Lânetlenmiş İblis’in dölü İsrail

Lânetlenmiş İblis’in dölü İsrail

Gâfil Müslüman Devletleri! Dünyayı kimin idare ettiğini sanıyordunuz? Nil’den Fırat’a kadar uzanan “Büyük İsrail” devletini kurmak, Mescid-i Aksâ’yı yıkmak isteyen İsrail’in zulümleri devam ediyor.

İsrail: Şeytan-ı Racim, yâni bilinen şeytanın daha şenisi, daha âdisi… Şeytanın özel ismi, yâni İblis…

İblis, yâni İsrail “Hayırdan ümitsiz olan, Allah’ın rahmetinden umudunu kesen” demektir. Âdem Peygambere itaat etmeyen, kendisine yapma denileni yapan, yap denileni yapmayan şeytanların şeytanı, katilliğin müşahhas numunesi, tâlim merkezi…

Yahudiler, Kur’an-ı Kerim’de “lânetlenmiş kavim” olarak bildiriyor : “Bunlar Allah’ın lânetlediği kimselerdir. Allah’ın rahmetinden uzaklaştırdığı (lânetli) kimseye gerçek bir yardımcı bulamazsın” (Nisâ: 52. âyet).
Okumaya devam et

Share Button

İsrail ve Amerika’nın işbirlikçisi Suud devleti

İsrail ve Amerika’nın işbirlikçisi Suud devleti

Koca İslâm âlemi üç buçuk İsrail devletiyle niye baş edemiyor suali İslâm devletlerinin izzet ve haysiyetini kıracak ağır bir sual. Şeytanın dölü İsrail, gâvurun “alçak sarısı” Amerika bir yandan Kudüs’ü “başkent” ilân ederken, bir yandan yeni katliamlara yol açacak tahriklerini sürdürüyor.

Buna rağmen ölü toprağı atılmış, birbirine düşmanlık etmekle meşgul Suudi Arabistan, Bahreyn, Mısır gibi bazı Müslüman devletler İsrail’le ittifak hâlinde olmayı elan sürdürüyorlar.

Mefluç hâlde olan İslâm âleminin üç buçuk İsrail’le niye baş edemediğinin cevabı, bazı İslâm devletlerinin katliamcı İsrail’le ittifak içinde olmalarıdır. En başta Suudi Arabistan kralları ve veliahtları Ortadoğu’daki katliamların elebaşı Amerika ve İsrail’in Kudüs’ü “başkent” olarak ilân etmelerini zımnen destekliyorlar.

HZ. PEYGAMBERİMİZİN YÜZÜNE NASIL BAKACAKSINIZ SUUDLAR!
Okumaya devam et

Share Button

Amerika gâvurun “alçak sarısı”, İsrail şeytanın dölü

Amerika gâvurun “alçak sarısı”, İsrail şeytanın dölü

Nil’den Fırat’a kadar uzanan “Büyük İsrail” devletini kurmak, Mescid-i Aksâ’yı yıkmak ve Kudüs’ü “başkent” yapmak isteyen İsrail ve Amerika’nın zulümleri devam ediyor.

Efendimiz Aleyhisselâtüvesselâm’ın “Orası mahşer ve menşer, yâni yeniden diriliş yeridir” buyurduğu, Yavuz Sultan Selim’in, adını Kudüs-ü Şerif olarak değiştirdiği peygamberler şehri Kudüs şimdi iki mel’unun, yâni gâvurun “alçak sarısı” Amerika ile şeytanın dölü İsrail tarafından “başkent” yapılıyor.

ŞEYTANIN DEVLET SÛRETİNE BÜRÜNMÜŞ HÂLİ İSRAİL

İsrail, Allah’ın rahmetinin kesildiği şeytan-ı racim, yâni lânetlenmiş şeytanın devlet sûretine bürünmüş hâli ve katilliğin eğitim merkezi…
Okumaya devam et

Share Button

İHANET GÜNLÜKLERİ-02.08.2014-ABDÜLHAMİT BİLİCİ İHANETİ AÇIKÇA YAZMIŞ

İHANET GÜNLÜKLERİ-02.08.2014-ABDÜLHAMİT BİLİCİ İHANETİ AÇIKÇA YAZMIŞ

Abdülhamit Bilici, 02.08.2014 tarihli, “Gazze’ye yeni yöntem gerek!” başlıklı yazısında, Müslümanlara karşı ihaneti, İsrail ve Yahudilere karşı da itaati açıkça yazmış. Açıkça yazmış dememe bakmayın, adam yazısında “ihanet ettik” demiyor tabii ki… Yazıyı, “aklı gözünde olanlar” okuduğunda ihanet görmez ama “gözü aklında olanlar” yani basiret sahipleri okuduğunda ihanetin itirafı çok berrak ve açık…

Ne diyor Abdülhamit Bilici yazısında? Özet olarak şu; İsrail ile Filistin arasındaki savaşın dengesiz güçler arasında olduğunu, sürekli benzer saldırıların tekrarlandığını, neticenin aynı olduğunu, artık bu yolla devam edilemeyeceğini, Filistinlilerin mücadele yöntemini değiştirmesi gerektiğini söylüyor. Hatta yazısının sonunda düşüncesini desteklemek için şu iktibası yapıyor; ““Aynı şeyleri tekrar tekrar yapıp, farklı sonuçlar beklemek deliliktir” diyen Einstein, haklı değil mi?” Nasıl? İktibas da bir Yahudi’den…
Okumaya devam et

Share Button

FETHULLAH GÜLEN’İN FİKİR HİLESİ-15-NEFS AHLAKININ ŞAHİKASI

FETHULLAH GÜLEN’İN FİKİR HİLESİ-15-NEFS AHLAKININ ŞAHİKASI

Ahlak meselesinin sadece “ahlak” başlığı altında tetkik edilmesi, bugünün dil ve ıstılah kaosunda meseleyi anlamayı imkansız kılıyor. Ateist birisi de çıkıyor ve ahlaktan bahsediyor, oysa onun bahsettiği ölçüler bizim (Müslümanlar) için tam bir ahlaksızlık ifadesi. Diğer taraftan kelimeler ve mefhumlar, zaman içinde mana erozyonuna uğruyor ve merkezinden ve kaynağından kopuyor, günün kültürel değerler sistemi içinde başka manalar ifade etmeye başlıyor. İslam irfanının “ıstılah haritasının” unutulduğu ve ona ulaşmanın da imkansıza yakın bir zorluk arzettiği bugün, mefhumları tetkik ederken, ana kaynağına ve ölçüsüne irtibatlayacak tavsifler elzem hale geldi. Istılah haritamızın yerli yerinde olduğu, cemiyetin olmasa bile münevver camianın anlayış çerçevesinde bulunduğu zamanlarda “ahlak” dendiğinde ne kastediliyorsa, o maksadı ifade etmek için bugün başına bir sıfat ekleme ihtiyacı hasıl oldu.

İslam irfanının “ıstılah haritasına” ulaşmanın zorlaşması, aynı zamanda ona ulaşmayı ihtiyaç olmaktan da çıkardı. Bir taraftan ıstılah haritamızı kaybettik, diğer taraftan sanki ıstılah haritası yerindeymiş, herkes biliyor ve anlıyormuş gibi ıstılahları hoyratça, ucuzca, kolayca kullanıyoruz. Bu hal, en geniş ve derin manada istismarın önünü açıyor, hatta istismara davetiye çıkarıyor.
Okumaya devam et

Share Button

ALİ ÜNAL, MÜNAFIK OLARAK FETHULLAH GÜLEN’İ TARİF ETMİŞ

ALİ ÜNAL, MÜNAFIK OLARAK FETHULLAH GÜLEN’İ TARİF ETMİŞ

Ali Ünal, bayramın ikinci günü (29.07.2014), “Nifak ve münafık” başlıklı bir yazı yazmış. Münafık olarak Erdoğan ve Akparti kadrolarının adını anmamış ama bulunduğu mevzi itibariyle onu kastetmiş. “Onu kastetmiş” derken, isimlerini vermediği için bu tespitimizi inkar etme imkanı var tabii ki, gerçekten de onları kastetmemişse eğer hata bize ait olsun.

Son zamanlarda moda olduğu üzere, önce kelimenin sarf ve nahvini (modern dille etimolojisini) yazmış, böylece Arapça bildiğini de göstermiş. Neyse, burada fazla durmayalım, kelimenin kökü ve müştakları tabii ki mühim…

Ali Ünal, bir müddetten beri (belki de baştan beri) feraset, basiret ve idrakini kaybettiği için, isim vermeden nazari çerçevede yazdığı nifak ve münafık mevzulu yazısında Fethullah Gülen’i tarif etmiş. Kendinin maksadı Erdoğan ve arkadaşları olabilir ama yazıdaki tarif, Erdoğan’a yüzde on uyuyorsa, Fethullah Gülen’e yüzde doksan uyuyor.
Okumaya devam et

Share Button

İSRAİL Mİ DEDİNİZ? İBLİS RUHLU LANETLİDİR

İsrail mi dediniz? İblis ruhlu lanetlidir

Nil’den Fırat’a kadar uzanan “Büyük İsrail” devletini kurmak, Mescid-i Aksâ’yı yıkmak isteyen İsrail’in zulümleri devam ediyor.

İsrail, “Şeytan-ı Racim”, yâni bilinen şeytan hususiyetinin daha şenisi, daha âdisi özel şeytandır. Şeytanın özel ismidir, yâni İblis.

İblis, yâni İsrail “Hayırdan ümitsiz olan, Allah’ın rahmetinden umudunu kesen” demektir. Âdem Peygambere itaat etmeyen, kendisine yapma denileni yapan, yap denileni yapmayan şeytanların şeytanı, kaatilliğin müşahhas numunesi, tâlim merkezi, sürdürücüsü…

LÂNETLENMİŞ KAVİM: İSRAİL
Okumaya devam et

Share Button

İSTİKLAL GÜNLÜKLERİ-25.07.2014-YAHUDİLER CESARET ÖDÜLÜNÜ GERİ İSTEMİŞ

İSTİKLAL GÜNLÜKLERİ-25.07.2014-YAHUDİLER CESARET ÖDÜLÜNÜ GERİ İSTEMİŞ

İhanet örgütünün yayın organı olan Zaman isimli mevkute, internet sitesinde, 24.07.2014 tarihinde bir haber yayınladı. Haberin başlığı, “Erdoğan’dan cesaret ödülünü geri istediler”…

Haber şu; Amerikan Yahudi Kongresi, 2004 yılında Erdoğan’a cesaret madalyası vermiş, Erdoğan’ın İsrail ile ilgili tavrından dolayı o madalyayı geri istiyor, bunun için kongre başkanı Erdoğan’a mektup yazmış, Zaman gazetesi de bu mektubu yayınlıyor.

Nasıl?

Bir taraftan Erdoğan’ı İsrail ile iş yapmaktan, Yahudilerden cesaret madalyası almaktan dolayı tenkit eden paralel örgüt diğer taraftan Yahudi Kongresi başkanının o madalyayı geri istemesinin haberini yapmış. Böylece Erdoğan, kafasının üstünde demoklesin kılıcı gibi sallanan o madalya belasından kurtulmuş olmuyor mu?
Okumaya devam et

Share Button

HİZBULLAH BEŞ ÇAYINDA…

HİZBULLAH BEŞ ÇAYINDA…

İran ve Hizbullah, yıllardır İsrail’e karşı olduklarını söyleyerek Müslümanlar arasında meşruiyet sağlamaya, reklam ve propaganda yapmaya, İslam’ı ve cihadı kendilerinin temsil ettiğini iddia etmeye çalışıyordu. Bizim de bir müddet samimiyetlerine inanmak gibi bir gaflet içinde olduğumuz Hizbullah denilen hainler topluluğu, Gazze havadan, denizden ve karadan ateş altına alındığı bugün, beş çayına çıkmış görünüyor. Şiilerin İsrail ve ABD gibi bir derdinin olmadığı, Irak’taki ABD işgali zamanında ABD ordusuyla birlikte Müslümanları katlettiği, Suriye’de ise İran, Hizbullah ve Esed isimli yezidin çevresinde toplanarak tüm Şiilerin Müslümanları ve mazlum halkı katlettiği görülüp de maskeler düşünce, Gazze’nin saldırı altında olmasını umursamalarına bir sebep kalmadı.

İsrail’in Gazze saldırısına sessiz kalan iki kesim var, İslam dünyasında Şiiler ve Türkiye’de de Fethullah Gülen… Şiilerin ümmete ihaneti artık açıkça ortaya çıktı, zannedilmesin ki bu yazıda Hizbullah’ın Gazze’ye destek için İsrail’e saldıracağını ümit veya talep ediyoruz. Böyle bir şey yapmayacakları bugüne kadar ki tavırlarından açıkça ortaya çıktı. Hizbullah, Suriye’de Müslümanları ve halkı katletmekle meşgul, İsrail’e karşı savaşacak adamı yok.
Okumaya devam et

Share Button

DÜNYADAKİ CENNET, GAZZE…

DÜNYADAKİ CENNET, GAZZE…

Ümmetin tek şerefli toprağı Gazze… Ümmetin şerefini temsil eden Hamas, ümmetin haysiyetini temsil eden İzzettin Kassam tugayları… İki milyara yakın Müslümanın şerefi, birkaç bin kişilik İzzettin Kassam tugaylarının yiğitlerinin sırtına bindi. Birkaç bin kişi, iki milyara yakın insanın yükünü nasıl taşır Allah’ım…

Altmış-yetmiş yıldır tüm imkansızlıklara rağmen, tüm katliamlara rağmen, tüm zulümlere rağmen şikayet etmeyen, her saldırıda ümitleri tükeneceği yerde imanları artan, üç-beş yaşlarındaki bebeğinin cansız bedenini kollarına alan anne ve babaların Allah’tan başka kimseden yardım istemeyen o tavrı var ya, muhtemeldir ki sevabı tüm ümmete yeter. İşte mesele tam da bu noktada düğümleniyor, kim ki Gazzelilerin dualarına mazhar oluyor, Allahu alem o kurtulmuştur.
Okumaya devam et

Share Button

FETHULLAH GÜLEN’İN TAKİYYE YAPAMADIĞI TEK KONU

FETHULLAH GÜLEN’İN TAKİYYE YAPAMADIĞI TEK KONU

Fethullah Gülen, takiyyeyi inanç haline getirmek ve bir metot olarak kullanmak bakımından Şiilerle yarışıyor. Takiyye konusunda hangisinin daha ileri gittiği sorusuna verilecek net bir cevap yok, sadece Fethullah Gülen’in bir konuda takiyye yapmadığı veya yapamadığı dikkate alınırsa Şia’nın takiyye konusunda daha ileri olduğu düşünülebilir. Çünkü Şia’nın takiyyesinde sınır yoktur, istisna yoktur, kırmızı çizgi yoktur, Fethullah Gülen isimli başhainin takiyyesinde ise bir sınır, bir istisna, bir kırmızı çizgi mevcut.

Fethullah Gülen, İsrail ve Yahudiler konusunda takiyye yapmıyor veya yapamıyor. Fethullah Gülen’in İsrail konusunda takiyye yapmaması, Şiilerin her konuda takiyye yapmasından daha mı iyidir yoksa daha mı kötüdür, orası belli değil…
Okumaya devam et

Share Button

FETHULLAH GÜLEN’İN İADE MESELESİ

FETHULLAH GÜLEN’İN İADE MESELESİ…

Ankara savcılığının yaptığı soruşturmada mesafe aldığı ve Fethullah Gülen’in iadesi için resmi süreci hazırlamaya başladığı haberleri gelmeye başladı. Dosyanın hangi safhada olduğunu bilmiyoruz, kamuoyundaki bilgilerin ne kadar sıhhatli olduğunu da bilmiyoruz. Ne var ki öyle ya da böyle Fethullah Gülen ABD’den istenecek, zamanlamasını bilmesek de soruşturmaların oraya doğru hızla ilerlediğini biliyoruz. Zaten Başbakanın bu konuda net açıklamaları da var.

Fethullah Gülen, ABD’den resmi olarak istendiğinde ne olur? Şimdi üzerinde düşünmemiz gereken konu bu… ABD, Fethullah Gülen’i verir mi vermez mi? Cevabını aramamız gereken ilk soru bu, bundan sonraki soru ise, verirse ne olur, vermezse ne olur?
Okumaya devam et

Share Button

CEMAAT GÜNLÜKLERİ-(15.03.2014)-MÜNAFIKLIK İFŞA OLDU

CEMAAT GÜNLÜKLERİ-(15.03.2014)-MÜNAFIKLIK İFŞA OLDU

STV dünkü (14.03.2014) haber bülteninde, Filistin’deki Yahudi domuzlar örgütünün (namı diğer İsrail’in), Gazze’ye saldırısını, “Gazze’deki terör hedefleri vuruldu” şeklinde vermiş. Aslında bu konuda yazı yazmak gerekmezdi, zira apaçık bir “sapkınlık” için yazı yazmak, izah etmek lüzumsuzdur. Çünkü apaçık sapkınlığı izah etmeye çalışmak, insanların akıllarına ve zekalarına hakarettir. Sapkınlığı göstererek, “bakın bu sapkınlık” demek, muhatapları tahkir etmektir. Bu sebeple Gazze’deki mücahit gurupları, direniş kıtalarını, domuzların korkulu rüyalarını savunmak gereksiz.

Öyleyse biz ne yapmaya çalışıyoruz? Bu konuda yazı yazmamızın sebebi, ihanet örgütünün alçaklık ve hainlikte her dem yeni yeni zirveleri zorladığı bu günlerde, onların ciğerlerini göstermek…
Okumaya devam et

Share Button

ERDOĞAN’IN DİRİ DİRİ DERİSİNİ YÜZERLER

ERDOĞAN’IN DİRİ DİRİ DERİSİNİ YÜZERLER

Erdoğan bu ülke ve Müslümanlar için o kadar büyük işler yaptı ki, bu ülkenin, bu milletin, bu ümmetin düşmanları, fırsatını bulurlarsa diri diri derisini yüzerler. Yaptığı işleri burada sıralamak lüzumsuz, zaten imkansız. Neler yaptığını, az bir vicdan sahibi olanlar görüyor.

Yaptıklarının hepsi bir tarafa, Türkiye ve dünya Müslümanlarına bir ruh üfledi. Ümmetin birkaç asırdır mahkum olduğu “sürekli mağlubiyet” devrini bitirdi, yerleşik hale gelen “beceriksizlik hissini” imha etti, batı karşısındaki “aşağılık kompleksini” yendi. Meselenin özü bu değil miydi? Biz, sürekli yenilmeye mahkum olmuş nesiller değil miydik, batının bizden üstün olduğunu kendi okullarımızda öğrenmemiş miydik, hiçbir şey beceremeyeceğimiz konusunda derin bir psikolojik organizasyona savrulmamış mıydık? Tüm başarısızlığımız bundan kaynaklanmıyor muydu? Müslümanlar kendi ülkelerinde parya değiller miydi? İkinci sınıf vatandaş olmak bile bir imtiyaz haline gelmemiş miydi?
Okumaya devam et

Share Button

CEMAAT GÜNLÜKLERİ-(15.02.2014)-TOPYEKUN SAVAŞ

CEMAAT GÜNLÜKLERİ-(15.02.2014)-TOPYEKUN SAVAŞ

Star Gazetesinde bugün (15.02.2014) yayınlanan bir haber, normal zamanlarda insanı çıldırtacak kadar dehşetengiz. Ama Fethullah Gülen örgütünün bugüne kadar yaptıklarını hatırlayınca, “hah işte, mesele buydu” dedirtecek cinsten…

Haberin başlığı; “Yüzde 65’le de gelseler dosyalarla götürelim”… Paralel örgüt üyelerinin aralarındaki konuşmaların deşifre olmasıyla hazırlanan haber, gerçekten normal zamanlarda olsa halkın yüzde doksanı “yargısız infaz” yapılmasını haklı ve gerekli görürdü.

Haberin girişi ve tabii ki özet sunumu şu şekilde;

“YARGI DARBESİNİN TALİMATLARI DEŞİFRE OLDU
Yargı darbesiyle AK Parti hükümetini devirmek için art arda operasyonlar yapan paralel yapının yüksek yargı üyesi hakim ve savcılara yönelik talimatlarını içeren ses kaydı ortaya çıktı. Ankara’daki hakim ve savcılara dinletildiği belirtilen kayıttaki ifadeler şok etkisi yarattı. 19 maddenin sıralandığı kayıtta “Hizmetin bekaası için Türkiye’nin feda edilebileceği”, “takiyye, inkar ile her yolun kullanılabileceği”, “insanların zaaflarıyla tehdit edileceği”, “Seçimlerde yüzde 65 ile bile gelseler dosyalarla götürüleceği” gibi dehşet ifadeler dikkat çekti. Başbakan Erdoğan’dan ‘Uzun’ diye sözedilen kayıtta “MOSSAD, CIA ve diğerleri Uzun’u götürmek istiyor” deniliyor.”
Okumaya devam et

Share Button

YENİÇAĞIN İLK BÜYÜK İMTİHANI

YENİÇAĞIN İLK BÜYÜK İMTİHANI
Akparti ülkede üst üste üç genel seçim, iki mahalli seçim, iki de referandum kazandı. Başarılarıyla birlikte oyları da sürekli artan bir grafik çizdi. Ülkenin iktisadını sağlam bir zemine oturttu, buradan aldığı güçle silahlı ve silahsız vesayetin hesabını gördü. İki bin onlu yıllara geldiğinde içeride yeterince yerleşmiş, güçlenmiş ve kökleşmiş olarak hariciyeye yöneldi. İçerideki pislikleri temizleyinceye kadar dışarıdaki pisliklerle kavga etmeyen Akparti, içeriyi güçlendirdikten sonra dışarıya dönük hamleler yapmaya başladı.

Allah’ın takdiri, bu demde Arap dünyası patladı. Kağıttan kaplan gibi Arap diktatörler arka arkaya devrilmeye başladı, Tunus, Mısır, Libya, Yemen… Yapılan seçimlerden Müslümanlar galip çıktı ve iktidara geldi. Ne kadar güzeldi.

Ne var ki fazla sürmedi, devrim dalgası önce Suriye’de hain ve katil Şii sürüleri tarafından durduruldu. Sonra Mısır’da darbe oldu, Tunus da neredeyse Mısır’ın akıbetine uğruyordu. Katar’da ise sessiz darbe yapıldı ve iktidar tekrar ABD, İsrail safına geçti. Sonunda sıra Türkiye’ye geldi, ümmetin karargahını kuşattılar ve şiddetli dalgalar halinde saldırmaya başladılar.
Okumaya devam et

Share Button

TÜRKİYE’NİN DIŞ POLİTİKASI ŞİMDİ ÇÖKTÜ

TÜRKİYE’NİN DIŞ POLİTİKASI ŞİMDİ ÇÖKTÜ

Başbakan İran’da… Gayet samimi görüşmeler yapıyor. Görüştüğü İranlı yetkililerin de yüzlerinde gülücükler var. Siyaset nasıl bir şey böyle, bir türlü anlamıyorum.

Başbakan İran’da yetkililerle çevresine gülücükler dağıtırken, arka planda İranlı başka yetkililer Erdoğan’a hakaretler ediyor. Hameney denen katil başının yetkililerinden birisi şu açıklamayı yapmış; “Erdoğan, Suriye krizinde daha çok, Siyonist rejimin komplolarının hizmetinde bir kukla gibi hareket etti” Nasıl? Ülkesini ziyaret eden, iyi ilişkiler geliştirmek isteyen bir komşu ülkenin Müslüman başbakanına bunu söylüyor it. Suriye’de Müslümanlara yardım eden Türkiye’den (tabii ki hükümetten) başka dünyada kimse yok, adam çıkmış “Siyonist rejimin kuklası” diyor. Suriye’de yüzbinlerce insan öldüren katiller sürüsünün başı, Erdoğan’ı İsrail kuklası olarak tarif ediyor. Müslüman kanı içe içe vampirleşen domuzlar sürüsü, Erdoğan’a en ağır hakareti ediyor hem de ziyaret öncesi yani ev sahibi olarak… Bu kadar iğrençlik, bu kadar alçaklık, bu kadar hainlik, bu kadar ahlaksızlık kafirde bile nadiren meydana gelir.
Okumaya devam et

Share Button

İSRAİL ZULMÜ MÜ YOKSA Şİİ ZUMÜ MÜ?

İSRAİL ZULMÜ MÜ YOKSA Şİİ ZULMÜ MÜ?

Yıllardır İsrail’in Filistin’deki zulmüne isyan ettik. Yine yıllarca İran, Hizbullah, Esed alçaklarının İsrail’e karşı bir cephe oluşturduğu yalanına inanmayı tercih ettik. Yaklaşık on üç asırlık Şia tarihindeki tüm alçaklıkları, hainlikleri, hileleri unuttuk, unutmayı tercih ettik. Dilimizin ucuna kadar gelen Şia ihanetini, İsrail’in karşısında kurulan, kurulduğuna dair reklamı yapılan cephe hatırına konuşmadık, gündeme getirmedik. On iki asırdır ihanet içinde olan Şia’nın, bir sihirli el değmişçesine düzelmiş olmasını umduk. İsrail ile muvazaalı kavgalarının gerçek olmasını ümit ettik. Saflıkla iyi niyet arasındaki sınırı umursamadık, saflık hatta ahmaklıkla itham edilme pahasına İsrail karşısında kurulduğunu ümit ettiğimiz Şia cephesinin gerçek olmasını bekledik.

Bilemedik, on üç asır süren ihanetin ruh ve beden genetiğine işlediğini. Bilemedik, Kur’an-ı Kerim okuduklarını söylediklerinde ümitlendik, oysa Kur’an-ı Kerimi mızraklara geçirmişler. Onunla bizi aldatmış, arkamızdan, o meşhur takiyyeleriyle tuzak kurmuşlar. Dudaklarının arasından ayet-i kerimeler dökülüyordu, anlayamadık, arkamızı döndüğümüzde dişlerini bilemekle meşgullermiş.
Okumaya devam et

Share Button

FETHULLAH GÜLEN’İ ANLAMAK-5-“MÜMİN MÜSTEŞRİK Mİ?”

FETHULLAH GÜLEN’İ ANLAMAK-5-FETHULLAH GÜLEN “MÜMİN MÜŞTEŞRİK Mİ?”
Başlıktaki ifade, soru da olsa çok ağır, böyle bir ithamda bulunmaktan imtina ederiz. Takip edenlerin anladığı üzere bu yazı serisi, itham etmekten ziyade soru sormak üzere kurulmuştur. Yapmaya çalıştığımız iş soru sormak, soru sormamızın sebebi de, yine farkedileceği üzere meseleyi anlamak… Her iddia sahibi (her hareket lideri, her hamle sahibi) iddiasını, halini, hareketini, tavrını, istikametini izah etmek zorundadır. Hiç kimse ve hiçbir gurup, ben bildiğimi yaparım, anlayan anlasın, anlamayan anlamasın diyemez, kendini, varlığını, sebeplerini, yönünü izah etmekle mükelleftir.
Her müminin adabı dairesinde birbirini sorgulama (hesaba çekme) hakkı var. Çünkü her mümin diğer müminlerin imanlarından da mesuldür, yanlışlarından da mesuldür. Bu mesuliyet, çoğu zaman doğruyu teyit ve taltif, yanlışı teşhis ve ikaz ile yerine getirilmiş olur. Doğruyu teyit ve taltif, yanlışı teşhis ve tekzip etmek için “anlamak” gerekir. Anlamak yolu ise sormak, sorgulamak, eksikleri ve tezatları izaha davet etmektir.
Bir hareket, kendine yönelen ithamları veya varlığına dair kamuoyunda meydana gelen tereddütleri izah etmeden, kendisine karşı olanları tenkit edemez, yanlarında yer almayı teklif edemez. İzahsız ve fikirsiz hiçbir şey olmaz. Bizim robot olmadığımızı veya ülkede robotlaştıramadıkları insanların bulunduğunu bilmeleri gerekiyor. Robotlaşmayanların ciddi bir sorgulama yapacağını, çünkü anlama fiilinin zorlu bir iş olduğunu unutmamaları lazım.
* Okumaya devam et

Share Button

FETHULLAH GÜLENİ ANLAMAK-3-ALLAH ADINA KONUŞMAK…

FETHULLAH GÜLEN’İ ANLAMAK-3-ALLAH ADINA KONUŞMAK…
Son zamanlarda Allah ile tehdit etmek yaygınlaştı, Allah adına konuşmak revaç buldu. Mühim ve hassas bir mevzuu…
İlahi muradın ne olduğuna dair kesin ifadeler kullanmak, kadim müktesebatımızda kerih görülmüş, usul bilmezlik olarak tarif edilmiştir. Allah Azze ve Celle, bazı meselelerde muradını sarih şekilde izhar ve beyan etmiştir. İslam’ın ahkamına dair ölçüler, emirler, nehiyler sarih şekilde beyan buyurulmuş, bu hususta müphem olmak men edilmiştir. Namaz farzdır, ikame etmeyenin mahşerdeki hesabı ve ahiretteki cezası malum ve ağırdır. Bunun gibi Allah Azze ve Celle tarafından sarahaten beyan edilmiş, emredilmiş, ölçülendirilmiş, nasıl ikame edileceği ise Sevgili Peygamberimiz Aleyhisselatü Vesselam tarafından tayin edilmiş olan mevzularda “İlahi Murad” tespit edilmiş haldedir, bunun gibi mevzularda müphemiyet itikadi maraz sebebidir.
Yukarıdan aşağıya doğru inildikçe, İslam’ın sarahatle tayin ettiği ölçülerin oluşturduğu merkezden muhite doğru gidildikçe, muhkemlik yerini müphemiyete bırakır. Sarahaten beyan edilmiş, şekil olarak da tayin edilmiş “sabitler” münakaşa dışı bırakılarak, merkezden muhite, yukarıdan aşağıya, esastan teferruata doğru gidildikçe, “İlahi Murad”ın ne olduğu hususunda net ifadeler kullanılması, İslam ıstılahında “cehalet” tarifine girer. Herhangi bir devirde (mesela bugün), Allah Azze ve Celle’nin dinini ikame etme hususunda bir yol haritası, bir güzergah haritası, bir tatbikat fikri geliştirmek, Allah Azze ve Celle’ye iltica etmekle, bu ruh halini kesintisiz muhafaza etmekle kabildir.
* Okumaya devam et

Share Button