SANATKARANE İNŞA EDİLEN ŞEHİR

SANATKARANE İNŞA EDİLEN ŞEHİR

Şehir, tefekkürün her çeşidinin tecelligahıdır. Tefekkürün her sahadaki tecellisi için mahal oluşturan iskan alanıdır. Şehir, fikir, ilim, sanat, edebiyat, siyaset, iktisat ila ahir her sahadaki tefekkür imal ve izharının tatbik sahasıdır. Fikri cezbeden, imalini tahrik eden, kıymetini takdir eden içtimai bünyenin müesses halidir.
İmal ve inşa, tertip ve tanzim, tecrit ve terkip ameliyelerinin en bariz tezahürü sanattır. Sanat kadar kendini izhar, fark edilmesini icbar eden başka bir tefekkür faaliyeti yoktur. Sanat, müstakil bir tefekkür sahası olduğu gibi, belki de daha fazla, tefekkür faaliyetlerinin tamamının mütemmimidir. Tefekkür çeşitlerinin tamamı, sanatkarane bir üslup ile ifade edilebilir. Fikrin sanatkarane ifade edilmesi ihtiyaridir ama fikrin tatbikatının sanatkarane gerçekleştirilmesi mecburidir. Fikir, sanatkarane bir idrak ve incelikle tatbik edilmediğinde, muhtevasında taşıdığı “maksadı”, neticede gerçekleştiremez. Bu iddia, birçok meseleyi yeni baştan ele almak, yeniden izah etmek zorunda bıraksa da bizi, mesele böyledir. Okumaya devam et

Share Button

ŞEHİR İNSAN HAYAT

ŞEHİR İNSAN HAYAT

İnsan şehirde yaşar. Şehir olamamış yerleşim merkezleri bile şehir mihverine oturmuştur ve şehirden beslenir. Şehir, insanın maddi gıda ihtiyacını karşılamaktan ibaret bir teşkilatlılık hali değil, ruhi-manevi ihtiyaçlarını da karşıladığı bir fikir, ilim, sanat merkezidir.
İnsanlaşabilmek (insanlaşma sürecini ikmal etmek), insani istidatların tamamının meşru çerçevede zuhur etmesine bağlıdır. Bir insan, misalen on adet istidada sahip olsa, bu istidatlarıyla yüz adet münasebet çeşidi kurma imkanına malik olsa ama bunların ancak bir kısmı tezahür etse, insanileşme sürecini tamamlamış olmaz. Zuhur etmeyen istidat, kullanılmayan imkan olarak kalır, bu durumda o insan, kendini tamamlamamış (hatta tanımamış) olur. Okumaya devam et

Share Button

MEDENİ MAHALLE

MEDENİ MAHALLE

Medeniyet Arapça Medine (şehir) kelimesinden türemiş bir kavramdır. Zıddı Bedevi’dir. Lugat itibarı ile şehirli – göçebe gibi tanımlansa da Istılah manası hayli derindir.
Bir yerde bir hareket başlar ama bu hareketin medeniyet boyutlarına ulaşabilmesi için geniş bir taraftar toplaması ve epeyce bir alanda nüfuzunu hissettirmesi gerekir. Eğer istenilen kapsamda bir yayılma gösteremezse ulusal veya yerel kültür olarak kalır.
Medeniyet işe insanı tanımlayarak başlar. O tanımlanan insanın hayat tarsına göre temel ihtiyaçları belirlenir ve buna uygun yaşam alanları oluşur üretim teknikleri gelişir.
Batı medeniyeti Homo Economıcus insan modeli üzerine inşa edildiği için güç egemen, sınıfçı ve sömürgecidir. Üretim teknikleri yaşam alanları şehirleri bu mantık üzerine bina edilir. Okumaya devam et

Share Button

FİKİRSİZ ŞEHİR VE ŞEHİRSİZ FİKİR

FİKİRSİZ ŞEHİR VE ŞEHİRSİZ FİKİR

Şehir ile fikir arasında münasebet kurmakta zorlanan bir toplumda (cemiyet değil) yaşıyoruz. Zaten fikir dendiğinde, “bu adam neden bahsediyor?” diye aval aval bakan bir çoğunluk içinde yaşıyoruz. Fikre uzak olanların şehir için fikre ihtiyaç duymaması bir tarafa, fikre yakın olanların ise şehirsiz fikir ile meşgul olmaları veya şehir fikri üzerine çalışmaması daha vahim ve tahammül edilmez bir durum. Fikir adamlarının şehir fikri olmadığı, şehir fikrine ihtiyaç duymadığı bir ülkede belediye başkanlarının şehir için fikre ihtiyaç duymasını beklemek, ne kadar ütopik bir iyimserlik olur. Okumaya devam et

Share Button

TAKİPMARAS.COM SİTESİNDEN AÇIKLAMA

AÇIKLAMA

Sitemizin temel maksadı; Kahramanmaraş’ta MEDENİYET ŞEHRİ inşasına dönüktür. Bu çerçevede;

1-Sitenin kuruluş süreci devam etmektedir.
2-Ekim ayı sonuna kadar temel metinlerin yüklemesi yapılacaktır.
3-Kasım ayından itibaren hem temel metinlerin yüklemesi devam edecek hem de günlük yazılar başlayacaktır.
4-Kahramanmaraş tüm yönleriyle ele alınacak, MEDENİYET ŞEHRİ inşası için her mesele tetkik ve telif edilecektir.
5-Medeniyet Şehri inşasına dönük her türlü engelin üzerine, en ağır şekilde gidilecek; vali, belediye başkanı, parti yetkilileri, bürokratlar ila ahir tamamı gündeme gelecektir.
6-Medeniyet Şehri inşasına dönük katkıda bulunanlar desteklenecek, engel olanlar istifa edinceye kadar takip ve tenkit edilecektir.
7-Memleket, millet, devlet ve medeniyet lehine çalışmayan, aksine engel olan siyasetçiler; hayatlarında görmedikleri ve hayal bile etmedikleri bir FİKRİ TAARRUZLA karşılaşacaklardır.
DUYURULUR…

Siteyi takip için; www.takipmaras.com

Share Button

SİYASİ TAKİP MERKEZİ NEDEN KURULDU?

“SİYASET TAKİP MERKEZİ” NEDEN KURULDU?
İlim, irfan, hikmet, sanat ve tefekkür adamları siyasetten çok daha mühim ve kıymetli meselelerle meşguldür. Çünkü ilim ve tefekkür, “yüksek kıymetler” listesindedir, başka bir ifadeyle kıymetler piramidinin zirvesini işgal etmektedir.
Bununla birlikte ilim ve tefekkür, her sahanın kaynağıdır, özellikle de tatbikatın kaynağıdır. Siyaset de buna dahildir. Özellikle siyaset dahildir, zira siyaset hayatın her sahasını doğrudan etkileyen hacimdedir. Kaldı ki “kuvvet” unsurunu elinde ve inhisarında tutmaktadır.
*
Fikir ve ilim adamları, keşif ve imal ettikleri kıymet ve hikmetleri, hayattan ve tatbikattan uzak tutmamalıdır. Hayata tesiri olmayan, tatbikat altyapısı hazırlanmamış, teşkilat ve müessese numuneleri teklif edilmemiş fikir ve ilim, entelektüel gevezelik haline gelir. Müslüman fikir ve ilim adamları; fikir, ilim ve sanatı, batılı entelektüeller gibi nefislerinin tatmin malzemesi haline getiremez. İslam, fikir ile fiilin, nazariyat ile tatbikatın harmanlandığı bir hayat ister.
Siyaset, hem hayatın her sahasını etkileyen genişliği hem de fikri gerçekleştirmek için ihtiyaç duyulan “kuvvet” unsurunu kendi uhdesinde tuttuğu için; fikir ile fiilin, nazariyat ile tatbikatın harmanlanması gereken mühim sahalardan birisidir.
* Okumaya devam et

Share Button

İSLAM ŞEHRİ-7-MÜESSESE NİZAMIDIR

İSLAM ŞEHRİ-7-MÜESSESE NİZAMIDIR
Asr-ı Saadetteki “Medine”, nüfus sayısı ve yerleşim büyüklüğü cihetlerinden tek merkezden (Mescid-i Nebevi’den) idare edilebilir haldeydi. Sahabe kadrosu, tüm namazlarını camide kıldıkları için, tek bir ferdin (sahabenin) bile bir meselesi olup olmadığı, iki namaz vakti kadar gizli kalabilirdi, namaz için bir araya gelindiğinde meseleler görüşüldüğü gibi, namaza gelmeyen sahabenin zaten bir meselesinin olduğu anlaşılırdı. Asr-ı Saadet Medine’sindeki teşkilatlılık halinin kesafeti, ayrıca müesseseye ihtiyaç duyulmayacak seviyedeydi. Ne var ki günümüzün Medineleri, nüfus sayısı ve yerleşim büyüklüğü bakımından, Asr-ı Saadetteki “teşkilatlılık kesafetine” ulaşma imkanına sahip değil. Öyleyse yeni bir durumla karşı karşıyayız.
Şehirleri mahalle ve mıntıka olarak teşkilatlamak ve teşkilatlılık halinin kesafetini artırmak tabii ki mümkün. Fakat bu imkan bile Asr-ı Saadet Medine’sinin teşkilatlılık halinin kesafetine ulaşmayı mümkün kılmaz. Kaldı ki Asr-ı Saadetin cemiyet kadrosunu teşkil eden sahabe heyetinin iman ve hassasiyet derecesi o kadar yüksektir ki, aynı teşkilatlılık haline ulaşmak imkan dahilinde değildir. Bu ve benzeri başka sebeplerle müesseseye olan ihtiyacımız açık ve yüksektir.
* Okumaya devam et

Share Button

ŞEHİR VE MEDENİYET-11-ŞEHİR VE BELEDİYECİLİK

ŞEHİR VE MEDENİYET -11-ŞEHİR VE BELEDİYECİLİK
Şehir fikri, şehir anlayışı, medeniyet tasavvuru, bunların faili olan ferd ve cemiyet kavrayışı olmadığı, oluşamadığı için Türkiye’de belediyecilik, insandan bağımsız, hayata yabancı, ferd ile cemiyeti harmanlamaya uzak bir şekil aldı. Belediye başkanları, sadece imar uygulamaları yapıyor, kaldırım döşüyor, asfalt döküyor. “İmar” mefhumunun ihtiva ettiği manayı anlamamış halde, sadece toprakla uğraşıyor, toprağa şekil vermeye çalışıyor. Toprağa şekil verme işini bile, üzerinde tüm unsurlarıyla bir hayatın akacağı, tüm meseleleriyle bir insan kütlesinin yaşayacağı anlayışıyla yapmıyor.
İmar uygulamasını, imar mefhumunun ihtiva ettiği “tanzim-nizam verme” manasından uzak şekilde, nizamın sadece cadde ve sokakların geometrik şekillerinden ibaret zanneden kafayla yapıyor. Şehir inşa etmenin, hayatı tanzim etmek olduğunu bilmiyor, şehri, insan ve hayattan bağımsız şekilde inşa ediyor. Ne var ki inşa ettiği şehir, öyle ya da böyle hayatı tanzim ediyor, hayatı tanzim fikri olmadığı için de, insanı, inşa ettiği şehre (mesela diktiği elbiseye) uydurmaya, ona uygun bir hayat yaşamaya zorluyor.
Belediye ile ilgili mevzuat, şehirle ilgili, insanla ilgili değil. Mevzuatı yapanların dar ufukları, tatbikatçıların “insan fikrine” sahip olmasına mani oluyor. Zaten fikir ve ilmin kıymetinin olmadığı bir vasatta, mevzuata rağmen insan, şehir, medeniyet mevzularında fikir ve tasavvur sahibi insanların olması, istisna kabilinden mümkün… Siyaset müessesesinin ülkedeki şekillenişine bakılınca, fikir sahibi insanların “idareci” olması imkansız. Hal böyle olunca ortaya çıkan netice, taş ve toprakla uğraşan belediye başkan profillerinden ibaret… Okumaya devam et

Share Button

ŞEHİR VE MEDENİYET-10-ŞARTLAR MÜSAİT, ZAMANI GELDİ

ŞEHİR VE MEDENİYET-10-ŞARTLAR MÜSAİT, ZAMANI GELDİ
Medeniyet şehri inşa etmek, sıfırdan yapmak gerekeceği için çok zor… Mevcut şehirlerin üzerine “medeniyet şehri” inşa etmek neredeyse imkansız. Mümkün olsa bile çok uzun bir zaman ister, belki elli yıl, belki yüzyıl… Oysa bu kadar vaktimiz yok, buna tahammülümüz de yok.
Anadolu göz önüne alındığında, yeni şehirler inşa etmek zor olduğu kadar makul de değil. Anadolu, iskan edilmiş durumda, coğrafyanın büyüklüğü, mevcut nüfus için fazla değil, bazı ülkeler gibi uçsuz bucaksız boş bölgeler yok. Kaldı ki yeni şehir inşası, sadece iktisadi maliyeti bakımından da makul fikir sayılmaz.
Fakat önümüzde bir fırsat var; berbat isimlendirmesine takılmazsak eğer o fırsat, “kentsel dönüşüm” meselesi…
“Kentsel dönüşüm” projelerinin gündeme alındığı bu gün, üzerinde çalışmamız gereken birinci mevzuu, şehir fikri ve inşasıdır. Kentsel dönüşüm, sık sık yapılabilecek, her istediğimizde yapabileceğimiz bir iş değil. Türkiye, yeni yeni sahip olduğu iktisadi imkanlarla kentsel dönüşümü başlatabilecek noktaya geldi, ilk defa siyasi güç bakımından bu işe cesaret edilebilecek safhaya geldi. Doksan yıllık Cumhuriyet tarihinde kurulan şehirler tam bir pespayelik misalidir, bunları yıkıp yeniden kurmanın eşiğine geldik. Bu eşikte meseleye “şehir fikri” zaviyesinden bakabilmeli, şehir inşa edebilecek bir kadro arayışına başlamalıyız. Bu fırsatı kaçırırsak, asgari elli yıl (normalde yüz yıl) bu fırsatı tekrar bulamayız. Okumaya devam et

Share Button