Mehmed Âkif’in cenazesinde Cumhuriyet’in şefleri yoktu

Mehmed Âkif’in cenazesinde Cumhuriyet’in şefleri yoktu

Mehmed Âkif’in cenazesinde Altı Ok Cumhuriyeti’nin lâdinî kara vicdanlı resmî zevatı ve İstiklâl Savaşı’nda ona irşad vazifesi verip sonra aldatan Kemalistler yoktu. Ne gam! Tabutuna ay yıldızlı bayrağı sardırmayan Atatürkçü güruhun kara vicdanlarına karşı, “Hakk’a tapan milletin” mensuplarıyla Asım’ın Nesli vardı.

Midhat Cemal Kuntay’ın Âkif’in hüzünlü cenazesiyle tesadüfen karşılaşması yüreğine bir topak gibi oturur. Cenazede millet karşıtı Kemalist-Chp’li bir kişi dahi yoktur.
Okumaya devam et

Share Button

ÂKİF, İSLÂM; GÖKALP, BATI MED ENİYETİNDEN YANADIR

ÂKİF, İSLÂM; GÖKALP, BATI MED ENİYETİNDEN YANADIR

(Terkip ve İnşa dergisi 8. sayı)

Mehmed Âkif, İslâm medeniyetinden yanadır. Safahat’ın “Süleymâniye Kürsüsünde” dile getirdiği mısralarında İslâm medeniyetini fazilet ve insanî değerleri üstün tutan bir medeniyet olarak tavsif eder:
“…Gömerek dipdiri evlâdını kum çöllerine / (…) / Önce dağdan getirip yonttuğu taş parçasını /Sonra hâlık tanıyan bir sürü vahşî yığını / Nasıl olmuş da, otuz yılda otuz bin senelik / Bir terakki ile dünyâya kesilmiş mâlik? / Nasıl olmuş da o fâzıl medeniyyet, o kemâl / Böyle bir kavmin içinden doğuvermiş derhal? / Nasıl olmuş da zuhûr eyleyebilmiş Sıddîk!/ Nereden gelmiş o Haydar’daki irfân-ı amîk? / Önce dehşetli zıpırken, nasıl olmuş da, Ömer / Sonra bir adle sarılmış ki: Değil kâr-ı beşer?/ Hâil olsaydı terakkiye eğer şer’-i mübîn / Devr-i mes’ûd-i kudûmuyle giren asr-ı güzîn / En büyük bir medeniyyetle mi eylerdi zuhûr?”
Hülâsa bir ifadeyle, câhiliye dönemlerinde kızlarını diri diri toprağa gömecek kadar vahşî ve câhil bir kavimden Hz. Ebubekir Sıddık, Hz. Ali, Hz. Ömer gibi medeniyet inşacılarının çıkması, İslâm medeniyetinin fâzıl bir medeniyet olduğunun delâletidir diyor. Okumaya devam et

Share Button

İstiklâl Marşı’nın Atatürkçü Cumhuriyete aidiyeti yoktur

İstiklâl Marşı’nın Atatürkçü Cumhuriyete aidiyeti yoktur

İstiklâl Marşı’nın fikirleri hayatımıza ve kamuya girdikçe Atatürkçü Cumhuriyet gücünü kaybedecek, Âkif’e “Arapçı ve mürteci” diyen ulusalcılarla Altı Ok’çuların ruhî durumları bozulacak. Çünkü İstiklâl Marşı’nın, yürürlükteki Cumhuriyet ilkelerine karşı olduğunu biliyorlar. Bu zihniyete göre, “İstiklâl Marşı’nın devri çoktan kapanmıştır.” Atatürkçü Cumhuriyet’e aidiyeti olmayan İstiklâl Marşı’yla millet arasındaki köprüleri yıkmaya çalışıyorlar. Bundandır ki Atatürkçü Cumhuriyet’in bir parçası olduğunu söylemek, Âkif’e ve Millî marşımıza hakarettir.

Millî Eğitim ve benzeri kurumların hazırladığı “Âkif ve İstiklâl Marşı Programları” seküler hâle getirilmiş kültürel gevezeliklerdir. Ali Yurtgezen hoca, “İstiklâl Marşı söylenirken çocuklar niye gülüyor?” sualiyle resmî mekteplerde İstiklâl Marşı’nın millete aidiyet gücünün sulandırıldığını, fikrî vakarının kaybettirildiğini ve mecburî bir merasim sıkıcılığına dönüştürüldüğünü dile getiriyor.

KEMALİSTLERE GÖRE: “ÂKİF, İNKILÂBA DİŞ BİLEMİŞ”
Okumaya devam et

Share Button

Mehmet Âkif, Kemalist cumhuriyeti tasdik etmedi

“Medeniyet denen tek kişi kalmış canavar”ın kanunlarından yapılma Kemalist Cumhuriyet’i tasdik etmedi. “Hakk’a tapan milletin”dâva adamıydı Âkif. Eyvallah etmedi zorba Cumhuriyet’in cellâtlarına. İstiklâl Savaşında Müslümanca bir Cumhuriyet vaat edip sonra aldatan Kemalist rejimin şeflerine yaltaklanmadı.

İstiklâl Marşı’nın fikirlerine sonuna kadar bağlı kalarak, “Devrimci Cumhuriyetin” emir kulu olmadı. Rejimin nimetlerine perestij etmedi. Zaruret içindeki yıllarını kanaatle geçirdi. Okumaya devam et

Share Button

Âkif, İslâm; Gökalp, Batı medeniyetinden yanadır

Âkif, İslâm; Gökalp, Batı medeniyetinden yanadır

Mehmed Âkif, İslâm medeniyetinden yanadır. Safahat’ın “Süleymâniye Kürsüsünde” dile getirdiği mısralarında İslâm medeniyetini fazilet ve insanî değerleri üstün tutan bir medeniyet olarak tavsif eder:

“…Gömerek dipdiri evlâdını kum çöllerine / (…) / Önce dağdan getirip yonttuğu taş parçasını /Sonra hâlık tanıyan bir sürü vahşî yığını / Nasıl olmuş da, otuz yılda otuz bin senelik / Bir terakki ile dünyâya kesilmiş mâlik? / Nasıl olmuş da o fâzıl medeniyyet, o kemâl / Böyle bir kavmin içinden doğuvermiş derhal? / Nasıl olmuş da zuhûr eyleyebilmiş Sıddîk!/ Nereden gelmiş o Haydar’daki irfân-ı amîk? / Önce dehşetli zıpırken, nasıl olmuş da, Ömer / Sonra bir adle sarılmış ki: Değil kâr-ı beşer?/ Hâil olsaydı terakkiye eğer şer’-i mübîn / Devr-i mes’ûd-i kudûmuyle giren asr-ı güzîn / En büyük bir medeniyyetle mi eylerdi zuhûr?”
Okumaya devam et

Share Button

CEMAAT GÜNLÜKLERİ-(21.02.2014)-ŞİMDİ DE ABDÜLHAMİD’E HAKARET

CEMAAT GÜNLÜKLERİ-(21.02.2014)-ŞİMDİ DE ABDÜLHAMİD’E HAKARET

Ekrem Dumanlı doludizgin gidiyor. Tarihi istismar etmek için her türlü yolu deniyor. Tüm güçleri ellerinde toplama çabaları, tarihin gücünü de arkalarına alma teşebbüsüne kadar ulaştı. En son aziz Abdülhamid Han’ın hatırasını istismar etmek için kıvranıyor.

Bugünkü (21.02.2014) tarihli “Bediüzzaman’ın çilesi” başlıklı yazısında, Said Nursi’nin hayatını anlatırken, yaşadığı çilelerden bahsederken, Abdülhamid Han’ı tahkir ve tahfif etmekten imtina etmiyor.

Ekrem Dumanlı, Abdülhamit Han’a doğrudan saldıramadığı için sinsi bir yol izliyor. Abdülhamid Han’ı, tarihin, “siyaset dehası” tescili karşısında tenkit etmeyi göze alamayan Ekrem Dumanlı, çevresini hedef alıyor. Çevresini, “çapsız danışmanlar” şeklinde isimlendiriyor ve kendisine yöneltemediği tenkitleri onlara yöneltiyor. Malumdur, en yaygın tenkit yollarından birisi, kişinin çevresini hedef almaktır. “Abdülhamid Han iyiydi de çevresi kötüydü” türünden tenkitler, özü itibariyle şu demektir; “Abdülhamid, çevresini bile seçemeyecek kadar, çevresini seviyesiz insanlarla dolduracak kadar ahmak biridir”.
Okumaya devam et

Share Button

Âkif, İslâm; Gökalp, Batı Medeniyetinden Yanadır

Âkif, İslâm; Gökalp, Batı Medeniyetinden Yanadır

Mehmed Âkif, İslâm medeniyetinden yanadır. Safahat’ın “Süleymâniye Kürsüsünde” dile getirdiği mısralarında İslâm medeniyetini fazilet ve insanî değerleri üstün tutan bir medeniyet olarak tavsif eder:

“…Gömerek dipdiri evlâdını kum çöllerine / (…) / Önce dağdan getirip yonttuğu taş parçasını /Sonra hâlık tanıyan bir sürü vahşî yığını / Nasıl olmuş da, otuz yılda otuz bin senelik / Bir terakki ile dünyâya kesilmiş mâlik? / Nasıl olmuş da o fâzıl medeniyyet, o kemâl / Böyle bir kavmin içinden doğuvermiş derhal? / Nasıl olmuş da zuhûr eyleyebilmiş Sıddîk!/ Nereden gelmiş o Haydar’daki irfân-ı amîk? / Önce dehşetli zıpırken, nasıl olmuş da, Ömer / Sonra bir adle sarılmış ki: Değil kâr-ı beşer?/ Hâil olsaydı terakkiye eğer şer’-i mübîn / Devr-i mes’ûd-i kudûmuyle giren asr-ı güzîn / En büyük bir medeniyyetle mi eylerdi zuhûr?”

Hülâsa bir ifadeyle, câhiliye dönemlerinde kızlarını diri diri toprağa gömecek kadar vahşî ve câhil bir kavimden Hz. Ebubekir Sıddık, Hz. Ali, Hz. Ömer gibi medeniyet inşacılarının çıkması, İslâm medeniyetinin fâzıl bir medeniyet olduğunun delâletidir diyor.

ÂKİF’İN İSLÂMLARA VE MEDENİYETE BAKIŞI
Okumaya devam et

Share Button

MEHMET AKİF’İN CENAZESİNDE CUMHURİYETİN ŞEFLERİ YOKTU

Mehmed Âkif’in Cenazesinde Cumhuriyetin Şefleri Yoktu

Âkif’in cenazesinde Altı Ok Cumhuriyetinin kara yüzlü bânileri ve İstiklâl Savaşında ona irşad vazifesi verip sonra aldatan Kemalistler yoktu. Ne gam! Tabutuna ay yıldızlı bayrağı sardırmayan Atatürkçü resmî zevatın kara vicdanlarına karşı, “Hakk’a tapan millet” mensupları ve “Asım’ın Nesli” vardı.

Midhat Cemal Kuntay, Beyazıt Meydanı’ndaki hüzünlü cenazeyi şöyle anlatıyor: “Cenaze Beyazıd’dan kalkacak. Oraya gittim. Kimseler yok. (…) Çok sonra birkaç kişi göründü biraz sonra çıplak bir tabut geldi. Bir fıkara cenazesi olmalı dedim. O anda Emin Efendi Lokantasının sahibi elinde bir bayrakla cenazeye koştu. Sebebini anlamadım. Yine o anda yüzlerce genç peyda oldu. Üniversitenin büyük sancağına çıplak tabutu sardılar. Ellerimi yüzüme kapadım. Cenazeyi tanışmıştım.” (M. Âkif, Hayatı, Seciyesi Sanatı)

ÂKİF’İN TABUTU KÜLLÜK’ÜN ÖNÜNE GETİRİLİR
Okumaya devam et

Share Button

ATATÜKÇÜ CUMHURİYET, MEHMET AKİF’E KARŞIYDI

Atatürkçü Cumhuriyet, Mehmet Âkif’e Karşıydı

Âkif, Millî Mücadele’den sonra 1923’te İstanbul’a dönmüştür. İlân edilen Cumhuriyet, hayâlini kurduğu cumhuriyete benzemiyordu. Arkadaşlarından Şefik Kolaylı, “Mısır’a gitme kararından vazgeçmesinde ısrar ettik. Büyük bir hüzün ve te’essür içinde ‘Arkamda polis hafiyesi gezdiriyorlar. Ben vatanını satmış ve memlekete ihanet etmiş adamlar gibi muâmele görmeye tahammül edemiyorum. İşte bundan dolayı gidiyorum’ dediğini” söyler.

Atatürkçü Cumhuriyet’in yandaşlarıyla M. Kemal’in yakın arkadaşlarının onun hakkında söyledikleri “Arapçı şair” gibi benzeri hakaretlerden de anlaşıldığı üzere Âkif, İstiklâl Marşı’ındaki fikirleriyle de Kemalist Cumhuriyet değerlerine muhalifti. Onun, Cumhuriyet’i övmemesinden dolayı aleyhinde yayınlar hızlanır. Dindarlığına vurgu yapılır. “Şiirlerinde İslâm’a ve ümmete yer verdiği” anlatılır. “İnkılâp muhalifi İslâmcı Âkif’in” karşısında laikçi ve Batıcı yazarları örnek gösteren yazılar basında sıkça çıkmaya başlar. Pozitivist Tevfik Fikret’le mukayese edilmeye başlanır.
Okumaya devam et

Share Button

MEHMET AKİF’İN, TÜRKİYE İSLAM CUMHURİYETİ RÜYASI

Mehmet Âkif’in, Türkiye İslâm Cumhuriyeti Rüyası

Soğuk Ankara ayazının teslim aldığı Tâcettin Dergâhı’nda rüya üstüne rüya görüyordu Mehmet Âkif. Gördüğü rüyalar Türkiye İslâm Cumhuriyeti üstüneydi. “Sönmeden yurdumun üstünde tüten en son ocak”, rüyasını gördüğü Türkiye İslâm Cumhuriyetiydi.

İlk Meclis’te İslâm üzere nutuklar atılıyor, faaliyetler yapılıyordu. Meclis’in hatm-i şeriflerle açılışından, M. Kemal’in “Biz burada farklı etnik kimlikleriyle müttehid bir Müslüman kitleyiz. Arnavudu, Kürdü, Arabı, Türkü İslâm sıfatı ile bir aradayız, hep beraberiz” gibi İslâm’a açık beyanlarından ve İkinci Grup tarafından “Hâkimiyet-i milliye esasına aykırı bütün kanunlar değiştirilecektir” maddesinin sunulmasından, hâsılı 1921 Anayasası’ndan dolayı rüyasını gördüğü Cumhuriyetin tecessüm edebileceğine mümkün gözüyle bakıyordu.

Orduya ithaf ettiği “Ordunun Duası” adlı şiirinde “Müslümanız, Hakk’a tapan Müslüman / Putları Allah tanıyanlar, aman” mısralarıyla Türkiye İslâm Cumhuriyetinin “Hakk’a tapan Müslüman” ordu eliyle kurulacağının rüyasının görmüştü son kez ve dua etmişti. Okumaya devam et

Share Button

MEHMET AKİF, KEMALİST CUMHURİYET’E KARŞIYDI

Mehmet Âkif, Kemalist Cumhuriyet’e Karşıydı

İstiklâl Marşı’nın fikirleri hayatımıza ve kamuya girdikçe Atatürkçü Cumhuriyet gücünü kaybedecek, Mehmet Âkif’e “Arapçı ve şeriatçı” diyen generallerin ruhî durumları yine bozulacak.

Zorba Cumhuriyet’in zihniyetine göre, İstiklâl Marşı’nın devri çoktan kapanmış gözüküyor. İstiklâl Marşıyla millet arasındaki köprüleri yıkmaya çalışanlar pusuda bekliyorlar. Bundandır ki, Mehmet Âkif ve İstiklâl Marşı Atatürkçü Cumhuriyet’e karşıdır.

Resmî elden yapılan Mehmet Âkif ve İstiklâl Marşı anma günleri, millet çocuklarının dimağında ihya edici tesiri kısırlaştırılmış ve seküler hâle getirilmiş kültürel gevezeliklerdir. Ali Yurtgezen, “İstiklâl Marşı söylenirken çocuklar niye gülüyor?” sualiyle, İstiklâl Marşı’nın millete aidiyet fikriyle ve inancıyla söylenme gücünün sulandırıldığını, vakarını kaybettiğini ve mecburî bir merasim sıkıcılığına dönüştürüldüğünü dile getiriyor. Okumaya devam et

Share Button