REKABETTEN UHUVVETE DÖNMEK İÇİN

REKABETTEN UHUVVETE DÖNMEK İÇİN

Meşhur hikâyedir; Fatih Sultan Mehmet İstanbul’un fethine hazırlandığı günlerde bir sabah erkenden tebdil-i kıyafetle Edirne çarşısında alışverişe çıkar. Girdiği ilk dükkândan bir şey satın alır. İkinci bir şey daha satın almak istediğini söyleyince, dükkân sahibi, “Ben siftahımı yaptım; onu da yandaki dükkândan alınız.” diyerek komşusu esnafa yönlendirir Fatih’i. Genç padişah yandaki dükkânda da diğer dükkânlarda da aynı tavırla karşılaşır. Esnafın böylesine bir tok gözlülükle birbirini kollamasından pek memnun olmuştur. “Ben bu milletle değil İstanbul’u, dünyayı fethederim!” diyerek Allah’a hamd ü senada bulunur. Okumaya devam et

Share Button

MODERN KAPİTALİZMİN “İHTİYAÇ TUZAĞI”

Modern kapitalizmin “İhtiyaç tuzağı”

Etrafımız tuzaklarla dolu. Neonlu tabelalar ve aldatıcı ışıklarla donatılmış caddelere çıktığınızda nefsinize hâkim olun. Her adımda “İhtiyaç tuzağına” düşebilirsiniz.

Modern kapitalizme göre ihtiyacın eni boyu belli değil, sınırı yok. Felsefesi ihtiyaç üretmek ve sloganı “çok tüketin” olan bu ideolojiye göre problem ve gaye insanın zaruri ihtiyacını doyurmak değil, sınırsız ihtiyaçları olduğunu hatırlatmak ve doyum vasıtalarını çoğaltmaktır. İnsanın ne olacağı önemli değil, önemli olan sonsuz ihtiyaçlarıdır. Çünkü tüketme fiili mutluluğun kaynağıdır. Bu düşünce İslâm’a aykırı olduğu gibi, aynı zamanda insanlığa bir zulüm şeklidir.

DÜŞMAN BİR REKLÂM: SINIRSIZ İHTİYAÇ
Okumaya devam et

Share Button

PARA VE BANKACILIĞIN KISA TARİHİ -19-(SON)

PARA VE BANKACILIĞIN KISA TARİHİ -19-

Dolar ve diğer paralar elbette çökecektir. ‘Tefeci Elitler’ de bunun farkında. ‘Elitlerin’ çöküş-sonrası hazırlıkları yaptığı da malum. Bunlardan bir tanesi ‘SDR’ (Special Drawing Rights- Özel Ödeme Hakkı). SDR, IMF tarafından 1969’da meydana getirilmiş uluslarası bir rezerv birimi. Her ne kadar piyasada SDR dolaşmıyorsa da merkez bankala- rı arasında tedavül edilen bir kıymet ölçüsü. 1 Nisan 2003’ten sonra SDR; dolar, euro, yen ve sterlin sepetinden oluşan para birimine bağlandı. SDR şimdilik sadece bir ölçü birimidir. Lakin önümüzdeki dönemde kağıt paraların çöküşü ile birlikte SDR, tek uluslararası sanal para olarak devreye girebilir. Zaten ABD’nin en çok borcu olan Çin 2009’da ‘SDR’ın devletler üstü bir para birimi olarak görev yapmasını önerdi. Bunun manası Çin’in artık küresel sistemde ‘Judeo-Politeist’ yapıyla ortak olma arzusudur. Bu ortaklıkla birlikte sistem tam manasıyla küreselleşecek ve ulus-devletlerin gücü tamamıyle bu ulus-üstü tekel güce devredilecektir.

Share Button

PARA VE BANKACILIĞIN KISA TARİHİ-16-

PARA VE BANKACILIĞIN KISA TARİHİ -16-

”Tefeci Elitler’’ tekel güçlerine herhangi bir tehdit tespit ettiklerinde buna şiddetle karşı çıkacaktır. Yakın tarihte bunun örneklerini görebiliriz. Hitler, ‘Tefeci Elitler’nden borç almak yerine ‘Mefo Bills’ adında kendi parasını basmasıyla birlikte borç esaretindeki Almanya’yı tüm dünyaya meydan okuyacak bir güce taşımıştır bile diyebiliriz. Ama Hitler’in parasından daha ilginç denemeler de yaşanıyor aynı coğrafyada.

1931’de Almanya’nın Schwanenkirshen kasabasında, kriz sebebiyle iflas etmiş kömür madeni, girişimci Habecker tarafından 40,000 marklık kredi ile satın alınır. Satıştan elde ettiği nakiti kasaya koyan Habecker, bu miktara mukabil WARA isimli kağıt para basar. Yeni para kasaba halkı tarafından kabul edilir çünkü Wara’ların Mark’ın aksine ‘kömür’ karşılığı vardır. Habecker, kömür ürettikçe yeni Wara’lar piyasaya sürer. İsteyenler Wara’larını kömüre çevirip ulusal piyasada satabilir. Wara, kağıt paranın asli görevine döndürülmesidir. Kağıt paranın çıkışının amacı hakiki bir değeri temsildir. Lakin tedrici bir usulle, halka hissettirmeden kağıt paranın karşılığı olan değerli madenler piyasadan çekilmiş ve halk elinde kağıt parçalarıyla kalakalmıştır. Bu küresel çapta bir hortumlamadır.
Okumaya devam et

Share Button

PARA VE BANKACILIĞIN KISA TARİHİ-15-

PARA VE BANKACILIĞIN KISA TARİHİ -15-

‘Tefeci Elitler’ yüzyıldır sinsice ve tedrici bir şekilde ilerliyor. 150 yıl süren bir mücadele sonucu Merkez Bankası sistemini Federal Reserve adıyla ABD’de de 1913’te kurmayı beceriyorlar. Para basma hakkına sahipler ama parelel olarak devlet de kendi parasını basabiliyor. Lakin önce 1933’te altın karşılığı olan devlet parası piyasadan çekiliyor, 1967’de ise devletin gümüş karşılığı olan parası. Yani ‘Tefeci Elitler’ yavaş yavaş para basmada, kredide tekel güce kavuşuyor. Kennedy suikaste uğramadan önceki aylarda, FED’den borç almak yerine devletin kendi parasını basabilmesi için hükümete önerge sunar. (Önerge #11110- 4 Haziran 1963) Jim Marss ‘Crossfire’ kitabında, Richard Beltzer yazılarında Kennedy’nin para basma hakkını Fed’den alıp tekrar devlete iade etme teşebbüsünden ötürü öldürüldüğünü iddia ettiler.
Okumaya devam et

Share Button

PARA VE BANKACILIĞIN KISA TARİHİ-14-

PARA VE BANKACILIĞIN KISA TARİHİ -14-

20.yüzyılda faizi meşrulaştırmak için yapılan ilmi çalışmalara bir göz atmakta fayda var. Keynes’e göre, faiz, paranın nakit olarak saklanmaması için insanlara ödenen bir fiyattır. Yine de hakkını vermek gerekir Keynes ileri bir toplumda faizlerin sıfıra düşeceğini öne sürmüştür. Hatta İ.Kureşi’ye göre Keynes’in içinde bulunduğu akademik çevre, onun faize karşı alenen karşı çıkmasını engellemiştir.

Klasik iktisatçılar Smith ve Ricardo’ya göre, sermaye tasarrufların sonucunda elde edilmiştir. Faiz ise tasarruflara mukabil ödenen bir teşvik ve mükafattır. Marshall da faizin illetini ‘bekleme’ olarak görür. Çünkü ona göre insanlar halihazırdaki nimetleri sonraya ertelenmiş nimetlere tercih ederler. Bu bakımdan sermayedarlar parasının daha sonra geri dönmesini beklemesinden ötürü mükafatlandırılmalıdır. Klasik iktisatçılar ise faiz miktarının tasarrufu ve yatırımı belirleyeceğine inanmışlardı. Tasarruflar yatırımı ge- çerse faizler düşer, yatırım arttığında ise faizler artardı. Keynes ise bu fikri çürütmüştür. Zira ona göre, faiz tasarrufların bedeli olamaz. İnsanlar faiz almadan da tasarruf edebilirler.
Okumaya devam et

Share Button

PARA VE BANKACILIĞIN KISA TARİHİ-13-

PARA VE BANKACILIĞIN KISA TARİHİ -13-

1913’te ABD’de Merkez Bankası yani FED’in kurulmasıyla ABD, yaklaşık 150 yıldır direndiği ‘Tefeci Elitler’ne teslim olmuş oluyordu. Avrupa’da ise 1909’da önemli bir gelişme oldu. Prof. Fekete’ye göre 1909 para tarihi için çok önemli bir yıl. Çünkü Fransa ve Almanya’da artık ‘altın’ paralar tedavülden kaldırılıp sadece ‘banka parası’ kabul edilecekti. Bu ise senet sistemini çökertecekti. Zira artık senetlerin zamanı geldiğinde ödemesi ‘hakiki altın’ ile değil borca dayalı olan ‘bank- not’ ,bankanın borç parası ile yapılacaktı. Yani bir borç başka bir borç ile ödenecekti. Hem Prof. Fekete, hem de Prof. Rittershausen tüm dünyayı saran işsizliğin ve türlü krizlerin daha da derinleşmesinin sebebinin hakiki bir değer olan altının yerine borca dayalı bankanın parasının ikame edilmesinde görürler.
Okumaya devam et

Share Button

Modernizmin bulaştırdığı bir hastalık: “İhtiyaç tuzağı”

Modernizmin bulaştırdığı bir hastalık: “İhtiyaç tuzağı”

Bu çağda Müslümanlarda bir hastalık var ki tabîi âfetlerden daha tehlikeli. Müslümanları ölçülerinden saptıran, amelinden uzaklaştıran modernizmin ve kapitalist tüketim ideolojisinin bulaştırdığı bu hastalığın adı “İhtiyaç” tır.

Ali Yurtgezen hocanın Semerkand Dergisi’nde (Ağustos 2015 sayısı) T. Ziya Ergunel müstearıyla yazdığı “İhtiyaç Tuzağı” başlıklı yazısı, her Müslümanın bilerek veya bilmeyerek bulaştığı modern zaman hastalıklarından biri olan ihtiyaç illetine teşhis koyuyor.
Okumaya devam et

Share Button

PARA VE BANKACILIĞIN KISA TARİHİ-12-

PARA VE BANKACILIĞIN KISA TARİHİ -12-

1856 yılında Fransız ve İngiliz (Rothschild) sermayeli bir banka kuruldu. Adı Osmanlı Bankasıydı. Görevi ise devleti finanse etmek, piyasaya banknot sürmek. Prof. Dr. Haydar Kazgan diyor ki: “Zaten bankaya sormadan isyan bastıramıyorsun. İsyan bastırmak için paraya ihtiyacın var, bunun için normalin üstünde bir avans istemen lazım bankadan. Fransız bandıra- lı vapurla asker gönderecekler. Kaptan 3 bin lira para getirin, kalkalım diyor. O üç bin lirayı Osmanlı Bankası’ndan istiyor- lar, onlar da İngiltere ve Fransa’ya soruyor. İsyanın bastırılma- sını istemiyorlarsa vermeyin parayı diyorlar.” diyor ve ekliyor: “Osmanlı Bankası’na verilen para basma yetkisi Osmanlı ‘yı çöküşe götüren sebeplerin başında yer alıyor.”
Okumaya devam et

Share Button

PARA VE BANKACILIĞIN KISA TARİHİ-11-

PARA VE BANKACILIĞIN KISA TARİHİ -11-

Sabetaycılık. 17. Yüzyılda ortaya çıkan, kimi kaynaklara göre İsrailoğullarının yarısını etkilemiş bir akım.. Prof. Scholem’e göre Sabetaycılık, 16. Yüzyılda yani Yahudilerin İspanya’dan sürgün edilmesinden sonra yazılmış Luria Kabalasının bir yorumu.

Kimi araştırmacılara göre sürgün halkın mesih, kurtarıcı beklentisini arttırdı. Yahudilikte tarih mesih-kralın gelişine doğru akar. Amaç, yeryüzü krallığının kurulmasıdır. Luria, öğretisiyle Yahudilerin mesih beklentisini pekiştirdi ve Scholem’e göre Sabetay Sevi bu beklentiye bir karşılık olarak sahneye çıktı. Elbette hurufilik ve cifir gibi batıni ilimler de Sevi’nin mesihliğini ilan etmesinde destekleyici unsurlar oldu.

Sabetay ibahi bir din anlayışı getirdi. Yani günahların artık yok sayıldığı hatta günaha girmenin sevap sayıldığı bir din. Çünkü mesih geldiğinde yeni bir tevrat getireceğine inanıyorlar. Sabetay da mesih olduğuna göre artık eski tevratın kurallarına uymaya gerek yok.
Okumaya devam et

Share Button

PARA VE BANKACILIĞIN KISA TARİHİ-6-

PARA VE BANKACILIĞIN KISA TARİHİ -6-

Kağıt paranın ortaya çıkışı da mutlaka üzerinde durulması gereken bir gelişme. Marco Polo, Çinlilerin kağıt ile alışveriş yaptıklarını gördüğünde hayrete düşüyor. Ve bu izlenimlerini Avrupa’ya taşıyor.

Verilere göre, kağıt parayı ilk defa Çinliler kullanıyor. Mübadele aracı olan demir gibi madenleri taşıması zahmetli olduğundan bunlar bir ‘banka’ya teslim ediliyor ve karşılığında müşterinin eline üzerinde kasadaki miktarı yazan bir kağıt tutuşturuluyor. Bu kağıt çarşıda pazarda kullanılmaya başlandığında ise kağıt para gerçekten bir değere sahip olan ‘demir’ ‘altın’ ‘gümüş’ün yerine ikame edilmiş oluyor. Elbette bu büyük bir kolaylık.

Lakin kağıt paranın istismarı da kolay. Bu istismarın en bilinen -ki çağımızda da halen uygulanan- yöntemi şudur: Bankanın kasadaki mevcut miktardan daha fazla kağıt basması. Bu ise bankanın ‘para muhafaza etme/kasa’ fonksiyonun dışında kendine yeni bir fonksiyon yüklemesiyle olur: Kredi. Evet, banka duran parayı kredi olarak dağıtarak faiz kazancı elde eder. Lakin mevcut paradan çok daha fazlasını kredi olarak dağıtması sorun oluşturur. Bu sisteme günümüzde ‘Kısmı Rezerv Sistemi’ denmektedir ki köklerin yüzyıllar hatta binlerce yıl önceye dayanmaktadır.
Okumaya devam et

Share Button

PARA VE BANKACILIĞIN KISA TARİHİ-1-

PARA VE BANKACILIĞIN KISA TARİHİ -1-

Tefecilik bir meslek türüdür, sattığı mal ise paradır. Ve onlar da diğer müteşebbisler gibi mevcut pazarlarını koruyarak diğer pazarlara açılmaya ve büyümeye çalışırlar. Ki en azından son altı yüzyılı incelediğimizde ‘Tefeci Elitlerin’ pazarını genişlettiğini, Rönesans’tan Reform Hareketi’ne, Fransız Devrimi’nden felsefi akımlara, bilimsel devrimlere kadar birçok gelişmenin de bu genişlemenin önünü açtığını gözlemlenmekte.

İşaretlemekte fayda var: ‘Tefeci Elit’ kavramı sadece tefecilik mesleğini icra edenleri kapsamıyor. Aynı zamanda üretim araçlarına sahip olanları da içeriyor. Hatta çoğu zaman, tefeci ile üretici-sanayici aynı kişinin veya zümrenin farklı işleri olmuş oluyor. Bugün de Türkiye dahil olmak üzere büyük bankaların sahipleri incelendiğinde onların ülkenin en büyük sanayicileri de olduğunu görürüz.
Okumaya devam et

Share Button

İSLAM İRFANININ TEKNOLOJİSİ-4-TEFEKKÜR BUHRANI VE İNSANİ FELAKET

İSLAM İRFANININ TEKNOLOJİSİ-4-TEFEKKÜR BUHRANI VE İNSANİ FELAKET

İnsanlığın düşünce dünyası sıkıştı. Birkaç asırdır insanlığın düşünce dünyasını batı felsefesi ve bilimi işgal ve temsil ediyordu. Dünyada zaten iki tefekkür mecrası vardı; birisi İslam irfanı, diğeri de batı felsefesi… İslam irfanının bir-iki asırdır inkıtaa uğraması, batı felsefesini, fiili olarak tek ve rakipsiz bıraktı.

Felsefe, düşünce üretimini devam ettirebilmek için nihayetinde diyalektik işleyişi keşfetti. Tez, antitez, sentez silsilesinden mürekkep olan diyalektik işleyişi, düşüncenin deveranı için tek mecra haline getiren batı ve batı felsefesi, son antitez olan sosyalizm-komünizmin, tezden (liberalizm-kapitalizm) önce çökmesiyle zincirini kopardı. Antitez teze karşı dayanmalıydı ki, onunla sentezi gerçekleştirebilsin, böylece diyalektik işleyiş devam etsin. Antitezin çökmesi, önceleri tezin zaferi gibi anlaşıldıysa da, sitemizde (www.fikirteknesi.com) yıllardır yazdığımız üzere, tezin de çökmesini mukadder kıldı. Felsefenin diyalektik işleyişe emanet edilmesi zaten derin bir krizdi, antitezin tezden önce çökmesiyle kriz satha çıktı ve herkes tarafından görülmeye başlandı.
Okumaya devam et

Share Button

BATI DÜNYASI NEREYE GİDİYOR?

BATI DÜNYASI NEREYE GİDİYOR?

Sürekli Türkiye’yi ve İslam dünyasını konuşuyoruz. Dünyanın geri kalanı ne durumdadır, nereye gidiyor, neler bekleniyor, bunlara pek bakmıyoruz. Bu durum tabiidir zira ağır hadiseler yaşıyoruz, canımız yanıyor ve kaçınılmaz olarak kendimizle ilgileniyoruz. Fakat bu noktada ciddi bir tuzak var, ciddi bir problem var. Batının durumunu tahlil etmezsek, ne halde olduğunu anlamazsak, nereye doğru gittiğini farketmezsek, İslam dünyası hakkında da sıhhatli muhakeme yapma imkanımız yok. Sadece İslam dünyasına baktığımızda, gözümüze çarpan kaotik yapı, batının çökmekte olduğu gerçeğini görmediğimiz takdirde derin ümitsizliklere sebep oluyor. İslam ülkelerinde (özellikle Ortadoğu’da) kurulan ve sahaya giren örgütlerin batı tarafından yönetildiği ve yönlendirildiği şablonu, hala batının (özellikle Amerika’nın) “yeryüzü tanrısı” gibi anlaşıldığını gösteriyor.

Batı hızlı şekilde çöküyor ama hala dünyayı yönettiği zannı ve vehmi kalp ve zihinlerimizi işgal etmiş durumda. ABD ve AB, o kadar zor durumda ki, kendi meselelerini çözemiyor, enerjisinin ve aklının ciddi bir kısmını kendi meseleleriyle ilgilenmek için kullanıyor ama hala her şeyleri yerindeymiş de bizi yönetiyormuş gibi davranıyoruz. Dünya değişiyor, güç ve servet el değiştiriyor, batı büyük sarsıntılarla çöküyor ama kafamızdaki batı hala aynı şekilde devam ediyor. Bu nasıl bir psikolojik çöküştür…
Okumaya devam et

Share Button

İSLAM ŞEHRİ-17-İNFAK

İSLAM ŞEHRİ-17-İNFAK

İslam hiçbir konuyu tek zeminde hükme bağlamamış, en azından hukuk, ahlak ve edep olmak üzere üç çerçevede ve mertebede (seviyede) tanzim etmiştir. Hukuk, ahlak, edep, içtimai hayatın her noktasında görülebilen umumi tasniftir, bunların dışında da derinleştikçe (veya irtifa kazandıkça) farklı çerçevelerde farklı tasnif ve tanzimleri mevcuttur.

Mülkiyet, İslam’ın her seviye ve çerçevede tanzim ettiği bir bahistir. İslam, hukuki çerçevede hususi mülkiyeti tanımakla başlar, ruhi inkişafın zirvelerine doğru “Mülk Allah’ındır” hükmünü levhalaştırır.

Varlık telakkisi (ontoloji) cihetiyle “Mülk Allah’ındır” hükmü, “nihai ölçü” olmak bakımından tevhidi mahiyet taşır ve başköşede yerini alır. Nihai ölçü, ruhi inkişafın nihai maksadıdır, menzilidir. Müslüman şahsiyet, o menzile doğru inkişaf etmekle memur kılınmıştır.
Okumaya devam et

Share Button

BÜYÜK VE DERİN HAMLE-9-İNSAN HAKLARI BEYANNAMESİ-7-

BÜYÜK VE DERİN HAMLE-9-İNSAN HAKLARI BEYANNAMESİ-7-
Ferd ve cemiyet insanın iki şubesidir, biri olmadığında diğer olmaz. Bunların her biri için ayrı ve müstakil fikir geliştirilmez, insan, bu iki şubesiyle birlikte varolabilir, öyleyse izah da buna muvafık olmalıdır. Ferdi esas alan liberal-kapitalist düşünce ile cemiyeti esas alan sosyalist-komünist düşünce, birini diğeri için feda eden, insanı ve hayatı anlamamış ucuz ve sathi kavrayış temrinleridir. Yirminci yüzyıl, ferd ile cemiyeti, bir bünyenin iki uzvu şeklinde değil, aksine iki zıt unsur olarak anlamakta ısrar etmekle geçti, bu zıtlık münasebeti üzerine kurulan ideolojiler arasındaki savaşlarda yüz milyona yakın insan katledildi.
Bazılarının çok matah bir şeymiş gibi gördüğü, hikmet muamelesi yaptığı felsefe ve onun işleyiş ve akış şekli olan diyalektik metot, ferdiyetçilik ile cemiyetçiliği birbirinin zıddı olarak görmek mecburiyetinde kaldı. Binlerce yıllık müktesebatı olduğu düşünülen felsefenin, ferd ile cemiyet arasındaki münasebeti bile anlamamış olması, her biri için ayrı ideolojiler üretmesi, bu ideolojilerin birbiriyle münasebetini de agoradan çıkarıp savaş alanlarına taşıması, “felsefi aklın”, sekiz ile on yaşındaki çocukların akıl yaşına eşit olduğunu göstermiyor mu? Çok küçük bir aklın bile, sakin bir zihin ile meseleye baktığında, ferd ile cemiyetin birbiriyle çatışmaması gerektiğini anlaması kabildir. Buna rağmen, iki unsur için iki ayrı ideoloji üretmek, bunları birbirine düşman şekilde mevzilendirmek, mevzilere de çok ağır yığınaklar yapmak, insanların akıllarını esir aldı, suni bir akıl bünyesi inşa etti. İnsan tabiat haritasının “insani bölgesi” dışında zincirle bağlanmış olan kapitalist ve sosyalist akıl formları, felsefenin diyalektik işleyişinin de iteklemesiyle dünyayı kan gölüne çevirdi. Okumaya devam et

Share Button

BÜYÜK VE DERİN HAMLE-2-MEDENİYET ŞURASI

BÜYÜK VE DERİN HAMLE-2-MEDENİYET ŞURASI
Türkiye’nin maddi gücü dünyayı etkilemeye, İslam alemini de kurtarmaya kafi değil. İktisadi, askeri, siyasi güç birikimi buna müsait değil ama dünyada şu anda büyük bir fikir hareketini başlatacak tek ülke mevkiinde. Fikrin kıymetini ve kuvvetini bilenler için, böyle bir imkan ve fırsat, nükleer güçten daha büyük bir değerdir. Bu istikamete yönelmek, bu fırsatı kuvvet ve imkan haline getirmek, dünyaya “fikir tohumları” serpmek lazım.
Dünyaya serpilecek “fikir tohumları”, her ne kadar yeşermek için zaman istese, hemen neticelerini ve verimlerini göstermese de, nihayetinde nükleer füzelerden daha tesirlidir. Yirminci asırdaki dev çöküş, dünyayı, ağır bir fikir ve felsefe krizine soktu. Bugün yaşanan kaosun birinci sebebi, dünyada hiçbir fikir hareketinin olmaması, her şeyin günlük itiş kakış içinde yaşanmasıdır. İnsanlar ve halklardaki derin açmaz, görünürdeki iktisadi buhran değil, içine düştükleri krizin izahsızlığı ve yeni bir çıkış yolu (kurtuluş fikri) olmamasıdır. Daha önce de krizler yaşanmıştı, o krizler sistem içi kriz olduğu için, sistemin (kapitalizmin) esasları ve müesseseleriyle çözülmüştü. Bugünkü kriz, sistem krizi, bu sebeple de hem teşhis konulamıyor hem de tedavi geliştirilemiyor. Dört beş yıldır devam eden iktisadi buhran bir türlü çözülemiyor aksine her gün derinleşiyor, artık krizin “sistem krizi” olduğu anlaşıldı. Sistem krizi olduğu anlaşıldığından itibaren tüm ümitler tükendi, dünya zihni ve fikri anlamda müthiş bir boşluğa yuvarlandı. İktisatçıların söyleyeceği bir şey kalmadı, artık dünya yeni bir “fikir hareketi” bekliyor. Bu boşluğu erken gören, felsefi krizi erken teşhis eden ve ciddi bir teklifle ortaya çıkanlar, “geleceğin sahibi” olacaktır. Okumaya devam et

Share Button

YİRMİNCİ ASRA SIKIŞMAK-3-BİLGİ KAOSU

YİRMİNCİ ASRA SIKIŞMAK-3-BİLGİ KAOSU
Yirminci asırda İslam alemi bilgi üretemedi, bilgi üretmek bir tarafa kendi kaynaklarına ulaşamaz hale geldi. Batı dünyası ise, felsefenin krize girmesiyle birlikte (ve tabii ki dünyada bilgi üreten kültür havzalarının da kalmamasıyla) bilgi üretimine yöneldi. Felsefenin krize girmesinin en büyük sebepleri, bilimin felsefeden bağımsızlaşmasıydı, her bilim alanı felsefeden ayrılırken kendi alanında hızlı bir bilgi üretimine yöneldi ama aynı zamanda felsefenin içini boşalttı. Yirminci asır batı için tefekkürün öldüğü ama bilimin sultan olduğu bir çağdı. Tefekkürsüz ilim, mihveri olmayan bilgi üretimini hızlandırır, bununla birlikte de tefekkürü katleder.
Sayısız bilimin felsefeden bağımsızlaşmasıyla birlikte müthiş bir hızla başlayan bilgi üretimi, merkezi bir anlayıştan uzaklaştığı için “bilgi kaosu” meydana getirdi. Batı, bilgi üretmekteki maharetini, sadece bilgi “üretmek” için kullandı. Merkezi mimarisi olmayan bir bilgiyi kutsadılar ve o kutsalı sadece kendilerinin üretebildiğine inandıkları için de dünyanın kendilerini “kıble” haline getirmesini istediler. Kültür emperyalizmiyle bunu da ciddi manada başardılar.
Bilgi kaosu, her alanda nispetsiz, mesnetsiz, mihversiz bilgi üretilmesiyle ortaya çıktı. Her alanda çok sayıda ve çok çeşitte bilgi üretildi, bunlarla hem tez hem de antitezi ördüler. Hatta bir tez için birkaç tane antitez ürettiler. Dünya batının müktesebatına bakınca, tezin de antitezin de orada olduğunu, batının tüm insanlık için bilgi ve düşünce ürettiğini zannetti. Bu hali gören insan zihni ve aklı, düşünmek yerine batıdan bilgi ve düşünce seçti. Malum misaldir, önce kapitalizmi üretti, sonra antitezi olan sosyalizmi, dünyada yirminci asır boyunca ya kapitalist oldu ya da sosyalist. Oysa her iki iktisadi telakki de, hayatın kaynaklarını ve altyapısını iktisatta aramak bakımından aynıydı, bunu göremeyenler batının ufkunda boğuldu, o kadar ki kapitalist-sosyalist mücadelenin insanlığa yirminci yüzyıl boyunca can maliyeti yüz milyonu aştı. Okumaya devam et

Share Button

İKTİSAT TELAKKİSİNE DAİR TESPİTLER-2-

“FİKİRSİZLİK ÇAĞI”
Dünyada çok az ülke dışında kapitalizm yaygınlaşmış halde. Bazı Latin Amerika ülkelerinde sosyalist soslu, bazı İslam ülkelerinde ise İslam ahlakı katkılı kapitalist tatbikat devam ediyor. Bu durum kapitalizmin “yüksek fikir” ürünü olmasıyla ilgili değil, dünyanın son bir asırdır batıda felsefe ve doğuda tefekkür buhranına girmesiyle ilgilidir. Zaten kapitalizm, özü itibariyle fikirle ilgisi olmayan veya fikre en az bulaşan, bunu da tabiatının gereği sayan bir telakkidir. Hatırlayalım; kapitalizm, liberalizmin iktisadi sahadaki şekillenişidir ve her ikisi de özü itibariyle fikirden en uzak telakkilerdir. Liberalizm, her insanın istediği gibi düşünebileceği (dolayısıyla düşünmeyebileceği) ve her istediği gibi yaşayabileceği bir cereyandır. Kapitalizm de liberalizmin iktisadi sahadaki uzantısı olarak, serbest piyasada her kesin her istediğini yapıp satabileceği bir yaklaşımdır. Temeline, çerçevesine, nispetlerine en az fikir zerkedilen, imal edilmesi için tefekkür faaliyetine ve çabasına ihtiyaç duyulmayan bir yaklaşım…
Liberalizm ve kapitalizmin tabiatından anlaşılacağı üzere, insanlık, tarih boyunca hiç bu kadar tefekkürden uzak kalmamış, fikirsiz hale gelmemişti. Şimdi, kapitalizm de çökerken, insanlık; liberalizm-kapitalizm cereyanının imal ettiği sahte cennetten cehenneme savruldu. Dünyadaki cehennem, fikirsizlik halidir… Ne var ki, liberalizm, herkesi “fikir adamı” yaptı, hiçbir kaide, mikyas, usul bilmeden, umursamadan “ben böyle düşünüyorum, senin düşüncen sana, benim ki bana” diyen insan sayısı her ülkede milyonları buldu. Bir ayakkabı imal etmek için bile kaide ve usul varken, kimse de buna itiraz etmezken, tefekkür faaliyetinin hiçbir usule tabii kılınmaması, herkesin her istediği gibi saçmalaması normalleşti. İşte paradoks, işte problem… Herkes fikir adamı var ama ortada fikir yok… Okumaya devam et

Share Button

İKTİSAT TELAKKİSİNE DAİR TESPİTLER-1-KAPİTALİZM

İKTİSAT TELAKKİSİNE DAİR TESPİTLER-1-
KAPİTALİZM
Dünya kapitalizm cennetine dönüştü, başka bir iktisat telakkisi ve nizamı kalmadı, aslında ise son iki asırdır farklı bir iktisat telakkisi imal edilememişti. Kapitalizm dışında iktisat telakkisi imal teşebbüsü sosyalizm ve komünizm tarafından temsil edildi lakin yirminci asırdaki tatbikat tecrübesi gösterdi ki öyle bir telakki imal edilememiş ve öyle bir tatbikat mümkün olmamıştır. Müslümanlar ise son bir iki asırdır imal ve inşa faaliyetlerinden uzak oldukları, bu zafiyeti derinliğine yaşadıkları için, İslam İktisat Telakkisi oluşturamamışlardı. Kapitalist telakki aslında “doğru fikir” olduğu için tek ve hakim düşünce olarak kalmadı, başka bir telakki ve nizam geliştirilemediği için böyle bir netice zuhur etti. Kapitalizm de son yıllarda ağır buhranlar yaşamasına, bu buhranlar sürekli derinleşmesine rağmen, hala başka bir iktisat telakkisi üzerinde çalışılmıyor olması calib-i dikkattir.
Kapitalizm tenkidi uzun bir bahis, burada üzerinde duracağımız nokta, kapitalizmin dünya çapında (yani tüm insanlığa şamil şekilde) tatbik edilebilecek bir sistem olup olmadığıdır. Bilgi, fikir ve kültürün sınırsız şekilde tüm dünyayı dolaştığı bir zaman diliminde, emek ve mal dolaşımını ne kadar engelleme teşebbüsü olsa da, artık dünyanın “tek Pazar” haline geldiğine şahit oluyoruz. Öyleyse herhangi bir alandaki telakki ve nizamın, milli devletler ve sınırları belli siyasi coğrafyalarda tatbik edilebilmesi, “doğruluk teminatı” olmaktan çıktı. Artık bir fikir veya nizam, tüm dünyada tatbik edilebiliyorsa muteber olacak, sadece küçük coğrafyalarda (devletlerde) tatbik edilebiliyorsa itibar kazanamayacaktır. Okumaya devam et

Share Button