DİKKAT ÇEKİCİ BİR YAZI; “REYHANLI SALDIRISI, İRAN’IN SAVAŞ İLANI”

Reyhanlı saldırısı ile ilgili dikkat çekici bir yazı, www.polemikmeydani.com sitesinde yayınlandı.

Mustafa Karaşahin tarafından kaleme alındığı görülen yazı, Reyhanlı saldırısının, İran’ın Türkiye’ye savaş ilanı olduğunu söylüyor, bu zamana kadar İran’ın şımarıklıklarına ve düşmanca davranışlarına dayanan Türkiye’nin artık sabrının biteceğini ve uzun sürecek bir İran-Türkiye gizli savaşınn başlayacağını yazıyor.

Yazının devamında İran ile Türkiye’nin sahip oldukları avantajları ve dezavantajlar anlatılıyor ve orta vadede artık İran diye bir devletin olmayacağını söylüyor.

Bizim dikkatimizi çekti, okuyucularımıza haber vermek istedik. Yazı sitesinden okunabilir.

Share Button

“SEN ARTIK İSLAM ALEMİNİN DE LİDERİSİN”

“SEN ARTIK İSLAM ALEMİNİN DE LİDERİSİN”
Akparti kongresi yapıldı, gerçekten alaka çeken, heyecan uyandıran, dikkat isteyen bazı hadiseler yaşandı. Kongredeki manzara insanın sadece aklına değil aynı zamanda duygularına da hitap eden cinstendi, hal böyle olunca, insandaki temel iki mecra olan duygu ve düşünce merkezinde değerlendirmek kabil olur. Birçok kişinin akılla (yani düşünceyle) değerlendireceğini tahmin ettiğimiz için, biz duygu cihetinden değerlendirip “toplamın” oluşmasına katkıda bulunalım.
“Akıllı olalım, akıllı düşünelim” gibi çabalar son dönemlerde fazla revaçta. Tabii ki akıllı olmakta fayda var, bahsini etmeye çalıştığımız mesele bu değil lakin insan akıldan ibaret değil. Fazla dikkat çekmez ama düşüncelerimizi (aklımızı) bile duygu dünyamız etkiliyor, zaman zaman yönetiyor, bazen bloke ediyor. Zaten bir hadise insanın duygu dünyasına hiç hitap etmiyorsa, insan için fazla bir manası yok ki. Kısaca insan, duygu ve düşüncenin toplamından ibaret bir varlıktır ve duygu fazla horlanmamalıdır. Bu gün aklı bir tarafa bırakıp, duygularımızla düşünelim, bakalım neler çıkacak ortaya… Okumaya devam et

Share Button

Dikkat! Türkiye’nin Hinterlandı Hala Ayaklanmadı

DİKKAT! TÜRKİYE’NİN HİNTERLANDI HALA AYAKLANMADI
Arap coğrafyasındaki isyan ateşinin alevleri dalga dalga yayılıyor. Tüm Arap coğrafyasını yakacak gibi görünüyor. Fakat hala Türkiye’nin hinterlandına uğramadı. Hala bu hinterlandın sınırları içinde, ciddi bir ayaklanma alameti de zuhur etmedi.
Nedir Türkiye’nin hinterlandı?
Türkiye’nin Arap coğrafyasındaki hinterlandı, yakın ülkeler, orta uzaklıktaki ülkeler ve uzak ülkeler olarak tespit edelim. Bir de Arap coğrafyasında, Türkiye karşıtı veya rakibi iki ülke var. Bu tasnifi, coğrafi mesafe ölçüsü ile değil, Türkiye ile siyaset, diplomasi ve iktisadi alandaki işbirliği seviyesi ve yoğunluğu ölçüsüyle yapıyoruz. Yakın ülkeler; Suriye, Lübnan, Ürdün… Bu üç ülkeyle ortak vize uygulamasına kadar giden bir münasebet yoğunluğu ve derinliği var. Konumuz yakın ülkeler ve rakip ülkeler.
Yakın ülkeler olan Suriye, Lübnan ve Ürdün de hala ayaklanmalar başlamadı. Suriye’de hiç ses seda yok. Ürdün’den birkaç ses geldi fakat kesildi.
Rakip ülkeler ise, Suudi Arabistan ve Mısır. Bu ikisi, Arap liderliğini arzulayan ülkeler. Türkiye’nin bölgede ve özellikle de halk nezdinde kazandığı itibar ve kudreti istemiyorlar. Zira Arap halklarının Türkiye’ye yönelmesi, bu iki ülkenin Arap liderliği projeksiyonunun altyapısını çökertiyor.
Türkiye hinterlandının müşterek hususiyeti, Türkiye ile yakın temas içinde olması. Dış politikalarını Türkiye ile paralel şekilde yürütüyor olması. Ürdün hariç diğer ikisi, İsrail karşıtı bir dış politika yürütüyor. Ürdün, küçüklüğü, zayıflığı ve araya sıkışmış olmasından dolayı İsrail’e karşı bir dış politika yürütemiyor.
Arap ülkelerindeki yönetimlerin halk nezdindeki meşruiyet kaynağı, öncelikle İsrail ile münasebet türüdür. İsrail’le yakın münasebet kuran ülkelerin yönetimleri, halk nezdinde meşruiyetini kaybetmektedir. Türkiye’nin Arap halkları nezdindeki itibarının büyük bir kısmı da, İsrail karşıtı bir dış politika tatbikatı ile başladı ve büyüdü. Türkiye, İsrail karşıtı dış politikaya başladığından beri Arapların gözündeki itibarı artırmaya başladı ama hadise burada kalmadı. Eski bir aşkın üzerindeki küller üfürüldü ve kor ortaya çıktı. Ve Türkiye Arap halklarının zihni evrenlerinde, yeni bir meşruiyet kaynağı haline geldi. Zannediyorum konu tam olarak bu…
Mısır’ın Arap liderliğine talip olan en uygun ülke olmasına rağmen, İsrail ile yakın münasebetlerinden dolayı bu imkanını çoktan beri kaybetti. Arap coğrafyasındaki liderlik yarışından çekilmişti ama Türkiye’nin rakibi olmaktan vazgeçmemişti. Mübarek diktatörlüğünün meşruiyeti aradığı batı ve İsrail yandaşlığı ile halkın meşruiyet kaynakları arasındaki çelişki, büyük patlamayı en büyük Arap ülkesinde (Mısır’da) gerçekleştirdi.
Bu teze göre, Suudi Arabistan’daki siyasi rejimin de çökmesi gerekiyor. Suudi Arabistan’daki rejim de çökerse anlaşılacak ki, Türkiye artık tartışmasız Arap dünyasının lideridir.
Diğer taraftan Türkiye’nin bölgedeki hinterlandında ayaklanmalar olmazsa, bu durum, bölgedeki siyasi iktidarları Türkiye’nin tayin ettiğini gösterecektir.
Özet olarak, Suudi Arabistan’ı rakip olarak, Suriye, Lübnan ve Ürdün’ü ise hinterland olarak dikkatlice takip etmek lazım. Suudi rejimi yıkılır ama mezkur üç ülkedeki rejim ayakta kalırsa, Türkiye bölgede, parmak işaretiyle hükümetleri kurup yıkacak noktaya gelmiş demektir.
Suudi rejimi yıkılır ama Suriye, Lübnan ve Ürdün’de de isyan ateşi yayılırsa, bu durum Türkiye’nin bölgedeki liderliğine zarar vermez. Bu ülkelerdeki (özellikle de Suriye ve Ürdün’deki) diktatörlüklere halkın tahammülünün kalmadığı anlaşılır. Bu ihtimalde de, Türkiye’nin liderliği açıkça görülür.
Şimdi…
Türkiye’de, devlet ve sivil teşekküller, hızlı şekilde coğrafyayı belli bir çerçeve içine alacak projeler geliştirmelidir. Tek devlet olması gerekmez. Türkiye’deki üniter yapı denilen ucubeden dolayı milletin ufku daraldı. Bu dar ufku parçalayıp, yeni ufuklara doğru açılma zamanı geldi.
Doğru ve tatbik edilebilir projelerin hızla üretilmesi lazım.
HAKİ DEMİR
demirhaki@gmail.com

Share Button