Okumaya çağıran kitap: “Okuma Hikâyeleri”

Okumaya çağıran kitap: “Okuma Hikâyeleri”

“Kitaba Çağrı”, “Yahya Kemal Kitabı”, “Bir Şimdiki Zaman Şairi Mehmet Âkif Ersoy” gibi birçok faydalı derlemeye imza atan Duran Boz’un yaptığı en önemli derlemelerden biri olan “Okuma Hikâyeleri” 437 sayfadan 624 sayfaya çıkarak, İz Yayıncılık’tan 2. baskısıyla okuyucu huzuruna çıktı.

Bu faydalı kitabın “Okuma Hikâyeleri” başlığı taşıyan önsözünde gayesi şöyle anlatılıyor:

“Her insanın bir hikâyesi vardır sonuçta. Okuma Hikâyeleri’ndeki metinlerin her birinden tutkuların en asiline sevdalanan beyinlerin ürpertisi süzülür. Bir yüreğin, hülyalara açılan bir yüreğin ilk çırpıntıları görülür bu metinler toplamında. Çeşitli deneylerden geçerek okumak ülkesine ram olan bu seslerin hepsinden öğrenilecek güzellikler vardır. Bu güzellikleri paylaşmak, yeni güzelliklere kapı aralamak gayretini göstereceklere bir pusula olsun amacıyla söz konusu metinler bir araya getirildi. Bu yazıların her birinden taşan okuma deneyimleri içselleştirilerek yeni yaşantılar örülebilir. Yeni yollara, yeni yolculuklara başlanabilir.”

Okuyunca anlıyoruz ki “Okuma hikâyel Okumaya devam et

Share Button

Günümüz kitap muhibbanının söyledikleri

Günümüz kitap muhibbanının söyledikleri

Kitapseverlik doğuştan mı geliyor, yoksa sonradan olma bir tutku mudur? İnsan ve kitap arasındaki rabıta herkeste aynı mıdır? Kitap, insanı hangi hallere sokuyor? Dost mudur, düşman mıdır? Hülâsa, kitap insanın neyi olur?

Bu suallerin cevabını günümüz kitap muhibbanından bâzı şahsiyetlerin yazıp söylediklerinden öğrenmek en zevklisidir, diye düşündüm.

“GERÇEK KİTAPSEVERLERİN ANAYASASI VARDIR”

“Gerçek bir kitapsever yatarak kitap okumaz” diyen ince ve titiz bir kitap muhibbi olan Beşir Ayvazoğlu’na göre kitap denince aklımıza selülozdan, elimize alıp dokunduğumuz, sayfalarını çevirdiğimiz ve kendine has kokusu ve estetiği olan, nerdeyse kanlı canlı bir şey gelir. (Dünyabizim sitesi / 16Mayıs 2014 tarihli mülâkat).
Okumaya devam et

Share Button

“Sahaf-ı bi-insaf” kurbanı kitap tiryakileri

“Sahaf-ı bi-insaf” kurbanı kitap tiryakileri

Kültür tarihi araştırmacısı Seyfettin Sağlam “Bir Kitapseverin Anatomisi” yazısında (Türk Yurdu dergisi, Mayıs 1999) kitapla tanışıklığının çok küçük yaşta başladığını hikâye üslûbuyla anlatıyor.

Kitapla tanışıklığı bir aile faciasıyla başlamış. Tahminen beş-altı yaşlarındadır. Ankara’da eski kasaba evlerinden birine kiracı olarak taşınırlar. Evi temizlerken duvarın içine gömülü gusülhânenin içinden bir kucak kitap ve gazete çıkar. Komşularının dediğine göre evin kızı bu kitapları okuyarak kafasını bozmuş ve sinemada makinist olarak çalışan bir adamla kaçmış. Aile de utancından insan içine çıkamaz olmuş ve memleketi terk edip gitmiş. Dolayısıyla kitaplar da ona kalır.
Okumaya devam et

Share Button

“Kitap, dolu bir silahtır yakın gitsin”

“Kitap, dolu bir silahtır yakın gitsin”

“Bitişik evdeki kitap, dolu bir silahtır, yakın gitsin.” Ortaçağ Avrupa’sından Nazi Avrupa’sına kadar Batı’nın azılı kitap düşmanlarının ortak sloganıdır bu. Ecdadımız bu tahripçi zümreye “kitap yağıları” demiş.

İbn-i Battuta’nın “Seyahatnâmesi” ile Gerçek Hayat dergisinin Ocak 2012 sayısındaki “Yangın değil, kitap soykırımı” ve Sabit Fikir dergisinin yine Ocak 2012 sayısındaki “Cehennem ateşlerinde kitap yakanlar” yazılarından kitap düşmanlarının (cellâtlarının demek daha münasiptir) fiillerini okurken dehşete kapılıyoruz.

KUDUZ KÖPEK GÖRMÜŞÇESİNE KİTAP YAKANLAR
Okumaya devam et

Share Button

FAYDASIZ KİTAP OKUMAK

Faydasız kitap okumak

Okumak güzel ve faydalı. Âmenna! Fakat okuduğumuz kitap bize kendi medeniyet ve irfanımız istikametinde şuur vermeli. Şuur vermiyor, vakit öldürmeye yarıyorsa o kitabı okumamalı. Okuduğumuz kitap hem hikmet ve fikir sahibi kılmalı, hem de davranışımızı ve ahlâkımızı değiştirmelidir.

Modern zihniyetin ürettiği kötü kitaplar da var. Faydasız, laklak kabilinden ve malâyânî kitaplar bunlar… Okuduğumuz kitap hem çapımıza uygun olmalı. Altından kalkamayacağımız kitapları okumak beyhude bir uğraştır.

Zihninde binlerce kitap taşıyan bir insan kendi irfanına mensubiyet şuuru ve bilgisi taşımıyorsa okuduğu kitapları boşuna okumuştur. Okuduğumuz kitaplar bizi zihin ve kalp selâmetine götürmüyor yük olarak kalıyorsa, kuru bilgiden şuura dönüştürmüyorsa dimağımızda hamallık ettirdiğimiz kocaman yük olarak kalır.

Modern Batı’da başlayıp bize de bulaşmaya başlayan “çok kitap okuma hastalığı” faydasız kitap okumanın diğer adıdır. Öyle bir modern dalga geliyor ki mensubiyetimize ve hz. insan oluşumuza bir hizmeti olmayan lüzumsuz kitaplar salgın hâlinde yaygınlaşıyor.
Okumaya devam et

Share Button

“İNSAN MI KİTAPTAN DOĞDU, KİTAP MI İNSANDAN?”

“İnsan mı kitaptan doğdu, kitap mı insandan?”

Kâinat yaratıldıktan sonra insan yaratıldı ve ardından yüce Kitap… İnsanoğlu Kitab’sız olamazdı, Kitab’ı olmalıydı. Kitab-ı Mübin istikâmetinde kitapları da olmalı ve yazmalıydı. Ne zaman ki kitaptan koptuk şirâzemiz bozuldu.

Bundandır ki Cumhuriyet modernleşmesiyle birlikte hakikisinden kitap okumak ve yazmak yerine, istisnalar hâriç mâlâyânî kitaplarla uğraşıyoruz. Kitap dâvasında yeterince muvaffak olamadığımızı sitemkâr bir öfkeyle ifade ediyor üstad Necip Fâzıl:

“Her birinin kitabı hâlinde arıdan bal, inekten süt, koyundan yün istiyoruz da; mütefekkir, şair, münekkit makamlarına kurulmuş sahtekârlardan kitap istemiyoruz. Tavuk mu yumurtadan çıktı, yumurta mı tavuktan? Aynı sualin daha çetini var! İnsan mı kitaptan doğdu; kitap mı insandan? Kitap yazın, kitap!”
Okumaya devam et

Share Button

“Şifa kabul etmez ağır kitap hastaları”

“Şifa kabul etmez ağır kitap hastaları”

Kendi ifadesiyle “Şifa kabul etmez derecede ağır bir kitap hastası” olan merhum Nusret Özcan’ın bu güzel hastalığını Kitap Postası dergisi Mart 2005 sayısında okuduğumda bir hayli duygulanmıştım. Anlattıklarını kitap hastası olan herkes iyi dinlesin. Hülâsası şöyle:

Alamazsam korkusuyla içini günlerce rahatsız eden kitapları borç harç satın alıp, bir aşk iştiyakıyla kütüphânesinin en seçkin yerine yerleştirince ruhen ve bedenen rahatlayan, bir el yazması eseri bulduğunda kaybolan evlâdını bulmuş gibi sevinen biridir. Kimsede olmayan bir kitabı bulduğunda benzerlerine karşı üstünlük hissettiğini söylüyor.
Okumaya devam et

Share Button

“Bizim Leylâ’mız da kitaplardır”

“Bizim Leylâ’mız da kitaplardır”

Fuzûlî gibi Leylâsı şiir olanlar var. Mehmed Âkif gibi Leylâsı millet olanlar var. Necip Fâzıl gibi Leylâsı “Büyük Doğu Medeniyeti” olanlar var. Leylâsı kitap olanlar var…

Bu ülkeye emeği geçmiş siyasî ve askerî kahramanlarımızı çoğumuz biliriz. Fakat ne yazık ki bu ülkenin, bu milletin bin yıllık hafızasını, irfanını ve ilim cephesini günümüze kadar koruyan ve yaşatan kitap mecnunlarını, yâni leylâsı kitap olanları pek bilmeyiz. İlim ve irfan cephemizi asırlardır bu sabırlı insanlar bekliyor.

Leylâsı kitap olanların hayatları bir kahramanın, bir ermişin hayat hikâyesi gibidir. Bâzan mâveraya kanatlandırır, bâzan da dimağımızı ve idrakimizi en müspet derecede sarsar ve ayıktırır.
Okumaya devam et

Share Button

Kitap yârânının efendisi

Kitap yârânının efendisi

Ağır kitap yârânından bahsetmek icap ettiğinde daha dokuz yaşındayken kitap sevdasına düşen ve ölünceye kadar da bu sevdasını sürdüren Ali Emîrî Efendi (l854-l924) ile başlamak hürmet gereğidir. Meşhur Millet Kütüphânesi’nin, ömrü boyunca büyük fedakârlıklarla topladığı l6.000 cilt yazma ve matbû eserle
l9l6 yılında onun tarafından kurulduğunu kitapla âşina olanlar bilirler.

Yokluk çektiği günlerde bile büyük paralar teklif edilmesine rağmen bir kitabını dahi satmayan ve böylelikle bu ülkeye emsalsiz bir kütüphâne bırakır. Bu muhteşem kütüphâneye kendi adının verilmesi yerine Millet Kütüphânesi denmesini ister.

Değerli bir kitabı dostlarına göstereceği zaman “Alın, bakın, inceleyin” sözleri yerine “Ziyaret buyurun” demesiyle kitap-kültür muaşeretine edebî bir usul getirmiştir. Kitap yârânının efendisi dediğimiz Ali Emîrî’nin bu muhteşem hasleti ilkokuldan üniversiteye kadar bütün nesillere anlatılmalı.

OKUDUĞU KİTAPLARI UYKUSUNDA TEKRAR EDEN ADAM
Okumaya devam et

Share Button

Seviniyoruz çıkan her yeni kitaba/ah, kitaplar!

Seviniyoruz çıkan her yeni kitaba/ah, kitaplar!

“Her kitap, tılsımlı bir saray” diyordu âmâ üstad Cemil Meriç. Bu sarayda, yâni kitapların vaaz ettiği bir mabette yaşadığını söylüyordu. “Kütüphane bütün çağların, bütün ülkelerin ölümsüzleri ile dolu” diyordu…

Haddimiz değil, bu kadar derinden bu kadar yükseklerden duygular taşımak… Fakat içimizde kitap müptelalığı var bir miktar… Kendi seviyemizde, kendi dünyamızda kitaplarla dostuz. Seviniyoruz çıkan her yeni kitaba… Elbette bizim değerlerimizi, edebiyatımızı, şiirimizi, rüyalarımızı, millet ve medeniyet dâvamızı hâsılı bizi anlatan kitapları seviyoruz.
Okumaya devam et

Share Button

“OKURYAZAR MISIN, UYURGEZER Mİ?”

“Okuryazar mısın, Uyurgezer mi?”

Kahramanmaraş doğumlu, eğitim fakültesi mezunu, uzun bir aradan sonra târih fakültesine devam eden, velut bir okuyucu, kitap kurdu, Mostar dergisinde bir süre editörlük ve yayın müdürlüğü yapan, bu dergiden başka Aşkar ve Edebi Fikir dergilerinde yazan, Mostar Yayınları arasında “Kubbelerin Gölgesinde İslâm Şehirleri” adlı başucu değerinde kitap yayınlayan ve “Semerkand-Mostar Gençlik Konferansları” koordinatörlerinden ve en mühimi de Fikir Dükkânı müdavimlerinden Mehmet Raşit Küçükkürtül’ün “Semerkand Genç Okur Kitaplığı” yayınları arasında Aralık 2015’de çıkan “Okuryazar mısın, Uyurgezer mi?” adlı kitabından bahsetmek istiyorum.

Bu güzel ve faydalı kitap her soruya cevap veriyor. Şu sorudan başlayalım: “sözlü kültürden yazılı kültüre nasıl geçildi?” Elimizdeki kitabın bu başlık altında verdiği cevabı genç okuyucu ve yazar adayları iyi okumalı:
Okumaya devam et

Share Button

“İNSANLAR KIYICIYDILAR KİTAPLARA KAÇTIM”

“İnsanlar kıyıcıydılar kitaplara kaçtım”

Her şeyini kitaba yatıran, yarın ölecekmiş gibi vaktinin bir dakikasını dahi kitaptan ayrı yaşamaktan hicap eden, kitapları su gibi içen, hava gibi soluyan, kitaplara su, hava ve ekmekten daha fazla ihtiyaç duyan, nikahlı eşi gibi yanında hiç ayırmayan, bu uğurda otuz sekiz yaşında gözlerini tamamen kaybeden âmâ üstadım Cemil Meriç’in tefekkür mücadelesinin neresinden geçer, zihinleri “görsel teknoloji”yle çürümüş şimdiki zaman insanları.

On bir yaşında başlayıp bir ömür boyu devam eden okuma aşkından dolayı gönlünden beyninin bütün kıvrımlarına kadar kitapla meczolmuş hayatını kaç kişi biliyor? Gözleri görmez olunca her gün saat saat başkasına okuttuğu kitapları, gören gözlerle okuyan birinden daha kavî bir aşkla dinlemiş ve yazdırdığı notlarını kitaplaştırmış bir kahramandı o.
Okumaya devam et

Share Button

FİKİRTEKNESİ KÜLLİYATINDAN 36 ADET KİTAP DAHA BASILDI

FİKİRTEKNESİ KÜLLİYATINDAN 36 ADET KİTAP DAHA BASILDI

Fikirteknesi külliyatının baskısı devam ediyor. İlk parti 33 adet basılmıştı, ondan sonra 10 adetlik bir parti basıldı, sonra 26 adetlik bir parti daha basıldı. Külliyattan basılan toplam kitap sayısı şu an itibariyle 69 adede ulaştı.
12.12.2014 Cuma günü K.Maraş belediyesinin himayesinde gerçekleştirilen KİTAP FUARI açılıyor. Bu fuar vesilesiyle (biraz da yorulduğumuz için) baskıya ara verdik. On gün sürecek fuardan sonra tekrar baskıya başlayacağız inşallah.
Şu an planlanmış ve hazırlanmış baskı adedimiz (basılanlarla birlikte) yüz adet civarında. Yayınevi kurulup baskıya başladığımızda, ilk safhada 66 adet kitap basacağımızı ilan etmiştik. Elhamdülillah, gelişmeler bizim tasavvurumuzdan daha iyi oldu. Aralık ayının sonu veya Ocak ayının ortalarına kadar büyük ihtimalle yüzden fazla kitap bazmış olacağız.
*Yayınlanan kitapların toplam listesi;
1-İslam Medeniyet Tasavvuru-1-Terkip ve Tefekkür
2-İslam Medeniyet Tasavvuru-2-İnşa Muhafaza Tecdit
3-İslam Medeniyet Tasavvuru-3-Şehir ve Medeniyet
4-Medeniyetin Göç Vakti
5-Anlayış ve Tefekkür
Okumaya devam et

Share Button

FETHULLAH GÜLEN’İN TİPOLOJİSİ MAALESEF ÇOK YAYGIN

FETHULLAH GÜLEN TİPOLOJİSİ MAALESEF ÇOK YAYGIN

Fethullah Gülen tipolojisi nedir? Sitemizde birçok yazarımız Fethullah Gülen’in kişilik (şahsiyet değil) tipolojisine dair dolaylı birçok yazı yazdı. Dolaylı yazılan yazılardaki muhtevadan, farklı bir başlığın kompozisyonunu çıkarmak biraz zor bir iştir, bu sebeple doğrudan meseleye temas etmekte fayda var. Fethullah Gülen’in kişilik tipolojisi çıkarıldığında görülecektir ki, Müslümanların lider olarak bağlandıkları insanların kahir ekseriyeti aynı tipolojiye sahiptir. Böylece meselenin ne kadar yaygın bir problem olduğu da görülebilir.

Fethullah Gülen’in, örgüt içinde inşa ettiği mistik kişilik tipolojisi, ölçüleri ve emirleri “kitap”tan değil, bizzat kitabın kaynağından aldığını söyleyecek kadar haddini aşan, kendini mevcut insanların hepsinin üstüne koyduğu gibi tarihteki insanların da üzerinde bir makama oturtan, aslında ise klinik vaka bir psikopattır. Zaten herhangi bir “ölçü” tanımıyor ve sadece “emir”leri kitabın kaynağından aldığını söylüyor. Emirleri kitabın kaynağından aldığına örgütünü inandırdığı için, kitapta bulunmayan ölçüler koyabilen veya kitaptaki ölçüleri kendi indi görüşlerine göre tahrif ve tağyir eden bir “mit” haline gelmiştir. Şehadet kelimesini kaldıran, böylece Müslüman olmanın gerekmediğini söyleyebilen, yerine ise sadece tevhid kelimesini ikame eden Fethullah Gülen, bu işi yapabilmek için ihtiyaç duyduğu yetkiyi, kitaptan alamayacağı için kitabın kaynağından aldığını çevresine söylüyor. Öyle ya, kitabı tağyir etmek için kitabın kaynağından yani Allah’tan emir almak, O’nunla konuşmak gibi bir “makam” gerekiyor.
Okumaya devam et

Share Button

“Kitaplar, İnsanlardan Daha Sahici Cevaplar Verirler”

“Kitaplar, İnsanlardan Daha Sahici Cevaplar Verirler”

(Kütüphâne Haftası dolayısıyla, ömründe kitaba dokunmamış, kitabı sevmemiş ve kitaba bigâne olanlara sitemnâmedir nâçiz yazımız)

Hz. Ebubekir r.a. ile başlar kitabın itibarı. “Kitaplar, akıllı insanların bahçeleridir” buyuruyor.

Okumayan düşünemez. Kitapların yakıldığı Vandal bir devlet ve toplum yapısının hâkim olduğu bir sistemde insanlar da yakılabilir. Söyleyen bir ecnebi de olsa şu söz hakikatlidir: “Bir bahçen ve bir kitabın varsa hiçbir eksiğin yok.”
Doğu ve Batı toplumlarında yerleşik hayata geçildiği ilk yüzyıllarda bile kitap ve hikmet sahibi insanlar itibarlıydılar. Semerkand’ tan Buhara’ya, Bağdat’taki Beytül Hikme’den, Osmanlı-İslâm medeniyetine kadar, okuyan ve kitap yazan zümrelere toplum ve devlet katında gösterilen perestiş çağları aşarak bugüne gelmiştir.
Okumaya devam et

Share Button

Müslümanın Bir Başucu Kitabı:“Hâcegân Sultanları”

Müslümanın Bir Başucu Kitabı:“Hâcegân Sultanları”

Ali Yurtgezen hocanın Semerkand dergisinde “Altın Silsile” başlığı altında seri olarak yayınlanan yazıları “Hâcegân Sultanları” adıyla Semerkand Yayınları tarafından kitaplaştırıldı.
Her Müslümanın başucu kitabı olarak okuması elzem olan bu kitabın sarahat, selaset ihtiva eden akıcı, sarih bir üslûbu vardır. Her cümle kendi başına “hendesî bir disiplin içerisinde” mevzu ile ilgili zengin bilgiler ihtiva etmektedir. Tavsif etmek haddim değil, fakat söylemeden geçemeyeceğim. Kitapta başından sonuna kadar bu kaidelere uymayan gereksiz boş ifade yok. Yazılar ifade bakımından hem “kütük”, hem “nakış” sahibidir.
Kitap, Resûlullah Efendimiz (s.a.v)’le Hz. Ebû Bekir’in (r.a) mübarek şahsiyetlerini anlatarak başlıyor, Abdulkadir-i Geylânî (k.s) ile devam ediyor. Şah-ı Nakşibend Muhammed Bahâeddin Buhârî (k.s) ile Horasan bölgesinde yeşerip Anadolu’da Müslüman devlet ve millet temellerine İslâm’ın değerlerini katan “Hâcegân Sultanları”, Abdülhâlik-i Gucdüvânî (k.s), İmâm-ı Rabbânî (k.s), Mevlânâ Halid-i Bağdâdî (k.s), Seyyid Abdülhâkim el-Hüseynî (k.s) ve Seyyid Muhammed Raşid el-Hüseynî’ye (k.s.) kadar “Altın Silsile”nin içinde yer alan mürşid ve veli şahsiyetlerin dinimize hizmetlerini kalbimize işliyor bu kıymetli kitap. Okumaya devam et

Share Button

SAHAF HASAN EFENDİ

Sahaf Hasan Efendi

Evinden bir saat önce çıkan Refik Hüzünkar, yorulmasına rağmen adımlarını daha da hızlandırdı. Ekim ayının güz kokusu hissedilse de hava açık ve güneşliydi. Gittiği yer Sahaf Hasan Efendi’nin dükkânı olunca kuş gibi uçarak giderdi. Sahaf Hasan Efendi’nin kitapçı dükkânına varmak bir menzile ulaşmak gibiydi onun için. Her hafta birkaç kez gittiği kitap sohbetine olan aşkını bu gün de vuslata erdirecekti. Sahaf Hasan Efendi’nin dükkânında kim bilir neler konuşulacaktı? Bugün hangi kitap tiryakileri gelecekti? Kitap tiryakiliği üstüne gün görmemiş hâtıralar dinleyecekti.
Refik Hüzünkar’ın en çok aklında kalan şey, kendisi gibi kitapsever olan Bilge Kişi’nin sahaflar ve kitaplar üstüne sohbetleriydi. Birçok şeyi ondan öğrenmişti. Sahaf Hasan Efendi’yle onun sayesinde tanışmış, dükkânına o alıştırmıştı. Şimdilerde Kadıköy ve Beyoğlu semtlerinde yeni sahaf dükkânları açılsa da bir türlü ısınamamıştı. Onun bir sevda gibi tutulduğu yer Bayezid Câmii civarında nadirattan bir sahaf olan Hasan Efendi’nin dükkânıydı.
Sahaf Hasan Efendi kendine has geleneği olan, cerbezeli, eski zaman sözlü, hoş meşrep üslubuyla mütevazı İstanbul beyefendisi bir insan. Onda eskilerin deyimiyle çok laf vardı. Nice eski ve yeni kitap kurtlarını tanırdı. Yuvarlak başında hiç saç kalmamış, dolgun, açık tenli ve değirmi yüzüyle hatları hâlâ düzgün güzel bir insandı. Yaşı yetmişi geçmesine rağmen zihni berrak, hafızası sağlam, hâtırası bol ve bilgili bir insandı. Modern eğitimin yanında medrese eğitimi de almıştı. Osmanlıcayı iyi bilirdi. “Gençliğimden bu yana başka işler yapma imkânım olduğu halde, Allah benim hilkatimi kitaplarla meczettiğinden sahaflıktan başka iş yapamıyorum” demişti. Okumaya devam et

Share Button

OKUMUYORSAM YAŞADIĞIMIN BİR MANASI YOK

Okumuyorsam Yaşadığımın Bir Mânası Yok

Okumak: Düşünmektir. Doğru târifiyle fikretmeye başlamak, yani tefekkürün yoluna girmektir. Okumaktan gayem şuurlu yaşamak. Okumuyorsam yaşadığımın bir mânası yok.
Okurken kendi var oluşumun peşindeyim. Okuyarak tutunduğum dünya derûnumda saklı olan ve yaşanan bir hayat olmasını istediğim kendi menkıbemdir aslında. Okumaya başladığım her kitapla var olma isteğimin peşine düşmüş oluyorum.
Bir odada kendimi kitapların sayfalarında kaybettiğimde asıl meşrebimi, yani var olma şuurumu kazanıyor ve şahsiyetimi buluyorum. Kitapların sayfalarında sabırla seyahat ederken gerçek hüviyet ve şahsiyetime rastlıyorum. Kitapların sayfalarına göz emeğimi döktüğümde iç mâna gözüme de sahip oluyor, en önemlisi de hayatın hayhuyundan sıyrılıp fikirli ve edebî bir hayatımın var olabileceğini öğreniyorum.
Anlatacaklarımı komik bulmayın; meselâ olağanüstü hâller ve tabiî âfetlerde belirsizlik içinde geçecek zamanlar ile hâne halkıyla kafamı tutmayan mecburi misafirliklerde okumak için ve hasta bir yakının yanında yatılı refakatçi olmam durumunda masamda ayrılmış kitaplar hazır bekler. Çarşıya ve işe giderken, hatta yolculuklarda n’olur n’olmaz bir yerde mahsur kalır da sıkılırım diye yanımda daima bir-iki kitap bulundururum.
İnsanımız çoğunluğu okuma özürlüdür. Okuyan bilir ki, kitaplar edebî ve fikrî bir haberleşme vasıtası olarak başka dünyalara açılan penceredir. Okuma, ibadetlerden sonra insanın en derûnî, en fikirli bir faaliyetidir. Okumaya devam et

Share Button

AHMET SELİM, MÜTEVAZI KİBİR

AHMET SELİM, MÜTEVAZI KİBİR
Ahmet Selim, 20.01.2013 tarihli, “Niçin olmuyor?” başlıklı yazısında bazı önemli konulara temas etmiş ama sadece temas etmiş. İzah etmiş diyemiyoruz, zaten kendisi de izah etmediğini söylüyor, aslında ise izah edemediğini itiraf ediyor. Yazısının dikkatimizi çeken ve kendimize “mesele” ettiğimiz noktası şu paragrafında ifade edilmiş.
“Yardım etmek istediğime ben şöyle derim: Bu kişilik (mizaç+karakter+kültür) yapısı içinde mahsur ve mahpus kalırsan sıkıntıdan kurtulamazsın. Her terapi yardımının başlangıç noktası bu olmalıdır. Bundan başlanmazsa, o kuram teknikleri falan hiçbir işe yaramaz. Şu söylediğim, bir kitap konusudur. Böyle bir kitap yok. Ben yazıyorum, fakat kitap olarak değil. Gücüm bu kadarına yetiyor. Köşemde yazdıklarımın çoğu kitap parçaları sayılabilir. Hayalimde nice projeler vardı ama olamadı ve telafi yollarıyla yetinmek durumunda kaldım. Ahmet Haşim’in sevdiğim bir sözü var, “her yazar âkil bir vasiye muhtaçtır” diyor; farklı yorumlarla bu sözün genel bir geçerliliği olabilir diye düşünüyorum! Nesnel şartları halletmekte çeşitli zaaflar söz konusu olabiliyor.”
Bu İstanbul’un kalem ahalisinin tuhaf bir psikolojisi var. Söze bakın; “Şu söylediğim, bir kitap konusudur. Böyle bir kitap yok. Ben yazıyorum, fakat kitap olarak değil. Gücüm bu kadarına yetiyor.” Böyle bir kitap var Ahmet Bey… Afedersin böyle bir kitap yok, onlarca kitap var öyle… Oturduğunuz yerden Anadolu nasıl görünüyor bilmem ama Anadolu’da var, biraz sağınıza solunuza bakar mısınız? Okumaya devam et

Share Button

“İNSANLAR KIYICIYDI KİTAPLARA KAÇTIM”

“İnsanlar Kıyıcıydılar Kitaplara Kaçtım”

Her şeyini kitaba yatıran, yarın ölecekmiş gibi vaktinin bir dakikasını dahi kitaptan ayrı yaşamaktan hicap eden, kitapları su gibi içen, hava gibi soluyan, kitaplara su, hava ve ekmekten daha fazla ihtiyaç duyan, nikahlı eşi gibi yanında hiç ayırmayan, bu uğurda otuz sekiz yaşında gözlerini tamamen kaybeden âmâ üstadım Cemil Meriç’in tefekkür mücadelesinin neresinden geçer, zihinleri “görsel teknoloji”yle çürümüş şimdiki zaman insanları.

On bir yaşında başlayıp bir ömür boyu devam eden okuma aşkından dolayı gönlünden beyninin bütün kıvrımlarına kadar kitapla meczolmuş hayatını kaç kişi biliyor? Gözleri görmez olunca her gün saat saat başkasına okuttuğu kitapları, gören gözlerle okuyan birinden daha kavî bir aşkla dinlemiş ve yazdırdığı notlarını kitaplaştırmış bir kahramandı o. Okumaya devam et

Share Button