TERKİP VE İNŞA DERGİSİ 32. SAYI -TAKDİM YAZISI-

TAKDİM
“İnşa sürecinin tatbikat devri”… Bir nevi, topyekun tatbikattır. Bir Müslümanın namaz kılması da İslam’ın tatbikatına dairdir, yalnız kıldığında ferdi tatbikat, cemaatle kıldığında içtimai tatbikat… Burada bahsini ettiğimiz tatbikat devri; şahsiyet, cemiyet ve devlet çapında tatbikattır. Öyleyse meseleyi devlet merkezinde ele almayı gerektiren bir mevzu üzerindeyiz.
İslam; hiçbir şeyi bir diğeriyle irtibatsız şekilde ele almamış, hiçbir varlık veya mevzuu müstakil olarak görmemiştir. Bu külli kaide mucibince devlet bahsi; şahsiyet ve cemiyet ile birlikte medeniyet mevzuunu da ihtiva edecektir.
*
“İnşa sürecinin tatbikat devri, yani İslam Devleti”… Kapak konusunun bu olması daha isabetli olacaktır. İslam Devleti… Ne zamandır konuşmadığımız, neredeyse unutulmaya terk ettiğimiz temel mevzularımızdan birisi. Bir ülkeyi Müslümanların idare etmesinin kafi sayıldığı bir devirde yaşıyoruz, bu durum çok sarsıcı bir kırılma. Önceleri bunun bir geçiş süreci olduğu hususunda ittifak vardı, şimdi öyle görünüyor mu? Yoksa geçiş devri, kalıcı hale mi geldi? Artık İslam Devleti mevzumuz yok mu? Okumaya devam et

Share Button

İÇTİHAT ŞURASI-İÇTİHAT MEVZULARI VE ÇEŞİTLERİ

İÇTİHAT ŞURASI-İÇTİHAT MEVZULARI VE ÇEŞİTLERİ

İçtihatlar, muhtelif tasnife tabi tutulabilir. Bizim tercih ettiğimiz tasnif, mevzularına nispetle yapacağımız taksimi esas alıyor. Buna göre içtihatlar; İtikadi içtihatlar, İbadi içtihatlar, İlmi içtihatlar, Amme hukuku içtihatları ve Kazai içtihatlar olmak üzere beş çeşit olarak tetkik edilecektir.

*İtikadi içtihat
İtikada müteallik mevzularla ilgili içtihatlardır. İtikat mevzuu, itikadi mezheplerle inşa edilmiş, dairesi tamamlanmıştır. İtikada dair yeni içtihat ihtiyacı neredeyse yok gibidir, esasa müteallik olmamak üzere yeni bazı bahisler zuhur etse de, bunlar ana çerçeve içinde halli mümkün olan vakıalardır. İtikadi içtihatlar, mevcut çerçeveyi tahkim eder, yeni meseleleri o çerçeve içinde halleder.

Buna rağmen dünyada ve hayatta neler olacağı meçhuldür. Ciddi itikadi meselelerin zuhuru muhale yakın olsa da, muhal değildir. Meselenin ehemmiyetinden dolayı bu mevzuun boşlukta bırakılması düşünülemez.
Okumaya devam et

Share Button

KAZA TEŞKİLATI-İÇTİHAT ŞURASININ VAZİFELERİ-

İÇTİHAT ŞURASININ VAZİFELERİ

İçtihat Şurasının iki vazifesi var; içtihat yapmak ve devlet ricalini muhakeme etmek… İçtihat mevzuu teşri vazifesidir, devlet ricalinin muhakemesi ise kazai vazife… Teşri vazifesi mahiyetindeki içtihat yapma faaliyeti muhtelif başlıklar altında vuzuha kavuşturuldu, burada devlet ricalinin muhakemesi meselesi izah edilecektir.

İçtihat Şurasına bellibaşlı devlet ricalinin muhakemesi vazifesi verilmesinin sebebi, önlerine gelecek ihtilafların, amme hukukunu zenginleştirmesi içindir.
Okumaya devam et

Share Button

NAKİBU’L EŞRAF-TEŞKİLAT, SALAHİYET, VAZİFE-

NAKİBÜ’L EŞRAF-TEŞKİLAT, SALAHİYET, VAZİFE

Nikabet Teşkilatı, kendi mensuplarıyla tesis edilir. Nakibü’l Eşraf, ihtiyaç duyduğunda teşkilat dışından kadro istihdam eder.

*
Teşkilatın başında Nakibü’l Eşraf bulunur, onun yanında “Asalet Şurası” mevcuttur.

*
Nakibü’l Eşraf, teşkilatı idare etmek için ihtiyaç duyduğu kadar naip tayin eder. Yedi adet naiplik teşkilatı zarurettir; devlet naipliği, meşayıh naipliği, teşkilat naipliği, hariciye naipliği, ceza işleri naipliği, maarif naipliği, kaza naipliği…
Okumaya devam et

Share Button

İSLAM ŞEHRİ-16-İDARE

İSLAM ŞEHRİ-16-İDARE

İslam şehrinin aklı idaredir. İdare, tasavvuf ve medresenin keşif ve tertip ettiği hikmetleri “gerçek” kılmak, “gerçekleştirmek” ile mükelleftir. İdare, bir tatbikatı gerçekleştirip de neticesini merak eden derin bir cahillikle malul değil, aksine keşfedilen hikmetin mevcut şartlar manzumesinde nasıl tatbik edileceğini bilen bir akıl bünyesine ve zihni teçhizata sahiptir. İslam şehrinde idare, hikmetin tatbik şartlarını arayan, bulan, tanzim eden bir idrak merkezidir. Hikmet, idarenin önüne saf halinde geldiğinde, önce onu anlar, sonra cemiyetin seviyesine bakar, cemiyetin seviyesi ile mütenasip bir tatbikat şekli geliştirir. Hikmet saf haliyle tatbik edilmez, hikmeti saf haliyle tatbik edebilen, onu saf haliyle taşıyabilen tek kadro Ashab-ı Kiram olmuştur, sebebi de merkezindeki şahsiyettir, yani Risalet’tir.

İdare, bir gözü hikmette diğer gözü halkta olan, hikmet ile halk arasında idari köprü kuran merkezdir. Hikmet ile halk arasındaki münasebeti kuran, hikmeti halka maleden, halkı hikmete muhtaç hale (yani hikmeti talep eder seviyeye) getiren karargahtır. Hikmetsiz hareket ve tatbikatın olmayacağını gösteren, olmaması gerektiğini anlatan, halkı da buna hazırlayan bir merkezdir. Halk ile hikmet merkezleri olan tekke ve medrese arasındaki sağlam irtibatı kuran, hayatı tekke ve medrese ile harmanlayan, bunun idari tedbirlerini keşif ve tatbik eden kadrodur.
Okumaya devam et

Share Button

İSLAM TARİH ANLAYIŞI-14-RAŞİT HALİFELER

İSLAM TARİH ANLAYIŞI-14-RAŞİT HALİFELER
Hikmet anlayışı ve arayışı bittiğinden beri İslami tefekkür tıkandı, tükendi. Hikmet arayışı bitince, tarih, hadiseler silsilesinden, fikir ise metnin lügat çözümünden ibaret hale geldi. Böylece fikrin muhtevasında, hadiselerin kader sırrında mahfuz manalarının keşfi tecessüsleri tahrik etmez oldu, ruhlar, keşif hamlesi gibi insan asaletinin asli unsurunu kaybetti. O kadar ki Asr-ı Saadet bile hadiseler silsilesi halinde okunmaya başlandı, sahabe-i kiramın hayatı ise tarihin bir döneminde yaşamış insan kalabalığının psikolojik tezahürleri olarak görüldü.
Hikmet anlayış ve arayışıyla raşit halifelere baktığımızda ne görürüz? Raşit halifelerin temayüz etmiş vasıflarının İslam’ın ana sütunlarını temsil ettiğini, hatta hilafet sırasının da Müslüman şahsiyetin terkip unsurlarının ehemmiyet sıralamasını gösterdiğini farkederiz.
Sadakat (ve rikkat), adalet (ve celadet), haya (ve ahlak), ilim (ve akıl)… Hz. Ebubekir (RA), Hz. Ömer (RA), Hz. Osman (RA), Hz. Ali (RA)…
Müslüman şahsiyetin terkibindeki ilk sütun sadakattir. Allah Azze ve Celle ile Hz. Resul-i Ekrem Aleyhisselatü Vesselam Efendimize sadakat… Allah’a ve Resulüne sadakat, imanın ta kendisidir. Bu manada sadakat, imanın tefsiridir. Kişinin iman ettiği nasıl belli olur? Allah’a ve Resulüne sadakat ile… Sadakat (iman) yoksa adalet, ahlak, ilim yoktur, zaten bu halde izahı da yoktur. Okumaya devam et

Share Button

BÜYÜK DOĞU PLATFORMU-2-NAKİBÜ’L EŞRAF TEŞKİLATI-1-

BÜYÜK DOĞU PLATFORMU-2-NAKİBÜ’L EŞRAF TEŞKİLATI-1-
Büyük Doğu Platformunda (www.buyukdoguplatformu.com sitesinde), İslam Devlet Teşkilatı kurulurken, en dikkat çekici müessese olarak Nakibü’l Eşraf görünüyor. Ehl-i Beyt muhabbeti, tabii olarak dikkati celbediyor, kendinde topluyor ve başka şey görmeye mani oluyor. Nakibü’l Eşraf teşkilatı, bilindiği üzere “Ehl-i Beyt” teşkilatıdır, Hamza beyin de ifade ettiği gibi tarihi süreç içinde zirveye çıkması Osmanlıda olmuştur. Nakibü’l Eşraf teşkilatı hakkında bilgi sahibi olmak isteyenler tarihi araştırsınlar, bizim konumuz, bu teşkilatın devlet yapısına nasıl eklendiği ile ilgilidir.
Hamza Bey dikkat çekici bir kıvam yakalamış, Nakibü’l Eşraf teşkilatını devlet teşkilat haritası içine yerleştirmemiş, siyasete bulaştırmamış, günlük ihtilaflar cehennemine salmamış. Devlet ve siyaset üstü bir mevkie yerleştirmiş, devletin yükseklerinde meydana gelecek ihtilafın hal mercii yapmış, kararını da itirazı kabil olmayan cinsten bir tahkimatla çevrelemiş.
Büyük Doğu Devlet ve Cemiyet yapısına kuşbakışı bakınca şöyle bir manzara görülüyor; iki tane devlet var, biri hukuk üzerine kurulu ve zirvesini “Başyüce”nin temsil ettiği İslam devleti, diğeri ise ahlak üzerine kurulu ve zirvesini “Nakibü’l Eşraf”ın temsil ettiği İslam cemiyeti… Devlet hukuku, Nakibü’l Eşraf ise ahlak ve asaleti temsil ediyor, devlet ihtiyaç duyulduğunda maddi güç kullanma inhisarını elinde tutuyor, Nakibü’l Eşraf ise kalplere nüfuz eden manevi iktidarıyla cemiyeti rızalarına dayalı şekilde idare ediyor. Devlet, emniyeti ve nizamı muhafaza ile görevli, Nikabet teşkilatı ise emniyet, adalet ve nizamın ruhi altyapısını kuruyor, kalbi bir idare çerçevesi oluşturuyor. Devlet, halkın ihtiyaçlarını karşılıyor, Nakibü’l Eşraf ise ihtiyaçları tayin ediyor. İhtiyaçlar, kalp ve zihin dünyasındaki hırs ve tatmin, arzu ve kanaat sarmalında doğar ve büyür, Nakibü’l Eşraf, halkın kalbi dünyasını idare ettiği için, insan tabiatının ham haliyle sınırsız ihtiyaca sahip olmasına mukabil, nefsin terbiye ve tezkiye edilmesiyle ihtiyaçlar çerçevelenir ve sınırlanır. Nakibü’l Eşraf, insanı, nefsin bitmez tükenmez arzu ve hırslarının peşinde koşmaktan alıkoyan, İslami hassasiyetle çerçeveleyen, “eşref-i mahlukat” haline getiren bir amil gibi görünüyor. Okumaya devam et

Share Button

ANADOLU ARAŞTIRMALARI-BÜYÜK DOĞU PLATFORMU-1-

ANADOLU ARAŞTIRMALARI-BÜYÜK DOĞU PLATFORMU-1-
Konumuz yeni bir internet sitesi, ismi, www.buyukdoguplatformu.com… Haberdar olmamız, bizim sitedeki (www.fikirteknesi.com) Necip Fazıl ve Büyük Doğu yazılarını yayınlama izni istemeleri sebebiyle oldu. Haki beyin muvafakatiyle ilgili yazılarımızı yayınladılar.
Konu Büyük Doğu olunca dikkat ve ciddiyetle takip ederiz. Ülkemizde bir alışkanlık var, piyasa edinmeye başlayan, dikkat ve ilgi çeken her şey istismar ediliyor, bu sebeple bir konuya yöneldiğimizde ilk olarak istismar edilip edilmediğini gözden geçiririz. Büyük Doğu Platformu sitesinde yazanları tanımadığımız için, istismar meselesinin biraz daha dikkatle takip edilmesi gerektiğini düşündük. Bundan dolayı da haklarında yazı yazmak için acele etmedik ama şu anda yazmaya başlamakla acele etmiş olduk mu, onu da bilmiyoruz.
Bizim için asıl olan “fikir”dir. Fikri anlayanlar, onu kimin yazdığını fazla önemsemezler, fikri anlamayanlar, yazanın kim olduğunu merak ederler. Fikri anlayanlar, onun taklit mi, tekrar mı olduğunu bilirler. İstismarcılar genellikle taklit ve tekrar ederler, bunları yapmıyorlarsa çok seviyesiz fikir üretme çabasındadırlar. Bir fikrin gerçekten orijinal olup olmadığını, derinlikli mi sığ mı olduğunu anlama imkanı olanlar, sadece fikirle meşgul oluyorlar. Biz de zaten bunu takip ettik.
Büyük Doğu Platformunda yayınlanan yazılarda fikir var mı, varsa orijinal mi, orijinalse derin mi? Peşine düştüğümüz sorular bunlar… Okumaya devam et

Share Button

MEHMET AKİF, KEMALİST CUMHURİYET’E KARŞIYDI

Mehmet Âkif, Kemalist Cumhuriyet’e Karşıydı

İstiklâl Marşı’nın fikirleri hayatımıza ve kamuya girdikçe Atatürkçü Cumhuriyet gücünü kaybedecek, Mehmet Âkif’e “Arapçı ve şeriatçı” diyen generallerin ruhî durumları yine bozulacak.

Zorba Cumhuriyet’in zihniyetine göre, İstiklâl Marşı’nın devri çoktan kapanmış gözüküyor. İstiklâl Marşıyla millet arasındaki köprüleri yıkmaya çalışanlar pusuda bekliyorlar. Bundandır ki, Mehmet Âkif ve İstiklâl Marşı Atatürkçü Cumhuriyet’e karşıdır.

Resmî elden yapılan Mehmet Âkif ve İstiklâl Marşı anma günleri, millet çocuklarının dimağında ihya edici tesiri kısırlaştırılmış ve seküler hâle getirilmiş kültürel gevezeliklerdir. Ali Yurtgezen, “İstiklâl Marşı söylenirken çocuklar niye gülüyor?” sualiyle, İstiklâl Marşı’nın millete aidiyet fikriyle ve inancıyla söylenme gücünün sulandırıldığını, vakarını kaybettiğini ve mecburî bir merasim sıkıcılığına dönüştürüldüğünü dile getiriyor. Okumaya devam et

Share Button

BAŞKANLIK TARTIŞMALARI

BAŞKANLIK TARTIŞMALARI
Başkanlık rejimi ile ilgili tartışmalar önemlidir. Meselenin düşünce kırıntılarıyla geçiştirilmesi, hafifmeşrep tavırlarla yanında veya karşısında mevzilenilmesi doğru değil. Ülkede kurulacak olan yeni siyasi sistemin üzerinde kafa patlatmak, mümkün olduğunca her ihtimali öngörmek ve değerlendirmek şarttır. Mevzuu ile ilgili ihtimal taraması ve problem araştırması, kılı kırk yararcasına yapılmalı, muhtemel faydaları kadar muhtemel zararları da dikkatli şekilde teşhis edilmelidir. Ortaya çıkacak fayda-zarar listesinin hangi tarafının ağır bastığına bakılarak karar verilmemeli, muhtemel zararların telafi edilebilmesi için “sistem araçları” devreye sokulmalıdır. Başka ülkelerdeki başkanlık sistemi misalleri üzerinde çalışmak tabii ki faydalı olacaktır fakat yabancı misaller üzerinde çalışmanın sınırı, onlardaki tecrübenin naklidir, fikrin değil… Siyasi rejimin ana unsurlarından biri olan “yürütme kuvveti”, başka bir ülkeden ithal edilemez, çünkü fikir ithal edilebilir bir kıymet değildir. Bu sebeple meselenin konuşulması, müzakere edilmesi, tartışılması yabancı ülkelerdeki siyasi sistem modelleri üzerinden yapılmamalı, kendi tefekkür havzamızda gerçekleştirilmelidir.
*
Siyasi rejimlerin iskeleti malum; bunlar yasama, yürütme, yargı kuvvetleridir. Devletin çatısı tabii ki bu üç kuvvet üzerine bina edilir, mesele (tartışma konusu) bu üç kuvvetin birbiriyle irtibatındadır, irtibat ağındadır. Zaten siyasi sistem dediğimiz hadise, bu üç kuvvet arasındaki münasebet tarzından ibarettir.
Yasama, yürütme ve yargının kuvvetler ayrılığı ile birbirinden muhtar hale getirilmesi, nazari çerçevede de tatbiki sahada da doğrudur. Bu doğru aynı zamanda İslam devlet nizamı için de caridir. Okumaya devam et

Share Button

HİLAFET, DÖRT HALİFE VE DEVLET İDARESİ-26- HZ. ALİ(RA)-4-

Gerçekten harikulade… Bu meselenin zirvesi de, her bahiste olduğu gibi Peygamber Efendimizdir, O’nda nasıl tecelli ediyor vakıa?

Teşekkür ederim azizim. Bir meseleyi bidayetine bağlamazsanız, o mesele yarım kalır. Yarım kalan meselenin doğru anlaşılması fevkalade zordur.

Meselenin özü şu; az kelam ile çok manayı ifade edebilmek… Veciz söz söyleme sanatı denir ya işte o. Yeryüzünün en veciz metni, Kur’an-ı Kerim, sonra Hadis-i Şeriflerdir. Bunlardan sonra ise, bunlara ne kadar derinden nüfuz edebiliyorsanız o nispette bu maharete sahip oluyorsunuz.

Kur’an-ı Kerim, her şey gibi kelamın da yaratıcısının beyanı olduğu için, kelamın zirvesidir. Kainattaki her varlık ve vakıayı, dünyada yaşanmış ve yaşanacak her hadiseyi dürüp büküp bir kitapta cem etmek, ancak sonsuz kudret sahibi bir yaratıcının iktidarındadır. Kur’an-ı Kerim’i okurken dikkat edilmesi gereken bazı hususlar var, birisi ve belki de birincisi bu noktadır. Kur’an-ı Kerim, aklı olan her insana hitap eder, en küçük akıldan en hacimli akla kadar, en derin anlayıştan en sığ anlayışa kadar… Bu hususiyet, Kur’an-ı Kerim’in mucizelerindendir. Okumaya devam et

Share Button

HİLAFET, DÖRT HALİFE VE DEVLET İDARESİ-18-HZ. OSMAN(RA)-2-

Haki bey bu nokta önemli… Hz. Resulü Ekrem Efendimizin meşvereti ile tedrisatının birleştiği nokta. Hem meşveret hem tedrisat… Talebelerinizle müşavere eder misiniz? Buradaki kıvam müthiş değil mi? Bu konudan bahsedelim biraz.

Değil mi? Talebenizle istişare eder misiniz? Doğru bir soru ve doğru bir yaklaşım, talebelerinizle istişare eder misiniz? Bu soruya, müderrisin “Hatem’ül Enbiya” olduğunu, dini son olarak getiren en büyük Risalet sahibi olduğu hususunu da ekleyiniz ve tekrar sorunuz. Talebelerinizle istişare eder misiniz? Bu sorunun cevabı, hayırdır. Kimse böyle bir şey yapmaz. Fakat O yapmıştır. Çünkü O, her şeyin en mütekamil ölçüsünü getiren, o ölçüleri en mütekamil şekilde tatbik eden, insanlığın ufku bir şahsiyettir. Tedrisatla meşvereti harmanlayan, ikisi arasında müthiş bir terkip ve terkip kıvamı gerçekleştiren bir Resuldür ve bu yolla sahabe gibi güzide bir kadroyu inşa etmiştir. Yine yeri geldi, “sahabenin ehemmiyeti nedir?” sorusunu bu meseleyle ilgili olarak tekrar cevaplayalım. Sahabenin ehemmiyetinin sebeplerinden birisi de, müderrislerinin Risalet olmasıdır. Risalet tarafından talim ve terbiyeye tabi tutulmuş olmasıdır. Sahabeyi hafife alanlar için söylüyorum, O müderrisin ders halkasını asla bulamayacakları için, kendilerini veya başka birilerini sahabeyle mukayese etmek küstahlığına düşmesinler. Risalet tedrisatının da bir hususiyetini ifade ettik, meşveret ile tedrisatın mütekamil kıvamda terkip edilmesi… Hem Risalet’in talim ve terbiyesinden geçmiş bir kadrodur sahabe hem de böyle bir kıvamın meyvesidir. Buyurun, yakalayabilirseniz yakalayın o kıvamı. Okumaya devam et

Share Button

HİLAFET, DÖRT HALİFE VE DEVLET İDARESİ-17-HZ. OSMAN(RA)-1-

Haki Bey bugün Hz. Osman’ın şahadeti ve o dönemdeki olayları konuşalım.

Halifeler içerisinde en uzun süre halifelik yapan Hz. Osman’dır (RA). Hz. Osman döneminin temel özelliği Allah Resulü’nün ya da risaletin nefesinin yeryüzünden, O’nun nefesinin tesirinin yeryüzünden yavaş yavaş çekilmeye başladığı bir dönemdir. Aslında peygamberimizin irtihalinden sonra başlar o nefesin yeryüzünü terk etmeye başlaması tabi ki, bura da radikal yorumlara meydan vermemek için neyi kastettiğimi bir cümleyle açıklayayım. O’nun bizzat varlığının tesiri bambaşka bir şeydir. Yani peygamberimizin bizzat bedenen de yeryüzünde bulunmasının tesiri bambaşkadır. Ve varlığının bu dünya da, ruhani ve cismani olarak bu dünya’da bulunduğu dönem itibari ile tesiri mukayesesiz bir hadisedir. Tesiri halen devam ediyor. Bugün de devam ediyor. Bırakın Hz. Osman dönemini, kıyamete kadar da devam edecek. Varlığının nuru ahirette de devam edecek, öyle bir zattan bahsediyoruz. Mesela cennette Cemalullahı görmek birinci mükâfattır. İkincisi Allah Resulü’nü görmektir. O’na yakın olabilmektir. O’nun meclisine, cennette de katılabilme iştiyakına sahibiz ve o meclise katılabilmek imtiyazdır, lütuftur. Hakikaten bizim ağzımızın suyunu akıtan cennet nimetleri bunların yanında kayda değer şeyler değil. Bizim aklımıza başka şeyler gelir cennet mükâfatı listesi yapılırken, nedense bunları pek aklımıza getirmeyiz. Ahirette de bunlar devam eder. Hz. Osman dönemini bu şekilde tespit ederken, Risaletin nefesinin yavaş yavaş yeryüzünden çekildiğini söylerken, nazari çerçevede konuşuyoruz. Pratikte de hadiselerin, ihtilafların, problemlerin yoğunlaştığı dönem olması hasebiyle bunu söyleme imkânına sahip değiliz. Haddimizi aşmadan pratiği konuşma ihtimali biraz zor. Sahabeden bahsederken hassas olmak gerekiyor. Pratikten bahsederken haddimizi aşarsak eğer, niyetimiz haddi aşmak değildir, öyle bir ihtimali ancak sürç-i lisan kabul ederiz. Hz. Osman’ın şahsıyla ilgili, kıymeti ile ilgili şeylerden bahsetmiyoruz. Biliyoruz ki tarihte süreçler var, dönemler var, bir şeyler başlıyor. Belirli ivmeyle bir müddet yol alıyor. Devam ediyor. Okumaya devam et

Share Button

HİLAFET, DÖRT HALİFE VE DEVLET İDARESİ-16-HZ. ÖMER(RA)-8-

Nasıl? Dört halifede zuhur eden vasıflarla hayatın toplamı arasında nasıl bir münasebet var?

Hz. Ebubekir’de (RA) temayüz eden vasıf ve hal, sadakat ve rikkattir, Hz. Ömer’de (RA) temayüz eden vasıf ve hal, celadet ve adalettir, Hz. Osman’da (RA) temayüz eden vasıf ve hal, edep ve hayadır, Hz. Ali’de (RA) temayüz eden vasıf ve hal, idrak (akıl) ve ilimdir.

Sadakat hayatın özüdür, o yoksa hayat bir kabuktan ibarettir. Adalet hayatın gövdesi, iskeletidir, o yoksa hayat ayakta duramaz, yıkılır, çöker. Edep hayatın ölçüsü ve ziynetidir, tezyin edilmemiş hayat, yaşanılabilirlik istidadını kaybetmiştir. İdrak hayatın muhtevasıdır, o yoksa hayat sebep ve neticelerinden varestedir.

Hayat bu dört temel sütun üzerine bina edilmiştir. Bunlardan biri yoksa eksiktir, sallanmaya başlamıştır, eksiklik arttıkça zafiyet artar ve nihayet çöker. Raşit halifelerin hepsinde İslam’ın talep ettiği ahlaki meziyetler mevcuttur. Fakat her birinde, sahip oldukları mizaç ve ahlak meziyetleri, temsil ettikleri hususiyet merkezinde terkip olmuştur.

Dört halifede tecelli eden mana, hem hayatın tabiat altyapısını gösterir hem de İslami hayatın ana unsurlarını ve terkip kıvamını… Bu sebeple İslami hayatı doğrudan doğruya dört halifenin şahsiyetinde ve hayatında takip etmek mümkündür. Okumaya devam et

Share Button

HİLAFET, DÖRT HALİFE VE DEVLET İDARESİ-15-HZ. ÖMER(RA)-7-

Bu sadece Türkiye ile sınırlı olan bir şey değil. Beşeri sistemlerde, yani tüm dünyada olan bir yapı değil mi?

Evet fakat şu beklenir. Beşeri sistemlerde bile şu beklenir. İnsan aklı tecrübeyi biriktirebilir. Tecrübe edebilir ve tecrübesini biriktirebilir. Ve bunlardan da bir fayda temin eder. Hz. Ali’nin bir sözünü hatırlayalım; “Tecrübe faydasıyla beraber ayrı bir ilimdir”. Herhangi bir insan tecrübe kazanabilir, bunu biriktirebilir. Devlet de arşiv tutuyor, dolayısıyla asırlara sâri uzun zamanların tecrübesini biriktirip ona göre davranabilir. Ama mesela Türkiye’de cumhuriyet döneminde bir tecrübe biriktirilmemiştir. Osmanlıyı kenara itmiştir. Bin yıllık bir tecrübe birikimimiz yok edilmiştir. Asırlarca büyük bir coğrafyayı yönetecek tecrübe birikimimiz var ama seksen yıldır bir iki tane etnik unsurla yaşayabilmenin tecrübesini üretemiyoruz. Önceki birikmiş olanları attınız. Seksen doksan yılda bunu nasıl biriktiremezsin. Hala aynı tekrarlar, aynı hatalar yapılıyor.

O halde Hz. Ömer’in uygulamış olduğu yapıdan almamız gereken birçok ders olmalı, tecrübelerimiz olmalı, günümüzde aile reisinden ustaya, küçük bir kurumdaki idareciden bir müdüre, devlet teşkilatının en altından en üstüne kadar herkesin faydalanması gereken büyük bir tecrübe yekunu var. Okumaya devam et

Share Button

HİLAFET, DÖRT HALİFE VE DEVLET İDARESİ-14-HZ. ÖMER(RA)-6-

Hz. Ömer dedik, Hz. Ömer’in adaleti dedik, Hz. Ömer’de müşahhaslaşmış devlet adamlığı üzerinde durduk. Yine bir hadise, insanların haklarını koruma konusunda… Kadının biri gelip diyor ki, “Ey Ömer senin adamların bir mescit yapıyorlar, mescidin duvarları benim arsama geliyor”. Yahudi bir kadın sanırım. “Ey Ömer benim arsama tecavüz edildi, hakkımı istiyorum”, diyor. Müracaat ediyor halifeye… Müracaatı yapan gayr-i Müslim birisi. Hz. Ömer ölçtürüyor arsayı, o kadının arsasına tecavüz edilmiş, verdiği karar şu: “Yıkın”. Pazarlığa falan girilmemiş, razı olmayabilir kadın.

Zaten müracaatı var ya kadının “benim arsama tecavüz edilmiş” diye… “Hakkımı istiyorum” dediğinde, tereddütsüz yıkın kararı calib-i dikkattir. Bugün ki adıyla kamulaştırma yapabilir. Yapılan bina cami yani şahsi bir iş değil, ferdi bir iş değil. İbadethane olmak yönüyle kamusal bir binadır. Müslümanlar caminin İslam dünyasındaki kıymetini de iyi bilirler. Orada kamulaştırma yapmıyor. Şu an dünyanın yaptığı kamulaştırma devletin keskin kılıcıdır. Devlet denilen tariflere uymayan örgütün elindeki keskin kılıçtır, kamulaştırma. Girer bir yere ihtiyacı olanı alır. İhtiyacı olmayanı da aldığı vakidir. Alır ve şahıslara peşkeş çeker. Birçok hadise cereyan eder kamulaştırmada. Kamulaştırma konusunun ihtiyaç haline geldiği yerler olabilir. Bunu böyle çok hayalî bir devlet tarifi yaparak uygulanamaz hale getirmek gerekmiyor. Mutlaka kamulaştırma ihtiyacı olabilir. Ama bugün ki uygulanan kamulaştırma hukuku çok hoyrat, çok vahşi, çok kuralsız, çok sınırsızdır. Dünya da böyledir. Dünyada hukuk filan kalmadı aslında. Hukukun kaynağı İslam’dır, İslam hukukudur. Dünyadaki tüm hukuk sistemlerinin kaynağı İslam hukukudur. Batı da oradan süzüp almıştır ama bunu ne Batı söyler ne de bizimkiler bilir. Oradaki tavır enteresandır. Okumaya devam et

Share Button

HİLAFET, DÖRT HALİFE VE DEVLET İDARESİ-13-HZ. ÖMER(RA)-5-

Devlet o kadar hassas olmadığı için sivil toplum örgütleri var değil mi? Batıda sivil toplum örgütleri biraz da devlet tarifinin eksikliğinden mi kaynaklanıyor, yani devlet vazifesini tam olarak yerine getiremediği için ek örgütler gerekiyor sanki.

Nizam, devletin bariz özelliklerinden biridir. Bir ülkede, bir toplumda nizamın olması, nizamın tesis edilmesi gerekir. Bu o kadar büyük bir ihtiyaçtır ki, mafya da herhangi bir topluluğun içine, bir şehre, bir ülkeye girdiğinde, o da bir nizam tesis eder, kendi kuralları vardır, raconu vardır. Mesele hukuk zeminine oturan, doğru hukuku da bulmuş olan, adil bir nizam olmasıdır. Hukukun üstünlüğünü temin etmeniz için hukuku üstün kılmanız gerekiyor fakat hukuku üstün kılabilmeniz için “üstün hukuku” bulmanız gerekir. “Üstün hukuk” inanılan, iman edilen hukuktur. Ya da kaynağında iman olan, iman edilmiş bir metinden (kaynaktan) süzülmüş çıkarılmış bir hukuktur. O zaman iman ettiğiniz hukuk insanların başının tacı olur. Konu iman konusuysa insanlar başına taç ediyor. İman konusu değilse ayağının altında toprak ediyor. Tepeliyor. Şimdi siz hem iman etmeyeceksiniz. İman edilecek kadar önemli olmayan bir kurallar toplamını üstün kılacaksınız. İnsanın üstün kılmasının zihni manivelası iman etmektir. İman etmediği hiçbir şey üstün değildir. Her hangi bir değeri üstün kılabilmesin tek yolu ruhu ve zihni dünyasına onu iman yoluyla yerleştirmesidir. İnsan orta yerde durur. İmanıyla yukarıya bakar. Akıl cihetiyle aşağıya bakar. Aşağısı hayattır. Her şey, aklına konu olan her şey, ayağın altındadır. Yani faydalanılan bir değerdir. Fayda temin edilen bir değerdir. Oysa imanıyla yukarı bakarken ruhuyla yücelir. Üstünlük atfı, ,üstün değer kabulü sadece imanladır. Aklıyla bir şeyi üstün kılamaz insan. Kendi kendine kılamaz. Mesela kendi aldığı kararlara riayette zorlanır insan. Fert kendi aldığı kararlara kendi yaptığı planlara uymaz. Niye? Çünkü kendi kendine inanamaz. Okumaya devam et

Share Button

HİLAFET, DÖRT HALİFE VE DEVLET İDARESİ-8-HZ. EBUBAKİR(RA)-4-

Sevgili dinleyiciler Hz. Ebu Bekir’i ne kadar anlatsak az… O, yaşayan, müşahhas haliyle tarifi kabil olmayan bir şahsiyet… Biz burada günümüzün diliyle izah etmeye çalışıyoruz. Hz. Ebu Bekir’i kısaca izah edecek olursak Haki Bey?

O zor bir soru, Hz. Ebu Bekir’i kısaca tarif etmek zor bir konu… Ama bilinen bilgileri yeniden insanların zihinlerinde çalkalamalarında fayda var. Allah Resulü’nün kayınpederi, bunun kıymetini kimse takdir etmeye kalkmasın. Sadece bunu bilgi olarak yerleştirsinler, hafızalarına, akıllarına ve şuurlarına… Onun birinci halifesidir. Hilafetin ihdasını gerçekleştiren zattır. Hilafet onunla başlar. Dolayısıyla İslam devleti de onunla başlar. Risalet çekilince yeryüzünden devlet riyaseti başlamıştır. Hz. Ebu Bekir ilk İslam devletinin ilk başkanıdır. Şimdiki anladığımız manada sadece devlet başkanı değil. Nispet vardır. Hilafet nispet demektir. Birinin peşinden gitmektir. Devlet başkanı değil. Siyasete göre devlet başkanıdır muhakkak, o anlamda söylemiyorum, öncelikle Allah Resulü’nün halifesidir. Hilafetin de ihdasıdır. İslam devletini müessese olarak inşa eden zattır. İslam devletinin inşasında mimardır.

Bu noktanın üzerinde durmamız lazım. Ne demek ilk İslam devleti ve onun ilk başkanı? Peygamberimiz zamanında İslam devleti kurulmamış mıydı ve O İslam devletinin başkanı değil miydi? Burada sezdiğim ama ifade edemediğim incelik nedir? Okumaya devam et

Share Button

HİLAFET, DÖRT HALİFE VE DEVLET İDARESİ-7-HZ. EBUBEKİR(RA)-3-

Şu ana kadar ele aldığımız Hz. Ebu Bekir’in Allah Resulü’ne iman etme noktasında tutum ve davranışlarıydı. Allah Resulü’ne yaptığı yardımlar, O’nunla birlikte olduğu dönemlerdeki tavrı, davranışları neydi? Onlarla ilgili isterseniz biraz konuşalım.

Anam babam sana feda olsun ya Resulullah diye başlayan kelam… O gevezelik değildir Sahabenin dilinde, hakikaten feda ederek gelmişlerdir. Risaletin tevdi edilmesinden önceki arkadaşlıkları dostlukları vardır ya iki yaş küçüktür zaten. İki yaş küçüktür ve iki yıl sonra vefat etmiştir. Aynı yaşta vefat etmiştir. Altmış üç yaşında vefat etmiştir. Hasta yatağında yatarken de Hz. Aişe yanında, ona “Allah Resulü hangi gün vefat etmişti?” diye soruyor. Hz. Aişe cevap olarak, pazartesi diyor. “Bugünlerden ne?” diye soruyor Hz. Ebu Bekir. “Bugün pazartesi” diyor, Hz Aişe validemiz. “Onunla aynı günde emanetini al” diye duası var. Okumaya devam et

Share Button

HİLAFET, DÖRT HALİFE VE DEVLET İDARESİ-6-HZ. EBUBEKİR(RA)-2-

Haki bey, özel olarak Hz Ebubekir’in ve genel olarak da bütün sahabenin kıymet dereceleri, Hz. Resulullah Sallallahu Aleyhi Ve Sellem efendimize yakınlığı ile mi alakalıdır? Bu açıdan bakıldığında dört halifenin durumu nedir?

Öncelikle dört halife ile ilgili bir noktayı tespit edelim. Dört Halifenin dördü de Ehli Beyt’tendir. Bu noktaya çok fazla dikkat edilmez. İki tanesi Allah Resulü’nün kayınpederleridir, Hz. Ömer ile Hz. Ebu Bekir. İkisi de damadıdır, Hz. Osman ile Hz. Ali, dolayısıyla dördü de Ehli Beyt’tendir zaten. Bu, sadece Hz. Ali için söylenir, nesebin devamı için Ehli Beyt odur, onu karıştırmayalım. Hz. Fatıma’dan devam eden nesep Ehli Beyt’tir. Ama Devr-i Saadetlerinde dört halife ehli beyttendir. Hz. Ebu Bekir kızının yanına gelir yani devlethaneye geldiğinde kızının yanına gelir, gelebilir, damadının yanına gelir. Hz. Ömer yine öyle, diğer ikisi hanımları ile gelir. Hanımları nereye gelir babalarının yanına gelir. Dördü de hane halkıdır. Ehli beyittendir bunlar. Istılahi anlamda ehli beyti biliyoruz. Orada sınırı muhafaza etmemiz lazım, Hz. Ali ve Hz. Fatıma’dan devam eder o nesil. Hz Ali, Hz. Fatıma’nın vefatına kadar başkasıyla evlenmemiştir, sonra evlenmiştir. O hanımlarından çocukları da vardır ama Ehli Beyt onlardan devam etmez. Hz. Fatıma’dan devam eder.

Evet, Haki Bey Hz. Ebu Bekir’in mizacı farklı, şahsiyeti farklı ve her şeyden önce Allah Resulü’ne bağlılığı farklıdır. Nedir bu farklılıklar? Okumaya devam et

Share Button