CHP Yöneticilerini; darbeye teşebbüs başta olmak üzere on adet suçtan savcılığa şikayet ettik

Medeniyet Akademisi başkanımız Av. Haki DEMİR’İN, Kemal KILIÇDAROĞLU ile birlikte CHP MKYK ve PM üyelerini toplan on adet suçtan savcılığa şikayet ettiği dilekçe…

ANKARA CUMHURİYET BAŞSAVCILIĞINA
GÖNDERİLMEK ÜZERE
K.MARAŞ CUMHURİYET BAŞSAVCILIĞINA
K.MARAŞ

MÜŞTEKİ : Haki DEMİR Ergenekon İşhanı, kat: 1 no: 4 K.MARAŞ
ŞÜPHELİ : Kemal KILIÇDAROĞLU, CHP MKYK üyeleri, CHP Parti Meclisi üyeleri
SUÇ : 1-Suçu ve suçluyu övme, 2-İftira, 3-Adil yargılamayı etkilemeye teşebbüs, 4-Cumhurbaşkanına hakaret, 5-Türklüğü, Cumhuriyeti, Devletin kurum ve organlarını aşağılama, 6-Devletin birliğini ve ülke bütünlüğünü bozma, 7-Devlete karşı savaşa tahrik, 8-Anayasayı ihlal, 9-Hükumete karşı suç, 10-Türkiye Cumhuriyeti Hükumetine karşı silahlı isyan
SUÇ TARİHİ : 2017 yılı

1-SİYASİ DEĞERLENDİRME

1-1-Giriş
Bir siyasi partinin idarecilerinden bahsediyoruz, sanık olarak… Öyleyse, hayat alanlarından biri ve en yaygın olan siyasetten bahsediyoruz demektir. Hayatın siyasi veçhesi doğru anlaşılmadığında, mezkur siyasi parti idarecilerine ya imtiyaz tanımak veya haksızlık yapmaktan kurtulamayız. Oysa bizim tek talebimiz ADALETTİR…
Aynı zamanda bir muhalefet partisinden hem de ana muhalefet partisinden bahsediyoruz. Öyleyse yürütme kuvvetine muhalefet etmek ile yürütme kuvvetini ıskat etmek, yani darbe yapmak arasındaki sınırı doğru çizebilmek; siyasi sahanın, siyaset müessesesinin ve siyasi faaliyetin doğru anlaşılması şartına bağlıdır.
Okumaya devam et

Share Button

CHP’NİN KASET PRODÜKSİYONLARI

CHP’NİN KASET PRODÜKSİYONLARI

Gazetenin birinde (hangisinde olduğunu unuttum) haber şu şekilde verildi. Haberin özet kısmından nakledelim.

“CHP’yi yeniden dizayn etmek için piyasaya sürülen skandal kasedin arkasındaki örgütün ortaya çıkarılmaması için ne gerekiyorsa yapılmış. Baykal’ın o dönemdeki avukatı Şahin Mengü’nün, soruşturmanın kadük kalmasına yol açacak şekilde başvuru yaptığı anlaşıldı. Diğer yandan, dosyada bir ilerleme kaydedemeyen Savcı Yücetürk ise Emine Ülker Tarhan döneminde YARSAV’a girdi ve daha sonra başkan yardımcılığına getirildi”.

Türkiye’yi tanımayan, CHP’nin aldığı ve alacağı oylarla asla iktidara gelemeyeceğini bilmeyen birisi dışarıdan gelişmelere baksa zanneder ki CHP, önümüzdeki ilk seçimde yüzde seksen ile iktidar olacak. CHP üzerinde oynanan oyunlar, yüzde seksen ile iktidar gelecek ve asla bir daha iktidardan gitmeyecek bir parti üzerinde ancak oynanır. Oysa hepi topu ana muhalefet partisidir ve asla iktidar olamayacak bir ana muhalefet partisidir. Öyleyse bu kadar kavga gürültü neden? İşte solun, CHP tabanının psikolojisini anlamamıza yarayacak esaslı soru bu…

Zannediyorum CHP kadroları ve tabanı, ana muhalefet olmaktan kurtulup iktidar olma şansının kalmadığına kanaat getirdi, parti içi iktidar kavgasını, ülkedeki iktidar kavgasından daha ciddiye almaya başladı. Olayları başka türlü açıklama imkanı bulamıyorum. Gerçekten böyleyse meseleyi nasıl anlamalıyız?

Parti içi iktidardan başka bir ümitleri kalmadıysa, müthiş bir psikolojik çöküş içindedirler. Psikolojik çöküş, dehşet verici bir ruh halidir. Psikolojik çöküşe maruz kalan bir kişinin ne yapacağı belli olmaz. En mantıksız işleri bile (kendi kendine sanal akıl üreterek) mantıklı ve akıllıca kabul ederek yapar. Bir müddet sonra yaptığı işin saçmalık olduğunu anlamaz hale gelir. Hezeyanları, saçmalıkları, akılsızlıkları, ahmaklıkları fikir gibi piyasaya sürmeye başlar. Gerçekten acınacak bir duruma düşer. Psikolojik çöküşe maruz kalan bir teşkilat ve siyasi akım ise ne olur? Konumuz CHP olduğuna göre asıl soru bu…

Siyasi akımın ve onun teşkilatının tüm fertleri aynı duruma düşer. İçlerinde bazıları akıl sağlıklarını korumayı başarsa bile çoğunluk aklı saçmalık istikametinde aştığı için barınamaz, ya onlarda çıldırır veya teşkilatın dışına atılır. Böylece teşkilat ve siyasi akım, deliler panayırına döner. Siz nasıl görüyorsunuz CHP’yi? Özellikle Kemal Kılıçdaroğlu’nun genel başkan olmasıyla kazandıkları psikolojik hamle gücü, son seçimden itibaren hızlı şekilde eridi ve yerini derin bir ümitsizliğe bıraktı. Kılıçdaroğlu barutu da bitince iyice çöktüler.

Kaset olayının ortaya çıkmaması için tüm teşkilat ve hatta Baykal’ın avukatının bile yaptığı işe bakınca, CHP’nin düşmana ihtiyacı olmadığı anlaşılıyor. Akparti’nin CHP ile ilgili politikasının şu olması gerek, ona karışmasın kafi… CHP kendi başına bırakıldığında kendin kendini yiyecek kadar psikolojik çöküşe girmiş durumda. Akparti CHP ile ilgilenince ve onu eleştirince dışarıdan gelen hamleye karşı biraz olsun kendilerine geliyor ve mücadele etmeye başlıyorlar. Oysa ipleri üzerlerine bırakılsa yapacakları hiçbir şey yok.

Ağızlarını her açtıklarında CHP’nin devlet kuran parti filan olduğunu söylüyorlar ya, bakın hallerine ve kurdukları devleti anlayın. Seksen yıldır ülkede adına devlet dedikleri anayasal örgüt de CHP gibiydi. Buna devlet mi denir? Zaten CHP’den başka da devlet diyen yoktu, kendileri kurdu(!) ya… Ha bir de Atatürk meselesi var. Atatürk’ün partisi diye caka satıyorlar. Tamam, itiraz mı ettik, Atatürk’ün partisi… Hallerine bakmadan Atatürk’ün partisi diyorlar ya, insan gülmekten yerlere yatıyor. Nasıl düşünmeliyiz? Atatürk’ün kurduğu parti buysa… Atatürk üzerinden itibar devşirmeye çalışıyorlar ama Atatürk’ün itibarını yerle bir ettiklerinin farkında değiller. Bu bir Atatürk istismarı mıdır? Bana ne, Atatürk kendilerinin lideri, ister istismar ederler isterse… Amaaaan… Atatürk benim bir şeyim olmaz ki, derdine düşeyim.

FARUK ADİL

Share Button

ZAVALLI KILIÇDAROĞLU

ZAVALLI KILIÇDAROĞLU
Şu şantaj meselesi… Deniz Baykal, Kemal Kılıçdaroğlu ve İklim Bayraktar (Odatv) arasında örülen taciz-şantaj meselesi…
Kim organize etti, niye etti soruları hala karanlık. Aydınlığa çıkan kısmı ise, hadisenin neticeleri… Biz aydınlık kısmında gezinelim.
Durum şu: Odatv (dolayısıyla Soner Yalçın) merkezinde bir organizasyon… Yönetici koltuğunda Soner Yalçın… Saha sorumlusu ise İklime Bayraktar… Hedef; Deniz Baykal ile Kemal Kılıçdaroğlu… Buraya kadar karanlıkta kalan bir husus var mı?
İlgililerin pozisyonları şöyle…
Deniz Baykal
Taciz iddiasının muhatabı. İddia sahibi gazeteci kadın. Deniz Baykal, zaten bir kaset sahibi olduğu için, olağan şüpheli gibi görünüyor. Sanırım Deniz Baykal üzerinden yürütülen organizasyonda en fazla bu noktaya güvenilmiş. Sabıkalı olması, çamurun üzerine yapışıp kalacağı zannını besliyor. Bu bakımdan Baykal’ın işi zor. “Zaten yapmıştı, şimdi neden yapmasın?” türünden düşünceler insanların zihinlerinde (dillendirmeseler de) dolaşıyor olmalı. Fakat Baykal, o tür bir kumpasa daha önce geldiği için tekrar düşmez. Her nedense bu nokta atlanmış görünüyor. Nitekim Baykal, yüksek perdeden, komplo olduğunu anladığını iddia ederek karşı taarruza geçmiş durumda. Netice olarak en sağlam pozisyon Baykal’a ait gibi görünüyor. Komploya düşmemiş olması, pozisyonunu güçlendiriyor.
Kemal Kılıçdaroğlu
İklim Bayraktar, Deniz Baykal’ın tacizini görüşmek üzere Kılıçdaroğlu ile görüştüğünü iddia ediyor. Kılıçdaroğlu bu görüşmeyi doğruladı. Lakin görüşmenin muhtevasını tekzip etti. Deniz Baykal’ın taciz meselesi değil, Akpartili üst düzey bir yönetici meselesini görüştüklerini iddia etti.
İklim Bayraktar ise, görüşmenin Deniz Baykal’ın tacizi ile ilgili olduğunu tekrarladı ve bu beyanında ısrarlı olduğunun altını çizdi. Bununla kalsa iyi, görüşmenin kayıtları olduğunu söyledi ve kayıtların savcılıkta olduğunu ekledi.
Deniz Baykal, Kılıçdaroğlu’nu, İklim Bayraktar ile görüşmesini kendisine haber vermemesinden dolayı tenkit etti.
İklim Bayraktar
Deniz Baykal’ın kendisini taciz ettiği iddiasını CHP yetkilileriyle ve Kemal Kılıçdaroğlu ile görüştüğünü söyledi. Bu görüşmeleri bilgilendirmek maksadı ile yaptığını ısrarla ifade etti. CHP ye zarar vermek istemediğini ve bu bilgileri kendisinin dışarı çıkarmadığını, savcılık soruşturması ile (telefon dinleme kayıtlarıyla) ortaya çıktığını söyledi. Telefon kayıtlarından basına sızan bilgilere göre, Kılıçdaroğlu’ndan, Deniz Baykal’ı kayıt yapmak için yardım istediğini söylediği anlaşılıyor. Kılıçdaroğlu ise, yardım etmeyeceğini ve kendi imkanlarıyla yapmasını ve getirmesini istiyor.
Bu hadiseler silsilesinin içinde, en fazla bilgiye sahip olan kişi, İklim Bayraktar. Çünkü hadisenin her ayağında var. Tüm görüşmeleri yürüten kişi… Ayrıca Savcılığın elinde nasıl kayıtlar, belgeler ve bilgiler olduğunu bilen tek kişidir. Bu sebeple söyledikleri dikkatle takip edilmelidir. İklim Bayraktar’ın yalan söylemesinin mümkün olmadığı ihtimalinden bahsetmiyoruz. Konu ile ilgili en fazla bilgiye sahibi olması, onun beyanlarını takip etmemizi gerektiriyor.
Şimdi konuyu toparlayalım.
Kemal Kılıçdaroğlu, görüşme konusu ister Deniz Baykal isterse Akparti’li bir yönetici olsun, bu tür konuları görüşen birisi. Yani insanların özel hayatıyla ilgili şantaj malzemeleri toplamak veya üretmek isteyen insanlarla görüşmeler yapabilen birisi. Görüşme konusunun Akpartili bir yönetici olduğunu iddia ederek seçim arifesinde zarar görmemeye ve Akparti’nin zarar görmesini temin etmeye yönelmesi ise ayrıca vahim. Böyle fırıldakların Ankara siyaset dehlizlerinde (kanalizasyonlarında mı demeliydik yoksa) döndüğünü biliyoruz ama bu kadar açıktan ve pervasızca yapıldığını bilmiyorduk.
Kemal Kılıçdaroğlu, bu tür görüşmeleri rahatlıkla yapabilen birisi olarak tam bir ahlaksızlık emsalini şahsında tecelli ettirmiş gibi görünüyor. Lakin başka bir husus daha var. Bu tür ahlaksızlıkları yapmaktan imtina etmiyor ama Ankara’nın en beceriksizi olduğunu da dost ve düşmana ilan etmiş durumda. Hem ahlaksız hem de beceriksiz. Allah Allah… Bu adam ana muhalefet partisi genel başkanı mı? İlginç… Bu çapıyla (yanlış anlaşılmasın, çapsızlığıyla) siyasi hayatı en kısa olacak kişi…
CHP, 12 Haziran seçiminin azığını şimdiden yedi. Bu işten en fazla zarar gören CHP oldu. CHP’deki Kılıçdaroğlu muhaliflerinin, hususen de Deniz Baykal’ın işine yaradı. En fazla seçim ertesinde Kılıçdaroğlu’nu zorlanmadan yerler. Bir kaset kriziyle giden Deniz Baykal, tekrar bir kaset kriziyle geri dönsün ister misiniz? Düşük ihtimal değil bu…
Deniz Baykal, üzerine kurgulanan bu komploya düşmediği için, fevkalade karlı çıkmıştır. Önceki kasetin de böyle bir komplo olduğuna dair bir izah imkanı da elde etmiştir. Kılıçdaroğlu ile ilgili (şimdilik) yumuşak üslup kullandığına bakmayın, seçimden sonra Kılıçdaroğlu’nun canına okur.
Böylece anlaşıldı ki, CHP, iktidar alternatifi olmak bir tarafa, anamuhalefet partisi pozisyonunu bile hak etmediğini kamuoyuna göstermiştir.
İklim Bayraktar mı? O bu tür hafifmeşrep işlerde kullanılabilecek biri olarak kayda geçmiştir. Bu mahiyetteki sicilini temizlemek için, Kemal Kılıçdaroğlu’nu yemek zorundadır. Kılıçdaroğlu’nu sürekli tekzip etmesi ve onun karşısında bir cepheye yerleşmesi, kişiliğini kurtarma mecburiyetindendir. İşin başında Kılıçdaroğlu tarafından olmasına rağmen, Kılıçdaroğlu’nun yanlış tavır alışından dolayı karşı cepheye geçmek durumda kalmış gibi görünüyor. İklim Bayraktar’ın Kılıçdaroğlu’nun karşısında yer alması, Kılıçdaroğlu’nun yumuşak karnıdır ve Kılıçdaroğlu en fazla zararı bu noktadan alacaktır. Çünkü İklim Bayraktar, başka bir cepheye gidemeyecek, giderse tüm hayatını mahvedecektir. Bu mecburiyet İklim Bayraktar’ı, en azılı Kılıçdaroğlu karşıtı haline getirecek gibi görünüyor.
Zavallı Kılıçdaroğlu… İlk ve tek hamlede sırtı yere geldi. Bu kadar kolay alt edilen bir genel başkan olmamıştı.
Peki bu gelişmelere baktığında hafakanlar geçiren kimdir? Bildiniz… Soner YALÇIN. İsmi etrafında bir demokrasi mücadelesi ve Akparti karşıtlığı inşa edilecekken, en büyük destekçisi olan CHP tarafından da hedef gösterildi. Bu gün itibariyle sadece Deniz Baykal tarafından hedef gösterilmiş olsa da yakın zamanda tüm CHP’nin hedefi haline gelecektir. Kılıçdaroğlu’nun Soner Yalçın’ı aceleyle desteklemesinin sebebi, bu tür şantaj işlerini onun ekibiyle yaptırıyor olması mıydı bilinmez. Anlaşılan o ki, aceleyle Yalçın’a sahip çıkan Kılıçdaroğlu, şantaj organizasyonunun merkezine oturmuş durumdadır.
Bu işi her kim planladıysa, ülkedeki herkesi ve her kuruluşu oyuna getirdi. Hakikaten büyük operasyon… Bir sonraki yazıda bu hususu tetkik edelim.
HAKİ DEMİR
demirhaki@gmail.com

Share Button

Kemal Kılıçdaroğlu mu o da kim

Ülkedeki siyasi mecralar 1980 darbesi ile inkıta uğradı. Darbeden sonra kurulmasına müsaade edilen siyasi partiler, yeni ve suni siyasi mecralar oluşturma çabasıydı. Askerlerin, emirle yatıp emirle kalkmak parantezine mahkum olan hayat anlayışlarını, siyasete de tatbik etmek istemeleri, 1986 yılına kadar sürmüştür. Devlet hayatı dikkate alınırsa, yatsıya kadar bile sürmemiş bir hamledir.
Darbe çetesinden icazetli Halkçı Parti ile başlayan, 1987 yılındaki referandumdan sonra kendi tabi mecrasına dökülen sol, SODEP ile siyasi hayata girdi. İcazetli olan Halkçı Parti genel başkanı olan Necdet CALP’in hemen arkasından Aydın Güven GÜRKAN genel başkan oldu. SODEP ile Halkçı Partinin SHP ismi altında birleşmesi ile genel başkanlığa Erdal İNÖNÜ geldi. Erdal İNÖNÜ, kendi kendini emekli ettikten sonra Murat KARAYALÇIN onun koltuğuna oturdu. Bu arada CHP’nin kurulması ile Deniz BAYKAL, müzmin iç muhalif (hizipçi) olmaktan kurtuldu ve genel başkan oldu. Nihayet SHP ile CHP, CHP çatısında birleşerek ana mecra, eski adıyla yeniden ortaya çıktı. Okumaya devam et

Share Button