İsrail ve Amerika’nın işbirlikçisi Suud devleti

İsrail ve Amerika’nın işbirlikçisi Suud devleti

Koca İslâm âlemi üç buçuk İsrail devletiyle niye baş edemiyor suali İslâm devletlerinin izzet ve haysiyetini kıracak ağır bir sual. Şeytanın dölü İsrail, gâvurun “alçak sarısı” Amerika bir yandan Kudüs’ü “başkent” ilân ederken, bir yandan yeni katliamlara yol açacak tahriklerini sürdürüyor.

Buna rağmen ölü toprağı atılmış, birbirine düşmanlık etmekle meşgul Suudi Arabistan, Bahreyn, Mısır gibi bazı Müslüman devletler İsrail’le ittifak hâlinde olmayı elan sürdürüyorlar.

Mefluç hâlde olan İslâm âleminin üç buçuk İsrail’le niye baş edemediğinin cevabı, bazı İslâm devletlerinin katliamcı İsrail’le ittifak içinde olmalarıdır. En başta Suudi Arabistan kralları ve veliahtları Ortadoğu’daki katliamların elebaşı Amerika ve İsrail’in Kudüs’ü “başkent” olarak ilân etmelerini zımnen destekliyorlar.

HZ. PEYGAMBERİMİZİN YÜZÜNE NASIL BAKACAKSINIZ SUUDLAR!
Okumaya devam et

Share Button

NELER OLUYOR, NEDEN OLUYOR, NELER OLACAK?

NELER OLUYOR, NEDEN OLUYOR, NELER OLACAK?

İslam coğrafyası kaynıyor… Diktatörlükler devriliyor, sistemler çöküyor, devletler yıkılıyor. İçtimai bünye çözülüyor, iktisadi kaynaklar yağmalanıyor, ahlaki çürüme derinleşiyor. Coğrafya kanıyor, kanadıkça sınırlar kalkıyor. Hayat, zaruri ihtiyaçlar sınırına kadar geri çekildi, gıda ve güvenlik altyapısına kadar indi ve orada direnmeye çalışıyor. Güvenlik ihtiyacı devletler tarafından karşılanamıyor, daha kötüsü halkın güvenliği devletler (siyasi iktidarlar, rejimler) tarafından tehdit ediliyor. O kadar kaotik bir yapı oluştu ki, “uzman” edalarıyla konuşanlar, en temel meseleyi anlamamış haldeler ve sürekli yanılıyorlar. Coğrafya, hiçbir denklemi “hayat” haline getirecek şartlara sahip değil, hayatın altyapısını kuracak hiçbir denklem oluşturulamıyor. Yanlış… Yanlış… Yanlış… Her söylenen yanlış, hiçbir cümle kendini birkaç şartta doğrulayamıyor, doğrulayanlar uzun süre kaim olamıyor.
Okumaya devam et

Share Button

TÜRKİYE’DE MÜCADELENİN NİRENGİ NOKTASI DEĞİŞTİ

TÜRKİYE’DE MÜCADELENİN NİRENGİ NOKTASI DEĞİŞTİ

Fethullah Gülen, Akparti’ye ve onunla birlikte Müslümanlara savaş açtığı 17 Aralık tarihinden beri bazı şeyler açıkça ortaya çıkmaya başladı. 17 Aralık operasyonundan sonra yaptığı ve herkul.org sitesinde yayınlanan konuşmalarında, yolsuzluk, rüşvet gibi konularla ilgili dini ıstılahları kullanıyordu. Meseleye İslami açıdan baktığı kanaati oluşturmak çabasındaydı, doğrusu o pozisyonu daha sağlamdı. Gülen cemaatin taarruzu durdurulup da, karşı taarruzlar başladıktan sonra hem Gülen hem de cemaati ve basın yayın kuruluşları, gözle görülür şekilde meseleyi, “demokrasi”, “hukuk”, “insan hakları” merkezine taşımaya başladı.

Fethullah Gülen, BBC’ye verdiği röportajında (ki bugün itibariyle son konuşmasıdır), dini kaynaklara atıf yapmayan bir siyasetçi edasıyla meseleyi tamamen demokrasi, insan hakları, hukukun üstünlüğü gibi meşhur argümanlarla izah etmeye çalışıyor. BBC röportajı, Gülen ve cemaatinin stratejisindeki kırılmayı açıkça ortaya koydu, artık karşımızda bir siyasetçi var.
Okumaya devam et

Share Button

TÜRKİYE’NİN DIŞ POLİTİKASI ŞİMDİ ÇÖKTÜ

TÜRKİYE’NİN DIŞ POLİTİKASI ŞİMDİ ÇÖKTÜ

Başbakan İran’da… Gayet samimi görüşmeler yapıyor. Görüştüğü İranlı yetkililerin de yüzlerinde gülücükler var. Siyaset nasıl bir şey böyle, bir türlü anlamıyorum.

Başbakan İran’da yetkililerle çevresine gülücükler dağıtırken, arka planda İranlı başka yetkililer Erdoğan’a hakaretler ediyor. Hameney denen katil başının yetkililerinden birisi şu açıklamayı yapmış; “Erdoğan, Suriye krizinde daha çok, Siyonist rejimin komplolarının hizmetinde bir kukla gibi hareket etti” Nasıl? Ülkesini ziyaret eden, iyi ilişkiler geliştirmek isteyen bir komşu ülkenin Müslüman başbakanına bunu söylüyor it. Suriye’de Müslümanlara yardım eden Türkiye’den (tabii ki hükümetten) başka dünyada kimse yok, adam çıkmış “Siyonist rejimin kuklası” diyor. Suriye’de yüzbinlerce insan öldüren katiller sürüsünün başı, Erdoğan’ı İsrail kuklası olarak tarif ediyor. Müslüman kanı içe içe vampirleşen domuzlar sürüsü, Erdoğan’a en ağır hakareti ediyor hem de ziyaret öncesi yani ev sahibi olarak… Bu kadar iğrençlik, bu kadar alçaklık, bu kadar hainlik, bu kadar ahlaksızlık kafirde bile nadiren meydana gelir.
Okumaya devam et

Share Button

SÜTÇÜ İMAM’IN ŞEHRİ’NDE SURİYE, MISIR VE DOĞU TÜRKİSTAN NÖBETİ

Sütçü İmam’ın Şehri’nde Suriye, Mısır ve Doğu Türkistan Nöbeti

Şehr-i Maraş’ta, Suriye, Mısır ve Türkistan’daki katliamlar kalben, fikren ve dua ile telin edildi. Yedi gün yedi gece Ulu Câmii önünde “Nerede mahzun ve mazlum bir gönül var ise orada onunla olmaktır gayretimiz” dediler ve “Rabia” işaretlerinin mânasını taşıyan nöbet tuttular.
Ağustos sıcağına rağmen keyfiyet bakımından topluca atıyordu nöbet tutanların yüreği. Hesap ve siyaset yoktu. Maraşlılar, münevvaranı, âlimi ve hocasıyla samimice toplanıp dualar ettiler ümmetdaşları için. Fikir teatisi yaptılar, güzide halkımıza Batı’nın ne menem bir “uygarlık canavarı” olduğunu anlattılar. Dik durmak gerektiğini söylediler. Esed zâlimimin katliamına şimdi de Batı’nın azılı katilleri gelecek, yangına benzin sıkacak dediler.
İslâm dünyasının dayanışma içinde olması gerektiğini anlattılar. Amerika ve Avrupa kâfirinin müdahalesi değil, İslâm ümmetinin müdahalesi lâzım geldiği üzerinde ittifak ettiler. Fikir adamları ve âlimler yüreklerini yanına alarak gösteriş olsun babından değil, kalplerinden fışkıran cehdle konuştular her gün her gece.
Sivil Kuruluş temsilcileri oradaydılar ve Hakk’ı söylediler, zulmü lanetlediler. Ulu Câmiin semasını yürekten fışkıran dualar ve kelimeler kapladı. Okumaya devam et

Share Button

SÜTÇÜ İMAM’IN ŞEHRİNDE İSLAM DÜNYASI DAYANIŞMA PLATFORMU

Sütçü İmam’ın Şehrinde İslâm Dünyası Dayanışma Platformu
Kahramamaraş’ta otuz beş sivil toplum kuruluşunun katıldığı “İslâm Dünyası Dayanışma Platformu” İkindi namazını müteakip Ulu Câmii meydanında Mısır ve Suriye’deki katliamları telin eden basın açıklamasıyla başladı. Platform Sözcüsü Avukat Haki Demir, Platform Beyannamesi’ni okudu ve protestonun gayesini açıkladı:
“Platform önce ‘Mısır Dayanışma Platformu’ şeklindeydi. Suriye ve Lübnan’daki gelişmeler, platformu Mısır merkezinden çıkardı ve daha geniş bir çerçeveye ulaştırdı. Çerçevesi genişledi ama şimdilik tabii ve zaruri olarak Mısır ve Suriye merkezinde yoğunlaşacak. Platformun basın açıklamamızla başlamış oluyor. Pazar gününe kadar bir hafta boyunca yirmi dört saat kesintisiz devam edecek. Eylem meydanı olarak, K.Maraş’ın en merkezi meydanı olan Ulu Câmii önündeki meydanı seçtik. Bir haftalık eylem programında çok sayıda faaliyet çeşidi var. Sürekli hatim indirilecek, konuşmalar yapılacak, İslâm ülkelerinin tarihleri kısaca anlatılacak, yirminci asırdaki büyük mücadele adamlarının hayatları özetlenecek, Mısır ve Suriye muhalefetinden insanlar davet edilecek, konuşmalar yaptırılacak, Mısır ve Suriye’dekilerle canlı bağlantılar kurulacak ila ahir… Özetle Rabiatü’l Adeviye meydanındaki nöbet bir hafta K. Maraş’ta devam edecek.” Okumaya devam et

Share Button

İSLAM DÜNYASI DAYANIŞMA PLATFORMU “BEYANNAMESİ”

İSLAM DÜNYASI DAYANIŞMA PLATFORMU “BEYANNAMESİ”
İslam’ın son kalesi, son karargahı, son devleti, son medeniyeti olan Osmanlı yıkıldıktan sonra yeryüzü, şeytanların eğlence merkezi haline geldi. Şeytan, sadece Allah’a değil aynı zamanda insana da düşmandır, insanları Allah’ın dininden uzaklaştırdıktan sonra, insanlıktan da uzaklaştırır. Kendinden hakir gördüğü için secde etmediği insanı, kendinden hakir hale getirmek, zelil ve rezil etmek için elinden geleni yapar ve maksadını gerçekleştirdiğinde de keyifle eserini seyrederek eğlenir. Yeryüzünde Allah’ın dini hakim ve Müslümanlar kuvvetli değilse, dünyayı “insani” çizgide tutacak hiçbir ölçü ve kudret, makam ve mercii yok demektir.
Osmanlı, son İslam devlet ve medeniyeti olmakla, sadece Müslümanların değil aynı zamanda insanlığın kalesiydi, yeryüzünde insanların yaşadığının işareti, delili, merkeziydi. Bir asırdan beri Osmanlı yok, Osmanlı tasfiye edildiğinden beri yeryüzü şeytanın ikametgahı, insanlar da oyuncağı ve eğlencesi oldular. Batının, sahip olduğu zannedilen değerlerini bile umursamadan Mısır, Suriye, Lübnan, Afganistan, Filistin, Irak, Libya, Arakan ve diğer İslam beldelerinde katliam yapılmasına seyirci kalmasının temel sebebi, şeytanın yeryüzündeki hakimiyet karargahlarından biri olmasındandır. Unutulmasın ki, şeytanın prensipleri yoktur, sadece alçaklık, hainlik, melunluk yapmak gibi bir vazifesi vardır. İslam’a karşı mücadele etmek için uydurulan bir takım prensipler, insanları aldatmak içindir ve ilk fırsatta onları da tepelemekten ve onlara güvenenleri bile rezil ve zelil etmekten kaçınmaz aksine zevk alır. Unutulmasın ki, her zaman olduğu gibi karşımızda yine şeytan var fakat bu defa dünya imparatorlukları kurmuş bir şeytan var, dünya imparatorluklarını yöneten “insi şeytanlar” var. Okumaya devam et

Share Button

ŞEREFLİ İNSANLAR, DÜNYANIN ŞEREFİNİ KURTARDINIZ

Mısır halkının ve İhvan’ın mukavemeti, yaşadığımız devirdeki herhangi bir hadiseyle mukayese edilebilir gibi değil. Halkın sokaklardaki mukavemeti, yanında vurulup yere düşen arkadaşına, akrabasına rağmen devam etme cesaret ve dirayeti, ordu, polis ve baltacı eşkiyatların insanları öldürmeye başlamasına rağmen sokakları bırakmaması, önünde hürmetle eğilecek bir insanlık destanıdır. İhvan liderlerinin çocuklarının keskin nişancılar tarafından özellikle hedef alınması ve şehit edilmesi, buna rağmen liderlerin çocuklarını sokaklardan çekmemeleri, şehit çocuklarının naaşı önünde dirayetini kaybetmemesi, mücadeleye devam etmesi, vakarlarını dimdik ayakta tutması müthiş hadiseler.
Birçok şey söylenebilir şüphesiz. Bu çapta muhteşem bir hadise hakkında kitap bile yazılabilir ve hala her şey söylenmiş olmaz. Bir husus özellikle dikkatimiz fazla çekti, o nokta üzerinde durmak istiyoruz.
İhvan liderleri ve arkalarındaki halk, başta bütün Müslümanlara, sonra tüm yeryüzüne ve insanlığa şeref kattı. Bu günün tüm insanlığına yetecek kadar şeref getirdiler dünyaya ve tüm insanlığa gösterdiler. İleride tarih yazılırken, bu devrin tahlillerinde, Mısır’daki İhvan ve mensuplarının, şerefi temsil ettiklerini, tüm dünyaya rağmen bunu yaptıklarını, tüm dünyanın kendilerine karşı şerefini kaybettiğini, dünyanın şerefsizliğine rağmen şereflerini muhafaza ettiklerini kaydedecek. Bu devir için tarih, şerefin bir-iki ülkede kaldığını, onların da çok yüksek bir şeref payesine ulaştıklarını, bu sayede hala dünyada insanların ve insanlığın yaşadığını söyleyecek ve şunu ekleyecek; “Eğer o devirde onlar olmasaydı, insanlık alet kullanan hayvanlar topluluğu olarak yaşamaya devam edecek ve bir daha insanlaşamayacaktı”. Okumaya devam et

Share Button

FİKİRTEKNESİNİN BÜYÜK BAŞARISI-3-MÜŞTEREK ANLAYIŞ

Mısır’da darbe yapıldığının ertesinde (05.07.2013) konu ile ilgili sitemizde yayınlanan ilk yazı, “Müslümanlar… Meydanları bırakmayın” başlığını taşıyor. Bu yazının ana fikri şuyud; “Meydanları terketmeyin, birlikte durun, evlerinize dönmeyin, eğer dağılır ve eve giderseniz tek tek avlanırsınız, direndiğinizde vereceğiniz kayıplardan çok daha fazla kayıp verirsiniz”. Fikirteknesi, darbe ve darbeye karşı direnişin başladığı günden itibaren bu anlayışı sürekli gündemde tuttu.
O yazıda konu şu şekilde teşhis edilmiş;
“Meydanları boşaltmaları ile ilgili tüm telkinlere karşı direnmeliler, kendi içlerinden bile böyle bir telkin gelse itiraz etmeliler, meydanları boşaltıp da evlerine dönmeye başlarlarsa, tek tek avlanırlar. Büyük operasyon kararı demek, yüzbinlerce belki milyonlarca Müslümanı temerküz kamplarına toplamak hatta katletmek demektir. Milyonlarca insanın meydanları işgal etmesi halinde buna cesaret edemezler ama evlerinden tek tek toplayabilirler ve katledebilirler.
Mısırlı Müslümanlar, asla evlerinizde yakalanmayın, asla uykuda yakalanmayın, asla tek tek yakalanmayın, asla pijamalarınızı giymeyin, rehavete kapılmayın, korkmayın. Ölümden korkacak gün, bu gün değil, unutmayın zaten öldürecekler, unutmayın zaten hapse atacaklar, unutmayın zaten işkence yapacaklar, bunların çaresi toplu halde bulunmak, meydanları işgal etmek, darbeyi iflas ettirmek…” Okumaya devam et

Share Button

ZORLU EŞİKTEYİZ, SIRAT KÖPRÜSÜNDEYİZ

ZORLU EŞİKTEYİZ, SIRAT KÖPRÜSÜNDEYİZ
Arap baharının tersine döndüğünü söylüyorlar. Oysa İslam baharı geliyor. Türkiye’nin yalnızlaştığını söylüyorlar, doğru söylüyorlar fakat propagandistlerin gözlerden saklamaya çalıştığı husus, Türkiye’nin Müslüman halklar nezdinde sürekli kalabalıklaştığıdır. Mısır’da askeri darbe yapılıyor, Türkiye darbeye destek vermiyor, tabii olarak katil cunta idaresi tarafından hasım haline geliyor ve Türkiye yalnızlaşıyor. Türkiye’nin Sisi tarafından terk edilmesi, bu şekilde bir yalnızlaşma yaşaması, kelimenin tam manasıyla bir şereftir. Türkiye yalnızlaşıyor, çünkü katiller, fahişeler, hırsızlar, gasıplar Türkiye’yi terk ediyor. Bu öyle bir yalnızlaşma ki, her açıdan “saflaşma”, “arınma”, “temizlenme”dir.
Bir insan (devlet), katillerle, zayıf durumunda münasebet kurmak zorunda kalsa, biraz gücünü topladığında onlara karşı tavır koysa, onlar da o insanı (devleti) terk etse, ne lazım gelir? El cevap, şükretmek lazım gelir. Türkiye hem safını ve istikametini sabit tutuyor hem de “saf”laşıyor, daha ne istiyorsunuz?
Rejimler, diktatörler, krallar, melikler, zalimler, katiller Türkiye’yi terk ediyor, elhamdülillah… Bunların her biri terk ettikçe, mazlumlar, mağdurlar, zayıflar, Müslümanlar, özellikle vurgulayalım ki samimi Müslümanlar Türkiye’nin yanında saf tutuyor, Türkiye’ye kalpten bağlanıyor. Türkiye’nin siyasi tesiri bu gün için azalıyor belki ama içtimai tesiri sürekli ve kalbi derinlikte genişliyor. Okumaya devam et

Share Button

ŞUURLAR PATLIYOR

ŞUURLAR PATLIYOR
Mısır’da Çanakkale’den sonraki en büyük destan yazılıyor, Çanakkale’de ordumuz vardı, Mısır’da ordumuzda yok, bu zaviyeden bakıldığında silahsız mukavemetin destanı olan Mısır, Çanakkale’den çok daha büyük bir destan oldu.
Tüm dünya panikledi, herkes kendi zaviyesinden sanki çıldırdı. Bazı Müslümanlar Mısır ordusunun büyük katliamı karşısında afalladı, panikledi. Mısır ordusu, cuntası, diktatörü ve onlara destek veren batıdan doğuya, kuzeyden güneye tüm dünya, İhvan’ın ve Mısır halkının muhteşem mukavemeti karşısında panikledi.
Hiç birimiz Mısır’daki hadiselerin bu şekilde cereyan edeceğini beklemiyorduk. Darbe taraftarları İhvan’ın mukavemeti karşısında şaşırdığı gibi, ordunun katliamına da şaşırdı. Darbenin yapılacağını, birkaç gösteri olacağını, düşük yoğunluklu polis müdahalesiyle (hatta hiç müdahale etmeden bir müddet sonra) biteceğini düşünüyordu, halkın mukavemeti karşısında önce afalladı, birkaç müdahaleden sonra dağılmadığını görünce panikledi. Hazır değildiler, asla bu kadarını beklemiyorlardı ve bu çapta bir hazırlık yapmamışlardı. Halka müdahalenin şiddetini sürekli artırdılar, bunun sebebi, meseleyi anlamamış olmalarıydı, hazırlık yapmamış olmalarıydı. Çok basit bir düşünce yapıları var, “iki yüz kişiyi öldürdüğümüzde olmadıysa iki bin kişiyi öldürdüğümüzde olur.” Bu bir panik hali, yeniliyorlar ve kendilerini emniyette hissetmiyorlar, köşeye sıkışmış sırtlan gibiler. Okumaya devam et

Share Button

ÖLÜRKEN TERKETMİŞTİK, DOĞARKEN DE TERKECEK MİYİZ?

ÖLÜRKEN TERKETMİŞTİK, DOĞARKEN DE TERKEDECEK MİYİZ?
Mısır merkezinde cereyan eden hadiseler, eski “düvel-i muazzama” meselesini tekrar aktüel hale getirdi. Eskiden düvel-i muazzama karşısında zayıf da olsa bir Osmanlı devleti vardı, şimdi ise Müslümanların birliğini temsil eden, onlar adına kararlar alabilen bir merkez (karargah) yok. Bu çok ağır bir durum…
Osmanlının işgal edildiği birinci cihan harbinden sonra, ülkenin maddi planda kurtarılması için bu milletin tüm iddialarından vazgeçmesini, İslam’ı bırakmasını, İslam’ın kendi öz yurdunda parya haline getirilmesini talep eden batılılar, karşılarında bu taleplerini yerine getirmek için kendilerinden daha fazla iştahlı bir kadro bulmuştu. Cumhuriyet devrimleri denilen işler bu süreç sonunda yapıldı ve İslam’ın tarihten tasfiye edildiği düşünüldü. Millet tarihi iddialarından resmi yönetim alanında vazgeçmiş, hilafet ilga edilmiş, Şeriat-ı Garra mer’iyyetten kaldırılmıştı, bunun adına da “kurtuluş” dendi. Neden kurtulmuştuk, tabii ki (haşa) İslam’dan… Kendisine karşı savaştıklarımızın tüm değerlerini aldık, bizim tüm değerlerimizi reddettik ve “kurtulduk”…
Bir asırdır batıya ta kalbinden teslim olarak “kurtulmuş” şekilde yaşadık. Ne zaman ki kurtarıcılardan ve onların kurtarma reçetelerinden (devrimlerinden) kurtulmaya başladık, “düvel-i muazzama” harekete geçti. Ne zaman ki Akparti hükümetinin niyetinin İslam dünyasını ayağa kaldırmak olduğu anlaşıldı, “düvel-i muazzama” çıldırdı. Okumaya devam et

Share Button

BATIYA KARŞI ÜMMİLEŞMEK ŞART

BATIYA KARŞI ÜMMİLEŞMEK ŞART…
Batının dünyayı siyasi, askeri ve iktisadi işgalinden daha derin ve daha vahim olanı, kültürel işgalidir. Ruhlar, zihinler, akıllar işgal edilmiştir, üniversitelerdeki binlerce profesörün “bilim tarifi” bile batıdan kopyalanmış haldedir. İnsanın ruhu ve aklı işgal edildikten sonra, askeri işgale ihtiyaç kalır mı?
Müslümanlar yeni bir çağ başlatabilmek için, öncelikle batıdan aldıkları “zehirli telkin ve tesirleri” akıl, zihin, ruh ve kalp dünyalarından söküp atmalıdır. Bu hamle, maalesef sadece kelami bir mesele değil, aynı zamanda fiili bir çabayı da gerektiriyor. Herkes batıya karşı ama herkes batılı akıl çeşidiyle düşünüyor. Bir insan için “akıl terkibi” neredeyse o insanın ta kendisidir. Onunla bakıyor, onunla anlıyor, onunla karar veriyor, dahası hislerini bile onunla değerlendiriyor, ne hissettiğini bile onunla tarif ediyor. Akıl terkibi bu kadar mühim olunca, onu bir anda kaldırıp atması muhal, bunu yapabilecek olsa bile geriye koskoca bir boşluk kalıyor. Yeni bir akıl terkibini bir anda gerçekleştirip, hayatına kaldığı yerden devam etme imkanı yok, bu iş bir süreç ve zaman işi…
İnsanın akıl terkibini baştan sona yenilemesi, batıdan edindiği pozitif akıl terkibini kaldırıp atması ve yerine İslam’dan hareketle inşa edeceği “akl-ı selimi” ikame etmesi ne kadar zor. Üstelik bunu arzu ederek teşebbüse geçmesi halinde bu kadar zor, oysa Müslümanlar sahip oldukları pozitif akıl terkibinden memnun görünüyor ve “akl-ı selimi” gündemlerine bile almıyorlar. Sürekli yazıyoruz, hatırlatmaya çalışıyoruz, akl-ı selim yoksa Müslümanca düşünme imkanı yok. Ne var ki bunun için büyük teşebbüsler gerek, bizim elimizdeki imkanlarla konuyu gündeme bile getirmek mümkün değil. Okumaya devam et

Share Button

“EY İMAN EDENLER, İMAN EDİNİZ…”

“EY İMAN EDENLER, İMAN EDİNİZ…”
Bu Ayet-i Kerime’nin manasını hiç bu günkü kadar anlamamıştım. Mısır başta olmak üzere İslam dünyasındaki hadiselere Müslümanların bakışını görünce, dilimde tesbih haline geldi, önce kendim olmak üzere, bu mukaddes ihtar ve ölçünün manasını tüm Müslümanların yeniden hatırlaması ve gereğini yerine getirmesi lazım.
Mısır’daki büyük katliamlara karşı, batıdan, AB’den, ABD’den medet uman, onlardan herhangi bir ses ve kıpırdama, yardım ve katkı bulamayan, bu sebeple de sürekli onları itham eden Müslümanlar, Allah ve Resulünün düşmanlarına itimat edilmeyeceğini, nasıl olur da elinizde Kur’an-ı Kerim gibi bir kitap varken, tecrübe ederek öğrenirsiniz? Yoksa siz onlara itimat mı etmiştiniz, yoksa siz onlardan yardım göreceğinizi mi ümit ediyordunuz? “Ey iman edenler, iman ediniz…”
Yeni İslam çağı başlıyor, kim dedi ki kolay olacak. Yeni İslam çağı, batılılarla, batıya itimat edenlerle, Allah’tan başka itimat mercileri olduğunu düşünenlerle kurulur mu zannediyorsunuz? Eğer, batılı akılla düşünenler yeni İslam çağını kuracaksa, zaten o çağ, İslam çağı olmayacaktır. Batının, batı değerlerinin Müslümanlar tarafından yeniden üretilmesi manasına gelmez mi? Yeni İslam Çağı, “saf mümin” şahsiyetlerin eliyle inşa edilecektir, öyleyse “Ey iman edenler, iman ediniz…” Okumaya devam et

Share Button

Direniş değil CİHAD

Mısır;

Ümmetin kanayan yarası değil açılan gonca gülü, göz aydınlığı, rehberi…

Direnişin adı değil cihadın kanlı-canlı örneği. Direniş değil çünkü direniş az kalır.

Canlarını ve mallarını Allah rızasına adayan Müslümanlardan ve karşılarında İslami hatta insani hiçbir kaideyi tanımayan kana susamış Yahudi uşaklarından bahsediyorsak bunun adı direniş değil ‘CİHAD’dır.

Ölüme gülerek koşan, ölünce hayat bulacaklarına inanan Müslüman yüreklerden bahsediyoruz.

Üstatları ve üstadımız Hasan el-Benna’nın “Ümmet hayat bulsun diye ölmeye hazır mısınız?” sorusuna kavlen ve fiilen-gür bir sada ile-tek yürekten EVET diyen, Ümmet hayat bulsun diye canlarını canana arz eden, Ümmetin damarlarında akan kanın hızına hız katan inanmış yürekler topluluğu: İHVAN

İyiki varlar, iyiki varlar ve Ümmet bilincinin hayat öpücüğü onların dudaklarından-yüreklerinden gelecek.
Okumaya devam et

Share Button

Kim Darbeci Generallerden Yana İse O, Katliam Ortaktır

Kim Darbeci Generallerden Yana İse O, Katliama Ortaktır

Türkiye’de ve dünyanın bütün ülkelerinde bir kısım generaller darbeci ve katliamcıdırlar. Mesleklerini pozitivist cihetiyle tâlim ettikleri için acıma ve merhamet duygusu taşımazlar. Aldıkları Harp Sanatı eğitiminin insanî, kalbî ve her şeyden önce İslâmî bir zemini olmadığından bir nekrofil, yani ölüsever karakterine dönüşebilirler. Bundandır ki dünyanın her ülkesinde bir kısım generaller katliam yapabilir, kan dökebilirler.
Generalliği nasıl anladıklarına bağlıdır darbecilikleri, yani katliamcılıkları. Pozitivist, acımasız ve katliam tutkusuna sahip küffar Batı “uygarlığı” eğitiminin bir ürünü olan general Türkiye’de de ve diğer ülkelerde de Batılılaşmanın ortaya çıkardığı bir üst asker tipidir.
Öyle ki karşı duracağımız zâlimler darbeci generaller olunca, yüreğimizi ve hafızamı daima diri tutmak, 27 Mayıs ve 12 Eylül generallerinin yaptıkları idamları ve katliamları unutmamak gerek. 27 Mayıs ve 12 Eylül’de darbelerine karşı duruşta ne hissettiysek, Adeviye Meydanı’nda aynı duygu ve düşünceler içindeyiz.
27 Mayıs, 12 Eylül ve 28 Şubat generalleri Türk ülkesindeki Müslümanlara nasıl katliam ve işkenceler yaptılarsa, aynı kanlı ruhu taşıyan benzer generaller Adeviye Meydanı’nda İslâmca hürriyeti ve hakkı için nâra atan, gözyaşı döken ve darbeye karşı duranlara katliam ve işkence yapıyorlar. Türkiye darbeler tarihinde generallerin postalları altında ezilişimizin acılı yankıları Rabiatul Adeviye’de yankılanıyor şimdi. İki ülkede de zâlimler aynı; ölüsever ve darbeci generaller… Okumaya devam et

Share Button

KİMSE DUYMUYOR BAHANESİ…

“KİMSE DUYMUYOR” BAHANESİ…
Hükümetin, Mısır darbecilerine ve Suriye katiline karşı Müslümanlara yardım eden ve tüm dünyayı “vicdana” davet eden beyan ve tavırları, çeşitli cihetlerden tenkit ediliyor. “Doğru” beyan ve tavrı tenkit etmek zorunda kalanların bir müddet sonra akli muvazenesini kaybettiğini gösteren ülke ve dünya laboratuvarı, abes, ucube, saçma bir sürü tenkit misalini görmemizi sağladı. Bir ara moda olan tenkit şuydu, “Esed ile şahsi dostluk bile kuran Erdoğan, ne oldu da şimdi düşman kesildi?”. Bu tür soru-tenkitlerin yapıldığı vakitlerde, Suriye’de iç savaş başlayalı bir yılı geçmiş ve ikinci yılına ulaşmıştı. Esed’in bir-iki yıldır halkını katlettiğini görmeyen uyurgezerler, böyle ucube tenkitlere sarılmışlardı. Şimdilerde bu tenkit duyulmaz, görülmez oldu ama aynı ucubelikte yenileri sürüme sokuldu.
Son zamanlarda yoğun olarak ileri sürülen tenkit şu; “Akparti hükümeti bağırıp çağırıyor ama dünyada kimse duymuyor” veya “hükümet Mısır’da darbeci katillere değil de halka destek veriyor ama dünyada hiçbir etkisi olmuyor”… Tabii ki tesiri oluyor, bir gün içinde tesirini ve tesirinin neticesini beklemeyeceğimize göre sabrettiğimizde göreceğiz. Muhalfarz gerçekten hiç tesirinin olmadığını kabul edelim, bu takdirde soru şu; “Doğruyu yapmak, ahlaklı davranmak, muhataptaki tesirine mi bağlı?”.
Türkiye’deki batının dostları (daha doğru ifadesiyle batının işbirlikçileri) bu tenkidi sık kullanıyor. Onlar karşı cepheden olduğu için anlamalarını beklemeyiz, zaten onlar izah istemiyorlar, Müslümanlarla mücadele ediyorlar. Meselenin bizi ilgilendiren ciheti, bu tenkidi bazı Müslüman yazarların da kullanmaya başlamış olması. Müslümanların içinde özellikle de İran ve Esed taraftarlarının yoğunlaşarak kullanılacağı anlaşılan, diğer Müslümanların da bazılarında yavaş yavaş görmeye başladığımız bu tenkit, İslami tefekkür cihetinden tam bir felaket. Okumaya devam et

Share Button

İSLAM’IN YENİÇAĞI…

İSLAM’IN YENİÇAĞI…
Çok yazdık, çok yazıldı, Müslümanlar tarihte hiç bu kadar zelil olmamıştı, kendi kaynaklarından hiç bu kadar uzak düşmemişti. İslam, yeryüzündeki tasarrufunu hiç bu kadar derin ve uzun süre kaybetmemişti. İslam Medeniyeti on dört asırdır kesintisiz geliyordu, bir coğrafyada çöktüğünde başka bir coğrafyada diriliyor, inşa ediliyor ve ümmete ve insanlığa ümit kaynağı ve dayanak olmaya devam ediyordu. Birkaç asırdan beri ümmet ve insanlık, İslam Medeniyetinden mahrum, bu çok ağır bir durum…
Müslümanlar her şeylerini kaybettiler. Ellerinde kalan tek kıymetleri, imanlarıydı. Yirminci asır boyunca imanlarını muhafaza etme derdine düştüler, bazen yobazca da olsa imanlarını muhafaza ettiler, ki biz o insanların çocuklarıyız. Üzerlerine gelen batı uygarlığının tüm muzahfaratına karşı mukavemet etmek çok zordu, bilgi dediler, bilim dediler, kültür dediler, sanat dediler ve İslam’ın tüm kıymet ölçülerini imha ettiler. Alimleri darağacında sallandırılan Müslümanların imanlarını muhafaza etmesinin yobazca bir direnişten başka bir yolunun kalmadığı devirler yaşandı. İnsanlar ne yapacağını, nasıl yapacağını, ne okuyacağını, nasıl okuyacağını bilemez halde iman ettiler ve onu korumak için bazen tuhaf yollara saptılar. Bilgisiz ve ilimsiz iman nasıl korunabilirdi ki, Kur’an-ı Kerim’i okumanın bile yasak olduğu devirlerde iman nasıl korunacaktı ki… Halkla kavga eden ahmaklar, halkın nerelerden geldiğini çabuk unutmuşa benziyor. Okumaya devam et

Share Button

BÜYÜK İMTİHAN…

BÜYÜK İMTİHAN…
Mısır, batı ve doğu blokunun Müslümanlara savaş açmak için ittifak ettiği cephe hattı haline geldi. Batı bloku, doğu bloku, İran ve Şii coğrafyası, İslam dünyasındaki batı işbirlikçilerinin tamamı Mısır’da Müslümanlara karşı ittifak ettiler. Dünya hiç bu kadar açık bir fotoğraf vermemişti Allah ve Resulüne karşı düşmanlık mevzuunda… Bu cihetten bakıldığında Mısır’daki İhvan mukavemeti, birinci hedefini gerçekleştirdi, Müslümanlar ile kafirler arasına net çizgiler çizdi. Üslup olarak tekfirci bir yaklaşım içinde olmadığımız bilenlerce malum ama artık saflar “saflaştı”. Hiçbir stratejik hesap ve taktik manevra, iman-küfür cephesini perdelemeye kafi değil, artık Müslümanlar kiminle beraber olduklarını, kiminle savaştıklarını açıkça biliyorlar.
Bu fotoğraf Suriye’de de ortaya çıkmıştı, Suriye’deki fotoğrafı bulandıran alçaklar Şii melunlardı, İran ve Şii eksen Mısır’da gözle görülür bir stratejik zorunlulukla karşılaşmadığı halde Müslümanların karşısındaki mevzilerde siper aldı ve artık ümmete dahil olduğuna dair iddiasını tamamen kaybetti. Cephelerin toprakta kazılmadan önce zihinlerde ve kalplerde kazılması gerektiğini bilenler, Şia’nın ve Suud yönetimi gibi batılı işbirlikçilerin nazari çerçevedeki mevzilerini nerede kazdığını gördü ve kaydetti.
*
Mısır’da Müslümanların tek yar ve yardımcısı bir ismi de “Müntakim” olan Cenab-ı Allah’tır. Dünya ve İslam coğrafyasındaki hainlerden medet umma devri bitti, Mısırlı Müslümanlar ve Mısır halkının tek yardımcısı Cenab-ı Allah Azze ve Celle’dir. Bu sebepledir ki artık “büyük imtihan” başladı. Okumaya devam et

Share Button

YENİ BİR LİDER, YENİ BİR ÜLKE DOĞUYOR

YENİ BİR LİDER, YENİ BİR ÜLKE DOĞUYOR
Yeni bir ülke doğuyor, yeni bir lider doğuyor. İslam dünyası ikinci liderini doğuruyor, bunun sancılı olması tabii ki kaçınılmaz. Büyük liderlerin doğumu büyük hadiselerle olur, bu sebeple büyük sancılar yaşanır. Mısır Memluklerden beri ilk defa tarih sahnesine çıkıyor. Bunun ucuz olmasını bekleyenler tabii ki yanılıyor.
Ordunun darbe yapması, İhvan’ın keskin bir ferasetle direnme kararı alması ve bu kararını dirayetle tatbik etmesi, darbe ittifakının beklemediği, hatta İslam dünyasının bile beklemediği bir hadise oldu. Herkes şaşırmış halde hadisenin cereyanını izliyor, bir kısım hafifmeşrep yazarların “olmaz, olamaz” dediği vakıa gerçekleşiyor. Doğu ve batı bloku ile birlikte içimizdeki “fikir ayarsızlarının” da şaşkın bakışları arasında bir halk ihtilali yaşanıyor.
Akıllarını reel-politik hesaplara mahkum ederek, Cenab-ı Allah Azze ve Celle’nin yardım ve ihsanını hesaba katmayanlar, tarihteki iğrenç ve iğreti yerlerini aldılar, her İslam ülkesi bu hafifmeşrep kişileri not etti, ediyor. Tüm hayasızlıklarıyla yanlış mevzilere yerleşenler, kendilerini hızla ümmetten tefrik ediyor, başka bir istikametin yolcuları olarak boy gösteriyor. Bunlar o kadar utanmaz adamlar ki, yarın İhvan Mısır’da direnişinin en parlak zaferini kazandığında bile kamuoyunda boy göstermeye devam edecekler, İhvan’ın direnişi (Allah muhafaza) netice vermezse de “ben söylemiştim” pişkinliği ile yanlış mevzie yerleşmelerinden kendilerine pay çıkaracaklar. Anlaşılmalıdır ki bu alçaklar, Müslümanların zihinlerini ve hayatlarını kemiren parazitlerdir, safra olarak hızlı şekilde bünyeden atılmalıdır. Okumaya devam et

Share Button