Okumaya devam et

Share Button

İSLAM BİRLİĞİNİN SİVİL ALTYAPISI -e kitap- Haki DEMİR

İslam Birliğini sadece siyasi birlik olarak anlamak eksiktir. Ümmetin tamamını içine alan tek bir devlet kurmak, İslam birliğinin hedeflerinden biridir muhakkak lakin tek hedef değildir. Esas olarak İslam birliği, “ümmet olabilmektir”. Ümmet olabilmenin bir çok boyutu, alanı ve anlamı var, siyasi birlik bunlardan sadece biridir ve oradaki hassasiyet yığınağının fazlalığı, diğer alanlarda hassasiyet zafiyetleri oluşturuyor.

İslam birliğinin sivil altyapısı, ümmet olabilmenin içtimai sahadaki müesseselere olan ihtiyacını gösterir. Devlet olmaksızın yapılabilecek işler olduğu gibi, devlet olduğunda da yapılacak içtimai işler vardır. Siyasi iktidar (aslında her türlü iktidar) istismar edilmeye fazlasıyla müsait olduğu için, ümmet olabilme hedefini, siyasi iktidarların inisiyatifine bırakmamak gerekir. Siyasi iktidarlar olmadan ümmet olma yolunda ilerlemenin ne kadar zor olduğu malum, bu sebeple siyasi iktidarlara karşı olmak veya devlet kurma fikrine sahip olmamak yanlıştır, bununla beraber siyasi iktidarın istismar ihtimalini ortadan kaldıracak veya asgariye indirecek içtimai tedbirleri de almak şarttır. Ezcümle, her alanın, bahsin, varlığın ve vakıanın kıymetini takdir etmek, kıymetini artırmak veya azaltmaktan sakınmak, onları kendi merkezlerinde tutmak esastır. Okumaya devam et

Share Button

İSLAM BİRLİĞİNİN ÖNÜNDEKİ ENGELLER-10-BATI TASALLUTU-3-HASSASİYET KAYMASI

-10-BATI TASALLUTU-3-HASSASİYET KAYMASI
Batının bilgi, bilim ve felsefedeki teorik üretimleri, siyasi, iktisadi, askeri alandaki maddi güç üretimleriyle birleşince ortaya dehşetengiz bir yekun çıktı. Dünya, bir taraftan batının karşısında yer alabilmenin zihni altyapısını kaybetti diğer taraftan batıya karşı mukavemet ve mücadele etmenin fiili imkanlarından mahrum kaldı. Batının gerçekleştirdiği dehşetengiz güç yığınağı karşısında, batıya karşı mukavemet etmek isteyenlerin akılları parçalandı. Topyekun mukavemet etmeyi göze alamayanlar, bir kısmını kabul bir kısmını reddetmek gibi parçalı akıl formuna savruldular, bunun neticesi olarak da eklektik düşünce yapıları oluştu.
İslam’ın yekununa muhatap olmak, sadece batı değil, İslam’ın dışındaki her şeyi reddetmekti. Batının tamamını reddedemeyenler, İslam’ın yekununa muhatap olma maharetini kaybettiler. Veya başka sebeplerle İslam’ın yekununa muhatap olamayan, buna karşılık parça fikirlerle meşgul olanlar, batının da bir kısmını kabul bir kısmını reddetmeye başladılar. Bu durum pozitif aklı benimseyen, benimsediğini bile farkedemeyen Müslümanlarda kökleşti, yerleşti ve yeni hezeyanlar ortaya çıktı, buna da “İslam’ın doğru anlaşılması” gibi isimler buldular. Eroine müptela olan bir bünyenin, eroin almadığında sıhhatinin bozulması gibi, Müslümanların kalbi ve zihni evrenini işgal eden batılı zehirler, bünyenin sıhhat alameti ve ihtiyacı haline geldi.
Batıdan etkilendiğini bilmeyen, batıdan aldığı zehri İslam’a ait bir muhteva zannedenlerde ağır hasar meydana geldi. Bir kısmı ise batıdan bir şeyler aldıklarını biliyorlardı fakat aldıkları zehrin lazım olduğuna (her nasılsa) inandılar, zaten bu sebeple ve bilerek aldılar. Bunlardaki hasar daha ağırdı mutlaka fakat Müslümanların bunlara karşı tavır alma imkanları vardı ve hasar kendilerinde mahfuz kaldı, etrafa fazla saçamadılar. Okumaya devam et

Share Button

İSLAM BİRLİĞİNİN SİVİL ALTYAPISI-13-SONSÖZ

SONSÖZ
İslam birliği için birçok sahada müşterek teşekküllere ihtiyaç var. Buraya kadar anlattıklarımızdan ibaret değil mutlaka, bunlar sadece bazı alanlarda misal kabilinden ifade edildi. Mümkün olan her alanda müşterek teşekküller ve teşkilatlar kurma şart.
İçinde yaşadığımız devirde, İslam coğrafyasının onlarca devlet tarafından parsellendiğini görüyoruz. Bu devletlerin siyasi sınırları ümmetin birbirine karşı duygu ve düşüncelerini tabii ki bölemiyor ama her biri farklı tefekkür ve kültür havzaları haline geliyor. Bu durum bir asırdır devam eden sıhhatsiz bir süreç, bu sürecin bir asır daha devam etmesi halinde farklı tefekkür ve kültür havzalarının derinleşeceğini ve birbirinden ağır şekilde farklılaşacağını öngörmek mümkün. Bu ihtimal ciddi bir tehlikeye işaret ediyor.
İslam ülkelerinin birçoğunda diğer ülkelerdeki teşkilatların varolmasına müsaade edilmediği geçmiş zamanlarda işimiz zordu. İslam ülkelerindeki siyasi rejimler hızlı şekilde aralarındaki engelleri kaldırıyor, bir kısmı halk hareketi ve ihtilaller yoluyla yapıyor, bir kısmı ise yavaş yavaş ve yumuşak şekilde bu yolları açıyor. Bu gün için içtimai müesseselerin birçok İslam ülkesinde aynı zamanda faaliyete geçebilme imkanı var. Bu imkanı değerlendirmemiz gerekiyor.
Gönüllü kuruluşlar, siyasi partilere, iktidarlara, rejimlere nispetle daha samimidir, daha fedakardır, daha yoğun şekilde İslam’ı esas alır veya alma imkanı vardır. Bu sebepler ve burada zikretmediğimiz başka sebeplerle, ümmetin birlik altyapısını gönüllü kuruluşlarla inşa etme fikri ve teşebbüsü çok kıymetlidir. Okumaya devam et

Share Button

İSLAM BİRLİĞİNİN TEMEL MÜESSESELERİ-2-HİLAFET-1-

İSLAM BİRLİĞİNİN TEMEL MÜESSESELERİ-2-HİLAFET-1-yayınlandı-
Tevhide tecrit ve tenzih ile ulaşmak kabildir. Namütenahi tenzih güzergahı, Allah Azze ve Celle’nin lütuf ve ihsanı dışında katedilmesi muhal bir mesafedir. Öyleyse Müslümanların tevhide ulaşma cehd ve gayreti yanında, dünyada, birlik ihtiyacını karşılayacak bir müessese gerekir. Tevhidden hemen sonra vahdet meselesini konuşuyor olmamızın temel sebebi bu değil midir? Vahdet bahsi, tevhid bahsine bitişiktir ve arasındaki münasebet zorlu sırlardan biridir.
Müslümanlar tevhidden bahsetmeden vahdetten bahsedemezler ama vahdetten bahsetmeden de tevhidden bahsedemezler. Vahdet, ikamesi, inşası, gerçekleştirilmesi mümkün olan bir menzilde bulunduğu için, kalbi-ruhi süreçlerinde tevhid ile meşgul oldukları kadar, zihni-akli süreçlerinde ve tatbikatta vahdet ile meşgul olmalıdırlar.
Aynı dine mensup olanlara ümmet diyorsak, ümmetin (ve tabii ki dinin) tek mümessili olmalıdır. Tevhid münhasıran Allah Azze ve Celle içindir, vahdet ise kainattaki her varlık ve vakıada müşahede edilebilen, hayatın her alanında inşa ve ikamesi mümkün olan bir kıymettir. Yeryüzünde vahdeti gerçekleştiremeyen Müslümanların, tevhid güzergahında mesafe aldıkları iddiası ham hayaldir. Vahdeti bozan unsurların olması, hatta vahdete kasteden gurup ve anlayışların bulunması mümkündür, aslolan, her Müslümanın kendi kalbi ve zihni evreninde, ruhi ve akli mecrasında vahdeti inşa etmesi, yeryüzünde de ikamesi için çalışmasıdır. Okumaya devam et

Share Button

İSLAM BİRLİĞİNİN ÖNÜNDEKİ ENGELLER-9-BATI TASALLUTU-2-BİLGİ İSTİLASI VE ŞAŞKINLIK

İSLAM BİRLİĞİNİN ÖNÜNDEKİ ENGELLER-9-BATI TASALLUTU-2-BİLGİ İSTİLASI VE ŞAŞKINLIK
Batı, son birkaç asırdır o kadar çok bilgi üretti ki, o kadar bilgiyle baş etmek imkansız. Sadece bir sahadaki bilgileri öğrenmek bile insan ömrünü aşar. Bilgiyi üretirken herhangi bir mikyas kullanmadığı için de, kaotik bir bilgi yığını ile karşı karşıyayız. Bilgide vahdet mimarisi yok, terkip çabası yok, tertip gayreti yok… Her bilim adamı, kendine göre serazat şekilde bilgi üretti, birçoğu kendine göre teori geliştirdi, bir kısmı kendine göre anlamlandırdı. O kadar kaotik ki, aynı konuda birbirini tekzip eden birden çok bilgi demeti ortaya çıktı. Bir şeyin gerekli olduğuna dair bilgi üretti, arkasından gereksiz olduğuna dair bilgi üretti. Bir şeyin faydalı olduğuna dair bilgi üretti, arkasından zararlı olduğuna dair bilgi üretti. Bir konuda “doğru” olduğunu iddia ettiği bilgi üretti, arkasından o bilginin “yanlış” olduğuna dair bilgi üretti.
Hem çeşit bakımından hem de sayı bakımından ürettiği bilgi toplamı, göz kamaştırıcı. Bu durum, batıyı korkutucu yaptı, yenilmez kıldı, kendisine karşı savaşı zorlaştırdı. Batı ile ilgilenen, batıyı ciddi şekilde okuyan, batı bilim ve felsefe çevrelerinde bir müddet yaşayan Müslüman münevverler, batıdan etkilenmekten kurtulamadı. Batının en büyük tesiri, okumakla sonuna varılamaması, bitirilememesiydi.
Bilginin çokluğuna paralel, felsefi cereyanın çeşitliliği geliyor. Hayatta ve kainattaki en küçük “gerçeklik” üzerinden felsefi cereyan üretildi. Ferdi esas alarak liberalizm, kapitalizm, cemiyeti esas alarak sosyalizm, komünizm, aklı esas alarak rasyonalizm, gözün gördüğünü esas alarak pozitivizm, maddeyi esas alarak materyalizm, ruhu esas alarak spiritüalizm ila ahir… Bu saydıklarımız ana cereyanlar, bunların dışında küçük varlık ve hayat gerçeklikleri için bile felsefi görüş ve cereyanlar üretilmiştir. Okumaya devam et

Share Button

İSLAM BİRLİĞİNİN ÖNÜNDEKİ ENGELLER-8-BATI TASALLUTU-1-

İSLAM BİRLİĞİNİN ÖNÜNDEKİ ENGELLER-8-BATI TASALLUTU-1-
İslam Birliğinin önündeki büyük engellerden birisi, batı tasallutudur. İslam, tarihinde, son birkaç asırdır karşı karşıya olduğu batı tasallutuna denk bir taarruza uğramadı. Batı tasallutunun ağır askeri saldırıları var ama Müslümanları sarsan esas taarruz, askeri mahiyette olanlar değil, bilgi, bilim ve felsefe alanındakilerdir. Tarihte, eski Yunan metinlerinin tercümesi edilmesiyle bir müddet dikkati dağılan İslam hikmet ve irfan sarayı, temellerinden sarsılmamış, dış duvarlarındaki sıvaları dökülmüş ve netice olarak Yunan Felsefesinin hesabını kolay görmüştü. O hesaplaşma tabii ki üç beş cümleyle geçiştirilecek gibi değil, tabii ki ciddi bir karşılaşmaydı. Fakat meselemiz o değil.
Batının bilgi, bilim ve felsefi üretiminin zirveye doğru tırmandığı devir, aynı zamanda son İslam medeniyeti olan Osmanlının gerileme çağına denk geldi. Meselenin büyük kısmı bu noktada gizli, batı kendini inşa ederken, Osmanlı mevcudunu muhafaza derdindeydi. Hamle istidadını kaybeden fikir ve medeniyet, ne kadar büyük ve kuvvetli olursa olsun, gerilemeye, çözülmeye, çürümeye, çökmeye mahkumdur. Aynı bu gün batının içine düştüğü durum gibi, mevcudiyetinin büyüklüğü, hamle istidadını kaybettiği için kuvvet olmaktan çıkıp yük haline geliyor. Her tarafı kas olan yüz kiloluk adam ile her tarafı yağ olan yüz kiloluk adam arasındaki fark gibidir, feraset ve basireti bağlanmış olanlar, kantarın başında, ikisinin de yüz kilo geldiğini, bu sebeple de aynı derecede kuvvetli olduklarını ve korkulması gerektiğini söylüyor. Osmanlının gerileme dönemi de, bu günkü batının çöküş dönemi de, önceki dönemlerindeki kaslardan oluşmuş yüz kiloluk pehlivana mukabil, yağ bağlamış şişman adam haline misaldir. Önceki dönemlerini hatırlayarak hala korkmak, gelişmeleri doğru takip edemeyen, zihninde bir zamanlar oluşturdukları korku bariyerlerini kendi kendilerine sımsıkı tutan ve yıkılmasına müsaade etmeyen idraksizlerin işidir. Okumaya devam et

Share Button

İSLAM BİRLİĞİNİN TEMEL MÜESSESELERİ-1-TAKDİM

İSLAM BİRLİĞİNİN TEMEL MÜESSESELERİ-1-TAKDİM
İslam Birliği konuşulmaya başlandı, artık zamanı yaklaştı. Bundan sonra mesele üzerinde tetkikler yapmak, imal-i fikirde bulunmak, müessese tasavvurları geliştirmek lazım. Bu günün dünyasında İslam Birliğinin nasıl kurulacağını, hangi temel müesseselere ihtiyaç duyduğunu, birliğe giden yolun, güzergahın, süreçlerin neler olduğunu düşünmemiz gerekiyor. Son iki asırda zaman zaman dillendirilen bu mefkure, şekillenmemiş, tertip edilmemiş, tanzimi yapılmamış, müesseseleri üzerinde konuşulmamış haldedir. Kısacası “ham haliyle” bekliyor, saf fikir olarak duruyor.
Milyonlarca kilometrekarelik coğrafyası, iki milyara yakın nüfusu ile dev bir hacim ifade eden ümmet, hangi çatı altına alınabilir, hangi müesseselerle idare edilebilir, hangi teşkilatlarla ihtiyaçları karşılanabilir? Birkaç soruda toplamaya çalıştığımız mesele aslında bitmez tükenmez bir ilmi ve fikri çabanın ve faaliyetin mevzuu… Bir kişinin, birkaç kişinin altından kalkabileceği cinsten bir çalışma sahası olmadığı muhakkak. Ne var ki gündeme getirmek için bir yerlerden başlamak, iptidai olsa da meseleyle ilgilenmek kabilinden kendimize “mevzuu” edindik.
*
İslam Birliği mefkuresi (hedefi) görünür tarafıyla “siyasi birliktir”. Bu sebeple İslam Birliği hedefine yönelen imal-i fikir çabaları, “siyasi nizam” teklif etmek mecburiyetindedir. Yirminci asırda siyasi nizam teklif eden çalışmalar, ümmetin birliği için ihtiyaç duyulan müesseseler değil, herhangi bir İslam Ülkesinde tatbik edilecek cinsten devlet nizamı mahiyetindedir. İslam Devleti üzerine yapılan zihni temrinler, ilmi ve fikri çabalar, tüm ümmeti ihata ve idare edecek, ihtiyaçlarını karşılayacak, meselelerini halledecek cinsten bir siyasi nizam fikrine ulaşmamıştır. Bunun makul ve anlaşılabilir sebepleri olduğu unutulmamalıdır. Dünyada bir tane bile İslam Devletinin olmadığı zamanlarda İslam Birliğinden bahsetmek tabii ki makul görünmüyordu, bu sebeple ilim ve fikir adamları, içinde yaşadıkları ülkeler için İslam Devlet Nizamı geliştirmeye uğraştılar. Bu gün İslam Birliğinden ve birliğin ihtiyacı olan müesseselerden bahsediyor olmamız, ferasetimizden değil, meselenin acil ihtiyaç listesine girecek kadar yakınlaşmasındandır. Basiretimizden kaynaklanmayan, beden gözüyle bile görülür hale gelen bu ihtiyaç, üzerinde çalışılması zaruret haline gelen bir mesele olmuştur. Okumaya devam et

Share Button

İSLAM BİRLİĞİNİN SİVİL ALTYPISI-11-GENÇLİK KURULUŞLARI-1-

İSLAM BİRLİĞİNİN SİVİL ALTYAPISI-11-GENÇLİK KURULUŞLARI-1-
Şu anda Müslümanların hali, nazari çerçevede ümmet olan, fiili çerçevede birbirinden haberi olmayan topluluklar gibidir. Yakın bölgeler arasında temas yoğunluğu (o da kafi derecede değil) olsa da, uzak bölgeler arasındaki irtibat yokluğu vahim. Balkanlardan, Kafkaslardan, yakın Arap coğrafyasından haberdar olmamız, tüm ümmetten haberdar olduğumuz manasına gelmiyor. Ümmetin doğru coğrafyasının ucunda yer alan Malay kavim bölgesi (Malezya, Endonezya gibi) ülkelerde yaşayan Müslümanlardan hiç haberimiz yok. Harita üzerinde bildiğimiz, yılda birkaç haberin yapıldığı, hayatlarının, kültürlerinin, İslam ile olan bağlarının ne durumda olduğuna dair araştırmanın bile yapılmadığı koca bir coğrafya ve nüfus kütlesi uzağımızda duruyor. Keza kuzeye doğru gidildiğinde karşımıza çıkan Tataristan ve onun tarihi merkezlerden biri olan başkenti Kazan’ın ne durumda olduğunu bilmiyoruz. Yine güneye doğru gidildiğinde Afrika’nın ortalarında Müslümanlar ne haldedir haberimiz yok.
Hissi ve nazari çerçevedeki ümmet temayülümüz mevcut haliyle bırakılmamalı, fiilen bir ümmet olmalı, ümmet gibi düşünmeli ve yaşamalıyız. Kitapta yazan ümmet fikrini, hayatımıza nakletmeli, ona can üflemeli, yeryüzünde gerçek kılmalıyız. Her manada ümmet olabilmek, İslam Birliğinin insani altyapısını gerçekleştirmektir. Bundan sonrası bazı müessese ve teşkilatları ikame etmektir. Ümmet olamadığımız takdirde İslam Birliği için gerekli olan teşkilat ve müesseseleri inşa etmiş olsak bile netice almamız kabil değil. Okumaya devam et

Share Button

İSLAM BİRLİĞİNİN ÖNÜNDEKİ ENGELLER-7-SİYASİ İKTİDARLAR

İSLAM BİRLİĞİNİN ÖNÜNDEKİ ENGELLER-7- SİYASİ İKTİDARLAR
Yirminci asırda iki tane acı tecrübemiz var, birisi Osmanlının yıkılmasından sonra kurulan ve siyasi sınırları masa başında İngilizler tarafından çizilen İslam coğrafyasındaki devletçikler. İkincisi yirminci asrın son on yılında yıkılan Sovyetler birliğinden sonra ortaya çıkan Türk Cumhuriyetleri… İngilizler, iktidar iştiyakıyla sarhoş olan mahalli güç merkezlerinin dilenciliğini kullanarak sınırlar çizdiler ve onların siyasi rejimlerini kurmak için danışmanlık yaptılar. İktidar olan ve devleti ele geçiren mahalli güç merkezleri, umumiyetle ülkelerinin azınlıkları oldukları için, ayakta kalmak için dış güçlere muhtaç haldeydiler ve bu durum günümüze kadar devam etti. Kendi ülkesinde bile çoğunluk olamayan, halkın rızasına dayanmayan, iktidarını muhafaza etmek için “polis ve istihbarat devleti” kurmak mecburiyetinde kalan diktatör ve kral müsveddeleri, tabii ki ülkeleri birleştirmek yerine kendi iktidarlarını derinleştirme yolunu seçtiler. Başka hiçbir ihtimalde ayakta kalmaları mümkün olmayacağı için, içinde bulundukları statükoya sürekli yatırım yaptılar ve bunun için on binlerle ifade edilen katliamları gözlerini kırpmadan gerçekleştirdiler.
İkinci acı tecrübemiz olan Sovyetlerin yıkılmasıyla ortaya çıkan Türk Cumhuriyetleri, Sovyetlerin çöküş döneminde birleşme imkanına sahipken, bunu da Türkiye’nin öncülüğünde yapabilecekken, iktidarda olan Demirel’in batılı angajmanı sayesinde, birleşmek bir tarafa ellerinde bulundurdukları sözde devletleri, Sovyet dönemindekinden daha ağır bir diktatörlük halinde yönetmeye devam ettiler. Okumaya devam et

Share Button

İSLAM BİRLİĞİNİN ÖNÜNDEKİ ENGELLER-6-COĞRAFİ ENGEL

İSLAM BİRLİĞİNİN ÖNÜNDEKİ ENGELLER-6-COĞRAFİ ENGEL
Bu günkü İslam coğrafyası, tek devlet çatısı altında birleştirilmesi için fazla büyük. Özellikle de “merkezi idare” kurulmak istendiğinde fevkalade büyük. İslam Coğrafyası, başkent tam ortada kurulmuş olsa bile, coğrafyanın dört ucuna olan uzaklığı, merkezi idareyi imkansız kılacak kadar geniştir. Hilafet makamı ihdas edildiğinde merkezi bir idareden bahsediyoruz demektir. Hilafet, tüm İslam coğrafyasında ve tüm ümmet üzerinde tasarruf etmelidir. Hilafetin mana ve salahiyeti ile coğrafyanın genişliği birbiriyle mütenasip değil.
Coğrafi engel zannedildiğinden daha ciddi meselelere gebedir. Tarihte İslam Birliğinin bozulmasının veya kurulamamasının esaslı sebeplerinden birisi coğrafi genişliktir. Tarihteki coğrafi genişlik, o zamanın imkansızlıklarıyla çok daha ciddi problem olmuştur muhakkak. Bugünün imkanları düşünüldüğünde aynı problemlerin yaşanmayacağı zannı galiptir. Ulaşım ve muhaberedeki teknolojik gelişmeler, uzağı yakın yapmıştır. Ne var ki nüfusun çok yoğun şekilde artması, iki milyara yakın Müslümanın yaşıyor olması, nüfus meselesiyle birlikte coğrafi genişliğin hala ciddi bir problem olarak önümüzde durmasına sebep olmuştur.
*
Bu zamana kadar İslam Devletinden bahsedegeldik. “İslam Devleti” isimlendirmesi, Müslümanların içinde yaşadıkları ülkede kurmayı düşündükleri devleti ifade eder. Oysa Hilafet Devleti, bugünkü sınırlar içindeki herhangi bir İslam ülkesini değil, tüm İslam coğrafyasını ve tüm Müslümanları ihtiva ve ihata eder. Bu çapta bir devleti hiç gündeme almadığımız için, bahsini ettiğimiz problemlerle ilgilenmedik. İlgilenmemek, problem yokmuş gibi davranmamıza sebep oluyor, oysa problem devasa çapta önümüzde duruyor. Okumaya devam et

Share Button

İSLAM BİRLİĞİNİN ÖNÜNDEKİ ENGELLER-5-EHL-İ SÜNNET HUSUMETİ

İSLAM BİRLİĞİNİN ÖNÜNDEKİ ENGELLER-5-EHL-İ SÜNNET HUSUMETİ
Bozulma yoksa ıslah yoktur. Hastalık yoksa tedavi yoktur. Problem yoksa çözüm yoktur. Yanlış yoksa tenkit yoktur.
Bozulmamış olan anlayış veya yapıyı ıslah teşebbüsü, aksine bir netice doğurur ve bozar. Hasta olmayan bünyeyi (mesela insanı) tedavi etmek, ilacı şifa değil zehir haline getirir. “Hastaya şifa olduğuna göre, sıhhatli insana da faydalıdır” düşüncesi, ahmaklığın bir çeşididir.
Hastaya verilecek ilaç, hastalığının çeşidine bağlıdır, hasta olması, herhangi bir ilacın verilmesini gerektirmez. Hasta olan uzuv tedavi edilir, eli yaralanmış kişiye beyin ameliyatı yapılmaz. “Hastalık hangi uzuvdadır, hangi çeşittir?” sorularının cevabı bulunmadan, yani teşhis konulmadan tedavi yapılmaz. Şeker hastasına kanser tedavisi uygulayarak şifa beklenmez.
Ehl-i Sünnet anlayışına, sarih veya zımni şekilde itiraz edenler, o çerçevenin dışına çıkanlar, öncelikle ilim ve fikir iktidarsızlarıdır. Ehl-i Sünnet hakkında ciddi hiçbir şey söyleyemeyen, cahil halkın içindeki bazı hurafeleri Ehl-i Sünnete malederek tenkit eden, kadim silsilenin müktesebatının milyondan birini üreten başka bir mecra olmamasına rağmen zırvalayanlar, önünde veya sonunda Şia gibi, Vehhabilik gibi, Mutezile gibi, modern selefilik gibi merkezkaç kuvvetlerin kucağına düşmekten kurtulamıyorlar. Okumaya devam et

Share Button

İSLAM BİRLİĞİNİN ÖNÜNDEKİ ENGELLER-4-LİBERALİZASYON

İSLAM BİRLİĞİNİN ÖNÜNDEKİ ENGELLER-4-LİBERALİZASYON
İslam Birliğine giden yolun güzergahında, ferd, cemaat, cemiyet, ümmet menzilleri var. Bu menziller, ferdi varoluş merkezi ile içtimai varoluş çerçevesinin farklı tezahürleridir. Ferdi varoluş şahsiyet terkibiyle tezahür eder, içtimai varoluş ise cemaat ve cemiyet (toplum) hacimlerinde gerçekleşir. Ümmet olmanın çatısı ve çerçevesi ise ancak medeniyet tasavvur ve inşası ile kabildir. Cemaatleşmek, mensubiyet ve teşkilat temrinlerini oluşturur ve içtimai boyutu ihmal edecek derinlikte ferdileşmeye mani olur. Cemiyet ise içtimai varoluşun siyaset ve devlet ihtiyacını da karşılayacak ufuktur.
Herhangi bir bünyeye (cemaate, guruba, teşkilata, harekete) mensup olmamak, yalnız başına kalmak ve buna da ferd (uydurukçasıyla birey) olabilmek, ferdi varoluşunu gerçekleştirmek diyerek kutsayan “bedeviler” var. Ferdi varoluş meselenin bidayetidir ve mühimdir lakin içtimai varoluşu reddeden, ihmal eden, umursamayan ferdi varoluşlar, bedevilikten ibarettir. İslam, ferdi ve içtimai varoluşu birbirine tercih etmeyen, aksine birbirinin mütemmimi olarak gören, her ikisini de hemzaman olarak talep eden, ferdi cemiyete, cemiyeti ferde kurban etmeyen bir muvazene ve terkip harikuladesidir. En kıymetli teklifi olan imanı ferde sunan ve ondan talep eden İslam, ahkamının ve ibadetlerinin şahikası olan namazın, cemaat ile kılınabilmesi için tertibini değiştirecek kadar içtimai varoluşu mühim görmüştür. Üçüncü rekatta cemaate yetişen mümini cemaate dahil etmiş, birinci rekatını üçüncü rekattan sonra kılınmasına müsaade etmiştir. Okumaya devam et

Share Button

İSLAM BİRLİĞİNİN ÖNÜNDEKİ ENGELLER-3-ANLAYIŞ FARKLILIKLARI

İSLAM BİRLİĞİNİN ÖNÜNDEKİ ENGELLER-3-ANLAYIŞ FARKLILIKLARI
Şia ve vehhabilik, blok olarak ümmetin merkezkaç kuvvetlerinden oldukları için, problem bellidir, nettir. Bunların dışında da, anlayış farklılıklarından kaynaklanan problemler var. Anlayış ve ufuk farklılıklarının olması tabiidir ama bazıları İslam Birliğine mani olacak kadar savrulma yaşıyor. Meselemiz bunlarla, yoksa İslami tefekkür çerçevesindeki fikir farklılıklarını ortadan kaldırmak ve ümmeti yeknesak hale getirmekten bahsetmiyoruz.
İslam coğrafyasının her bölgesinde (ve ülkesinde) farklı fikri, siyasi, içtimai hareketler var. Bunlar, kadim teşkilatlanma tarzı olan “cemaat” halinde bünyeleşmiş, ortaya çıkmış durumda. Buraya kadar mesele yok, farklı fikri, siyasi, içtimai hareketler olabilir, bunlar farklı veya aynı şekillerle (mesela cemaat halinde) teşkilatlanabilirler. Mesele, İslami anlayışlarının, bir taraftan İslam’ın yekununa muhatap olacak çap ve derinlikte olması, diğer taraftan tüm ümmeti içine alacak hacimde olması gerekir. Birinci kısmı “doğru anlayış” için, ikinci kısmı ise ihtiyacı karşılayacak hacimde bir ufuk için şart.
*
Doğru anlayışın kadim havzası Ehl-i Sünnet’tir. İslam bu mecradan günümüze kadar gelmiştir. Ehl-i Sünnet, İslam’ı, selefinden olduğu gibi teslim almış, aslını muhafaza etmiş, aslına uygun şekilde her alanın ilmini inşa ederek hayata tatbik etmiştir. İslam’ın kadim müktesebatı, Ehl-i Sünnet havzasında, tertip ve tanzim edilmiş ve müessese şekilde bize nakledilmiştir. Okumaya devam et

Share Button

İSLAM BİRLİĞİNİN ÖNÜNDEKİ ENGELLER-2-STRATEJİK ENGEL ŞİA VE İRAN

İSLAM BİRLİĞİNİN ÖNÜNDEKİ ENGELLER-2-STRATEJİK ENGEL ŞİA VE İRAN
İslam Birliğinin önündeki en ciddi engel Şia ve İran’dır. İran ve İran merkezli Şia hinterlandı, İslam Birliğinin önünde hem nazari hem de coğrafi engeldir. Bu sebeple İslam Birliği bahsinin her konusunda Şia karşımıza çıkacak cinsten bir hadisedir.
Şia, Ana İslam Mecrasından (ve havzasından) ayrılmış olmakla nazari çerçeveyi ve İslam’ın mana yekununu zehirliyor. İslam’ın farklı ve meşru anlayışlarından biri olduğu zannı, İslam’ın mana yekununu, merkezi hüviyet ve tertipten uzaklaştırıyor ve dağınık hale getiriyor, savrulma ufkunu alabildiğine genişletiyor. Oysa hakikat üzerinde bu kadar büyük (ve de küçük) operasyonlar yapılamaz.
Fikirteknesi sitesinde Nurettin Saraylı tarafından Şia hakkında ciddi çalışmalar yapıldı. Neticede fikirteknesindeki yazarların (Üç yazarın) Şia çalışmaları kitap haline getirildi ve “Şia ve İran’ın İhaneti” ismiyle “e-kitap” olarak yayınlandı. Oradaki teşhis ve tespitleri burada tekrarlamaya lüzum görmüyoruz. O çalışmanın gösterdiği netice, Şia’nın, ciddi bir merkezkaç kuvvet olduğu ve merkezden uzaklaşma mesafesinin ise “daire” dışına çıkacak kadar büyüdüğü görüldü. İsteyenler o kitaba müracaat edebilirler. Okumaya devam et

Share Button

İSLAM BİRLİĞİNİN ÖNÜNDEKİ ENGELLER-1-TAKDİM

İSLAM BİRLİĞİNİN ÖNÜNDEKİ ENGELLER-1-TAKDİM
İslam birliği, siyasi sahada dört halifeden sonra hiç gerçekleştirilemedi. Bunun anlaşılabilir sebepleri vardı; coğrafi genişlik, nüfus hareketleri, ulaşım ve haberleşme zorluğu gibi… İktidar kavgaları ise zaten bilinen en yaygın sebep… Özellikle coğrafi genişlik ve iktidar kavgaları İslam Birliğinin neredeyse imkansız olduğu zannını beslemiş, bu sebeple olmalı fiilen İslam Birliği meselesi fazla gündeme gelmemiştir. Aynı dönemde İslam coğrafyasında onlarca İslam Devleti kurulmuş, İslam devletleri arasındaki sınırlar ise hiçbir zaman “kapalı” hale gelmemiştir. İslam devletlerinin sınırları, siyasi iktidarın hakimiyetini gösteren bir alamet olmaktan ileriye geçememiş, ümmetin birliğine engel olmamıştır.
Siyasi birliğin gerçekleşmemesine inat, ümmet, nazari birliğini tarih boyunca kurmuş ve korumuştur. Birçok farklı düşünce ve inanışın meydana geldiği İslam Tarihinde, ümmet, dini vahdetini temin hususunda fevkalade çabalar göstermiş, keskin hassasiyetler sergilemiş, nazari çerçevede ciddi mücadeleler vermiştir. Siyasi alanda kurulamayan İslam Birliği, dini, ilmi, içtimai alanda ümmetin büyük alimleri ve mutasavvıfları tarafından kurulmuş, korunmuş ve süreklilik kazandırılmıştır. Her devirde ortaya çıkan “merkezkaç” kuvvetlerin ürettiği düşünce ve inanışlar, aynı devir içinde tasfiye edilmiş, vahdet gerçekleştirilmiş, istikamet muhafaza edilmiştir.
Son İslam-Osmanlı medeniyeti, İslam Birliğini her alanda gerçekleştirmiş, dünyadaki tüm Müslümanlar fiili olarak mümkün olmasa da dini ve siyasi alanda Osmanlı hilafetine bağlanmışlardır. Uzak Asya’ya kadar tüm İslam devlet ve toplulukları kendi rızalarıyla Hilafete (Osmanlıya) bağlanmışlar, İstanbul’dan gelen talimatlar istikametinde hareket etmişlerdir. Osmanlıdaki İslam Birliği, coğrafi birlik haline gelememiştir. Bunun bilinen iki sebebi var; birincisi İslam coğrafyasının genişliği, ikincisi ise Şia-İran ayrılığıdır. Şia coğrafyası (İran merkez olmak üzere) İslam coğrafyasını ortadan ikiye bölmüş, Osmanlının doğuya karadan ulaşmasını engellemiştir. Bu sebeple İran’ın doğusunda kalan İslam coğrafyası ve bu coğrafyadaki Müslüman devlet ve topluluklar Osmanlı-İslam hilafetine kendi rızalarıyla (bir kısmı da manevi bağ ile) bağlanmıştır. Okumaya devam et

Share Button

İSLAM BİRLİĞİNİN SİVİL ALTYAPISI-10-MÜŞTEREK SOSYAL MEDYA

MÜŞTEREK SOSYAL MEDYA
Müslümanların teknik kadroları nerede? Teknik kadrolar, tefekkür istidatlarını tamamen kaybetti ve sayılara mı boğuldu? Arap baharını tetikleyen, halka organize olma imkanı sağlayan, isyan boyunca sevk ve idareyi gerçekleştiren muhabere vasıtası “sosyal medya” namındaki elektronik havza değil miydi? Yüksek zekaların bile halkı bu çapta bir hamle için teşkilatlayamadığını bildiğimize göre, sosyal medyanın ne kadar büyük bir fayda sağladığı açık değil mi?
Sürekli fikirden ve anlamaktan bahsediyoruz. Tabii ki işin başı anlamak ve fikir imal etmektir. Lakin meselenin bir de teknoloji tarafı var ki, ihmal edilecek gibi değil. Teknoloji boyutu sadece sosyal medyadan ibaret değil tabii ki…
Bu günün dünyasında sosyal medya, en büyük haber ajansı ve fikir üretim merkezidir. Halen arzulanan hususiyetlere sahip olmasa da, murakabe edilmesi hala zor olsa da belli çerçeveler geliştirilebilir, en hacimli haber ajansı ve fikir imal merkezi haline getirilebilir. İnternet denilen dev havza, bilgi, haber, fikir tedavülünün kaçınılmaz altyapısıdır. Mevcut teknolojik altyapı devam ettiği müddetçe, bundan sonra hiç gelişmese bile (ki muhakkak gelişecek) alternatifsiz hale gelecek, internet havzasında varolmak zorunlu hale gelecektir.
İnternet üzerindeki haberleşme hızını, ucuzluğunu, hacmini konuşmaya gerek yok, artık bunlar herkes tarafından biliniyor. İnternetteki takip edilmeyi (izleme, okunma, bakma) kontrol etmenin mümkün olması, ulaştığı kitleyi de göstermektedir. Bu durum müthiş bir istatistik imkanı oluşturuyor, bu bilgiler hesap ve plan yapabilmeyi kolaylaştırıyor. Okumaya devam et

Share Button

İSLAM BİRLİĞİNİN SİVİL ALTYAPISI-9-MEDENİYET MÜESSESELERİ İNŞA MERKEZİ

MEDENİYET MÜESSESELERİ İNŞA MERKEZİ
Ümmetin son medeniyeti olan Osmanlı-İslam medeniyeti çöktüğünde Müslümanların her şeyi yıkıldı. Anlayıştan akla, tefekkürden tefehhüme, idrakten izaha, terkipten tahlile, tecritten tenzihe kadar nazari çerçevedeki tüm hamle istidadı yok oldu, bunlarla bitmedi, tüm medeni müesseseleri yıkıldı, kurucu düşünce üretilemez, kurucu şahsiyet yetiştirilemez oldu, müdir fikir (yönetici fikir) yeşeremez, müdir şahsiyet terkip edilemez hale geldi. Tarihte başka bir misali olmadığı, ilk defa bu çapta bir anlayış ve medeniyet fetreti yaşandığı için de istikametini bulamaz, güzergahını seçemez, meselesini tespit edemez oldu. Bir taraftan tefekkür buhranı içinde kıvranıyor diğer taraftan batının ürettiği hayatın karşısında mukavemet ve kendi hayatını inşa edemiyor. Fikir adamı idrakten, ilim adamı keşiften, sanat adamı terkip ve kıvamdan aciz.
Halk kendi yolunu kendi bulmak zorunda kalıyor, biraz taklit, biraz intibak, biraz itaatle ayakta kalmaya çalışıyor. İslami müesseseler çökmüş, İslami gelenekler çürümüş, İslam ahlakı tükenmiş halde. Bu kadar ağır şartlara rağmen “Müslüman” kalabilmiş olan halk, üzerinden geçen Kemalist silindirden kurtulmaya çalışırken şimdi de Müslüman fikir adamları tarafından kıyasıya tenkit ediliyor. Oysa yapılması gereken iş, İslam’ın her alandaki müesseselerini, medeniyet inşasının yolunu açacak bir anlayış ve ufukla inşa etmektir. Okumaya devam et

Share Button

İSLAM BİRLİĞİNİN PİLOT UYGULAMASI, TÜRKİYE-SURİYE BİRLİĞİ-4-TÜRKİYE-SURİYE BİRLİĞİ ZARURETTİR

TÜRKİYE-SURİYE BİRLİĞİ BİR ZARURETTİR
İslam birliğine giden yolun ana menzilleri, İslam unsurlarının kendi içindeki birliklerini tesis etmektir. Türk birliği, Arap birliği, Hind Müslümanları birliği, Malay birliği, Siyahi Afrika Müslümanları birliği… Aynı kavim ve dil haritalarının kendi içinde kurulacak birlikler, tabii olarak daha kolaydır, kolay olan önceliklidir. Alt birlikler kurulduktan sonra üst birliğin (hilafetin) kurulması mümkün hale gelecektir.
Türkiye, Sovyetlerin çöküşünde ortaya çıkan Türk birliği imkanını, Demirel zamanında harcadı. Arap halklarının isyanları ise Türkiye’de uygun bir hükümete denk geldi ve bu fırsat değerlendirildi. Türkiye, diktatörlere değil halklara destek vermekle stratejik isabet kaydetti. Orta vadede Mısır merkezinde bir Arap birliği kurulması, ümmetin Arap coğrafyasındaki stratejik hedefi olmalıdır.
*
Birinci ve özellikle de ikinci cihan harplerinden sonra kurulan, sınırları cetvelle çizilen suni devletler, o zamana kadar iktidar açlığı çeken bazı çetelere (aşiretlere) teslim edildi. Ortadoğu’da kurulan bağımsız(!) devletler, batı ve doğu (Sovyet) blokları arasındaki dehşet dengesinin neticesi olarak sağlamlaştı. Dehşet dengesi, yirminci asır boyunca dünyaya öyle bir baskı uyguladı ki, iki bloktan birine yanaşmadan varlığını muhafaza edemeyecek haldeydi. Okumaya devam et

Share Button

İSLAM BİRLİĞİNİN SİVİL ALTYAPISI-8-ARASÖZ VEYA FİKİR ADAMLARININ MESULİYETİ

ARASÖZ VEYA FİKİR ADAMLARININ MESULİYETİ
Bu yazı serisinde anlattıklarımız ve bundan sonra anlatacaklarımız, muhakkak ki çeşitli düşünce iklimlerinde birbirinden habersiz olarak mayalanıyor. Zamanın (tarihin) bizi getirdiği eşik, birbirimizden habersiz olsak da yaklaşık düşüncelere ulaşmamızı sağlıyor. Tarihin itmesi, istikbalin çekmesi ve halin oluşturup önümüze koyduğu şartlar ve imkanlar manzumesi, iman, idrak ve hamle istidadına sahip olanlara fazla bir yol bırakmıyor, sanki bir mecburi istikamet halinde aynı menzile doğru koşuyor gibiyiz. Tefekkür biraz fazla biraz eksik olsa da Allah ve Resulüne sadık Müslümanlar aynı hassasiyet ve istikamette buluşuyor. Zaman bizi mengene gibi sıkıyor, ekmek teknesi gibi yoğuruyor, ayrışma şartları yok oluyor, birleşme şartları oluşuyor. Bazılarımız ayağı kayarak, bazılarımız tercih ederek, bazılarımız idrak ederek aynı mecraya dökülüyoruz.
Hakikatin tecellisi berraklaştı, çünkü tecelligah temizleniyor. Hala sağda solda gevezelik yapanlar, hala gelişmeleri bulanık görenler, hala tereddüt edenler, aynalarını (tecelligahlarını, anlayışlarını) temizlemeliler. İslam birliğine doğru hızla yol aldığımız süreçte, temel meselelerde ihtilafa düşenler ve teferruatları da temel mesele haline getirenler muhakkak ki helak olacaklar. Ümmetin her ülke ve cephede canhıraş bir mücadele yürüttüğü günümüzde, nazari ve ameli sahada, ümmete yardım etmekten başka saikle hareket edenler çok çetin bir hesap ile muhatap olacaklar.
Zamanın öğütüp yok ettiği birçok ihtilafı canlandırmak için canla başla çalışanlar olduğu görülüyor. İhtilafların birçoğu, hadiselerin tabii seyrine bırakıldığı takdirde bile yakın gelecekte ortadan kalkacakken, bazılarının ihtilafları diri tutmak için çabalaması akl-ı selim ile telif edilemez. Oysa akl-ı selime en fazla ihtiyaç duyduğumuz bir devirdeyiz. Aman dikkat… Okumaya devam et

Share Button