MEDENİYET TASAVVURU VE BİLGİ TELAKKİSİ

MEDENİYET TASAVVURU VE BİLGİ TELAKKİSİ

(Terkip ve İnşa dergisi 4. sayı)

İslami dünya görüşümüz ve medeniyet tasavvurumuzu, zaman ve mekanın birbiriyle temasından ortaya çıkan varlığı, varlığın birbiriyle münasebet örgüsünde zuhur eden hayatı, kurucu kaynak olan Kelam-ı Kerim ve Sünnet-i Seniyye ile idrak, inşa ve terkip etmeye talibiz. Dünya görüşümüzün omurgasını oluşturan varlık, bilgi ve kıymet sütunlarını, Vahy-i İlahinin beyanı ve Sünnet-i Seniyye’nin tatbikatı ile kayıt altına alırız. Bu hususiyetimiz, aynı zamanda bizi diğer dünya görüşlerinden ayıran ana unsurlardır. Bu çerçevede İslam bilgi telakkisini; “Mutlak İlmi” merkeze alıp, onun maharetiyle “Nisbi İlimleri” inşa etmek şeklinde anlarız. Okumaya devam et

Share Button

MEDENİYET TASAVVURUMUZ VE ÜÇ ESAS

MEDENİYET TASAVVURUMUZ VE ÜÇ ESAS

(Terkip ve İnşa dergisi 2. sayı)

Medeniyet tasavvurunda merkeze alınacak temel sütun, varlık tasavvurudur. İnsanlık, tarih boyunca tüm tefekkür mecralarında varlık ile ilgili farklı tasnif ve tavsifler yapmış, her varlık tasavvuru bir medeniyetin temeli-kaynağı haline gelmiştir. Medeniyetleri birbirinden ayıran temel unsur varlığa yükledikleri anlamla ilişkilidir. İnsanoğlu gerçekleştirdiği tüm faaliyetlerini bu temel üzerine inşa eder. Allah-insan-kainat arasındaki münasebet ağının sahih şekilde anlaşılması da “mutlak varlık” ve “mümkün varlık” tariflerini tevhid merkezli yapmaktan geçer. Zaten varlık tasavvuru tevhid bahsinin mütemmimidir. Okumaya devam et

Share Button

MEDENİYET TASAVVURU İÇİN “MEDENİYET AKADEMİSİ”

MEDENİYET TASAVVURU İÇİN “MEDENİYET AKADEMİSİ”

(Terkip ve İnşa dergisi 2. sayı)

İslam medeniyet tasavvuru, ilimlerin tasnifi, terkip ilimlerinin kurulması, inşa faaliyetinin başlatılması gibi her biri devasa birer külliyat (belki her biri için binlerce eser telif edilmesini) iktiza eden meselelerin halli için muhakkak ki bir tefekkür karargahına ihtiyaç var.
Müslüman fikir ve ilim adamlarının birlikte çalışma ahlakını kuşanamadığı, bu sebeple birbirinden bağımsız şekilde fikir ve ilim üretmeye çalıştığı, ortaya çıkan tezatların ise “farklı fikir” muamelesine tabi tutulduğu ve telif edilmesi için hiçbir çaba gösterilmediği bir dağınıklık yaşıyoruz. Tezat ile fikir farklılığının başka meseleler olduğu, tezat mahiyeti taşıyan mevzuların telif edilmesi gerektiği, farklı fikirlerin ise ana yapıyı zedelemeden muhafaza edilmesi lüzumu anlaşılmış değil. Okumaya devam et

Share Button

MEDENİYET TASAVVURUNDA “İLİMLERİN TASNİFİ”

MEDENİYET TASAVVURUNDA “İLİMLERİN TASNİFİ”

(Terkip ve İnşa dergisi 2. sayı)

İlimlerin tasnifi meselesi bilgi telakkisinin temelidir ve bilgi ile alakalı her meselenin başıdır. İlimlerin tasnifini yapmamış bir bakış ve anlayış, bilgi ile ilgili herhangi bir meseleye dair hiçbir şey söyleyemez. Bilgi, ilim, irfan ve tefekkür mevzularında sözün başı ve çerçevesi ilimlerin tasnifidir. İlimlerin tasnifini yapamadığımız, daha doğrusu böyle bir meselenin varlığından haberdar olmadığımız için, bilgi ile alakalı söylediklerimizin tamamı, batı menşelidir ve batının epistemolojik dünyasına aittir.
Batıya karşı bağımsızlaşmanın esası bilgi telakkisidir, bilgi telakkisinin en önemli haritası ise ilimlerin tasnifidir. Kendi kaynaklarımızdan hareketle ilimlerin tasnifini yapmak zorundayız muhakkak ama bugün için aynı zamanda batıya karşı bağımsızlaşmak gibi bir problemimiz de mevcut. Batının en derin etkisi ve işgali “bilgi” ve “bilim” başlığı altındadır ve çok sinsi şekilde ve özellikle de “bilimsellik” kisvesiyle ruhumuza kadar sirayet eden bir hegemonyadır.
Okumaya devam et

Share Button

MEDENİYET TASAVVURUNDA “MÜKTESEBATIN TEDVİNİ”

MEDENİYET TASAVVURUNDA “MÜKTESEBATIN TEDVİNİ”

(Terkip ve İnşa dergisi 2. sayı)

Batı, birkaç asırdan beri bilgi üzerinde hakimiyet kurdu. Kendi bilgi telakkisini dünyaya kabul ettirdi. Bilgi üzerinde öyle bir tasarruf sahibi oldu ki, tüm dünya onun hazırladığı tedvin ve tertibi (ISBN, ISSN ve sair) kullanmaya başladı.
Batı, bir taraftan dünyanın ilim ve tefekkür üretimini kendi tedvin ve tertibi içine alarak, ilim ve fikir üretiminin çerçevesini ve ölçülerini oluşturdu diğer taraftan “bilim telakkisi” ile neyin bilim olduğunu, neyin bilim olmadığını tespit etme mevkiine oturdu. Kısacası, bilgi telakkisi batının, bilim telakkisi ve tasnifi batının, bütün bunların tedvin ve tertibi de batının olunca, nasıl tefekkür faaliyetinde bulunacağımız, ilimle nasıl iştigal edeceğimiz ve tüm bunları da nasıl tasnif, tertip ve tedvin edeceğimiz bahsi batının tasarrufuna girdi. Dünyadaki tüm bilim ve düşünce adamları, farkında olmadan batının gönüllü ajanları haline geldi. Böylece oryantalizm batıda müstakil bir faaliyet alanı olmaktan çıktı, dünyadaki her üniversite oryantalizmi kendi coğrafyasında üretmeye başladı, hem de maaşını kendi ülkesinin bütçesinden alarak… Okumaya devam et

Share Button

MEDENİYET TASAVVURU İÇİN “ISTILAH HARİTASI”

MEDENİYET TASAVVURU İÇİN “ISTILAH HARİTASI”

(Terkip ve İnşa dergisi 2. sayı)

Mevzu ve ıstılah haritası, kadim müktesebatımızın temel meselelerindendir. Istılah haritamız, İslam’ın Arap lisan havzasından başlamak üzere, Farsça ve Türkçe lisan havzalarında inşa edilen mefhumlarımızla teşkil ve terkip edilmiş “hususi dil”dir. Istılah haritası, İslam’ın “ana dili” (lisan değil) mahiyetindedir.
Kur’an-ı Kerim ve Sünnet-i Seniyye’nin dili Arapça değil, lisanı Arapçadır. İslam, ilk “Ayet-i Kerime”den ve ilk “Hadis-i Şerif”ten başlamak üzere, Arapça lisan havzasında yeni bir “dil” inşa etmeye başlamıştır. Fikirteknesi külliyatının muhtelif eserlerinde zikredilen bu hadise, çok ciddi şekilde tetkik edilmelidir. Okumaya devam et

Share Button

MEDENİYET TASAVVURUNDA ÜÇ MECRA

MEDENİYET TASAVVURUNDA ÜÇ MECRA

(Terkip ve İnşa dergisi 2. sayı)

Batıda bilgi ile meşgul olan iki mecra var, felsefe ve bilim… İslam, bilgi ile meşgul olan üç mecra açmıştır; tefekkür, ilim, tasavvuf…
İslam, silsileyi “mutlak ilim” olan Kur’an-ı Kerim ve Sünnet-i Seniyye’den başlatmış, mutlak ilimden tefekkür doğmuş, tefekkürden “nispi ilimler” zuhur etmiştir. Tefekkür, mutlak ilim ile nispi ilimler arasındaki köprüyü kurmuş, mutlak ilimden aldıklarıyla nispi ilimleri inşa etmiştir. Ne var ki bir müddet sonra nispi ilimler tefekkürden uzaklaşmış, kendini doğuran ana rahmine isyan etmiş veya ona kafi derecede kıymet vermez olmuş, doğrudan babasına (mutlak ilme) yönelmiştir. Mezheplerin inşası döneminde yaşanan büyük tefekkür patlaması marifetiyle nispi ilimler (tefsir, fıkıh ila ahir) kurulmasına rağmen, daha sonra tefekkür aradan çekilmiş veya itilmiştir. Tefekkür ilmin merkezi unsurudur, ana rahmidir, tefekkür olmadığında ilim kaidelere bağlı kalır ve donar. İdrak yoksa ilim yoktur, geriye sadece bilgi kalır ki insana da ezberlemek ve tekrarlamak düşer. Öyleyse mütefekkir yoksa alim yoktur, ya her ikisi bir şahsiyette terkip olacaktır veya ayrı şahsiyetler halinde yetiştiğinde birlikte çalışacaklardır. Okumaya devam et

Share Button

MEDENİYET TASAVVURU VEYA BÜYÜK TERKİP

MEDENİYET TASAVVURU VEYA BÜYÜK TERKİP

(Terkip ve İnşa dergisi 2. sayı)

Kainat, varlığın sayı ve çeşit cümbüşüdür. Sayısız miktar ve çeşitten meydana gelen kainat, her safhada, derecede, seviyede ya “bir” halindedir, ya da “bir” menziline doğru hareket etmektedir. Bir elmadır veya çok elma bir elma ağacıdır. “Bir” gezegendir veya çok gezegenlerin oluşturduğu “bir” yıldız (güneş) sistemidir. Bir yıldızdır veya çok sayıda yıldızın oluşturduğu “bir” galaksidir. Bazen tertiben “bir”dir, çok sayıdaki varlık tertip edilmiş ve “bir” varlık çeşidini oluşturmuştur. Bazen terkiben “bir”dir, proton, nötron, elektrondan mürekkep “bir” atomdur. Bazen tanzimen “bir”dir, çok sayıda insan bir araya gelmiş, “bir” cemaat veya “bir” cemiyet veya “bir” devlet olmuştur. Varlık, “bir”den başlar, “bir”e doğru akar. Kainat, “bir” ile başlayıp, “bir”e doğru akışın hareket ve manevralarından ibaret varlık ve vakıalar cümbüşüdür. Okumaya devam et

Share Button

MEDENİYET HAMLESİ İÇİN TEMEL KAVRAYIŞ

MEDENİYET HAMLESİ İÇİN TEMEL KAVRAYIŞ

(Terkip ve İnşa dergisi 1. sayı)

Medeniyet, bir dünya görüşünün nazari çerçevedeki üretimleri ile ameli sahadaki yapıp ettiklerinin toplamına verilen isimdir. İslam ve İslami dünya görüşü; insan, hayat ve varlık ile ilgili her konuyu kendi merkezinde ve kendi esaslarıyla izah eder. En küçük bir konuda bile kendi dışından ithal fikir ve ölçü talebi yoktur ve bütün sızmalara karşı da teyakkuz halindedir, bu nedenle eklektizm İslami dünya görüşünün zehiridir. Öyleyse Müslümanların dünyada yeni bir medeniyet hamlesi başlatması, her meseleyi kendi merkezlerinde izah ve inşa etmektir ki, bu teşebbüsün neticesi yeni bir dünya kurmaktır.
*
Batının en büyük hakimiyet manivelası, epistemolojik evrenini, “bilimsellik” kılıfıyla tüm dünyaya pazarlaması ve dünyanın da bunu, batıdan bağımsız olarak “doğru” bilgi ve bilim kavrayışı olarak kabul etmesidir. Batının epistemolojik evreninin kabulü, dünyanın en derin anlamda işgale uğramasıdır ve ilginç olan nokta ise bunun bir işgal olduğunu bilmemesi, anlayamamasıdır. Bilmediğimiz işgale karşı mücadele etme imkanımız olmadığı için, batıya karşı cephede savaşırken, cephe gerisinde ona lojistik destek veriyoruz. Dünyadaki tüm üniversiteler, batı ile batının bilgi ve bilim evrenine uygun şekilde “bilimsellik” yarışına girmiş durumda. Hangi ülkenin ve hangi üniversitenin ne kadar bilimsel üretim yaptığını da yine batı üniversiteleri ölçüyor ve payeler dağıtıyor. Tam manasıyla küresel bir komedya… Okumaya devam et

Share Button

TERKİP VE İNŞA DERGİSİ HAZIRLIKLARI

TERKİP VE İNŞA DERGİSİ HAZIRLIKLARI
Yaklaşık dört aydır kitap baskısıyla meşgulüz. Fikirteknesi külliyatından 85 adet kitabı bastık ve piyasaya sunduk. Şimdilik kitap baskısına ara verdik ve dergi çalışmalarına yoğunlaştık.
Dergimizin ismi inşallah “TERKİP VE İNŞA” olacak.
Dergi, aktüaliteye girmeyecek, İslam medeniyet tasavvuru ve inşası merkezinde yoğunlaşacak. Bu merkezde müşterek fikir üretimini gerçekleştirmek için çağrımız var.
Derginin on yıllık (120 sayılık) “mevzu haritası” hazırlandı. İlk bir yıllık (12 sayılık) mevzu haritası ise yazarlara, yazması düşünülenlere dağıtıldı. Tespit edemediklerimiz, keşfedemediklerimiz, özellikle de Fikirteknesi takipçileri için aşağıda yayınlıyoruz. Fikirteknesi takipçilerinden yazanların mutlaka bize ulaşmasını istiyoruz.

DERGİ TANITIM VE YAZI TALEP METNİ
İslam medeniyet tasavvuru ve inşası çerçevesinde, keşif ve telif çalışmalarınıza, “Terkip ve İnşa” isimli dergide yayınlamak üzere talibiz. Okumaya devam et

Share Button

AMASYA MİSALİNDE ŞEHİR, MEDENİYET, TARİH, TURİZM…

AMASYA MİSALİNDE ŞEHİR, MEDENİYET, TARİH, TURİZM…

Bir haftalık seyahat programımızın ilk menzili olan Amasya’ydı. 21.06.2014 Cumartesi ikindi vakti geldiğimiz şehirden Pazar öğle vakti ayrıldık. Bu süre içinde, şehir, tarih, medeniyet tasavvuru, turizm meselelerinin nasıl iç içe girdiğini, sonuncusunun (turizmin) öncekileri nasıl katlettiğini, iğfal ettiğini, hatta imha ettiğini gördüm.

Amasya’nın merkezi, tarihi film platosu gibi, tarihi eserler ve tarihi eserlerin hususiyetlerine uygun yeni binalarla dolu. Bir vadide kurulmuş olan Amasya, ortasından geçen Yeşilırmak çevresinde mevzilenmiş durumda. Tokat yönünden girişte müzepark haline getirilmiş olan “aşıklar parkı”, Ferhat ile Şirin için tanzim edilmiş. Ferhat’ın dağları delerek (yani kanal açarak) şehre su getirdiği suyolunun harabeleri de parkın sırtını verdiği tepenin eteklerinde görülüyor. Oradan şehir merkezine girildiğinde karşınıza tarihi dekor çıkıyor. Şehir merkezinin bulunduğu vadinin bir tarafındaki kayalıklarda “kral mezarları” var, eski uygarlıklardan kalma harabeler, tepenin doksan derece dik sathındaki kayaların içeriye doğru kazılarak kral mezarı yapılmış halinden ibaret.
Okumaya devam et

Share Button

CEMAAT GÜNLÜKLERİ-(23.02.2014)-İKİNCİ KURTULUŞ SAVAŞI

CEMAAT GÜNLÜKLERİ-(23.02.2014)-İKİNCİ KURTULUŞ SAVAŞI

Başbakan bir müddettir ikinci kurtuluş savaşının (milli mücadelesinin) başladığını söylüyor. En son dün (22.02.2014) Sivas’taki mitinginde ikinci milli mücadelenin başladığını söyledi.

Önce konu ile ilgili bir tespit yapalım;

Yazarlarımızdan İbrahim Sancak, 23.12.2013 tarihinde sitemizde yayınlanan, “Erdoğan ikinci kurtuluş savaşı lideridir” başlıklı yazısıyla gündeme getirdiği, ondan sonra da Erdoğan’ın konuşmalarında bahsini etmeye başladığı bu mesele çok önemlidir. İbrahim bey, o yazısında ikinci kurtuluş savaşının başladığını, liderliğinin de Erdoğan tarafından temsil ve icra edildiğini söylerken, tarihi bir teşhis yapmış, tarihi sürecin adını doğru koymuştur. O yazıdan sonra Erdoğan başta olmak üzere birçok kalem tarafından kullanılmış ve gündeme yerleşmiştir.

Bir tespit daha…
Okumaya devam et

Share Button

ŞEHİR VE MEDENİYET-4-MEDENİYET TASAVVURU VE ŞEHİR

ŞEHİR VE MEDENİYET -4-MEDENİYET TASAVVURU VE ŞEHİR
Mekanı çıplak (tabii) halde kullanmak hayvanlara mahsustur. Mekanın imar edilmesi gerekir, imar edilmemiş mekan üzerinde mülkiyet kurulamaz. İktisadi manadaki mülkiyetten bahsetmiyoruz ama o bile imar edilmeden kurulamaz. Şehir, mekanın, fikir tarafından imar edilmiş halidir, belli bir fikir tarafından inşa edilen şehir, o fikrin mülkiyetindedir. Bu sebepledir ki her kültür ve medeniyet kendi şehrini inşa etmiştir, bu sebepledir ki mekan üzerinde bir de medeniyet mülkiyeti mevcuttur.
Şehir, medeniyet mülkiyetinin mührüdür. Tarlayı sürmek bile kültür ve medeniyet ile alakalıdır ama şehir, medeniyetin inşa edilmiş halidir. Şehir kurmayan bir kültür olabilir ama şehir kurmamış bir medeniyet olmaz. Kültür her hayat tarzında ve şeklinde oluşur ve varlığını devam ettirir lakin medeniyet, mekanlaşmış bir hayat tarzıdır, mekan üzerinde mülkiyet hakkı edinmiş bir hayattır.
Şehir, tabii olan ile suni olanın (inşa edilenin) harikulade ahengidir. Medeniyet, tabii hal içinde bulunmaz, o, inşa edilmelidir, insan yapımıdır ve sunidir. İnsan, tabii olarak meydana gelmiş, suni olarak varoluşunu gerçekleştirmiş varlığın adıdır. Hayvanda hiçbir sunilik yoktur, o, inşa edemez, tabii haliyle yaşar. İnsan, inşa edebildiği kadar insani varoluşuna katkıda bulunur. Okumaya devam et

Share Button

BÜYÜK VE DERİN HAMLE-2-MEDENİYET ŞURASI

BÜYÜK VE DERİN HAMLE-2-MEDENİYET ŞURASI
Türkiye’nin maddi gücü dünyayı etkilemeye, İslam alemini de kurtarmaya kafi değil. İktisadi, askeri, siyasi güç birikimi buna müsait değil ama dünyada şu anda büyük bir fikir hareketini başlatacak tek ülke mevkiinde. Fikrin kıymetini ve kuvvetini bilenler için, böyle bir imkan ve fırsat, nükleer güçten daha büyük bir değerdir. Bu istikamete yönelmek, bu fırsatı kuvvet ve imkan haline getirmek, dünyaya “fikir tohumları” serpmek lazım.
Dünyaya serpilecek “fikir tohumları”, her ne kadar yeşermek için zaman istese, hemen neticelerini ve verimlerini göstermese de, nihayetinde nükleer füzelerden daha tesirlidir. Yirminci asırdaki dev çöküş, dünyayı, ağır bir fikir ve felsefe krizine soktu. Bugün yaşanan kaosun birinci sebebi, dünyada hiçbir fikir hareketinin olmaması, her şeyin günlük itiş kakış içinde yaşanmasıdır. İnsanlar ve halklardaki derin açmaz, görünürdeki iktisadi buhran değil, içine düştükleri krizin izahsızlığı ve yeni bir çıkış yolu (kurtuluş fikri) olmamasıdır. Daha önce de krizler yaşanmıştı, o krizler sistem içi kriz olduğu için, sistemin (kapitalizmin) esasları ve müesseseleriyle çözülmüştü. Bugünkü kriz, sistem krizi, bu sebeple de hem teşhis konulamıyor hem de tedavi geliştirilemiyor. Dört beş yıldır devam eden iktisadi buhran bir türlü çözülemiyor aksine her gün derinleşiyor, artık krizin “sistem krizi” olduğu anlaşıldı. Sistem krizi olduğu anlaşıldığından itibaren tüm ümitler tükendi, dünya zihni ve fikri anlamda müthiş bir boşluğa yuvarlandı. İktisatçıların söyleyeceği bir şey kalmadı, artık dünya yeni bir “fikir hareketi” bekliyor. Bu boşluğu erken gören, felsefi krizi erken teşhis eden ve ciddi bir teklifle ortaya çıkanlar, “geleceğin sahibi” olacaktır. Okumaya devam et

Share Button

İSLAM MEDENİYET AKADEMİSİ-2-İLİMLERİN TASNİFİNİN ÇERÇEVESİ

İSLAM MEDENİYET AKADEMİSİ-2-İLİMLERİN TASNİFİNİN ÇERÇEVESİ
Ülkenin üniversitelerinde hala batının bilim anlayışı ve onun tasnifi kullanılıyor. Bu o kadar Batının bilim (pozitif bilim) anlayışını esas alan ilahiyat profesörleri, o bilim anlayışına uymadığı için mucizeyi reddetmeye başladılar. Batının bilim anlayışını temel mikyas alınca, Kur’an-ı Kerim ve Sünnet-i Seniyyenin hangi manaları ihtiva ettiğini değil, o mikyasa uygun olan anlamların neler olduğunu araştırmak esas haline geliyor.
İslam irfan müktesebatındaki ilimlerin neler olduğunu, hangi tasnife tabi tutulduğunu, hangi bilgi disiplinlerine ilim dendiğini unuttuk ve umursamaz hale geldik. Oysa ilimlerin tasnifi, bilginin “nazım planı”dır, ilimlerin tasnifini yapamayan bir kültür iklimi kendi kaynaklarının bilgisini imal edemez hale gelir.
Bilgi üretmeyince üretenlerin bilgisine mahkum olunduğu gibi, ilimlerin tasnifini kendi müktesebatımızdan hareketle yapmayınca, başkalarının tasnifine mecbur oluyoruz. Batı ikliminin yaptığı bilimlerin tasnifi, bizim ilimlerimizi ihtiva etmiyor. Batının yaptığı tasnifi esas alınca, o tasnife uymayan bize has ilimlere karşı da mesafeli davranıyoruz. Oysa batı bilim anlayışının zirvesi, bizim ilim anlayışımızın eteklerine ancak ulaşır. İslam ilim anlayışı ve tefekkür çerçevesi, batı felsefesinin ve bilim anlayışının milyonlarca kat daha üstündedir. Pozitif bilim anlayışı (batı bilim anlayışı), ufku miraç olan ilim anlayışının eteklerine ulaşabilir mi? Okumaya devam et

Share Button

YİRMİNCİ ASRA SIKIŞMAK-4-MÜKTESEBATIN HARİTASINI ÇIKARMAK

YİRMİNCİ ASRA SIKIŞMAK-4-MÜKTESEBATIN HARİTASINI ÇIKARMAK
İslam İrfan Müktesebatı… Meselenin sırrı burada… Bilgi, ilim ve fikir ihtiyacımızı karşılayacak havza burasıdır. Milyonlarca ciltlik müktesebatı reddederek veya ihmal ederek hayat altyapısını kuramayız. Hayatın altyapısını edep, ahlak ve hukuk sahalarındaki bilgi müktesebatı oluşturur, irfan müktesebatının sadece edep alanındaki bilgi bile ulaşılamaz hale gelince tüm hayatımız çözüldü, dağıldı, toparlayamıyoruz. Her bahsin bir hukuku vardı, bir ahlakı vardı, bir edebi vardı. Sadece edebi kaybettiğimizde bile, bazı insanlar kibirli edalarla ve ısrarla, “peygamber de hata yaptı” diye muhatabı ile kavga yapıyorlar. Muhal farz söz doğru olsa bile, eskiden insanlar edebinden bunu söyleyemezdi ama şimdi kendileri hiç hata yapmamış edalarıyla bu sözü ağızlarını doldura doldura söylüyorlar.
Müktesebatı ulaşılır kılma mesuliyetimizle birlikte, onun haritasını çıkarmamız gerekiyor. Bir taraftan “ilimlerin tasnifi” yapılmalı, diğer taraftan “meratip silsilesi” tespit edilmeli, yekununda ise tevhidin yeryüzündeki ilk tecellisi olan vahdet mimarisi kurulmalıdır.
İlimlerin tasnifini yeniden yapma ihtiyacı içinde olduğu vaka… Yeniden yaparken müktesebatı reddetmek veya ihmal etmek değil, onu zenginleştirmek ve cari hale getirmek lazım. İlimlerin tasnifini yapmadan, hangi bilginin nerede olduğunu, hangi çerçeve içinde sebep ve neticesini bulduğunu, hangi mecrada faydasının zuhur edeceğini nereden bileceğiz? İlimlerin tasnifi meselesi, bilgilenmenin yol haritasıdır, bu mesele halledilmeden hangi bilgiyi neden öğreneceğimizi bile bilmeyiz. Zaten durumumuz da tam olarak bu değil mi? Okumaya devam et

Share Button

İSLAM BİRLİĞİNİN SİVİL ALTYAPISI-9-MEDENİYET MÜESSESELERİ İNŞA MERKEZİ

MEDENİYET MÜESSESELERİ İNŞA MERKEZİ
Ümmetin son medeniyeti olan Osmanlı-İslam medeniyeti çöktüğünde Müslümanların her şeyi yıkıldı. Anlayıştan akla, tefekkürden tefehhüme, idrakten izaha, terkipten tahlile, tecritten tenzihe kadar nazari çerçevedeki tüm hamle istidadı yok oldu, bunlarla bitmedi, tüm medeni müesseseleri yıkıldı, kurucu düşünce üretilemez, kurucu şahsiyet yetiştirilemez oldu, müdir fikir (yönetici fikir) yeşeremez, müdir şahsiyet terkip edilemez hale geldi. Tarihte başka bir misali olmadığı, ilk defa bu çapta bir anlayış ve medeniyet fetreti yaşandığı için de istikametini bulamaz, güzergahını seçemez, meselesini tespit edemez oldu. Bir taraftan tefekkür buhranı içinde kıvranıyor diğer taraftan batının ürettiği hayatın karşısında mukavemet ve kendi hayatını inşa edemiyor. Fikir adamı idrakten, ilim adamı keşiften, sanat adamı terkip ve kıvamdan aciz.
Halk kendi yolunu kendi bulmak zorunda kalıyor, biraz taklit, biraz intibak, biraz itaatle ayakta kalmaya çalışıyor. İslami müesseseler çökmüş, İslami gelenekler çürümüş, İslam ahlakı tükenmiş halde. Bu kadar ağır şartlara rağmen “Müslüman” kalabilmiş olan halk, üzerinden geçen Kemalist silindirden kurtulmaya çalışırken şimdi de Müslüman fikir adamları tarafından kıyasıya tenkit ediliyor. Oysa yapılması gereken iş, İslam’ın her alandaki müesseselerini, medeniyet inşasının yolunu açacak bir anlayış ve ufukla inşa etmektir. Okumaya devam et

Share Button

İNŞA-MUHAFAZA-TECDİT -İslam Medeniyet Tasavvuru-

İNŞA-MUFAZA-TECRİTİslam’ın inşası 23 yıl sürdü. Hz. Resulü Ekrem (SAV) Efendimizin irtihali ile dinin inşası tamamlanmıştır. İslam o tarihten itibaren kıyamete kadar Müslümanlara emanet edilmiştir. Müslümanların ilk vazifesi, İslam’ı muhafaza etmektir. Allah, dinini tüm insanlığa göndermiş, Müslümanlara ise emanet etmiştir. İslam’ı muhafaza etmek, anlamak ve yaşamaktan daha mühimdir ve Müslümanların ilk mesuliyeti, mukaddes emaneti muhafaza etmektir. Tabii ki dini anlamadan ve yaşamadan muhafaza etmek fevkalade zordur ama muhafaza etmek, yaşamaya da mukaddemdir.

Bir insan ömrü boyu şarap içse fakat ona helal demese, günahkar ama mümindir. Bir insan ömrü boyu şarabın tadına bile bakmasa (ve ibadetlerini de yerine getirse) ama ona helal dese mümin değildir. Ölçü bu ise (ki budur), İslam’ın muhafazası, Müslümanların üzerindeki ilk vazifedir. Okumaya devam et

Share Button

İSLAM MEDENİYET TASAVVURU-TERKİP VE TASAVVUR-E-KİTAP-HAKİ DEMİR

İSLAM MEDENİYET TASAVVURU-1-

-TERKİP VE TASAVVUR-

TAKDİM

Medeniyet tasavvuruna neden ihtiyacımız var? Böyle bir tasavvura sahip olmazsak ne kaybederiz veya neleri elde edemeyiz?

Medeniyet, insan faaliyetlerinin en hacimli havzasıdır. Bu sebeple “medeniyet tasavvuru” insan tefekkürünün en hacimlisidir. Tefekkürün en derin çeşidi değil ama en hacimlisidir. Derinlik bahsi mahfuz kalmak üzere, medeniyet tasavvuru, bir dünya görüşünden istihsal edilebilecek en hacimli “insani verim”dir. Bir dünya görüşünün muhteva ufkudur. Tabii ki dünya görüşlerine mensup olanların fikir ve idrak ufkudur. Dünya görüşünün muhteva ufku ile ona mensup olanların idrak ufku umumiyetle aynı olmuyor. Bu husus her dünya görüşünde böyleyse de, İslam için muhakkak böyledir. Zira İslam, birinci kaynak olarak Allah’ın beyanına (kelamına) dayanır ki, “ilahi muradı” tam olarak anlamak iddiası, akılsızlığın en çarpık tezahürüdür. Okumaya devam et

Share Button

AKPARTİ TENKİDİ-4-MEDENİYET KADROSU NEREDE?

AKPARTİ TENKİDİ-4-MEDENİYET KADROSU NEREDE?
Akparti’nin hakkını teslim etmek gerekirse, cumhuriyet döneminde, Kemalist rejimi sarsabilen ilk siyasi kadrodur. Bu zamana kadar Kemalist siyasi rejimle hesaplaşmayı düşünen bir siyasi parti bile çıkamadı. Merhum Erbakan’ın böyle bir niyete sahip olmadığını söylemek kabil değilse de, ilk parti olan Milli Nizam Partisinin kuruluş aşamasından itibaren yaptığı vahim teorik ve pratik hatalar, mesafe almasına mani oldu. Kemalist siyasi rejim, tarihinde ilk defa “can derdine” düştü. Okumaya devam et

Share Button