Doğu’nun oğulları

Doğu’nun oğulları
Türkiye’de ma’rûfu emredip münkeri önlemeye çalışanlara, üstünlüğü soy, etnisitede görmeyenlere, takvâda üstünlüğü üstünlük bilenlere, millet olmayı Hazret-i Peygamberimiz’in ümmetine bağlayanlara, Türkiye’yi İslâm’ın etrafında toplanılan ülke ve vatan hâline getirmeye çalışanlara, hâkimiyetin kayıtsız şartsız İslâm’la meczolmuş millete ait olduğunu kabul edenlere, kendisini İslâm’dan başka hiçbir şeye mensup hissetmeyenlere, dil itibariyle Türk oluşunun “kan ve kemik olmadığına”, Türkçenin İslâm milletinin vecibelerini ilelebet taşıması gerektiğine ve bu keyfiyetin kendi dillerinde diğer Müslüman unsurlar için de geçerli olduğuna inananlara Doğu’nun oğulları denilir.

DOĞU’NUN OĞULLARINA İBNÜ’L İSLÂM DENİR

Doğu’nun oğulları ifadesi yalnızca Müslüman olanları haizdir. Doğu’nun oğullarına ibnü’l-İslâm, yani İslâm’ın oğulları da denilir. Bu ülkede en büyük şeref millet-i necibe’den, yâni Doğu’nun oğullarından olmaktır. Dünyanın neresinde olursa olsun bunlar kendilerini bilir, birbirlerini severler.
Okumaya devam et

Share Button

Bâtıl Türkçüye göre din değişebilir, milliyet asla!

Bâtıl Türkçüye göre din değişebilir, milliyet asla!
Müslüman Türklüğü ifsad eden Bâtıl Türkçü’ye göre millet târifinde İslâm’ı esas aldığımızda Şaman, putperest, Budist, Musevî, Hıristiyan ve hattâ dinsiz olan Türkleri bu dairenin dışında tutmak gerekecektir.

Diyor ki bâtıl Türkçü: Orta Asya veya Asya’nın kuzey bölgelerinde Şaman ve putperest denilebilecek Türkler olabildiği gibi, Moğolistan ve Çin gibi ülkelere yakın yerlerdeki Türkler arasında az da olsa Budizm’e veya bu ülkelerdeki diğer dini inançlara mensup Türkler vardır. Bugün Azerbaycan’da bile Musevîlik dinine mensup olup, Hazar İmparatorluğu’nun bakayası olan Karaim Türkleri yaşamaktadır. Moldova’daki Gagavuz, yâni Gökoğuz Türkleri ise Hıristiyan’dır. Şu halde, din unsuru bir milleti millet yapan asli bir unsur değildir, olsa olsa tâli bir unsurdur.
Okumaya devam et

Share Button

Millet ve İslâm aynı mânadadır; tefrik edilemez

Millet ve İslâm aynı mânadadır; tefrik edilemez

Doksan yıldır İslâmî kavramlar tahrif edilerek milletle İslâm arasındaki köprüler yıkılmaya çalışılıyor. Millet hüviyetimizin dilimizde, mekteplerde, siyasette ve kamuda yasaklandığı yıllar geride kaldı fakat bugün millet kavramı hakkındaki târif ve anlayış yanlışları ciddi bir mesele olarak devam ediyor.

Cumhuriyet’le başlayan tahrifler ve yanlış târifler neticesinde üç kuşağın idrakinin kirlendiğini, milleti târif edemeyen milliyetçi-muhafazakâr çoğunluktan anlıyoruz. Batılı ve seküler milliyetçilik anlayışının tesirinde kalan bu zümreye göre millet “Dil, tarih, ülkü birliği, örf-âdet, vatan ve din gibi unsurlardan” meydana gelmektedir. Görüldüğü üzere din, yâni İslâm asıl zemin değil, unsurlardan bir unsur…
Okumaya devam et

Share Button

Türk’ü Türk yapan Cumhuriyet değil, İslâm’dır

Türk’ü Türk yapan Cumhuriyet değil, İslâm’dır

Türklüğün muhtevası Cumhuriyet’le başlayan seküler ulus değerler değil, Osmanlı asırlarındaki İslâm irfanıdır. Türkler, Türkçesinden irfanına, medeniyet sahibi oluşundan seciyesine kadar İslâmlaşmanın kemâline Osmanlı çağlarında ermiş ve milleti mertebesine yükselmiştir.

Birinci Dünya Harbi’nin sonunda “ümmet” düşüncesi, Kur’an’î mânada değil, siyaseten gerçekleşme imkân kalmadığı için, İslâm’ın hâdimi ve bayraktarı unvanına sahip Osmanlı’dan tevarüs ettiği üst kimliğiyle bünyesindeki
Müslüman kimlikleri de temsil eden Türkler millet vasfıyla ifade edilmeye başlanmıştır.

TÜRKLÜK OSMANLI ASIRLARINDA VAROLMUŞTUR
Okumaya devam et

Share Button

Türkiye’nin emniyeti, himmeti millet olan Türklerdedir

Türkiye’nin emniyeti, himmeti millet olan Türklerdedir

Türkiye’nin emniyeti, himmeti millet olan Türklerdedir. Emniyet, birlik ve huzur demektir. Türkler, Türkiye’de Müslümanların birlik ve emniyetini din, yani millet üzere sahiplendiği gün huzur tamam olacaktır.

Bunun içindir ki bünyesindeki kavimlere millet hüviyetiyle himmet, yani hamiyet gösterecek, toparlayacak ve adâletle idare edecektir. Bu vasıf Şeriat üzere yol tutması gereken Türklerde mevcuttur ve bu vazife onundur.
Allah’ın dini üzere millet olmayı bir daha himmet edecek olan Türkler Türkiye’yi iyilikle, merhametle ve asırlarca sürüp gelen din ü devlet tecrübesiyle idare edecek şahsiyete sahip olduğunu bir daha ispat etmeli.
Okumaya devam et

Share Button

İslâm Medeniyetinin mukaddimesi: Câmi

İslâm Medeniyetinin mukaddimesi: Câmi

Medine, İslâm’ın yaşandığı ilk yer… Bundandır ki Medine’yi anlamadan medeniyet anlaşılmaz. Medine’nin özü ve kalbi câmidir.

İstikametini kaybedip modernleşme dönemlerine kadar câmi Müslüman hayatının kurucu görevini taşır. Bu ilâhî görevdendir ki Mescid-i Nebevi eğitim ve tahsilin, devlet idaresi ve şeklinin ölçüsü ve kaynağıdır. Ulvî ve toplayıcı fonksiyonundan dolayı İslâm’ın ve Müslümanların kuruluş ve ümmet oluş merkezidir.

Efendimiz Aleyhisselâtüvesselâm, Medine’de inşa ettirdiği Mescidi-i Nebevi’yle hayatın merkezine mabet yerleştirerek câmi merkezli bir medeniyet kurmuştur. Câmi ile ev evvel İslâm’ı ve imanı muhafaza etmeyi, sonra bu iman sayesinde cemiyeti İslâmca bir hayata dönüştürmeyi buyurmuşlardır.

CÂMİ MERKEZLİ BİR MEDENİYET…
Okumaya devam et

Share Button

İslâm medeniyetinde mûsikî “hikmetten bir cüzdür”

İslâm medeniyetinde mûsikî “hikmetten bir cüzdür”

Kur’an-ı Kerim ve Hz. Peygamberimiz s.a.v.’ın Sünnet’inden neşet eden İslâm medeniyetinin sanata bakışı İslâm’ın dünya ve âhiret anlayışından doğmuştur.
Bu imânî sebepledir ki İslâm medeniyetine mensup bir sanatçı sanatını kendi indî anlayışıyla ve benliğini yüceltmek gayesiyle icrâ etmez; haddini bilir. İcrâ ettiği sanatın Allah ve dininin ölçülerine göre olması gerektiğinin idrâkindedir. Benlik duygusu Allah’ın ulviyeti karşısında yok olmuştur.

Batılı seküler sanatçı gibi kendisini Yaradan’ın yerine koymaz. Sanat yoluyla ortaya koyduğu her şekil, ses, renk ve düşünce Allah’ın cemal sıfatından neşet eden ölçülerle uyumludur. Allah’ın güzeli sevdiğini bilir ve sanatını da bu bilgiyle icrâ ederek güzele ulaşmaya çalışır. (Diyanet İslâm Ansiklopedisi, cilt: 31, sayfa: 257-261)

MÛSİKİ TEFEKKÜR VE ALLAH’I ZİKİR VAZİFESİ GÖRÜR
Okumaya devam et

Share Button

DÖRT ADET KİTAP BASILDI

Fikirteknesi yayınevi kitap basmaya devam ediyor, ayda dört adet kitap basma programımız aksamadan sürüyor.

Temmuz ayındaki dört adet kitap basıldı, kitapların isimleri şöyle;

1-Aklın sınırları (Haki DEMİR)
2-İnsan ahlak hukuk (Haki DEMİR)
3-Matematik-1-Matematik ve Varlık (Haki DEMİR)
4-Müslüman şahsiyetin yeniden inşası (Haki DEMİR)

Haziran ayında basılan dört kitabımız şunlardı;

1-Modernist saldırı gelenekçi direniş (Atilla Fikri ERGUN)
2-Necip Fazıl (Haki DEMİR)
3-Büyük Doğu Devleti-2-Nakibü’l Eşraf teşkilatı (Hamza KAHRAMAN)
4-Büyük Doğu Devleti-3-Başyücelik Akademyası (Hamza KAHRAMAN)

Ağustos ayında basılacak kitaplar inşallah şunlar olacak;
Okumaya devam et

Share Button

Cihad Meydanının Pehlivanı Kim?

Efendimiz (sav) buyurdu;

“Allah (cc), sizden birinizin yaptığı işi, en iyi şekilde yapmasından hoşnut olur.”

(Taberânî, el-Mu’cemü’l-Evsat, 1/275 ve Beyhakî, Şu’abü’l-Îman, 4/3349)

Kurtuluşumuz bu hadiste. Yaptığımız işleri en iyi şekilde yapmak iyi bir niyetle mümkündür. Kalbi hastalıklı olan bir vücudun sıhhati düşünülemez. Komuta merkezinin emniyetini sağlayamazsak cephede verdiğimiz mücadelenin bize getirisi yorgunluk ve pişmanlık olur.

Cihad etmek gibi bir düşüncemiz varsa bu işe kendimizden başlamalıyız. Bu mücadele “benden bize” doğru halka halka yayılmalı ve şanlı tarihimizde olduğu gibi yine dünyaya adalet ve refah sunan bir medeniyetin varlığı ile sonuçlanmalıdır.
Okumaya devam et

Share Button

Tefekkür Davetiyesi

Erkek-kadın ilişkilerinde sınır nedir?
Sosyal hayatta ve sosyal medyada kadın?
Tesettür (her iki cins için) nasıl olmalıdır? Ölçüsü nedir?
Kadının çalışması caiz midir? Caizse hangi ortamlarda çalışabilir?
Ve bu bağlamda sorulabilecek her türlü soru…

Yukarıda sorduğumuz soruların hepsi ayet ve hadislerden iktibasla cevaplandırılabilecek sorulardır. Ayrıca verilen cevapların üzerinde detaylı izahlar da yapılabilir. Ki fukahamız bu işi layıkıyla yapmışlar ve hayat sahasının her karışında sorunlara çözüm, sorulara cevap üretmişlerdir.

Haddimiz ve salahiyetimiz olmayan bir işe kalkışıp burada bu soruların cevaplarını müzakere edecek değiliz. Okumaya devam et

Share Button

İSLAM İRFANININ TEKNOLOJİSİ-4-TEFEKKÜR BUHRANI VE İNSANİ FELAKET

İSLAM İRFANININ TEKNOLOJİSİ-4-TEFEKKÜR BUHRANI VE İNSANİ FELAKET

İnsanlığın düşünce dünyası sıkıştı. Birkaç asırdır insanlığın düşünce dünyasını batı felsefesi ve bilimi işgal ve temsil ediyordu. Dünyada zaten iki tefekkür mecrası vardı; birisi İslam irfanı, diğeri de batı felsefesi… İslam irfanının bir-iki asırdır inkıtaa uğraması, batı felsefesini, fiili olarak tek ve rakipsiz bıraktı.

Felsefe, düşünce üretimini devam ettirebilmek için nihayetinde diyalektik işleyişi keşfetti. Tez, antitez, sentez silsilesinden mürekkep olan diyalektik işleyişi, düşüncenin deveranı için tek mecra haline getiren batı ve batı felsefesi, son antitez olan sosyalizm-komünizmin, tezden (liberalizm-kapitalizm) önce çökmesiyle zincirini kopardı. Antitez teze karşı dayanmalıydı ki, onunla sentezi gerçekleştirebilsin, böylece diyalektik işleyiş devam etsin. Antitezin çökmesi, önceleri tezin zaferi gibi anlaşıldıysa da, sitemizde (www.fikirteknesi.com) yıllardır yazdığımız üzere, tezin de çökmesini mukadder kıldı. Felsefenin diyalektik işleyişe emanet edilmesi zaten derin bir krizdi, antitezin tezden önce çökmesiyle kriz satha çıktı ve herkes tarafından görülmeye başlandı.
Okumaya devam et

Share Button

İSLAM İRFANININ TEKNOLOJİSİ-3-TEKNOLOJİNİN PARADOKSLARI

İSLAM İRFANININ TEKNOLOJİSİ-3-TEKNOLOJİNİN PARADOKSLARI

Teknoloji çok hızlı gelişiyor. Tasavvur ve imalat hızı, değerlendirmeye bile fırsat vermeyecek kadar yüksek, öyle ki bidayetindeki maksat bile unutuldu. İnsanlık teknolojiye neden yönelmişti, teknolojiye olan ihtiyaç ne kadardı? Teknoloji, temelindeki maksattan bağımsızlaştı ve kendi başına bir vakıa haline geldi, böyle olunca hiçbir ölçü tanımaz, hiçbir tahdit kabul etmez oldu ve sadece “mümkün olan yapılmalıdır” yaklaşımına mahkum oldu.

Mesele sadece ahlakilik sınırıyla ilgili değil, aynı zamanda “ihtiyaç gayesi” de kayboldu. Önce ihtiyaç sonra teknoloji silsilesi caridir, hayatın tabiatı ve sıhhati bunu gerektirir. Bidayetinde de böyleydi, teknoloji ihtiyacı takip ederdi. Teknoloji önce ahlaktan sonra da ihtiyaçtan bağımsız hale geldi.
Okumaya devam et

Share Button

İSLAM İRFANININ TEKNOLOJİSİ-2-BATININ TEKNOLOJİ ANLAYIŞI

İSLAM İRFANININ TEKNOLOJİSİ-2-BATININ TEKNOLOJİ ANLAYIŞI

Batının teknoloji anlayışı, tek bir esasa istinat eder; “Mümkün olan yapılmalıdır”… “Mümkün olan yapılmalıdır” anlayışı, ahlaktan tamamen bağımsızlaşmaktır, teknolojiyi de ahlaktan mutlak anlamda müstakil kılmaktır.

“İmkan alanı”, imtihan sahasıdır. Mümkün olanın yapılması, imtihanın reddidir. İmtihan, İslami manada “istikamet” demektir, istikameti işaretler. İnsani manada ise, insan ile sureta insan veya hayvan arasındaki sınırı tayin eder. Hiçbir bilgi telakkisi, “doğru-yanlış”, “güzel-çirkin”, “iyi-kötü” mikyaslarından azade değildir. Ortaya koyduğu mikyasların isabet edip etmemesi ayrı bir meseledir ama bu mikyasların varlığı zarurettir. İnsan olmak, bir ölçü manzumesine tabi olmaktır. “Mümkün olan yapılmalıdır” yaklaşımı, epistemolojik (bilgi telakkisi) tefessühtür.
Okumaya devam et

Share Button

İSLAM İRFANININ TEKNOLOJİSİ-1-TAKDİM

İSLAM İRFANININ TEKNOLOJİSİ-1-TAKDİM

Teknoloji, en özet haliyle söylemek gerekirse “alet” demektir. Alet, yani bir fikrin aleti… Mesele en sade haliyle anlaşılmalıdır ki, girift terkiplerine geçit açılabilsin. Bugün kullandığımız cihazların karmaşıklığı (giriftliği) teknolojinin ne olduğunu unutturdu. Ne olduğunu unuttuğumuz için onu fikirden bağımsızlaştırdık, müstakil bir saha gibi anlamaya başladık.

Teknoloji, umumiyetle tabiatta ve özellikle de canlılardaki bazı hususiyetlerin alet haline getirilmesi, o hususiyetlerin aletlerinin imal edilmesi şeklinde, “misal” üzerinden ilerlemiştir. Yirminci asırda ancak “muhayyel” terkiplere ulaşmaya başlamış, misallerden uzaklaşarak akli ilimlerde nispeten yoğunlaşabilmiş ama hala büyük kısmı misaller üzerinden ilerlemeye devam etmiştir.
Okumaya devam et

Share Button

NELER OLUYOR, NEDEN OLUYOR, NELER OLACAK?

NELER OLUYOR, NEDEN OLUYOR, NELER OLACAK?

İslam coğrafyası kaynıyor… Diktatörlükler devriliyor, sistemler çöküyor, devletler yıkılıyor. İçtimai bünye çözülüyor, iktisadi kaynaklar yağmalanıyor, ahlaki çürüme derinleşiyor. Coğrafya kanıyor, kanadıkça sınırlar kalkıyor. Hayat, zaruri ihtiyaçlar sınırına kadar geri çekildi, gıda ve güvenlik altyapısına kadar indi ve orada direnmeye çalışıyor. Güvenlik ihtiyacı devletler tarafından karşılanamıyor, daha kötüsü halkın güvenliği devletler (siyasi iktidarlar, rejimler) tarafından tehdit ediliyor. O kadar kaotik bir yapı oluştu ki, “uzman” edalarıyla konuşanlar, en temel meseleyi anlamamış haldeler ve sürekli yanılıyorlar. Coğrafya, hiçbir denklemi “hayat” haline getirecek şartlara sahip değil, hayatın altyapısını kuracak hiçbir denklem oluşturulamıyor. Yanlış… Yanlış… Yanlış… Her söylenen yanlış, hiçbir cümle kendini birkaç şartta doğrulayamıyor, doğrulayanlar uzun süre kaim olamıyor.
Okumaya devam et

Share Button

Doğu, Hüzün ve Din; Batı, Haz ve Ten

Doğu, Hüzün ve Din; Batı, Haz ve Ten

Gıyabî hüzün refikim Prof. Dr. Kemal Sayar, “Doğulu insan ‘Hüzün’le, Batılı ‘Haz’la beslenir. Doğu hüzün medeniyetidir. Hüzünle olmayı varoluşun üstün bir boyutu sayar…” diyor.

Fakir, yıllardır her Müslümanın tabiî olarak hüzün ehli olması gerektiğini, Efendimiz s.a.v.’den ve velilerden tevarüs ettiğimiz hüznün bir hayat felsefesi, bir vasfı olduğunu söyledi de kahkaha ve haz ehli yüzünü buruşturup geçti bu sözlerimiz üstüne.
Okumaya devam et

Share Button

“REŞİT HAYLAMAZ” İSİMLİ HAİN…

“REŞİT HAYLAMAZ” İSİMLİ HAİN…

Reşit Haylamaz isimli bir hain, “Gönül Tahtımızın Eşsiz Sultanı Efendimiz” isimli bir kitap yazmış. Muştu yayınlarından basılan ve piyasaya sürülen bu kitabın 252. Sayfasında şu ifadeler var;
“Ancak O’nun hedefi, öncelikle bütün insanları rahmet ve şefkatle kucaklayıp, ümmeti arasında da, kelime-i tevhidin ikinci yarısını söylemekten kaçınarak kendisini kabul etmese bile ‘La ilahe illallah’ diyen herkesi buraya getirmekti. Çünkü O, “Kim, la ilahe illallah derse cennete girer” buyuracaktı. Daha baştan O (sallallahu aleyhi ve sellem), bunun için yaratılmış ve onun için de, ilk yaratıldığı halde gelişi sona denk getirilmiş; peygamberlik güftesine kafiye koyacak Son Sultan olduğu için de, bedeniyle ruhunun buluşması risalet açısından en sona bırakılmıştı.”

Bu hezeyanın İslami ilimler cihetinden verilecek cevapları var tabii ki, o cevapları ilgililerine bırakalım. Mesele, “hikmet ve tefekkür” çerçevesinde sayısız soruyu celbeder. Bir şey değiştirildiğinde ne kadar çok şeyin değiştirilmesi gerektiğini gösteren bu sorular, İslam’da reform (dinde tahrif) yapmanın imkansızlığını da ifade eder.
Okumaya devam et

Share Button

İSLAM ŞEHRİ-18-HAYAT TARZI OLARAK “VAKAR”

İSLAM ŞEHRİ-18-HAYAT TARZI OLARAK “VAKAR”

Vakar, Müslümanların ilk unuttuğu şahsiyet tecellilerinden birisi oldu. İlk unutulan mevzulardan olması mukadderdi zira anlaşılması ve kuşanılması en zor tavırlardan biriydi. Vakarın terkip unsurları ve terkip kıvamı, ana hatlarıyla keskin bir iman, derin bir idrak, muhkem bir ahlak ister. Anlayıştaki sathilik (sığlık), imandaki zafiyet, ahlaktaki laubalilik, cesaretteki eksiklik vakarı, şahsiyetin tecelli hali, şahsiyetin mahfazası, şahsiyetin tavrı olmaktan çıkarır.

Derin bir idrak sahibi olmayanlar, tevazuu ile vakarın münasebetini anlamaktan acizdir. Keza, İslam’ın yekununa muhatap olamamış, ihata edici bir anlayışa erişememiş hafifmeşrep idrak teşebbüslerinin, kibir ile vakarı birbirinden tefrik etmesi zordur. Vakar, sadece tarifini yapmakla veya yapılmış tarifi bilmekle kuşanılacak bir şahsiyet hususiyeti değildir, onun idrak edilmesi, şahsiyet inşasında “mahfaza” mevkiine yerleştirilmesi gerekir. Ne var ki vakar, tarifi bile yapılamaz, kadim tarifleri de anlaşılamaz hale gelmiştir. O kadar ki, İslam ile ilgili çok iddialı laflar eden fikir ve ilim adamlarının mevzu haritasında yer almamakta, böylece kendisi de dahil olmak üzere Müslüman şahsiyetin tarifi yapılamamakta ve inşası gerçekleştirilememektedir.
Okumaya devam et

Share Button

Âkif, İslâm Milleti; M. Kemal, Laik Ulus Diyordu-1-

Âkif, İslâm Milleti; M. Kemal, Laik Ulus Diyordu

Mehmed Âkif, İstiklâl Marşı’nda “Hakkıdır Hakk’a tapan milletimin İstiklâl!” mısraı ile İslâm mânasına gelen millet kavramını kastetmektedir. Milletin istiklâlinin kazanılması ve din ü devlet olması “Hakk’a tapmanın tabiî sonucunda” gerçekleşebileceğini ifade ediyor. Bu noktada millet, din, yani şeriat üzere tutulan yol ve bu yol istikâmetinde giden topluluk demektir.

Âkif’te “millet”, Atatürk ilkelerinin belirlediği laik “ulus” değil, din etrafında oluşan millettir. “Doğacaktır sana va’dettiği günler Hakk’ın” diye hitap ettiği millet, umumi olarak İslâm milletleridir. Zımnındaki mâna bakımından hususen Türklerin temsilciliği ve siyasetinde bütün Müslümanların içinde yaşadığı Devlet-i Âliyye’yi meydana getiren millettir:
Okumaya devam et

Share Button

CEMAAT GÜNLÜKLERİ-(10.03.2014)-“ALLAH İLE KONUŞTUM”

CEMAAT GÜNLÜKLERİ-(10.03.2014)-“ALLAH İLE KONUŞTUM”

Latif Erdoğan, bir televizyon konuşmasında, Fethullah Gülen ile geçmişte yaptıkları bir görüşmeyi anlatıyor. Star gazetesinin internet sitesinde 08.03.2014 tarihinde yayınlanan, “Latif Erdoğan: Gülen, bana ‘Allah ile konuştuğunu’ söyledi” başlığı ile verilen haberde meseleyi şöyle anlatıyor;
“Cemaatin içyüzünü Cematin sevilen ismi Yazar Latif Erdoğan A Haber’de Deşifre programında koydu. Erdoğan “Gülen, bana ‘Allah ile konuştuğunu söyledi. Kainatı Hz.Muhammed için yarattım senin için de devam ettiriyorum’ dedi” diye konuştu.”

Haşa, sümme haşa… “Haşa” ifademiz, Fethullah Gülen’in kendisi ile ilgili söylediği iddia olunan kısmı için…

Böyle bir söze inanmayız. Bir insan, bir Müslüman hakkında böyle bir iddiada bulunsa, iddiada bulunanın iftira ettiğine inanırız. Bir Müslümanın böyle bir söz söyleyeceğine hiç kimse inandıramaz bizi… Böyle bir şey, ancak bir deli tarafından söylenebilir, biraz aklı olan birisinin böyle bir söz söylemeyeceğini, okuma yazması olmayan dağdaki çoban bile bilir.
Okumaya devam et

Share Button