MEDRESESİZ TEDRİSAT

MEDRESESİZ TEDRİSAT
İlim ve tedrisatın temel hususiyeti muhakkak ki tertipli ve nizami olmasıdır. Bu sebeple ilim medresede imal ve muhafaza edilir. Bu çerçeve asla unutulmadan, tedrisatın medreseye mahkum edilmemesi ve medrese dışı tedrisat müesseseleri, mekanları, meclisleri oluşturmak gerekir.
İlmi muhafaza ederek tedrisatı medrese dışına taşımak fevkalade zordur. Zor olması, vazgeçmemizi gerektirmez, zira ilmi ve tedrisatı medreseye mahkum etmek, halkı bir nevi cahil bırakmak, cahilliğe mahkum etmek olur.
*
Tedrisatı medrese dışında da mümkün kılmanın altyapısı nedir? Madem medrese dışında da tedrisat meselesi şarttır öyleyse bunun altyapısı üzerine çalışmak gerekir. Okumaya devam et

Share Button

Yazarımız HAKİ DEMİR’in konferans programı

Yazarımız Haki Demir’in konferans programı:

1-MALATYA KONFERANSI

MEVZU: İslam Maarif Anlayışı
EV SAHİBİ KURULUŞ: Hayat Vakfı Malatya Şubesi
TARİH: 11.12.2015

2-ESKİŞEHİR KONFERANSI

MEVZU: Akl-ı Selim Mektebi
EV SAHİBİ KURULUŞ: TÜGVA Eskişehir temsilciliği
TARİH: 20.12.2015

Ülkeye ve ümmete faydalı olması dua ve temennisiyle…

Share Button

MÜDERRİS ANLAYIŞI

MÜDERRİS ANLAYIŞI

(NOT:Bu yazı, “İslam maarif anlayışı-1-Temel telakki” isimli eserimizden nakledilmiştir)

İki Cihan Serveri Aleyhiselatü Vesselam Efendimizin, Risalet vazifesini teslim aldıktan sonraki tüm hayatı, müderris, muallim, mürebbi olarak geçmiştir. Her hal ve kavli, ders veren, öğreten, terbiye eden, inşa eden ve nihayet tatbik eden bir emsaldir. Birçok sıfat şahsiyetinin yıldızları olarak parlamakta, her yıldız ayrı bir sahada “nihai emsal” vazifesini görmektedir. Asli vasfı ve vazifesi, malum olduğu üzere Risalet ve tebliğdir, bundan hemen sonraki vasfı ve vazifesi ise müderrislik ve tedrisattır.
Hz. Risaletpenah Aleyhisselatü Vesselam Efendimizin “müderrislik” vasfı ve tedrisat vazifesi tam olarak anlaşılmadan, İslam’ın anlaşılması kabil olmaz. Çünkü Risalet, İslam’ı, kafirlere tebliğ, Müslümanlara ise tedris etmiştir. Müslümanlara yönelik tedrisat faaliyeti ise, tabii olarak altmış üç yıl, asli olarak da yirmi üç yıldır. Müderrisliğin ilk vasfı “emin” olmaktır, O, “emin” sıfatını kırk yaşına kadar iktibas ve muhafaza etmiştir, bu sebeple müderrisliği, tabii olarak altmış üç yıldır. Okumaya devam et

Share Button

İSLAM ŞEHRİ-13-MEDRESE

İSLAM ŞEHRİ-13-MEDRESE

İslam şehrinin şuuru (akl-ı selimi) medresedir. Medrese, İslam’ın ve kainatın muhtevasında mahfuz bulunan fikir, ilim, hikmet ve irfanı keşfedecek, tertip edecek, tatbik edilecek hale getiren müessesedir. İslam, “doğru”, “güzel”, “iyi”nin tek kaynağıdır, bu üç kıymet ölçüsünün başka hiçbir kaynağı yoktur. Bu mesele, bilgi telakkisi (epistemolojik) vahdettir ve İslami anlayış için vazgeçilmez esastır. İslam’ın dışında hiçbir kaynakta temel kıymet ölçüleri aranmaz, başka hiçbir mecra (mesela felsefe) temel kıymet ölçüleri için kaynak olarak kabul edilmez, akıl, zeka, şuur ila ahir idrak melekeleri ise kıymet ölçüsünün kaynağı değil, kıymet ölçülerini tek olan kaynakta (İslam’da) keşfetmenin manivelasıdır. Kainat ise kıymet ölçülerinin kaynağı değil, İslam’ın muhtevasında keşfedilen kıymet ölçülerinin tatbiki için ihtiyaç duyulan imkan alanı ve malzeme (ve bilgi) deposudur.

Medresenin ilk vazifesi, “mukaddes emaneti”, yani nakil ile bize kadar gelen dini muhafaza etmektir. Nakil, kitap ve sünnettir, zaten din de bu ikisinden mürekkeptir. İslam’ın (mukaddes emanetin) muhafazası dışında, on dört asırlık irfan müktesebatını da muhafaza vazifesi tabii ki mevcuttur ama dinin muhafazası her şeye mukaddemdir.
Okumaya devam et

Share Button

Bî-haberden 1 Haber!

“Kitap’ı okuyup durduğunuz halde kendinizi unutur da başkalarına mı iyilikle emredersiniz? Düşünmez misiniz?” -BAKARA/44-

Başkalarını iyiliğe çağırıpta çağrıya uymamak veya çağrıya muhalif işlerde bulunmak insanların vicdanlarında büyük soru işaretleri bırakır. Bu soru işareti sadece “söyleyen” için olsa sorun yok. Sorun şu ki bu soru işareti, itikadî olarak nasihata konu edilen mevzuyu da yıpratacaktır. Din adamları bağlamında düşünürsek bu tarz soru işaretleri din adamlarına olan inancı zayıflatmakla kalmayacak dine olan yaklaşımlarda da bozulmalara yol açacaktır. “Söyleyene değil söylenene bak” sözü aklınıza gelmiş olabilir ama bunu yapabilenler yüce ruhlu şahsiyetlerdir ve onların yekûne oranı \%1 bile değildir.

Kulun Rabbi ile olan hukukunda Rabb’inin merhametine sığınması ve affolması kuvvetle muhtemeldir. Ama topluma mal olan ve olumsuz tesiri kendisiyle sınırlı kalmayan etkileşimler muhakkak sorgulanır çünkü kul hakkı kapsamına girmiştir.

Okumaya devam et

Share Button

İSLAM’IN İNSAN VE TEDRİSAT ANLAYIŞI

İSLAM’IN İNSAN VE TEDRİSAT ANLAYIŞI
Hayvan eğitimi ile ilgilenenler bilir, her hayvanın farklı eğitim usulleri var. Sebebi gayet basittir ve herkesin anlayabileceği cinstendir. Zaten “neden her hayvana farklı usuller tatbik ediliyor?” diye sorsanız, okuma yazma bilmeyenler bile aynı cevabı verir, “çünkü tabiatları farklı”… Bu basit soru-cevap mizanseni şunun için, farklı hayvan cinslerinin farklı tabiat sahibi olduklarını, bu sebeple farklı eğitim usulleri kullanıldığını bilen Türkiye, “insanın tabiatı nedir ki, eğitim usulleri ne olsun?” sorusunu seksen yıldır sormadı. O kadar traji-komik bir durumla karşı karşıyayız ki, herhangi bir kimyacıya sorulduğunda elementlerin farklı özellikleri olduğunu, bu sebeple her elemente farklı davranılması gerektiğini, her hangi bir elementle yapılabilecek işlerin, onun özellikleriyle ilgili ve sınırlı olduğunu size söyler, keza herhangi bir çiftçi veya ziraat mühendisine sorulduğunda her bitkinin (ağacın vesaire) farklı özellikleri olduğunu, farklı şartlarda yetiştiğini, farklı yetiştirme usulleri olduğunu söyler. Hulasa edersek, Türkiye’de literatür, cansız varlıkların, bitkilerin, hayvanların tabiatı ile ilgili sayısız esere sahip ama insan tabiatı ile ilgili hala literatür oluşmamış durumda.
İnsan tabiat haritasına dair çalışmalar yapılmadan, insanın ne olduğu vuzuha kavuşmadan, mizaç hususiyetleri bilinmeden eğitim ve öğretim metotları geliştirmek kabil midir? Soruyu başka şekillerde de sorabiliriz, insan, cansız varlıklar, bitkiler, hayvanlar kadar kıymetli değil midir ki hakkında onlardan daha az çalışma yapılıyor? Okumaya devam et

Share Button

TALİM VE TERBİYE SÜREÇLERİ-42-RUHİ-AKLİ SÜREÇLER-41-KALB-İ SELİM SAFHASI

KALB-İ SELİM (KEMAL) SAFHASI
İnsan inkişaf seyrinin nihai kemal seviyesi, kalb-i selim safhasıdır. Bidayetinde talim ve terbiye ile başlayan, ilerleyen yaşlarda tefekkür cehdi ve kendi kendini terbiye ile devam eden süreçlerin ulaşması gereken (arzulanan) menzili, kalb-i selimdir. Ne var ki kalb-i selim safhasına ulaşmanın hususi bir usulü ve güzergahı var, tasavvuf…
Kalb-i Selim safhası için akılla söylenecek bir şeyler var tabii ama ham olur. Maksat ifade edilmiş olmaz, murat gerçekleşmez. Meseleyi ehline havale etmek en doğrusudur.
*
Akl-ı Selim ve Kalb-i Selim safhalarını, talim ve terbiye bahsi içine neden aldık? Çünkü İslam maarif anlayışında talim ve terbiye süreçlerinin bittiği nokta ölümdür. Öğrenme ve öğretme, anlama ve anlatma, terbiye etme ve terbiye olma süreçleri, İslam’ın engin ufkunda namütenahi bir güzergaha sahiptir. Tevhid yolculuğu, mahdut değildir, sonu yoktur, ölene kadar bitmez. İslam’ın insana sunduğu inkişaf seyri sonsuz güzergaha sahiptir, öyleyse insan, her safhada bırakması gerekeni bilmeli, kuşanması gerekeni anlamalı, inkişafa devam edebilmelidir. Okumaya devam et

Share Button

TALİM VE TERBİYE SÜREÇLERİ-41-RUHİ-AKLİ SÜREÇLER-40-AKL-I SELİM (ŞUUR) SAFHASI

AKL-I SELİM (ŞUUR) SAFHASI
Akl-ı Selim safhasını da uzun uzun izaha teşebbüs etmeyeceğiz. Akl-ı Selim ile ilgili kitaplarımızdan bu husus tetkik edilebilir.
*
Akl-ı Selim safhası, akıl safhasından sonra başlar. Akıl belli bir noktaya kadar ilerler fakat ne kadar ilerlerse ilerlesin bir yerde durur. Aklın ufku mahduttur, o ufka ulaşan akıl buhrana girer. Akıl, kendi ufkuna kadar ulaşamazsa buhrana girmez, ömür boyu kendini merkez ilan eder ve sahibini aldatır. Aldatması, “üst idrak merkezi” olan akl-ı selime geçit vermemesidir.
Akıl kendi ufkuna ulaşamaz, aslında hiçbir varlık kendi tabiat ufkuna ulaşamaz. Kendi tabiat ufkuna ulaşabilen, oradan ileriye yol bulabilen tek varlık cinsi vardır kainatta, insan… Fakat insandaki unsurlardan biri olan akıl, kendinden başka ve kendinden daha geniş ufka sahip iç alem merkezleri tarafından tazyik edilmezse, ufkuna ulaşamaz, ufkunu aşmaya çalışmaz. Aklın ufkunu ve bünyesini zorlayanlar, yüksek zeka ve bazı istidatlardır. Mesela keskin tecrit istidadı, mesela derin mücerret tefekkür istidadı gibi… Bunlar insanın tabiatında bulunan hususiyet ve istidatlar, aklın ufkunu zorlayan ise esas olarak ruhtur, ruhun temel hamlesi ve faaliyeti olan imandır. İman, “hakikat kaygısını” üretir, besler ve onunla aklı baskı altına alır. Akıl, hakikate ulaşma, onu keşfetme, onu bilme hususiyeti ile teçhiz edilmediği için, hakikat kaygısı tarafından tazyik altına alınır ve intiharın eşiğine getirilir. İşte neticesi akl-ı selim olacak akıl buhranı budur. Bu buhran aklın bünyesini patlatır, insan zihnine bir sıçrama yaptırır. Üst idrak merkezi, bu sıçramayla ulaşılan bir mükafattır.
Ak-ı Selim bahsi tabii ki zor, girift ve uzundur. Sadece sürece işaret etmek için bazı atıflar yapmakla iktifa ediyoruz. Okumaya devam et

Share Button

TALİM VE TERBİYE SÜREÇLERİ-40-RUHİ-AKLİ SÜREÇLER-39-AKIL SAFHASI

AKIL SAFHASI
Akıl ile ilgili çok sayıda kitabımız bulunduğu için, talim ve terbiye süreçlerinin “akıl safhasına” kısaca temas etmekle iktifa edeceğiz. Aksi takdirde akıl ile ilgili kitapları tekrarlamak gerekecektir. Akıl safhası ile ilgili yazdıklarımız, kitabın bütünlüğüne atıf yapmak içindir.
*
Akıl safhası, beden yaşı itibariyle nefs safhası ile üst üste (aynı zamana denk) gelir. Nefsin tüm tabiatıyla zuhur etmesi zaman aldığı gibi, aklın inşası da ciddi bir zamana yayılır. Her ikisi de belli süreçlerden geçer ve nihayet kendilerini tamamlarlar.
Nefs ile aklın kendilerini tamamlama ve tezahür süreçleri hemzaman olduğu için, bunlar birbirini takip eden seri safhalar değil, birbirine paralel süreçlerdir. Bu sebeple de her iki safha zordur, nefsin tamamlanma, aklın ise inşa süreçleri bazen birbirini besler ve destekler bazen ise birbirine rağmen devam eder. Bunlar düşman kardeş gibidirler, biri olmadan diğerinin olması beklenmez, olduğu durumlarda ise aslına uygun tezahür etmez.
Nefs ve akıl safhasında hazırlanacak tüm talim ve terbiye disiplinleri, her ikisini de gözönüne almak, birbirine zarar vermelerine mani olmak, birbirini desteledikleri noktaları ve aşamaları tespit edip oralardan faydalanmak şeklinde olmalıdır. Akıl ve nefsi birbirinin tamamen zıttı kabul etmek ne kadar yanlışsa, tamamen birbirinin dostu ve destekçisi kabul etmek de o kadar yanlıştır. Aralarındaki münasebet doğru anlaşılmalı, her aşaması keşfedilmeli, buna göre talim ve terbiye tatbikatları geliştirilmelidir. Okumaya devam et

Share Button

TALİM VE TERBİYE SÜREÇLERİ-39-RUHİ-AKLİ SÜREÇLER-38-NEFS SAFHASI-17-

***Nefs terbiyesi
Nefs terbiyesinin usul ve esası, tasavvuf mecrasında mahfuzdur. Bu meselede (tabii ki başka meseleler de var) tasavvuf, münhasır salahiyet sahibidir. Çünkü “ruhi ilimler” tasavvuf mecrasının eseridir, orada keşfedilmiştir, tedrisatı ancak orada kabildir. On dört asırdır “ruhi ilimler” ile ilgili başka bir mecra, havza, disiplin, fikir cereyanı meydana gelmemiştir.
Nefsin insan iç dünyasında sirayet etmediği hiçbir alan yoktur, insan iç dünyasında mayalanan hiçbir fikir ondan mutlak manada müstakil hale gelememiştir, insan fiilinin hiç biri ona yasaklanmamıştır, namaza bile sirayet edebilen nefs, her şeye burnunu sokabilecek bir tabiata sahiptir. Öyleyse nefs terbiyesinin doğrudan ehli tarafından yürütülmesi şarttır, ehli ise mutasavvıflardır.
Her şeye rağmen tasavvufa mesafeli duranlar, tasavvufa muhabbet beslese de intisap etmeyenler için birkaç faydalı usul teklif etmek mümkün. Başka teklifler de geliştirilebilir muhakkak, bizim faydalı olduğunu düşündüğümüz iki usulü kısaca izah edelim. Okumaya devam et

Share Button

TALİM VE TERBİYE SÜREÇLERİ-38-RUHİ-AKLİ SÜREÇLER-37-NEFS SAFHASI-16-

Tefekkürün temel unsurları olan, bilgi, kaide, usul, nispet, terkip, tahlil, istidlal, mukayese, muhasebe vesaire gibi esasları, kaynak ile maksat, sebep ile netice, istikamet ile güzergah gibi süreçleri, edep, ahlak, hukuk, medeniyet gibi derinlik ve genişlik ölçü ve dereceleri, öğretilmeli, idrak etmesi sağlanmalı ve bunlarla tefekkür faaliyetini gerçekleştirebilir hale getirilmelidir.
Bilginin öğrenme, fikrin ve ilmin idrak bahsi olduğu, nakledilenin sadece bilgi olduğu, fikrin asla nakledilemeyeceği, fikrin nakledilirken bilgi haline geldiği… Tefekkürün, herhangi bir meselede, bidayeti ile nihayeti arasındaki güzergaha şamil olduğu, asla bir parantezlik tefekkürün olmayacağı, bir fikrin, ancak ilgili konunun bidayetinde ve nihayetinde test edilebileceği, bidayetine ve nihayetine ulaşana kadar o konuda fikir sahibi olunamayacağı… Bilgi üzerindeki gelişigüzel tertip çabalarının anlamak olmadığını, bilgiyi fikir haline getirmenin veya bilgiden fikir imal etmenin canhıraş bir çaba gerektirdiğini, dünyanın en zor işlerinden birinin fikir imali olduğunu…
Bilginin ham malzeme olduğunu… Kaidelerin, bilgiler üzerindeki küçük tertip ve tanzim çabalarının neticesinde meydana gelen bilgi demetleri olduğunu… Usulleri, bilgi ve kaideleri malzeme olarak kullanan idrak yolları şeklinde anlamak gerektiğini… Nispet ölçülerinin, tefekkür faaliyetinin mihenk taşı olduğunu, onlar olmadan tefekkür faaliyeti değil, zihni çalkantıların meydana geleceği, zihni deveranın tefekkür faaliyeti olmadığını… Terkibin, bir alandaki mana yekununun ilmek ilmek örülerek nihai hükme varmak olduğunu, tahlilin ise idrak edebilmek için konunun kaynağına, bidayetine, inmek maksadıyla tasnif ve taksim faaliyeti olduğunu ila ahir… Okumaya devam et

Share Button

TALİM VE TERBİYE SÜREÇLERİ-37-RUHİ-AKLİ SÜREÇLER-36-NEFS SAFHASI-15-

Tefekkür terbiyesinin mühim konularından birisi de, zekanın terbiyesidir. Zeka, tabiatı gereği hoyrat, kuralsız, bağımsızdır. Bir merkeze bağlılığı yoktur, belli bir mecrada akmaz, tabii şekilde meselelere yönelir. Aklın inşasından önce zekayı zaten zapt edecek bir merkez ve kuvvet yoktur, aklın inşasından sonra ise aklın hacmi ve gücüyle paralel olarak zekayı zapt etme ihtimali mevcuttur. Zeka akıl öncesi safhadaki hürriyetini daha sonraları da devam ettirmek ister.
Zekanın tabiatındaki ve faaliyetlerindeki hoyratlık, azami verimin elde edilmesine manidir. Zeka, zihni evrende açılacak olan mecralarda akmazsa, dağınık ve savruk şekilde gerçekleştirdiği faaliyetleriyle nizami şekilde verim elde etmez. Zaten zekanın tabiatı nizamı sevmez, zeka nizama da sokulamaz, bu sebeple zihni evrende mecralar ve havzalar açılmalıdır ki, zeka o mecralarda aksın (faaliyet göstersin), elde ettiği verimleri o havzalarda biriktirsin. Zekanın terbiyesi doğrudan değil, dolaylıdır. Zihni evrenin terbiyesi, zekanın faaliyet terbiyesini gerçekleştirmek içindir. Zeka, terkibi bir merkez olmayıp, yeknesak bir bünyeye sahip olduğu için, üzerinde terbiye işlemi gerçekleştirilemez. Bu zorluktan dolayı, faaliyet göstereceği zihni evrenin terbiye edilmesi ihtiyacı hasıl olur. Okumaya devam et

Share Button

TALİM VE TERBİYE SÜREÇLERİ-36-RUHİ-AKLİ SÜREÇLER-35-NEFS SAFHASI-14-

***Tefekkür Terbiyesi
Nefsin tam teşekküllü zuhur etmesiyle insan tabiatı tamamlanmış olur. Bu noktadan itibaren her yaparsa, “tam” olarak yapabilmenin altyapısına kavuşur. Ne var ki tabiatının tamamlanması, iktisabının tamamlandığı manasına gelmez, zaten bu noktadan sonra iktisap faaliyeti tabiat altyapısına sahip olmuştur ve sıhhatli iktisap mümkün hale gelir.
İnsan tabiatı, ruh, nefs ve beden ile tamamlanır. Bunlara bağlı olarak kalbi evren ile zihni evren açılır. Tabii ki kalbi evren ile zihni evren açılmadan insan tabiatı tamamlanmış olmaz ama nefsin tam teşekküllü zuhuruna kadar zaten kalbi ve zihni evren açılmış ve kafi derecede hacim kazanmıştır.
İnsan tabiatının tamamlanmış, altyapısına kavuşmuş olması, temel iktisap alanlarını (çalışıp kazanma sahalarını) ortaya çıkarır. Bunlardan biri de tefekkürdür.
Tefekkür, akla bağlı bir faaliyet olarak ortaya çıkar ama aklı aşan bir hacmi vardır. Zihni evren mütemadi bir deveran halindedir, dış dünyadan herhangi bir tesir vuku bulduğunda, kendiliğinden o tesiri alır, değerlendirir, tesir veya aksülamel olarak dışarıya verir. Zihni evrenin tabii faaliyeti tefekkür değildir ama tefekkür bir taraftan zihni evrende mayalanır diğer taraftan zihni evrenin deveranından faydalanır. Akıl muayyen bir mevzuda tefekkür faaliyetine başlayacağı zaman, zihni evrenin o anki hali her ne ise, o halden doğrudan müteessir olur. Zihni evrendeki deveran, akli bir faaliyet olmayıp, tabii bir hareketliliktir. Bu sebeple zihni deveran aklı kuşatmıştır. Akıl tefekkür faaliyeti için istikamet tayin ederken, mecra ararken, malzeme bakınırken, zihin evrenin halihazırdaki deveranının dışına çıkmak, onu aşmak, yeniden tanzim etmek gibi bir iktidara malik değildir. Bu sebeple aklın inşasıyla birlikte aynı zamanda tefekkür terbiyesi lazımdır. Okumaya devam et

Share Button

TALİM VE TERBİYE SÜREÇLERİ-35-RUHİ-AKLİ SÜREÇLER-34-NEFS SAFHASI-13-

Nefs safhası aynı zamanda akıl safhasının da başladığı devirdir. Bu sebeple nefs safhasında aynı zamanda akıl inşasına başlanmalıdır.
Nefsin doğumu için herhangi bir çaba sarfetmek gerekmez, o kendi tabii sürecine bağlıdır ve kendiliğinden zuhur eder. Talim ve terbiye faaliyetinin nefsin doğum sürecinde yapması gereken iş, nefsin hoyratlığını almak, kabarmasını önlemektir. Talim ve terbiyenin esas faaliyet alanı, nefsin dışındaki süreçleri işletmek, idare ve inşa etmektir. Nefs tüm gücüyle gelirken, ruhi süreçleri ondan daha güçlü halde oluşturmaktır.
Akıl inşası ile nefsin zuhuru aynı safhaya denk geldiği için, talim ve terbiye, bir taraftan nefsi zapt edecek tedbirler almalı diğer taraftan aklı, ruha bağlı olarak inşa etmelidir. Nefs, daha cenin halindeyken tüm zihni evrene hakim olma çabasındadır, tam o süreçte aklı hem hızlıca inşa etmek hem de nefse yakalanmadan ruha bağlamak gerekir. Çocuk yaştaki bir zihni evrende işler zordur, bu safhada aklı doğrudan ruha bağlamak ancak iman yoluyla olur. İman talimi muhkem şekilde yapılamadığı her ihtimalde, akıl, ister inşa edilsin isterse kendiliğinden oluşsun, nefsin kucağına doğar. Nefs, en güçlü, en tesirli manivelası olan aklı çok sever, onu, kendine bağlı olmak şartıyla özenle yetiştirir. Nefsin pençesini geçirdiği aklı, daha sonra nefsine elinden almak çok zordur. Okumaya devam et

Share Button

TALİM VE TERBİYE SÜREÇLERİ-34-RUHİ-AKLİ SÜREÇLER-33-NEFS SAFHASI-22-

Akıl inşasının da başladığı aynı dönemde ahlak inşası için bir hususa azami dikkat edilmelidir. Akıl inşasında alınan mesafeyle paralel olmak üzere, çocuk, kaideleri tecrübe etmek isteyecektir. Çocuğun kaideleri tecrübe etmesine mani olmak, akıl inşasını yavaşlattığı gibi ahlak inşasına da zarar verir. Tecrübe etmenin engellenmesi, zihni inkişaf sürecini ezberde tutmak, ilerlemesini yavaşlatmak, anlama istidadı kazanmasını durdurmakla neticelenir.
Tüm ahlak kaidelerini (ve hayattaki her konuyu) tecrübe etmek çocuk bir tarafa yetişkin insanlar için de mümkün değil, hayat o kadar uzun değil. Kaldı ki çocukların her kaideyi tecrübe etmeye kalkması, ciddi tehlikeleri de celbeder. Bu hususta dikkate alınarak, yanlış yaptığında ortaya çıkacak zarar katlanabilir seviyede olan konularda (kaidelerde) tecrübe etme imkanı kontrollü şekilde verilmelidir. Özellikle akıl inşasında tecrübenin ciddi bir payı vardır ve tecrübenin önü kesilerek akıl inşa etmeye çalışmak, direksiyonun başına oturtmadan araba kullanmayı öğretmeye benzer. Direksiyonun başına geçmeyen, arabayı sürmeyen birinin aklı oluşmadığı gibi, trafik kurallarını (ahlakı) bilmesinin de bir faydası yoktur.
Çocuk mutlaka hayatı tecrübe eder, kontrollü tecrübe imkanı verilmezse kontrolsüz (gizli) tecrübelere yönelir. Gizli tecrübelerden meydana gelecek zarar, kontrollü tecrübelerden meydana gelecek zarara nispetle çok yüksektir. Bu sebeple tecrübe imkanı vermemek, vahim yanlışlara sebep olur. Okumaya devam et

Share Button

TALİM VE TERBİYE SÜREÇLERİ-33-RUHİ-AKLİ SÜREÇLER-32-NEFS SAFHASI-21-

Lisan talimi ile ahlak inşası arasındaki münasebet, lisandaki mana mimarisinin aynı zamanda inşa edilecek ahlak mimarisi ile mutabık olmasıdır. Böyle olması talim ve terbiye süreçleri için fevkalade faydayı muhtevidir. Aksi durumda ise çatışmalı bir zihni evrenden bahsetmek zorunda kalırız. Lisandaki mana mimarisi, zihni evreni nispeten nizami bir altyapıya kavuşturur. Bu nizam, belli belirsizdir ve belki de ihmal edilebilir ama eğer lisandaki mimari ile ahlaktaki mimari çatışıyorsa, ihmal etme imkanı kalmaz. Çatışma durumunda, önce lisandaki nizami altyapıyı söküp atmak, zihni everenin zeminini tesviye etmek ve sonra da ahlak inşa etmek gerekir. Tabiatıyla zahmetli ve zor bir iştir.
Lisandaki mana mimarisi ile ahlaktaki mimaride mutabakat varsa, işimiz daha kolaydır. Bu durumda ahlak inşasında yapmamız gereken bilgi işleme işi, lisan mimarisi üzerinden devam edebilir. Lisandaki mana mimarisini temel almak, ahlak inşasına başlandığı anda bile mesafe alınmış olur, sıfırdan başlamak gerekmez.
Ahlak inşası, zihni evrenin ikinci defa inşasıdır aslında ise bu durum, zihni evrenin ikinci katını inşa etmektir. Birinci katta bilgiler, nispeten dağınık halde bulunur, ikinci katta ise kaideler… İkinci kattaki mimari, bilgi birimi değil kaide birimi üzerine kurulduğu için, bilgiler bağımsız ve dağınık değil, demet halinde ve tanzim edilmiş şekildedir. Okumaya devam et

Share Button

TALİM VE TERBİYE SÜREÇLERİ-32-RUHİ-AKLİ SÜREÇLER-31-NEFS SAFHASI-20-

Nefs safhasında ahlak inşa edilmelidir. Ruhi safhadaki edep terbiyesi, nefs safhasında devam etmeli ama buna ahlak eklenmelidir. Edep, saf terbiyedir ama ahlak hem terbiye hem de talimdir. Nefs safhasında akıl inşası başladığı için, anlama istidadı da güçlenmeye başlar. Anlama istidadı güçlenmeye başladığında, ahlak inşası başlamıştır.
Ahlak inşası, zihni evrenin bilgiden sonra ikinci kuruluşudur. Zihni evren önce bilgi ile kurulur, bilgi (erken dönem için lisandır) zihni evrenin temel malzemesidir, bilgi (lisan) olmadan zihni evren açılmaz. Ahlak ise bilginin ilk işlenmiş halidir, kaideler manzumesidir. Ahlak inşasından önce zihni evrendeki bilgiler dağınıktır. Bilgilerin tabi olduğu nizam, lisanın muhtevasındaki gizli nizamdır lakin lisanın öğrenilmesi süreci konuşmaya başlamakla bitmeyeceği için lisandaki nizam da tam olarak cari değildir. Zihni evrendeki ahlak öncesi kazanılmış nizam, belli belirsiz olmak üzere iman ve edep ile ilgilidir. Bunların muhtevasındaki nizam da o yaşlardaki çocuklar için çok müphem haldedir.
Kaide, bilginin tanzim edilmiş halidir. Bilgi demetinden oluşan her kaide, bir sebep, bir fiil, bir maksat ihtiva eder. Kaidelerle birlikte zihni evren ilk defa bilgi mecralarına sahip olmaya başlar. Kaidelerin her biri bir bilgi demetidir ve kaideler umumiyetle silsile halindedir. Silsile halindeki bilgi demetleri, bilgi mecrası açar, bilgi havzası oluşturur. Okumaya devam et

Share Button

TALİM VE TERBİYE SÜREÇLERİ-31-RUHİ-AKLİ SÜREÇLER-30-NEFS SAFHASI-19-

“Benlik” hassasının bünyesi tek kişilik olduğunda, orada nefsten başka bir şey olmaz. O bünyeye birden fazla kişi yerleştirilirse, nefs büzüşür, geriler, zayıflar. Başka nefislerin de ikamet edeceği bir “benlik” bünyesi inşa edildiğinde, nefsin başka nefislerle birlikte yaşaması gerekir. Aslında nefs, başka nefislerle birlikte yaşayamaz, özellikle de insanın derununda bu iş mümkün olmaz. Bunun mümkün olmasının tek yolu, “benlik” hassasının bünyesini başka nefislerle (insanlarla) doldururken, ruh tarafından zapt altına alınmasıdır. Ruhun doğrudan zapt altına alması beklenmeyeceği için de, ruhi mecrada akan iman ile yapılmalıdır. Bu yolla netice almak kabil olur.
İman, “benlik” hassasının bünyesine nüfuz ettiğinde, nefs doğarken terbiyeden geçmiş olur. İmanın o bünyeye nüfuzunun derecesine bağlı olmak üzere, nefs, doğmadan terbiye edilmiş olabileceği gibi, nispeten terbiye edilmiş de olabilir. İmanın nüfuz etme derecesi düşük de olsa, faydalı netice alınacağı bilinmelidir. En düşün derecesinde, nefs doğarken terbiye edilmiş olmasa da daha sonra terbiye edilebilir özellikler kazanır, bu fayda küçümsenmemelidir.
Terbiyenin küçük yaşlarda gerçekleştirilmesi, bedeni (biyolojik) yaşla ilgili değil, nefs ile ilgilidir. Terbiye ne kadar erken başlarsa, nefs o kadar erken zapt altına alınabilir. Mesele de zaten tam olarak burasıdır, nefsi, doğmadan önce ele almak, terbiye etmek, doğacağı havzayı tesviye etmek… Okumaya devam et

Share Button

TALİM VE TERBİYE SÜREÇLERİ-30-RUHİ-AKLİ SÜREÇLER-29-NEFS SAFHASI-18-

Fikir, ilim ve sanat adamlarının kalbi ve zihni evrenlerinde yeşeren, iç dünyalarını işgal eden, iç dünyalarındaki her unsura sirayet eden hastalık, nefsin “bütünlük” duygusu ve kudret vehmidir. Yüksek zeka ve keskin idrak sahibi insanlarda nefsin en önemli besin kaynağı, bilgi, ilim, fikir, sanattır. Bilgi, nefsi hoyrat bir şekilde besler, ilim, nefsi mahirane şekilde besler, fikir, nefsi derinliğine besler, sanat, nefsi sanatkarane besler. Bunların hiçbiri nefsi zapt altına alamaz, aksine nefsi müthiş şekilde beslemeye devam eder.
Fikir, ilim, sanat adamlarının nefslerinin aşırı kabarmasının sebebi, nefislerine besleyiciliği yüksek gıdalar sunmasıdır. Makam, para veya benzeri başka şeyler, kazanılması ve kaybedilmesi, fikir, ilim ve sanat kıymetlerine nispetle daha kolaydır, bu sebeple fikir, ilim ve sanatın nefsi besleme seviyesi hem daha yüksektir hem de daha keskindir. Özellikle fikir ve sanat eserleri, münhasır ederler olduğu için (gerçek telif eserler için) nefsi besleyicilikleri zirvededir. Münhasır (orijinal) eser kadar telif sahibinin nefsini besleyecek başka bir gıda yoktur. Okumaya devam et

Share Button

TALİM VE TERBİYE SÜREÇLERİ-29-RUHİ-AKLİ SÜREÇLER-28-NEFS(BENLİK) SAFHASI-17-

Güçlü tabiat özelliklerine sahip insanlar vardır, yüksek zekalar, dehalar, bazı istidatlara sahip olanlar gibi. Güçlü tabiat (mizaç) özellikleri, aynı zamanda güçlü ruh ve güçlü nefs anlamına gelir. Bu insanlarda ruh, nefse ve bedene karşı hürriyet kazanamamışsa, nefs tüm kuvvetiyle tezahür etmektedir. Talim ve terbiyenin mühim hususlarından birisi budur, zira güçlü mizaçları itaat sahibi yapmak, en zor işlerdendir. Bu sebeple güçlü mizaç hususiyetlerine sahip insanların talim ve terbiyesi dikkat ister.
Güçlü mizaç hususiyetlerine sahip insanlar (mesela dehalar) hayata erken başlar. Bunun alameti, erken yaşlarını hatırlamasıdır. Bir yaşına kadar hatırlayan dehalar var. Erken dönemleri hatırlamalarının sebebi, zihni evrenin ve hafızanın erken oluşmasıdır. Ham idrak melekesi olan zeka, yüksek seviyede olduğunda, zihni evren daha hızlı oluşmakta, zihni evrendeki süreçler daha erken başlamakta, öğrenme ve anlama istidatları daha çabuk oluşmaktadır. Bütün bunlar aynı zamanda nefsin de erken zuhuruna sebep oluyor.
Nefsin erken oluşması ve zuhur etmesi, hem kuvvetiyle alakalıdır hem de erken zuhuru erken kuvvetlenmesine sebep olmaktadır. Bu insanlarda “ben” hassası ile “benlik” hassası arasındaki mesafe sıfıra yakındır, birincisinden ikincisine geçiş çok hızlıdır. “Benlik” hassası ile nefsin tam teşekküllü zuhuru arasındaki mesafede kısadır, birinden diğerine geçiş sürecindeki talim ve terbiyenin hızlı, emin ve tesirli olması gerekir. Okumaya devam et

Share Button