ŞEREFLİ İNSANLAR, DÜNYANIN ŞEREFİNİ KURTARDINIZ

Mısır halkının ve İhvan’ın mukavemeti, yaşadığımız devirdeki herhangi bir hadiseyle mukayese edilebilir gibi değil. Halkın sokaklardaki mukavemeti, yanında vurulup yere düşen arkadaşına, akrabasına rağmen devam etme cesaret ve dirayeti, ordu, polis ve baltacı eşkiyatların insanları öldürmeye başlamasına rağmen sokakları bırakmaması, önünde hürmetle eğilecek bir insanlık destanıdır. İhvan liderlerinin çocuklarının keskin nişancılar tarafından özellikle hedef alınması ve şehit edilmesi, buna rağmen liderlerin çocuklarını sokaklardan çekmemeleri, şehit çocuklarının naaşı önünde dirayetini kaybetmemesi, mücadeleye devam etmesi, vakarlarını dimdik ayakta tutması müthiş hadiseler.
Birçok şey söylenebilir şüphesiz. Bu çapta muhteşem bir hadise hakkında kitap bile yazılabilir ve hala her şey söylenmiş olmaz. Bir husus özellikle dikkatimiz fazla çekti, o nokta üzerinde durmak istiyoruz.
İhvan liderleri ve arkalarındaki halk, başta bütün Müslümanlara, sonra tüm yeryüzüne ve insanlığa şeref kattı. Bu günün tüm insanlığına yetecek kadar şeref getirdiler dünyaya ve tüm insanlığa gösterdiler. İleride tarih yazılırken, bu devrin tahlillerinde, Mısır’daki İhvan ve mensuplarının, şerefi temsil ettiklerini, tüm dünyaya rağmen bunu yaptıklarını, tüm dünyanın kendilerine karşı şerefini kaybettiğini, dünyanın şerefsizliğine rağmen şereflerini muhafaza ettiklerini kaydedecek. Bu devir için tarih, şerefin bir-iki ülkede kaldığını, onların da çok yüksek bir şeref payesine ulaştıklarını, bu sayede hala dünyada insanların ve insanlığın yaşadığını söyleyecek ve şunu ekleyecek; “Eğer o devirde onlar olmasaydı, insanlık alet kullanan hayvanlar topluluğu olarak yaşamaya devam edecek ve bir daha insanlaşamayacaktı”. Okumaya devam et “ŞEREFLİ İNSANLAR, DÜNYANIN ŞEREFİNİ KURTARDINIZ”

ZORLU EŞİKTEYİZ, SIRAT KÖPRÜSÜNDEYİZ

ZORLU EŞİKTEYİZ, SIRAT KÖPRÜSÜNDEYİZ
Arap baharının tersine döndüğünü söylüyorlar. Oysa İslam baharı geliyor. Türkiye’nin yalnızlaştığını söylüyorlar, doğru söylüyorlar fakat propagandistlerin gözlerden saklamaya çalıştığı husus, Türkiye’nin Müslüman halklar nezdinde sürekli kalabalıklaştığıdır. Mısır’da askeri darbe yapılıyor, Türkiye darbeye destek vermiyor, tabii olarak katil cunta idaresi tarafından hasım haline geliyor ve Türkiye yalnızlaşıyor. Türkiye’nin Sisi tarafından terk edilmesi, bu şekilde bir yalnızlaşma yaşaması, kelimenin tam manasıyla bir şereftir. Türkiye yalnızlaşıyor, çünkü katiller, fahişeler, hırsızlar, gasıplar Türkiye’yi terk ediyor. Bu öyle bir yalnızlaşma ki, her açıdan “saflaşma”, “arınma”, “temizlenme”dir.
Bir insan (devlet), katillerle, zayıf durumunda münasebet kurmak zorunda kalsa, biraz gücünü topladığında onlara karşı tavır koysa, onlar da o insanı (devleti) terk etse, ne lazım gelir? El cevap, şükretmek lazım gelir. Türkiye hem safını ve istikametini sabit tutuyor hem de “saf”laşıyor, daha ne istiyorsunuz?
Rejimler, diktatörler, krallar, melikler, zalimler, katiller Türkiye’yi terk ediyor, elhamdülillah… Bunların her biri terk ettikçe, mazlumlar, mağdurlar, zayıflar, Müslümanlar, özellikle vurgulayalım ki samimi Müslümanlar Türkiye’nin yanında saf tutuyor, Türkiye’ye kalpten bağlanıyor. Türkiye’nin siyasi tesiri bu gün için azalıyor belki ama içtimai tesiri sürekli ve kalbi derinlikte genişliyor. Okumaya devam et “ZORLU EŞİKTEYİZ, SIRAT KÖPRÜSÜNDEYİZ”

ŞUURLAR PATLIYOR

ŞUURLAR PATLIYOR
Mısır’da Çanakkale’den sonraki en büyük destan yazılıyor, Çanakkale’de ordumuz vardı, Mısır’da ordumuzda yok, bu zaviyeden bakıldığında silahsız mukavemetin destanı olan Mısır, Çanakkale’den çok daha büyük bir destan oldu.
Tüm dünya panikledi, herkes kendi zaviyesinden sanki çıldırdı. Bazı Müslümanlar Mısır ordusunun büyük katliamı karşısında afalladı, panikledi. Mısır ordusu, cuntası, diktatörü ve onlara destek veren batıdan doğuya, kuzeyden güneye tüm dünya, İhvan’ın ve Mısır halkının muhteşem mukavemeti karşısında panikledi.
Hiç birimiz Mısır’daki hadiselerin bu şekilde cereyan edeceğini beklemiyorduk. Darbe taraftarları İhvan’ın mukavemeti karşısında şaşırdığı gibi, ordunun katliamına da şaşırdı. Darbenin yapılacağını, birkaç gösteri olacağını, düşük yoğunluklu polis müdahalesiyle (hatta hiç müdahale etmeden bir müddet sonra) biteceğini düşünüyordu, halkın mukavemeti karşısında önce afalladı, birkaç müdahaleden sonra dağılmadığını görünce panikledi. Hazır değildiler, asla bu kadarını beklemiyorlardı ve bu çapta bir hazırlık yapmamışlardı. Halka müdahalenin şiddetini sürekli artırdılar, bunun sebebi, meseleyi anlamamış olmalarıydı, hazırlık yapmamış olmalarıydı. Çok basit bir düşünce yapıları var, “iki yüz kişiyi öldürdüğümüzde olmadıysa iki bin kişiyi öldürdüğümüzde olur.” Bu bir panik hali, yeniliyorlar ve kendilerini emniyette hissetmiyorlar, köşeye sıkışmış sırtlan gibiler. Okumaya devam et “ŞUURLAR PATLIYOR”

ÖLÜRKEN TERKETMİŞTİK, DOĞARKEN DE TERKECEK MİYİZ?

ÖLÜRKEN TERKETMİŞTİK, DOĞARKEN DE TERKEDECEK MİYİZ?
Mısır merkezinde cereyan eden hadiseler, eski “düvel-i muazzama” meselesini tekrar aktüel hale getirdi. Eskiden düvel-i muazzama karşısında zayıf da olsa bir Osmanlı devleti vardı, şimdi ise Müslümanların birliğini temsil eden, onlar adına kararlar alabilen bir merkez (karargah) yok. Bu çok ağır bir durum…
Osmanlının işgal edildiği birinci cihan harbinden sonra, ülkenin maddi planda kurtarılması için bu milletin tüm iddialarından vazgeçmesini, İslam’ı bırakmasını, İslam’ın kendi öz yurdunda parya haline getirilmesini talep eden batılılar, karşılarında bu taleplerini yerine getirmek için kendilerinden daha fazla iştahlı bir kadro bulmuştu. Cumhuriyet devrimleri denilen işler bu süreç sonunda yapıldı ve İslam’ın tarihten tasfiye edildiği düşünüldü. Millet tarihi iddialarından resmi yönetim alanında vazgeçmiş, hilafet ilga edilmiş, Şeriat-ı Garra mer’iyyetten kaldırılmıştı, bunun adına da “kurtuluş” dendi. Neden kurtulmuştuk, tabii ki (haşa) İslam’dan… Kendisine karşı savaştıklarımızın tüm değerlerini aldık, bizim tüm değerlerimizi reddettik ve “kurtulduk”…
Bir asırdır batıya ta kalbinden teslim olarak “kurtulmuş” şekilde yaşadık. Ne zaman ki kurtarıcılardan ve onların kurtarma reçetelerinden (devrimlerinden) kurtulmaya başladık, “düvel-i muazzama” harekete geçti. Ne zaman ki Akparti hükümetinin niyetinin İslam dünyasını ayağa kaldırmak olduğu anlaşıldı, “düvel-i muazzama” çıldırdı. Okumaya devam et “ÖLÜRKEN TERKETMİŞTİK, DOĞARKEN DE TERKECEK MİYİZ?”

BATIYA KARŞI ÜMMİLEŞMEK ŞART

BATIYA KARŞI ÜMMİLEŞMEK ŞART…
Batının dünyayı siyasi, askeri ve iktisadi işgalinden daha derin ve daha vahim olanı, kültürel işgalidir. Ruhlar, zihinler, akıllar işgal edilmiştir, üniversitelerdeki binlerce profesörün “bilim tarifi” bile batıdan kopyalanmış haldedir. İnsanın ruhu ve aklı işgal edildikten sonra, askeri işgale ihtiyaç kalır mı?
Müslümanlar yeni bir çağ başlatabilmek için, öncelikle batıdan aldıkları “zehirli telkin ve tesirleri” akıl, zihin, ruh ve kalp dünyalarından söküp atmalıdır. Bu hamle, maalesef sadece kelami bir mesele değil, aynı zamanda fiili bir çabayı da gerektiriyor. Herkes batıya karşı ama herkes batılı akıl çeşidiyle düşünüyor. Bir insan için “akıl terkibi” neredeyse o insanın ta kendisidir. Onunla bakıyor, onunla anlıyor, onunla karar veriyor, dahası hislerini bile onunla değerlendiriyor, ne hissettiğini bile onunla tarif ediyor. Akıl terkibi bu kadar mühim olunca, onu bir anda kaldırıp atması muhal, bunu yapabilecek olsa bile geriye koskoca bir boşluk kalıyor. Yeni bir akıl terkibini bir anda gerçekleştirip, hayatına kaldığı yerden devam etme imkanı yok, bu iş bir süreç ve zaman işi…
İnsanın akıl terkibini baştan sona yenilemesi, batıdan edindiği pozitif akıl terkibini kaldırıp atması ve yerine İslam’dan hareketle inşa edeceği “akl-ı selimi” ikame etmesi ne kadar zor. Üstelik bunu arzu ederek teşebbüse geçmesi halinde bu kadar zor, oysa Müslümanlar sahip oldukları pozitif akıl terkibinden memnun görünüyor ve “akl-ı selimi” gündemlerine bile almıyorlar. Sürekli yazıyoruz, hatırlatmaya çalışıyoruz, akl-ı selim yoksa Müslümanca düşünme imkanı yok. Ne var ki bunun için büyük teşebbüsler gerek, bizim elimizdeki imkanlarla konuyu gündeme bile getirmek mümkün değil. Okumaya devam et “BATIYA KARŞI ÜMMİLEŞMEK ŞART”

“EY İMAN EDENLER, İMAN EDİNİZ…”

“EY İMAN EDENLER, İMAN EDİNİZ…”
Bu Ayet-i Kerime’nin manasını hiç bu günkü kadar anlamamıştım. Mısır başta olmak üzere İslam dünyasındaki hadiselere Müslümanların bakışını görünce, dilimde tesbih haline geldi, önce kendim olmak üzere, bu mukaddes ihtar ve ölçünün manasını tüm Müslümanların yeniden hatırlaması ve gereğini yerine getirmesi lazım.
Mısır’daki büyük katliamlara karşı, batıdan, AB’den, ABD’den medet uman, onlardan herhangi bir ses ve kıpırdama, yardım ve katkı bulamayan, bu sebeple de sürekli onları itham eden Müslümanlar, Allah ve Resulünün düşmanlarına itimat edilmeyeceğini, nasıl olur da elinizde Kur’an-ı Kerim gibi bir kitap varken, tecrübe ederek öğrenirsiniz? Yoksa siz onlara itimat mı etmiştiniz, yoksa siz onlardan yardım göreceğinizi mi ümit ediyordunuz? “Ey iman edenler, iman ediniz…”
Yeni İslam çağı başlıyor, kim dedi ki kolay olacak. Yeni İslam çağı, batılılarla, batıya itimat edenlerle, Allah’tan başka itimat mercileri olduğunu düşünenlerle kurulur mu zannediyorsunuz? Eğer, batılı akılla düşünenler yeni İslam çağını kuracaksa, zaten o çağ, İslam çağı olmayacaktır. Batının, batı değerlerinin Müslümanlar tarafından yeniden üretilmesi manasına gelmez mi? Yeni İslam Çağı, “saf mümin” şahsiyetlerin eliyle inşa edilecektir, öyleyse “Ey iman edenler, iman ediniz…” Okumaya devam et ““EY İMAN EDENLER, İMAN EDİNİZ…””

Kim Darbeci Generallerden Yana İse O, Katliam Ortaktır

Kim Darbeci Generallerden Yana İse O, Katliama Ortaktır

Türkiye’de ve dünyanın bütün ülkelerinde bir kısım generaller darbeci ve katliamcıdırlar. Mesleklerini pozitivist cihetiyle tâlim ettikleri için acıma ve merhamet duygusu taşımazlar. Aldıkları Harp Sanatı eğitiminin insanî, kalbî ve her şeyden önce İslâmî bir zemini olmadığından bir nekrofil, yani ölüsever karakterine dönüşebilirler. Bundandır ki dünyanın her ülkesinde bir kısım generaller katliam yapabilir, kan dökebilirler.
Generalliği nasıl anladıklarına bağlıdır darbecilikleri, yani katliamcılıkları. Pozitivist, acımasız ve katliam tutkusuna sahip küffar Batı “uygarlığı” eğitiminin bir ürünü olan general Türkiye’de de ve diğer ülkelerde de Batılılaşmanın ortaya çıkardığı bir üst asker tipidir.
Öyle ki karşı duracağımız zâlimler darbeci generaller olunca, yüreğimizi ve hafızamı daima diri tutmak, 27 Mayıs ve 12 Eylül generallerinin yaptıkları idamları ve katliamları unutmamak gerek. 27 Mayıs ve 12 Eylül’de darbelerine karşı duruşta ne hissettiysek, Adeviye Meydanı’nda aynı duygu ve düşünceler içindeyiz.
27 Mayıs, 12 Eylül ve 28 Şubat generalleri Türk ülkesindeki Müslümanlara nasıl katliam ve işkenceler yaptılarsa, aynı kanlı ruhu taşıyan benzer generaller Adeviye Meydanı’nda İslâmca hürriyeti ve hakkı için nâra atan, gözyaşı döken ve darbeye karşı duranlara katliam ve işkence yapıyorlar. Türkiye darbeler tarihinde generallerin postalları altında ezilişimizin acılı yankıları Rabiatul Adeviye’de yankılanıyor şimdi. İki ülkede de zâlimler aynı; ölüsever ve darbeci generaller… Okumaya devam et “Kim Darbeci Generallerden Yana İse O, Katliam Ortaktır”

KİMSE DUYMUYOR BAHANESİ…

“KİMSE DUYMUYOR” BAHANESİ…
Hükümetin, Mısır darbecilerine ve Suriye katiline karşı Müslümanlara yardım eden ve tüm dünyayı “vicdana” davet eden beyan ve tavırları, çeşitli cihetlerden tenkit ediliyor. “Doğru” beyan ve tavrı tenkit etmek zorunda kalanların bir müddet sonra akli muvazenesini kaybettiğini gösteren ülke ve dünya laboratuvarı, abes, ucube, saçma bir sürü tenkit misalini görmemizi sağladı. Bir ara moda olan tenkit şuydu, “Esed ile şahsi dostluk bile kuran Erdoğan, ne oldu da şimdi düşman kesildi?”. Bu tür soru-tenkitlerin yapıldığı vakitlerde, Suriye’de iç savaş başlayalı bir yılı geçmiş ve ikinci yılına ulaşmıştı. Esed’in bir-iki yıldır halkını katlettiğini görmeyen uyurgezerler, böyle ucube tenkitlere sarılmışlardı. Şimdilerde bu tenkit duyulmaz, görülmez oldu ama aynı ucubelikte yenileri sürüme sokuldu.
Son zamanlarda yoğun olarak ileri sürülen tenkit şu; “Akparti hükümeti bağırıp çağırıyor ama dünyada kimse duymuyor” veya “hükümet Mısır’da darbeci katillere değil de halka destek veriyor ama dünyada hiçbir etkisi olmuyor”… Tabii ki tesiri oluyor, bir gün içinde tesirini ve tesirinin neticesini beklemeyeceğimize göre sabrettiğimizde göreceğiz. Muhalfarz gerçekten hiç tesirinin olmadığını kabul edelim, bu takdirde soru şu; “Doğruyu yapmak, ahlaklı davranmak, muhataptaki tesirine mi bağlı?”.
Türkiye’deki batının dostları (daha doğru ifadesiyle batının işbirlikçileri) bu tenkidi sık kullanıyor. Onlar karşı cepheden olduğu için anlamalarını beklemeyiz, zaten onlar izah istemiyorlar, Müslümanlarla mücadele ediyorlar. Meselenin bizi ilgilendiren ciheti, bu tenkidi bazı Müslüman yazarların da kullanmaya başlamış olması. Müslümanların içinde özellikle de İran ve Esed taraftarlarının yoğunlaşarak kullanılacağı anlaşılan, diğer Müslümanların da bazılarında yavaş yavaş görmeye başladığımız bu tenkit, İslami tefekkür cihetinden tam bir felaket. Okumaya devam et “KİMSE DUYMUYOR BAHANESİ…”

İSLAM’IN YENİÇAĞI…

İSLAM’IN YENİÇAĞI…
Çok yazdık, çok yazıldı, Müslümanlar tarihte hiç bu kadar zelil olmamıştı, kendi kaynaklarından hiç bu kadar uzak düşmemişti. İslam, yeryüzündeki tasarrufunu hiç bu kadar derin ve uzun süre kaybetmemişti. İslam Medeniyeti on dört asırdır kesintisiz geliyordu, bir coğrafyada çöktüğünde başka bir coğrafyada diriliyor, inşa ediliyor ve ümmete ve insanlığa ümit kaynağı ve dayanak olmaya devam ediyordu. Birkaç asırdan beri ümmet ve insanlık, İslam Medeniyetinden mahrum, bu çok ağır bir durum…
Müslümanlar her şeylerini kaybettiler. Ellerinde kalan tek kıymetleri, imanlarıydı. Yirminci asır boyunca imanlarını muhafaza etme derdine düştüler, bazen yobazca da olsa imanlarını muhafaza ettiler, ki biz o insanların çocuklarıyız. Üzerlerine gelen batı uygarlığının tüm muzahfaratına karşı mukavemet etmek çok zordu, bilgi dediler, bilim dediler, kültür dediler, sanat dediler ve İslam’ın tüm kıymet ölçülerini imha ettiler. Alimleri darağacında sallandırılan Müslümanların imanlarını muhafaza etmesinin yobazca bir direnişten başka bir yolunun kalmadığı devirler yaşandı. İnsanlar ne yapacağını, nasıl yapacağını, ne okuyacağını, nasıl okuyacağını bilemez halde iman ettiler ve onu korumak için bazen tuhaf yollara saptılar. Bilgisiz ve ilimsiz iman nasıl korunabilirdi ki, Kur’an-ı Kerim’i okumanın bile yasak olduğu devirlerde iman nasıl korunacaktı ki… Halkla kavga eden ahmaklar, halkın nerelerden geldiğini çabuk unutmuşa benziyor. Okumaya devam et “İSLAM’IN YENİÇAĞI…”

BÜYÜK İMTİHAN…

BÜYÜK İMTİHAN…
Mısır, batı ve doğu blokunun Müslümanlara savaş açmak için ittifak ettiği cephe hattı haline geldi. Batı bloku, doğu bloku, İran ve Şii coğrafyası, İslam dünyasındaki batı işbirlikçilerinin tamamı Mısır’da Müslümanlara karşı ittifak ettiler. Dünya hiç bu kadar açık bir fotoğraf vermemişti Allah ve Resulüne karşı düşmanlık mevzuunda… Bu cihetten bakıldığında Mısır’daki İhvan mukavemeti, birinci hedefini gerçekleştirdi, Müslümanlar ile kafirler arasına net çizgiler çizdi. Üslup olarak tekfirci bir yaklaşım içinde olmadığımız bilenlerce malum ama artık saflar “saflaştı”. Hiçbir stratejik hesap ve taktik manevra, iman-küfür cephesini perdelemeye kafi değil, artık Müslümanlar kiminle beraber olduklarını, kiminle savaştıklarını açıkça biliyorlar.
Bu fotoğraf Suriye’de de ortaya çıkmıştı, Suriye’deki fotoğrafı bulandıran alçaklar Şii melunlardı, İran ve Şii eksen Mısır’da gözle görülür bir stratejik zorunlulukla karşılaşmadığı halde Müslümanların karşısındaki mevzilerde siper aldı ve artık ümmete dahil olduğuna dair iddiasını tamamen kaybetti. Cephelerin toprakta kazılmadan önce zihinlerde ve kalplerde kazılması gerektiğini bilenler, Şia’nın ve Suud yönetimi gibi batılı işbirlikçilerin nazari çerçevedeki mevzilerini nerede kazdığını gördü ve kaydetti.
*
Mısır’da Müslümanların tek yar ve yardımcısı bir ismi de “Müntakim” olan Cenab-ı Allah’tır. Dünya ve İslam coğrafyasındaki hainlerden medet umma devri bitti, Mısırlı Müslümanlar ve Mısır halkının tek yardımcısı Cenab-ı Allah Azze ve Celle’dir. Bu sebepledir ki artık “büyük imtihan” başladı. Okumaya devam et “BÜYÜK İMTİHAN…”

YENİ BİR LİDER, YENİ BİR ÜLKE DOĞUYOR

YENİ BİR LİDER, YENİ BİR ÜLKE DOĞUYOR
Yeni bir ülke doğuyor, yeni bir lider doğuyor. İslam dünyası ikinci liderini doğuruyor, bunun sancılı olması tabii ki kaçınılmaz. Büyük liderlerin doğumu büyük hadiselerle olur, bu sebeple büyük sancılar yaşanır. Mısır Memluklerden beri ilk defa tarih sahnesine çıkıyor. Bunun ucuz olmasını bekleyenler tabii ki yanılıyor.
Ordunun darbe yapması, İhvan’ın keskin bir ferasetle direnme kararı alması ve bu kararını dirayetle tatbik etmesi, darbe ittifakının beklemediği, hatta İslam dünyasının bile beklemediği bir hadise oldu. Herkes şaşırmış halde hadisenin cereyanını izliyor, bir kısım hafifmeşrep yazarların “olmaz, olamaz” dediği vakıa gerçekleşiyor. Doğu ve batı bloku ile birlikte içimizdeki “fikir ayarsızlarının” da şaşkın bakışları arasında bir halk ihtilali yaşanıyor.
Akıllarını reel-politik hesaplara mahkum ederek, Cenab-ı Allah Azze ve Celle’nin yardım ve ihsanını hesaba katmayanlar, tarihteki iğrenç ve iğreti yerlerini aldılar, her İslam ülkesi bu hafifmeşrep kişileri not etti, ediyor. Tüm hayasızlıklarıyla yanlış mevzilere yerleşenler, kendilerini hızla ümmetten tefrik ediyor, başka bir istikametin yolcuları olarak boy gösteriyor. Bunlar o kadar utanmaz adamlar ki, yarın İhvan Mısır’da direnişinin en parlak zaferini kazandığında bile kamuoyunda boy göstermeye devam edecekler, İhvan’ın direnişi (Allah muhafaza) netice vermezse de “ben söylemiştim” pişkinliği ile yanlış mevzie yerleşmelerinden kendilerine pay çıkaracaklar. Anlaşılmalıdır ki bu alçaklar, Müslümanların zihinlerini ve hayatlarını kemiren parazitlerdir, safra olarak hızlı şekilde bünyeden atılmalıdır. Okumaya devam et “YENİ BİR LİDER, YENİ BİR ÜLKE DOĞUYOR”

İSLAM’IN İKİNCİ ÇAĞINI BAŞLATACAK KUTLU İNSANLAR

İSLAM’IN İKİNCİ ÇAĞINI BAŞLATACAK KUTLU İNSANLAR
ABD ve bazı Avrupa ülkeleri Muhammed Mursi’nin salıverilmesini istemiş, bu ne anlama geliyor? Biz ABD’yi umursar mıyız, asla… Ama o açıklamanın bir anlamı var, Mısır’da yaptırdığı darbeye İhvan’ın sert ve sabırlı isyanının neticeleri ortaya çıkmaya başladı. Demokratik seçimlerle iktidara gelen Müslümanların elinden iktidarı almayı güya zekice organizasyonlarla başaran ABD, Mısır’ın yiğit evlatlarının sert tepkisine çarptı, ortaya çıkacak neticenin kendileri için daha büyük zarar doğuracağını gördüğü için politikasını değiştirmek zorunda kaldı. “Sakın anlaşmayın… Bu bir ihtilal” başlıklı yazımızda bahsini ettiğimiz üzere, askeri darbe Mısır’da Müslümanlar için çok daha iyi bir netice ortaya çıkaracak. İhvan’ın direnişi, bu neticeyi, darbeye destek veren hatta bizzat planlayan ülkelerin bile anlamasını sağladı.
İhvan, bu süreçte, tarihi boyunca yaşadıkları en büyük imtihanla karşı karşıya kaldı ve tarihinin en büyük imtihanını kazandı. Zaferin hala gerçekleşmemiş olması, neticenin ne olacağının belli olmaması bu durumu değiştirmez, imtihan, ne zaman ne yapacağımızla ilgilidir, netice ile ilgili değil. Zafer, doğrudan doğruya Cenab-ı Allah Azze ve Celle’dendir, zaferi nasip eder veya etmez, O bilir. İmtihan tedbirdedir, neticede değil, İhvan, tedbirini aldı, imtihanı kazandı.
Tedbir ile netice arasında bir illiyet rabıtası yok mudur? Tabii ki var, tüm tedbirler neticeye matuf olarak alınır, netice alıcı tedbirler geliştirilir ve tatbik edilir. Gözler neticededir, tedbirler onu gerçekleştirmek içindir, neticeden bağımsız tedbir alınmaz, “tedbir fikri” neticeye kilitlidir. Tüm bunlara rağmen netice Cenab-ı Allah Azze ve Celle’nin tasarrufundadır, böyle bilinir, böyle inanılır. Okumaya devam et “İSLAM’IN İKİNCİ ÇAĞINI BAŞLATACAK KUTLU İNSANLAR”

KORKMAYIN… CESARETİNİZİ TEST EDİYORLAR

KORKMAYIN… CESARETİNİZİ TEST EDİYORLAR
Öncelikle namaz kılanların üzerine ateş açanlarla uzlaşma olmayacağını bilmeliyiz, bunların insani tek özelliği suretleridir. İnsan suretinde yaratılmış mahluklarla uzlaşma olmaz, domuzla uzlaşma yapmak abestir, suretlerine aldanmayın, tabiatları en vahşi hayvandan daha kötüdür. Dayanın, ne kadar hayvan, ne kadar alçak, ne kadar vicdansız olduklarını göreceksiniz, tüm maskeler düşecek, tüm suretler ve siretler çıplak şekilde görülecek, ümmetin ve dünyanın buna ihtiyacı var.
Korkmayın… Cesaretinizi test ediyorlar, dönüm noktası tam olarak burasıdır, cesaret testini geçmelisiniz, cesaretsiz yüz milyon insan, cesaretli yüz insan kadar güçlü değildir. Hiçbir mücadele, cesaret testinden geçmeden netice alamaz, hiçbir mücadele dirayet (dayanıklılık) testinden geçmeden zafer kazanamaz, korkmayın, tereddüt etmeyin, geri çekilmeyin.
Zannetmeyin ki sadece siz cesaret testinden geçiyorsunuz, aynı zamanda onlar da cesaret testinden geçiyorlar, mücadelenin bu safhası, imandan kaynaklanan cesaret ve dirayetin temerküz ve tecessüm ettiği yerdir. Burada başka bir şey kalmaz, başka bir şeye dayanılmaz, başka bir kaynak aranmaz. Sabredenlerin diğerlerinden ayrıldığı safhadasınız, Cenab-ı Allah Azze ve Celle halinize tebessümle bakıyor, muhtemeldir ki kullarının arasından “vaadini gerçekleştiren” yiğitleri meleklerine gösteriyor ve “Onlar benim sevgili kullarımdır, bana karşı taahhütlerini yerine getiriyorlar” diye buyuruyor. Hz. Resul-i Kibriya Aleyhisselatü Vesselam Efendimiz içinizden komşularını seçiyor, geride kalmayın, tereddüt etmeyin, korkmayın, bu “ihsan” her zaman elinize geçmez.
Cennet ayaklarınızın altında, sanmayın ki uzakta, sanmayın ki erişilmez. Cennet ehli kollarını açtı yeni komşularını bekliyor, ne kadar azizsiniz, ne kadar kutlusunuz, ne kadar büyüksünüz. Cennet ehli size komşu olmak için sıraya giriyordur, ah, nasıl karşılanacağınızı bir bilseniz, nükleer silahın üzerine yürürsünüz. Sanmayın Kahire’nin meydanlarındasınız, cennet bahçesindesiniz, sanmayın Kahire’nin sokaklarındasınız, cennet ehlinin sizi karşılamak için açtığı koridorlardasınız. Okumaya devam et “KORKMAYIN… CESARETİNİZİ TEST EDİYORLAR”

Rabiatü’l-Adeviye’de Tarihin Gündönümü Vaktine Gebe Kalan Ulvi Gece

Rabitatü’l-Adeviye’de tarihin gündönümü vaktine gebe kalan ulvî gece

Üstad Sezai Karakoç, ‘İslâm’ı öyle canlı ve diri yaşa ki, seni öldürmeye gelen sende dirilsin’ demişti yıllar önce.

ASIL ARAP BAHARI, RABITATÜ’L-ADEVİYE’DE BAŞLADI…

İşte üstadın bu öngörüsü tarihte bir kez daha gerçek oldu 5 Temmuz gecesinde Kahire’de Rabitatü’l-Adeviye’de.

Mısırlı Müslümanlar, onca zulme, onca işkenceye, onca baskıya, onca kuşatmaya, onca gaspa, onca silaha, tanka ve akıtılan kana, zulümle, işkenceyle, baskıyla, kuşatmayla, gaspla, silahla, tankla, kanla ve intikamla değil, hepbirlikte, gönül gönüle, yürek yüreğe aynı ruhla, aynı aşkla, aynı yakarışla Rablerine yönelerek ve melekleri bile imrendirecek bir içtenlikle, arınmışlıkla, sahicilikle DUAya durarak asil ve vakur bir karşılık verdiler.

Asıl Arap Baharı, işte o gece, 5 Temmuz gecesi başladı Rabitatü’l-Adeviye’de.

Okumaya devam et “Rabiatü’l-Adeviye’de Tarihin Gündönümü Vaktine Gebe Kalan Ulvi Gece”

SAKIN ANLAŞMAYIN… BU BİR İHTİLAL

SAKIN ANLAŞMAYIN… BU BİR İHTİLAL…
Mısır’ın yiğitleri, İslam’ın kahraman evlatları… Anlaşmayın, anlaşırsanız tasfiye edemezsiniz. Uzlaşmayın, uzlaşırsanız inkılabı gerçekleştiremezsiniz. Merhamet etmeyin, merhamet ederseniz adaleti ikame edemezsiniz. Suç işlediler, büyük suç işlediler, affedilmez bir suç işlediler, hesap soracaksınız, adaleti ikame edeceksiniz, tasfiye edeceksiniz ve temiz bir zeminde devleti yeniden inşa edeceksiniz.
Anlamış olmalısınız, onlar Mısırlı değil, onlar Mısır halkından değil, onlar o toprakların insanı değil, sizden hiç değil… Tek yaşama şansları teslim olmak, merhametinize iltica etmek, yüksek komuta heyetini Rabiatü’l Adeviye meydanında asın, darbeye destek verdiğini bildiğiniz tüm generalleri asın, darbe çetesi içinde bulunan yargı mensuplarını asın, “geçici” sıfatlı cumhurbaşkanı ve başbakan müsveddelerini asın, polis şeflerini asın… Korkmayın, kalbinizde korkunun yeşermesine fırsat vermeyin, cesaretinizi besleyin, imanınıza dayanın, Allah’a iltica edin, uzlaşmayın, anlaşmayın, merhamet etmeyin, ülkenin mevcut kanunlarına göre yaptıkları suçun cezası idam, tereddüt etmeyin, idam edin.
Bu bir ihtilal… Asın onları, asın ki İslam dünyasında batının köpekliğini yapmanın bedeli anlaşılsın, asın ki Müslüman ülkede Müslüman kanı dökmenin cezası bilinsin, asın ki yeni bir çağ başlasın. Unutmayın… Bu bir ihtilal… İhtilal kendi hukukunu ikame eder, hukukunuzu ikame edin. Büyük ihanet suçunu işleyenleri mevcut kanunlara göre asın ve ondan sonra kendi hukukunuzu ikame edin, meriyete koyun. Onları kendi hukuklarıyla asın… Okumaya devam et “SAKIN ANLAŞMAYIN… BU BİR İHTİLAL”

İSLAM’IN ÖZNELEŞME SÜRECİ…

İslâm’ın Özneleşme Süreci…

Mısır’da askerler, ülkenin tarihinde ilk kez seçilmiş yönetime ve başkanı Mursi’ye karşı darbe yaptılar.

Tahrir’de diktatör Mübarek’i deviren yığınlar, bu kez, seçilmiş Cumhurbaşkanı Mursi’yi devirdiler.

Ve sabahlara kadar Tahrir’de askerî darbeyi kutladılar sarkastik bir şekilde!

Yaşanan şey, tam anlamıyla tersi dönmüş ahmaklıktır!

Bu yazıda Mısır’daki darbenin kimler tarafından ve neden tezgâhlandığı sorusuna kısaca cevap vererek, bu hayatî sorunu, Pazar günkü yazıda tartışmak istiyorum.

MISIR’DAKİ DARBE’NİN GERİSİNDE İNGİLİZLER VAR!

Mısır’daki darbe, Mısır askerlerinin eseri değil. Mısır askerleri, Mısır’ın değil, Batılıların ‘askerleridir’ esas itibariyle.
Okumaya devam et “İSLAM’IN ÖZNELEŞME SÜRECİ…”

MÜSLÜMANLAR… MEYDANLARI BIRAKMAYIN

MÜSLÜMANLAR… MEYDANLARI BIRAKMAYIN
İslam dünyası üzerinde büyük operasyon başladı, dünyanın güç merkezleri İslam’ın tekrar dirilmesine, dünya siyaset sahnesinde yer almasına, kendi topraklarına sahip çıkmasına müsaade etmemek üzere anlaştılar. Türkiye’deki on yıllık sürecin AB perspektifi ve demokratikleşme süreci olarak yürütülmesi, birçok badireyi kolay atlatma imkanı vermişti ama artık batı meselenin esasını gördü. İslam dünyası kendine geliyordu ve bir şekilde durdurulmalıydı. Hem doğu bloku hem de batı bloku İslam dünyası üzerinde operasyon yapma kararını uygulamaya koydu.
Batının Mısır’daki darbeye destek vermesi, darbe olduğunu bile söylememesi, operasyonun hangi çapta başlatıldığını göstermeye kafi. Doğu ve batı bloklarının İslam dünyası üzerinde operasyon yapma konusunda ittifak etmiş olması, artık İslami hareketlerin iki blok arasındaki denge siyasetiyle mesafe alma devrinin bittiğini gösteriyor. Artık Müslümanlar Cenab-ı Allah’a iltica etmek ve kendi güçlerine itimat etmekten başka bir strateji takip edemezler, etmemeliler.
*
Mısır’daki askeri darbe, dünya çapındaki operasyonun Türkiye’den sonraki ikinci büyük ayağıdır. Türkiye’de akim kalan taksim teşebbüsü, Mısır’da başarı kazanmak üzere… Konumuz bu…
* Okumaya devam et “MÜSLÜMANLAR… MEYDANLARI BIRAKMAYIN”