Kemalistler batılılaşma uğruna Kerkük / Musul’dan vazgeçti

Kemalistler batılılaşma uğruna Kerkük / Musul’dan vazgeçti

Batılı sömürgecilerin Birinci Harp sonrası Osmanlı Türk hâkimiyetinden koparmaya çalıştığı Kerkük / Musul, Kemalistlerin Lozan’daki gafilce siyasetleri sonucu ve Batılı inkılâplar uğruna gözden çıkarılmış bahtsız Türkmen diyarıdır.

İKİNCİ GRUP KERKÜK / MUSUL’UN SİLAHLA ALINMASI TARAFTARIYDI

İlk Meclis’te Kemalistlerin Misak-ı Millî politikalarının Musul-Kerkük’ten haddi aşan tavizler verildiğini yüksek sesle dile getiren İstiklâl Marşı şairi Mehmet Âkif ve Meclis’in en kahraman milletvekili ve bu kahramanlığından dolayı hunharca öldürülen Ali Şükrü Bey gibi İkinci Grubun milletvekillerinin büyük çoğunluğu Hüseyin Avni’nin başkanlığında Musul’un silah kullanılarak alınmasını beyan ettiler.

RESMÎ TARİH KERKÜK / MUSUL’UN İNGİLİZLERE BIRAKILDIĞINI YAZMAZ

Resmi tarih yâni “Yalan söyleyen tarih” Kerkük / Musul bahsinde bunları yazmaz. İkinci Grubun teklifi M. Kemal’in tâlimatıyla Meclis gündemine alınmaz.
Okumaya devam et

Share Button

Hürriyet’ten “domuzcuk” üstüne masal kitapları

Hürriyet’ten “domuzcuk” üstüne masal kitapları

Kemalist ve altı ok’çuluğu tescilli, zina ve ahlâksızlık propagandacısı Hürriyet’in domuz reklâmcılığında da sabıkası çok. 2010’lu yıllarda yayın hakkını aldığı Egmont Yayıncılığın çocuklar için hazırladığı kitaplarda domuz sevimli ev hayvanları olarak gösteriliyor.

İslâm düşmanlığı aşılayan bu kitaplardan sadece biri olan “Tanrıya Nereden Gidilir?” masalı insanı dehşete düşürüyor. Hülâsa ettiğimiz şu satırları okurken irkiliyor insan:
Okumaya devam et

Share Button

Kemalist CHP Cumhuriyetinde “Aile Bira Bahçeleri”

Kemalist CHP Cumhuriyetinde “Aile Bira Bahçeleri”

Bir insanlık faciası örneği olarak 1930’lı yıllarda Chp’li Atatürkçü devlet tarafından “Alkol faydalıdır” reklâmları yapıldığı yakın tarihin en âdi fiillerindendir. “Aile Bira Bahçeleri” nde çocuklar ve aileler alkol almaya özendirildi. (Yabanlar ve Yerliler-Başkent Olma Sürecinde Ankara, Funda Şenol Cantek, İletişim Y. 2003).

BİRA FABRİKASINI M. KEMAL KURDURDU

İstiklâl Savaşı öncesinde Ankara Belediye Reisliği yapan Hacı Ziya Bey’in mülkiyetinde bulunan “Orman Çiftliği” arazisi Cumhuriyet yıllarında M. Kemal’e Atatürk’e hediye edilir. 1925 yılında M. Kemal’in tâlimatıyla “Atatürk Orman Çiftliği” adını alan arazide, yâni Müslüman milletin cihadıyla istiklâlini kazanan bu ülkeye şenaatin ve hakaretin en büyüğü olan “Biradan millî içecek üretme projesi…” uygulanır ve bira fabrikası kurulur.
Okumaya devam et

Share Button

Kumarbaz Cumhuriyetin Murdar Millî (!) Piyangosu

Kumarbaz Cumhuriyetin Murdar Millî (!) Piyangosu

Devlet eliyle kumar oynatmanın adıdır “Millî Piyango Çekilişi.” İnsanımızın ahlâkını yozlaştıran bir mihrak arıyorsanız “Millî Piyango İdaresi” ne gidin. Cühelâ zümresinin parasını murdar eden “yasal” bir kumar odağıdır.

Dinimizce haram sayılan piyango çekilişi Kumarbaz Cumhuriyet eliyle resmîleştirilmiş bir kumar türüdür. Millî Piyango İdaresi M. Kemal tarafından projelendirilmesinin ardından 5 Temmuz 1939’da Hava Kuvvetleri’ne sözde yardım maksadıyla kurulur ve ilk çekiliş Cumhuriyet oligarşisinin tâlimatıyla 19 Mayıs 1940 Törenleri’nde yapılır. Sonra “Şans Oyunu” reklâmlarıyla bütün cemiyete musallat edilir.
Okumaya devam et

Share Button

Atatürkçü değilim, itirazı olan var mı?

Atatürkçü değilim, itirazı olan var mı?

Televizyonlarda Anıtkabir ve 1o Kasım komedileri gırla gidiyor yine. ‘M. Kemal şöyle kaçar, şöyle uçardı efsaneleri iki gündür ülke gündeminin neredeyse ilk maddesi oldu. Bu çok ayıp ve ilkel toplumlara ait bir davranış. Televizyonda bol bol Atatürkçülük üstüne yalanlar söylüyorlar iri iri akademisyenler. Gerçi bu taife resmî ideolojinin tarihçileridir ki, yakın tarih üstüne yazdıkları kitap ve söylediklerinin çoğu yalan ve uyarlamalı… bilgilerle dolu.

Ben Atatürkçü değilim, itirazı olan var mı? Niye Atatürkçü olayım? Kendimi Atatürkçü hissedecek kadar sığ ve dogmatik kafalı görmüyorum. Atatürkçü olmak millet kimliğimi ifade etmeye yetmiyor?

“Atatürkçüyüm” demek, peşinen bir ideolojiyi dayatmak mânasına geliyor? “Çü, cü, çülük” gibi ekler bir ismin etrafında kalıplaştırma ve aidiyet hissettirme mecburiyetine dönüşüyorsa bunun içinden Türk milletine mensubiyet çıkabilir mi?
Okumaya devam et

Share Button

Mehmet Âkif, Kemalist cumhuriyeti tasdik etmedi

“Medeniyet denen tek kişi kalmış canavar”ın kanunlarından yapılma Kemalist Cumhuriyet’i tasdik etmedi. “Hakk’a tapan milletin”dâva adamıydı Âkif. Eyvallah etmedi zorba Cumhuriyet’in cellâtlarına. İstiklâl Savaşında Müslümanca bir Cumhuriyet vaat edip sonra aldatan Kemalist rejimin şeflerine yaltaklanmadı.

İstiklâl Marşı’nın fikirlerine sonuna kadar bağlı kalarak, “Devrimci Cumhuriyetin” emir kulu olmadı. Rejimin nimetlerine perestij etmedi. Zaruret içindeki yıllarını kanaatle geçirdi. Okumaya devam et

Share Button

KEMALİZM’İN ÇANKAYA’SININ SONU

Kemalizm’in Çankaya’sının Sonu

İlk kez Türk milleti kendi iradesiyle cumhurbaşkanını seçti. İrticacı ve imam hatipli diye hor görülen, muhtar bile olamaz denilen “kenar”ın adamı milletin reyi ile cumhurbaşkanı oldu.

Kemalizmin’in Çankaya’sı devrildi. Bâtıl ve fâsık, millete yabancı Kemalist Çankaya ideolojisi ve âdetleri çöktü.

Çatlayın Kemalistler, patlayın vesayetçi ulusalcılar! 1923’den bu yana ilk kez “fasa fisolar”, “hasolar”, “ayağı çarıklılar”, câmi cemaati ve “bizim reyimizle câhillerin reyi eşit değildir” dediğiniz millet kendi cumhurbaşkanını seçti.

BUNDAN BÖYLE ÇANKAYA’DA İÇKİLİ BALOLAR YERİNE KUR’ÂN TİLAVETLERİ OLACAK
Okumaya devam et

Share Button

Musul / Kerkük’ü İngilizlere Bırakanlar Kemalistlerdi

Musul / Kerkük’ü İngilizlere Bırakanlar Kemalistlerdi

Musul’un başına gelenlerin müsebbiplerini, Musul ve Kerkük’teki Türkmenlerin yıllardır çektiği çilelerin sorumlularını arayan Altı okçularla milliyetçi hareketçiler yakın tarih okumuyorlar galiba.

Bu iki ulusalcı kardeş vazgeçmedikleri Atatürkçü Cumhuriyet’in kurucusu M. Kemal ve yandaşı İsmet İnönü’nün Lozan’la birlikte Musul’u Misak-ı Millî sınırlardan çıkarttığını ve böylece ecdâdımızın tasarrufundaki bu bölgeyi İngilizlere bıraktıklarını öğrenince ne yaparlar acaba? Ağzı dolusu konuşmayı bırakırlar mı?

MUSUL’UN BAŞINA GELENLERİN İLK MÜSEBBİBİ KEMALİSTLERDİR

Musul’daki olup bitenlerin sorumlularını “Musul’u unutmadık, Musul’u ve Türkmen soydaşları esaret altında bırakanlar” gibi yaftalarla ağzı dolusu konuşarak şimdiki zaman hükümetlerini suçlamaları gerçeklerden uzaktır. Oysa, Musul’un başına gelenlerin ilk müsebbibi Kemalistlerdir.
Okumaya devam et

Share Button

Alkollü Laik Hayatı, Kemalist CHP Resmileştirdi-2-

CHP’NİN “AYYAŞLARI HİMÂYE SİYASETİ”

Chp’li Tekel Bakanı Tahsin Coşkun’un1946’da Meclis’te “Rakı fiyatının düşürüleceğini” söylemesi üzerine Türkiye âdeta ikiye ayrılmış, cepheleşme olmuştu. Bir tarafta Yeşil Cemiyeti ile muhafazakârlar, diğer tarafta Chp yanlısı şarap ve bira üreticileriyle gazeteciler vardı. Devrin gazetecisi Bedii Faik, “Ayyaşlara açık mektup” başlıklı yazısında Chp’li hükümetin “Ayyaşları himâye siyasetini” mizahî üslûpla yeriyordu. Liberal görüşlü olmasına rağmen Refik Halid Karay, hükümetin alkol siyasetini tenkit ederek “Alkol kullanmanın zararları üzerine yazılar, broşürler, konferanslar, resimler, vecizeler yoluyla halkı alkolden tiksindirme işine devam etmeliyiz” diyordu.

Nihayetinde şedit millet düşmanı Chp’li Recep Peker Hükümeti bütün bu tenkitlere rağmen 15 Ocak 1947’de rakı fiyatlarını ucuzlatır. Kaynaklara göre, “1946’da 5,2 milyon litreye düşen rakı tüketimi 1947 yılında 8,7 milyon litreye ulaşarak rekor kırmıştır.”

BİRA FABRİKASINI M. KEMAL KURDURDU
Okumaya devam et

Share Button

Haindir zevk alan Amerika’ya hizmetten veya vatan hainliğinin târifi-2-

HAİNLİĞİ SÖZDE EDEBİYAT YOLUYLA YAPANLAR

Hainliği sözde edebiyat yoluyla da yapanlar var. Roman yazarak Türkiye’yi, yâni Müslümanları Batı’ya kıyıcı ve adâletsiz olarak gösteren ve hainliğinin karşılığı olarak Nobel ödülü alan Orhanoviç Pamukyan da bir başka hain türüdür. Edebiyat ve düşünce yoluyla hainlik eden taifenin ilk numunesi olarak Tevfik Fikret ve oğlu Hâluk Fikret’i sayabiliriz. Baba Fikret, “Milletim nev’i beşer, vatanım rûy-i zemin, Kitabım sahn-ı tabiat kitabı, din-i hak, bence din-i hayat ” demekle, oğul Fikret ise mühendislik tahsili için gittiği Amerika’da Protestan papaz olmakla millet hüviyetine hainlik etmişlerdir.

Menderes’in Demokrat Parti devrinde “Vatana kazandırılması düşünülerek affedilen” komünist şair Nazım Hikmet, serbest kaldığında ilk işi kaçıp Sovyet Rusya’da, Avrupa’nın sosyalist ülkelerinde yazıları ve radyo konuşmalarıyla ölene kadar Türkiye’ye hainlik etmiş numune hainlerdir ki bu ülkede onun vatan hainliğini şiar edinenler çoktur.

KEMALİST DİKTANIN VATAN HAİNLİĞİ KAVRAMI İSLÂM KARŞITLIĞI ÜZERİNEDİR
Okumaya devam et

Share Button

Chp, Askerî Oligarşinin Kurduğu Pozitivist Devlet Partisidir

Chp, Askerî Oligarşinin Kurduğu Pozitivist Devlet Partisidir

Chp’yi millet değil, İslâmî değerlere yabancılaşmış askerî bürokrasi kurmuştur. Bu yüzdendir ki otoriter laikliği İslâm karşıtlığı olarak resmî devlet politikası hâline getiren, pozitivist bilim anlayışını dinin yerine geçirerek İslâm medeniyet değerlerini tasfiye eden partidir. Atatürkçü Cumhuriyet’in esasları olan Chp, pozitivist mâna yüklenen “dil, kültür ve ülkü birliğiyle” laik Türk ulusu kimliği inşa etmeye çalışmıştır.

CHP’YE GÖRE PARTİNİN ŞEFLERİ AYDINLANMACI VE YANILMAZ, MİLLET İSE GERİCİ VE İŞE YARAMAZ YIĞINDIR

Chp, yâni Kemalist Altı Ok devlet partisi, “ulu önderlerini” ve partinin şeflerini “aydınlanmacı, bilimci, rasyonalist, doğuştan kabiliyetli ve yanılmaz”, milleti ise “gerici, hastalıklı, cahil ve işe yaramaz yığınlar” olarak görmektedir. Bu zihniyetin devam ettiğine delil olarak, 2007 seçimlerinde Chp’li Onur Öymen’in sandıktan çıkan sonucu “Rasyonel bulmayıp, halkın mantıksızlığı olarak” değerlendirmesini hatırlamak gerek.
Okumaya devam et

Share Button

İLK AMERİKANCILAR CHP’Lİ, YANİ KEMALİSTLERDİ-2-

M. KEMAL’İN ABD GENEL KURMAY BAŞKANINI KARŞILAMASI

1931 Temmuz’unda Amerikalı iki pilotun deneme uçuşu yapmak üzere Türkiye’yi tercih etmesi, uçakla hiç durmaksızın Yeşilköy Havaalanına inmesi, büyük coşkuyla karşılanması, Abd Türkiye elçisinin M. Kemal’e yazdığı mektubun takdim edilmesi ve M. Kemal’in Abd’li iki pilotu Yalova Köşkü’nde kabul etmesi, Amerikancılığın resmîleşmesinin belgelerinden sadece birkaçıdır.
25 Eylül 1932’de Abd’nin Genel Kurmay Başkanı General Dougslus Mac Arthur Türkiye’ye gelir ve M. Kemal’le görüşür. İstiklâl Savaşı’nda İzmir’deki bir Amerikan şirketinin uğradığı zararı, sözde “Tam bağımsızlıkçı” Kemalist Chp’li hükümet taksitle ödemeyi kabul eder ve suçluların iadesi kararını da tasdik ederek suçlu bir Amerikalı bankacıyı iade eder.

M. KEMAL, ABD BAŞKANI ROOSVELT’LE MEKTUPLAŞIYOR
Okumaya devam et

Share Button

MEHMET AKİF’İN CENAZESİNDE CUMHURİYETİN ŞEFLERİ YOKTU

Mehmed Âkif’in Cenazesinde Cumhuriyetin Şefleri Yoktu

Âkif’in cenazesinde Altı Ok Cumhuriyetinin kara yüzlü bânileri ve İstiklâl Savaşında ona irşad vazifesi verip sonra aldatan Kemalistler yoktu. Ne gam! Tabutuna ay yıldızlı bayrağı sardırmayan Atatürkçü resmî zevatın kara vicdanlarına karşı, “Hakk’a tapan millet” mensupları ve “Asım’ın Nesli” vardı.

Midhat Cemal Kuntay, Beyazıt Meydanı’ndaki hüzünlü cenazeyi şöyle anlatıyor: “Cenaze Beyazıd’dan kalkacak. Oraya gittim. Kimseler yok. (…) Çok sonra birkaç kişi göründü biraz sonra çıplak bir tabut geldi. Bir fıkara cenazesi olmalı dedim. O anda Emin Efendi Lokantasının sahibi elinde bir bayrakla cenazeye koştu. Sebebini anlamadım. Yine o anda yüzlerce genç peyda oldu. Üniversitenin büyük sancağına çıplak tabutu sardılar. Ellerimi yüzüme kapadım. Cenazeyi tanışmıştım.” (M. Âkif, Hayatı, Seciyesi Sanatı)

ÂKİF’İN TABUTU KÜLLÜK’ÜN ÖNÜNE GETİRİLİR
Okumaya devam et

Share Button

CUMHURİYETİ NASIL BİLİRSİNİZ?

Cumhuriyeti Nasıl Bilirsiniz?

(Bu yazı ihtiyaca binaen ilâveli olarak bir daha takdirinize sunulmaktadır)
Bâzı tecrübelere bakıldığında, cumhuriyet, cumhurun hâkim olduğu, rey ve esasa göre idarecilerinin belirlendiği, istibdat ve oligarşinin en az hükümferma olabileceği bir rejimdir. Âmenna.

Fakat, “Cumhuriyet” nâmı altında ilân edilen her cumhuriyetin, inkılâpçı istibdattan ve “Tek Adam” ideolojisinden uzak, cumhurun dininden neşet eden kültür ve medeniyet değerlerine sımsıkı bağlı bir cumhuriyet vasfını taşıdığını söylemek mümkün değildir?

Türkçü Tekinalp (Moiz Kohen)’e göre “Cumhuriyet, atalar ruhunun dirilmeye ve Türklerin tekrar Türkleşmeye başladığı dönemdir. Bu dönemin fikir babası Ziya Gökalp, uygulayıcıları ise M. Kemal ve İnönü’dür.”

Tekinalp bu ifadelerinin devamında, “Atalar ruhu”ndan Moğol-Türk karışımı “budunların” başındaki Cengiz Han ve Atilla gibi Müslüman olmayanları kastediyor. İslâmlaşan Türklüğün varlığını “karanlık” sayarak, Cumhuriyetin, “atalar ruhunu” “İslâm öncesi Türk budununa bağlayarak M. Kemal ve İnönü ile dirilttiğini” söylüyor. Okumaya devam et

Share Button

ÖLÜRKEN TERKETMİŞTİK, DOĞARKEN DE TERKECEK MİYİZ?

ÖLÜRKEN TERKETMİŞTİK, DOĞARKEN DE TERKEDECEK MİYİZ?
Mısır merkezinde cereyan eden hadiseler, eski “düvel-i muazzama” meselesini tekrar aktüel hale getirdi. Eskiden düvel-i muazzama karşısında zayıf da olsa bir Osmanlı devleti vardı, şimdi ise Müslümanların birliğini temsil eden, onlar adına kararlar alabilen bir merkez (karargah) yok. Bu çok ağır bir durum…
Osmanlının işgal edildiği birinci cihan harbinden sonra, ülkenin maddi planda kurtarılması için bu milletin tüm iddialarından vazgeçmesini, İslam’ı bırakmasını, İslam’ın kendi öz yurdunda parya haline getirilmesini talep eden batılılar, karşılarında bu taleplerini yerine getirmek için kendilerinden daha fazla iştahlı bir kadro bulmuştu. Cumhuriyet devrimleri denilen işler bu süreç sonunda yapıldı ve İslam’ın tarihten tasfiye edildiği düşünüldü. Millet tarihi iddialarından resmi yönetim alanında vazgeçmiş, hilafet ilga edilmiş, Şeriat-ı Garra mer’iyyetten kaldırılmıştı, bunun adına da “kurtuluş” dendi. Neden kurtulmuştuk, tabii ki (haşa) İslam’dan… Kendisine karşı savaştıklarımızın tüm değerlerini aldık, bizim tüm değerlerimizi reddettik ve “kurtulduk”…
Bir asırdır batıya ta kalbinden teslim olarak “kurtulmuş” şekilde yaşadık. Ne zaman ki kurtarıcılardan ve onların kurtarma reçetelerinden (devrimlerinden) kurtulmaya başladık, “düvel-i muazzama” harekete geçti. Ne zaman ki Akparti hükümetinin niyetinin İslam dünyasını ayağa kaldırmak olduğu anlaşıldı, “düvel-i muazzama” çıldırdı. Okumaya devam et

Share Button

CHP’NİN KAPATILMASI, PARTİ KAPATMAK DEĞİLDİR

CHP’Yİ KAPATMAK, PARTİ KAPATMAK DEĞİLDİR
CHP’nin kapatılması için hukuki gerekçe ve deliller oluştu, şimdi mesele kapatmanın tefekkür ufkumuzdaki altyapısının oluşturulmasında. Malum olduğu üzere ülkede bir demokrasi fetişizmi var, Müslümanı da ateisti de bazen samimi bazen istismar maksadıyla demokrasiye sarılıyor, “tek kıymet” veya “nihai kıymet” olarak onu sunuyor. Hiçbir doğru-yanlış, güzel-çirkin, iyi-kötü listesine ve bunların yekununa vakıf olacak bir anlayışa sahip olmaksızın demokrasiden bahsediliyor. Bu sebeple, CHP’nin kapatılması fikrine karşı, demokrasiye aykırı olduğu düşüncesiyle savunma hattı kurulacağı ihtimali mevcut.
CHP’nin kapatılması için hukuki gerekçelerin oluşması, demokrasi fetişistlerinin çoğunlukta olduğu bir ülkede bir mana ifade etmez. Siyasetçisinden hukukçusuna, aydınından muharririne kadar her sınıf insan, “demokratik zihni bariyerini” aşmadan CHP’nin kapatılması fikrine yaklaşamaz. Bu sebepledir ki meselenin vuzuha kavuşturulması şart…
Öncelikle CHP bir siyasi parti değil, CHP, siyasi vahşetin, darbe kültürünün, jakoben tavrın, batı devşirmeciliğinin bu ülke sınırları içindeki temsilcisidir. Yarım metre kare bir kumaşın, “özel bir şekli” olan şapka için, onu giydirmek için, giymedikleri için kaydı bile tutulmamış binlerce insanı katleden bir örgüttür. İnsanlık tarihinde bu kadar basit bir sebeple bu kadar çok insan katleden bir örgüt görülmemiştir. İnsanlık tarihinde sayısal anlamda çok daha büyük katliamlar yapan örgütler olmuştur fakat bu kadar basit bir sebeple bu kadar çok insanı katleden bir vahşet görülmemiştir. İstatistiki anlamda bir Stalin liderliğindeki (diktatörlüğündeki) komünist parti kadar katliam yapmamıştır ama vahşetin derinliğini göstermesi bakımından “basit sebeple katliam” yapma konusunda CHP gibi bir örgüt yoktur. Eğer bu bir siyasi partiyse, eğer bu mahiyette siyasi partiler olabiliyorsa, derhal tüm siyasi partiler kapatılmalı, bunlara geçit ve imkan veren demokrasi imha edilmelidir. Fakat demokrasi bu kadar kötü bir siyasi rejim değildir, demokrasi CHP gibi bir örgütü sindirecek kadar iğrenç bir siyaset fikri değildir. Okumaya devam et

Share Button

ONTOLOJİK ÇATIŞMA…

ONTOLOJİK ÇATIŞMA…
Türkiye’de tartışmalar, çatışmalar ve mücadeleler siyaset üzerinden yürüyor. Siyaset, fikir değil, fikrin kaynağı da değil, buna rağmen ölüm kalım mücadelelerinin siyaset üzerinden yürütülmesi çok sığ bir yaklaşım. Siyaset, fikrin (ideolojinin, dünya görüşünün) tezahür alanlarından birisidir, mühim olduğu doğrudur ama öncelikle kaynak olmadığı, netice olduğu hatırlanmalıdır. Siyaseti fikrin kaynağı olarak kabul etmek, konjonktürel dalgalanışlara göre fikri sahibi olmak sonra da onlarla dünya görüşü inşa etmek olur.
Siyaset tatbikat sahasıdır, bir fikir olmalıdır ki tatbik edilebilsin. Tatbikatı nazariyat yerine ikame etmek, insanı amuda kalkmış halde yaşamaya mahkum etmek ve normal olanın böyle bir hayat olduğunu iddia etmektir.
Siyasi tartışmaların yapılabilir hale gelmesi için çerçeve gerekir. Aynı dünya görüşünün farklı tatbikat şekilleri (yani farklı siyasetleri) olabilir, farklı heyetler, cereyanlar, teşkilatlar, aynı dünya görüşünü daha doğru, daha güzel, daha iyi tatbik edebileceklerini iddia edebilirler, bunun için farklı tatbik fikri ve programları geliştirebilirler, bunlar arasında siyasi tartışmaların olması tabidir, hatta lüzumludur, faydalıdır. Farklı dünya görüşleri karşı karşıya gelmişse, orada siyasi tartışma değil, fikri (ideolojik, felsefi) tartışma vardır, böyle olmalıdır. Okumaya devam et

Share Button

TADİLAT-I SİMA YAPTIRAN AYDINLAR

Tadilât-ı Sîma Yaptıran Aydınlar

Türkiye’de “İnkılâpçı” Cumhuriyet’ten bu yana hacâletin ve yozlaşmanın temsilcileri hep sanatçılar ve aydınlar olmuştur. “Bana aydınını göster sana ülkenizin nasıl olduğunu söyleyeyim”, “bana aydınını târif et sana toplumunuzun geleceğini anlatayım” gibi aforizmaları bu mânada anlamak gerek.
Nine yaşına gelmiş âhir ömründe sîmasında utanmadan bir dizi tadilât yaptıran, yani yüzünü gerdiren, yüzündeki yağları aldırıp “botoks” yaptıran, suratını bir baştan başa estetik operasyon ve restorasyondan geçiren gazeteci Nazlıyev Ilıcaviç, “yüzünüze niçin estetik ve botoks yaptırdınız, bu yaşta gerekli miydi yüzünüzü gençleştirmeniz?” sorusuna verdiği cevap onun aklını ve ruh hâlini ele veriyor: “Yaşımı hatırlamak istemiyorum.”
İhtiyarlığın Müslümancasından nefret eden, yaşlılığın kemalâtından ve faziletinden
hoşlanmayan, Beyaz Türklerin laylay lom türüne dahil olan, yüzünü gözünü, kaşını kirpiğini baştan başa “yenileyen” gazeteci Nazlıyev Ilıcaviç şimdi de İslâm allâmesi kesilmiş ve “Bir kısım mezheplerde içkinin günah olmadığına ve sağlığa faydalı olduğuna” dair fetva vermeye başlamış. Dahası var, “Alkol yasağı kanunun yeni düzenlemesi”ne karşı çıkmış.
Bir zamanlar “Milliyetçilerin” safında yazılar yazan, askerî cuntalara kafa tutan, Okumaya devam et

Share Button

KEMALİST CUMHURİYETİN DERİN İLAHİYATÇILARI-2-

Kemalist Cumhuriyetin Derin İlahiyatçıları-2

Türkiye Altı Ok Cumhuriyeti’nin sözcülüğü yapan protestan İslâm ilahiyatçısı Yaşar Nuri’nin, Bediüzzaman Said-i Nursi Hazretleri, Süleyman H. Tunahan Hazretleri, M. Zahit Kotku Hazretleri, M. Sami Ramazanoğlu Hazretleri, Muhammet Raşit Erol Hazretleri, Hulusi Efendi ve Fethullah Hocaefendi gibi Türkiye’de Müslümanların kanaat önderi olan ve cemiyetin manevî damarlarında dolaşan zâtların mürşitliği hakkında tek cümle yazdığı vâki değildir. Çünkü “derin ilahiyatçı” görevi ve laikçi-Atatürkçü İslâm anlayışı bu hakikatleri yazmasına mânidir.
Kemalist ilahiyatçı Yaşar Nuri’nin zihnen rahatsızlığının alâmeti olarak şu sözü üstüne düşünün bakalım: “Niçin sevmezler Atatürk’ü? Kişiliği, dehası, dirayeti ve milletine imanı, aşkı vardı ondan.”
Bu sözü söyleyenin aklına, ilmine ve yakın tarih bilgisine şüpheyle bakmak lâzım gelmez mi? M. Kemal’in “milletine imanı ve aşkının olduğu” Yaşar Nuri’nin uydurduğu bir yalandır.

KEMALİST ÖNDERİN “MİLETİNE İMANI VE AŞKI VARDI” DEMEK, İDEOLOJİK BİR YALAN

Millî Mücadele’ye “din-i İslâm” ve “vatan-ı İslâm” diye başlayıp sonra şedit ve kanlı Altı Ok devrimleriyle Kur’an alfabesini zorla değiştiren, kan dökerek şapka devrimi yapan, karşı çıkanları darağaçlarında sallandıran, İslâm medeniyet değerlerini reddederek manevî zulümler eden “Kemalist önderin”, “milletine imanı ve aşkı vardı” demek zamanımızın en ideolojik yalanı değil midir? Okumaya devam et

Share Button

“KEMALİZM’İN GİRDİĞİ YERE” NELER GİRERMİŞ?

“Kemalizm’in Girdiği Yere” Neler Girermiş?

“Dokuz subay hâdisesi” olarak darbeler tarihine geçen askerî örgütün başı olan Yarbay Faruk Güventürk, Altmış Darbesi’yle korgeneralliğe terfi ederek Genel Kurmay Harp Tarihi Başkanı olur. Kemalizm’i güçlendirmek ve “mürteci” dediği Müslüman milleti, “laik-ulus” kimliğinde Protestan bir İslâm anlayışıyla “değiştirmek” için 1968’de “Layiklik ve İslâm” (Nurettin Uycan Matbaası, 1968, Ankara) adlı on dört sayfalık “dîni” bir nizamnâme yazar.

Bu nizamnâme ile dîn-i İslâm’ı, pozitivist düşüncelere sahip laikçi Cumhuriyetin kurucusu M. Kemal’in görüşlerine dayandırarak, reforme etmeye çalışır. M. Kemal’in Luthervârî din anlayışını, “cahil ve geri” dediği millete dayatmaya çalıştığı on dört sayfalık “dîni” kitapçık, askerî Kemalistlerin despotik düşünceleri ve hastalıklı ruh hallerine delil olan vesikalarından biridir.

ASKERÎ KEMALİSTLERİN “İSLÂM ve LAYİKLİK” NİZAMNÂMESİ

Millete zulüm nizamnâmesi olan kitapçığın “Kemalizm’in Girdiği Yer” bölümünü aklınıza ve öfkenize mukayyet olup, sabır çekerek okuyunuz: Okumaya devam et

Share Button