KEMALİST TABULAR VE ÜLKENİN UFKU-I-

TÜRKİYE TÜRKLERİNDİR TABUSU

Türkiye Türklerindir yaklaşımını temel siyasal anlayış haline getirmek, ülke topraklarını Türk olmayanlardan ayıklamak temel tezini şart kılar. Ülkeyi Türk olmayan unsurlardan temizlemek kabil olmazsa eğer, akla takla attırarak şu tür tabirler geliştirmek kaçınılmaz hale gelir. "Yahudi asıllı Türk", "Ermeni asıllı Türk", "Rum asıllı Türk"…
 Bir çok yanlış (veya anormallik) sürekli ve yaygın şekilde kullanıldığından "normalleşmektedir". Anormal olanın normal görünmeye başlaması, aklın kilitlenmesiyle ancak mümkündür. Önce akıl kilitlenir ve yanlışı tekrar etmeye başlar sonra yanlışı normal ve doğru kabul etmeye başlar. Yanlışı doğru kabul etmeye başladığında aklın kilitlenmesinin de ötesine geçilmiştir. Artık akıl atmış ve başka normlara (kurallara) sahip hale gelmiştir. İşte o akıl, "geri akıl"dır.
 "Ermeni asıllı Türk" ifadesi, temelde komik ve anlamsızdır. Ne var ki bu yanlışı (anormalliği) ülkenin büyük bir kesimi sürekli kullanmaya başladığında garipliği uçmakta ve normal bir ifadeymiş gibi anlamaya ve kullanmaya başlanmaktadır. Bu kadar komik ve ucube bir ifadeyi siyasetçiler, ilim adamları, edebiyatçılar, aydınlar ve kalbur üstü adamlar kullandığında, halkın komikliği ve ucubeliği farketme şansı kalmaz. Komiklik ve ucubelik normalleştiğinde ise çok temel bir mesele çözülmüş olur. Mesele çözülmemiştir ama çözülmüş görünür. Artık ülkede Türk'ten başka bir kavim kalmamış demektir. Öyleyse, "Türkiye Türklerindir" tabusunun devamında bir sakınca kalmamıştır.
 Tabi olanın dışına çıkıldığında ucubelikler yapmak kaçınılmaz hale gelir. Bu tür ucubelikler Marksist anlayışında başına gelmiştir. Temelde işçi sınıfının haklarını korumak iddiasında olduğu için, işçi sınıfının dışındaki Marksistleri (mesela bilim adamını) işçi sınıfına dahil etmek gibi gayritabi bir iş yapmak gerekmiştir. Onlar da bilim adamlarına, sanatçılara, fikir adamlarına "beyin işçisi" gibi ucube tabirler üretmişlerdir. Küçük bir kelam oyunu ile devasa bir problemin çözüldüğünü zanneden "büyük fikir adamları", Sovyetler çökene kadar "çelik çomak oynadıklarını" anlamadılar. Fikir adamı olacak ama "çelik çomak oynamayı" fikir ile iştigal etmek zannedecek… Olacak şey midir? Hayır. Peki neden oluyor? Çünkü akıl, tabi olanın dışına çıkıyor ve onu normal kabul etmeye başlıyor. Bu noktadan sonra dehaların bile saçmaladıklarına şahit olmuştur insanlık tarihi.
 "Ermeni asıllı Türk" tabirinin kullanılmadığı, "Ermeni asıllı Türk vatandaşı" tabirinin kullanıldığına yönelik itiraz edecekler çıkacaksa eğer, Anayasanın 66. maddesine baksınlar. Ucubelik anayasa metnine kadar girmiş bir ülkedir burası…

 "DÖRDÜNCÜ BÖLÜM
 Siyasî Haklar ve Ödevler
 I. Türk vatandaşlığı
 MADDE 66.– Türk Devletine vatandaşlık bağı ile bağlı olan herkes Türktür."

 Bu maddedeki hangi garabeti izah edelim? Türkiye vatandaşlığına sahip olan Yahudi'yi Türk saymasını mı yoksa Türkiye vatandaşı olmayan mesela bir Azeri Türk'ünü Türk saymamasını mı? Nasıl bir kavrayış çarpılmasıdır bu? Nasıl bir anlayış savrulmasıdır bu? Nasıl bir akıl patlamasıdır bu? Nasıl bir tefekkür zafiyetidir bu?
 Hayatın ve siyasetin temelini bir kavme atıf yaparak kurmaya teşebbüs eden düşünce kırıntıları, insani bir tabilik taşımadıkları için, sayısız ucubelikler yapmak mecburiyetinde kalırlar. Ailesini ve dolayısıyla kavmini seçme imkanına sahip olmayan insanoğlunun kavmi temelli düşüncelere savrulması, hangi yüksek erdemle açıklanabilir? Mesuliyet ve asaletin akıl ve iradede olduğunu kabul etmek insana kıymet vermektir. Mesuliyet ve asaleti, akıl ve irade dışında aramak ise "insani evrenden" çıkmaktır.
 "Türkiye Türklerindir" tabusunun ürettiği sayısız ucubeliklerin Kürtlerle ilgili olanı herkesin malumudur. Kürtlerin de Türk olduğunu bir şekilde izah etme mecburiyeti ortaya çıktığı için "Karda yürürken ayak seslerinin çıkardığı kart-kurt sesinden dolayı bu ismi alan Türk boyu…" ifadesi ile gelmiş geçmiş en ucube tanımlama teşebbüsünde bulunulmuştur. Bu ucubeliğin yıllarca sürdüğü bir ülkede, insanların akıl hacminin ne olduğu tahmin edilmelidir. Bir emekli generalin, "askeri okullarda böyle öğrettiler" demesinden de anlaşılmaktadır ki, bu ucubelik eğitim müfredatlarına kadar girmiş. Sayısız insanın gelip geçtiği okullarda bir Allah'ın kulu (veya evrenin tesadüfen oluşturduğunu söyledikleri kişi) çıkıp da "ya hu bu tam bir ucubeliktir" dememiş.
 Sevgili vatanımda ucubelikleri normal ve hatta kutsal sayan bu kadar kudretli adam! varken, herhangi bir problemin akıl ve tefekkür yoluyla çözülemeyeceği açıktır. Kürt açılımını anlamakta zorlananlar, akıllarını reorganize etsinler. Kürt açılımı çevresinde koparılan fırtınaları (muhalefeti) anlamakta zorlananlar ise kemalist ve benzerlerinin akıl piramidinin ters döndüğünü görmeliler.
 Farklı dünya görüşüne sahip olmak ayrıdır, akıl piramidini tersyüz etmek ayrıdır. Farklı dünya görüşlerine sahip olanların mukaddes kıymetleri farklı olur ama akıl piramidi tersyüz olanlar ile normal insanlar arasındaki farklılık, birinin kutsadığı değeri diğerinin lanetlemesidir. Bu durum siyah-beyaz zıtlığı gibidir. Birinin ayak altına aldığını diğer başının üstüne çıkarıp kutsamaya başladığında, "kelam" kıymetini ve fonksiyonunu kaybetmiştir. Burada temel insani teklifler bakımından çatışma vardır. Temel insani tekliflerin çatışması, hayat-memat meselesidir. Hayat ile ölüm arasında uzlaşma olmaz. "Türkiye Türklerindir" tabusundan kurtulamadan Kürt meselesini çözmeye çalışmak, ucubeliklerin fink attığı bir ortamda "akıllı" davranmaya çalışmak gibidir. Her şeyin anormal olduğu ve anormalliğin normal karşılandığı bir iklimde "akıllı" davranmaya çalışmak, delilik gibi tezahür eder. "Kürlerin ne gibi problemleri var ki?" cümlesiyle konuşmaya başlayan bir insan ile anlaşmaya çalışmak, başka bir ucubeliktir.

Share Button