Muhsin Beğ’imizden hamiyet kaldı bize

Muhsin Beğ’imizden hamiyet kaldı bize

Sene iki bin dokuz, soğuk mart ayının yirmi beşiydi. Gökte ecel dolaşıyordu. Ölüm gelip konmuştu karlı dağların yamaçlarına. Bir sızı bir sızı alperenlerin yüreğinde. Bir hüzün bir hüzün alperenlerin dilinde:

Şol karlı dağlarda Muhsin Beğ’imiz kaldı / Yüreğimiz kaldı / El vurup yâramızı inciten dağlardan haber gelmedi / Çıkalım dağlara dağlara!

Alperenler gözü yaşlı düştüler dağlara. Yandılar kavruldular karlı dağların soğuğunda. Ateşe kesildiler, ateşlerinden dağlar ürktü. Gözyaşları sel oldu, gözyaşlarından dağlar eridi. Yüreklerinden sayha kopuyor, dillerinden dua:

Ne yamandır şu karlı dağlar hiç aman vermiyor / Yıkılası dağlar, verin Muhsin Beğ’imizi!

Geceler gündüzlere, gündüzler gecelere hüzünle bağlandı. Alperenlerin feryadı göklere erişti. Dağlarda her yer hüzün, her yer Muhsin Beğ’imizdi. Dağlar ses vermeyince yüreklerinde figan koptu:
Okumaya devam et

Share Button

Muhsin Yazıcıoğlu suikastının kuyruğu göründü…

Muhsin Yazıcıoğlu suikastının kuyruğu göründü…

Büyük acıları arkasından hayra vesile olduğu ve inşallah daha da olacağına inandığımız kanlı darbenin ardından, en başta cumhurun seçtiği Cumhurbaşkanı ve hükümet yetkilileri, sevenlerinin yüreğinde hüzünlü bir yara olarak acısı devam eden Muhsin Yazıcıoğlu suikastını en kısa zamanda aydınlatmalıdır. Çünkü, Yazıcıoğlu suikastının kuyruğu göründü gerisi gelecektir.

15 Temmuz darbesinde F-4 ve F-16 savaş uçaklarının pilotlarının yüzde 80’inin FETÖ’cü olduğunun kesinleşmesinin ardından pilotların sorgulanmasıyla kısa zamanda suikastın aydınlatılması mümkün. Çünkü maksatlı olarak “kaza süsü” verilen suikastla ilgili tereddüt ortadan kalkmıştır.
Okumaya devam et

Share Button

Muhsin YAZICIOĞLU Mülakatının Tam Metni

MÜLAKATIN TAKDİMİ
Mülakat ile ilgili iki hususu açıklamamız gerekiyor. Neden şimdi ve neden Kemal Yavuz? Mülakat ile ilgili bu iki sorunun cevabı, mülakatın “ehemmiyetini” açıklamak için kafi…
Neden şimdi? Merhum şehit Muhsin Yazıcıoğlu suikastıyla ilgili soruşturma ve araştırmalarda yeni bir safhaya girildi. Şehadetinin ikinci yıl dönümüne bir ay kalan bu günlerde, soruşturma ve araştırmalar ilk defa hadisenin “kaza” ihtimali sıfıra yaklaşmış ve “suikast” ihtimali kesinleşmeye başlamıştır. 14.02.2011 tarihinde K.Maraş Cumhuriyet Başsavcılığına verilen dilekçelerle, suikast olduğunu gösteren delillerin araştırılması, daha da önemlisi, soruşturmanın “özel yetkili savcılık” ve “özel yetkili ağır ceza mahkemesi” tarafından yapılması için dosyanın Malatya’ya gönderilmesi talebinde bulunulmuştur. Bu çerçevede, hukuki süreç, bundan önceki döneminde başka bir mahiyet taşırken, bundan sonraki döneminde başka bir mahiyette devam edecek gibi görünüyor.
Yeni bilgilerin, şüphelerin ve delillerin yakın zaman önce ortaya çıkması ve hukuki süreci de etkileyecek gibi görünmesi, mülakatın “neden şimdi?” sorusunu cevaplandırıyor. Yeni bilgiler arasında bulunan ve en önemli olduğunu düşündüğümüz, “zehirlenme” hadisesi, daha önceki araştırmalarda izine bile rastlanmayan bir durum.
Neden Kemal Yavuz? Kemal Yavuz, uzun yıllar BBP de siyaset yapmış ve halen GİK üyesi olarak yapmakta ve Merhum Muhsin Yazıcıoğlu ile yakın temas içinde bulunan birisi. Diğer taraftan, hadise mahalli K.Maraş olduğu için hukuki süreci yürüten yetkili cumhuriyet savcılığı da K.Maraş’tır. Kemal Yavuz ise K.Maraş’ta avukatlık yaptığı için, hukuki süreci baştan itibaren takip eden kişidir.
Hukuki süreci avukat olarak takip etmesinden dolayı da, hadise cereyan ederken ve daha sonraki süreçlerde, Merhum Muhsin Yazıcıoğlu’nu seven partili/partisiz birçok insanın bilgi aktardığı kişidir. Bu bilgilerin bir kısmı mülakatta görünmekte fakat çoğu mülakatta görünmemektedir. Zira araştırılması gereken bilgilerdir. Bu bilgi akışı, Kemal Yavuz’u, soruşturma esnasında kilit isim haline getirmiştir. Muhtemelen, suikast ile ilgili en fazla bilgisi olan ikinci kişi, Kemal Yavuz’dur. Bu meyanda mülakatın Kemal bey ile yapılmasının anlamı ve önemi açıktır.
Son olarak, Kemal bey ile yaptığımız mülakat, konu ile ilgili bilgilerin tamamını ihtiva etmiyor. Mülakat, kamuoyunu bilgilendirmek için yapıldığından dolayı, halen araştırılmaya muhtaç bilgiler açıklanmadığı gibi dedikodu türünden bilgilere hiç yer verilmedi. Mülakatın bilgi çerçevesi (zemini) resmi araştırma ve raporlardır. Bu meyanda Devlet Denetleme Kurulunun raporunu zikretmemiz gerekiyor. Okuyucuların en fazla dikkat etmesi gereken husus, mülakattaki bilgi kaynaklarının tamamının her zeminde savunulabilecek kadar sağlam olduğudur. Bunu Kemal bey garanti ettiği gibi ben de yaptığım araştırmalarla garanti ederim.
En son olarak bir şeyi ifade etmeliyim. Suikast organizasyonu insanı dehşete düşürecek çaptadır. Bu bilgilere ulaşmak, insanın isyan duygularını tahrik ediyor. Yaptığım araştırmalardan sonra isyan etmemenin ruhi mekanizmalarını oluşturmaya çalışıyorum, zira ruh dünyam, dünya çapında bir isyan ile ancak sükunet bulacak kadar ağır bir darbe aldı.
HAKİ DEMİR
demirhaki@gmail.com

KEMAL YAVUZ İLE MÜLAKAT
HAKİ DEMİR: Kemal Bey Önce sizi tanıyalım. Hem siyasetçisiniz hem de avukatsınız. BBP’deki göreviniz nedir? Suikast soruşturmasındaki göreviniz nedir?
KEMAL YAVUZ: Ben yaklaşık 6 yıldır BBP’nin Merkez yürütme kurulunda görev yapıyorum. Ondan önce de sekiz yıl K.Maraş il başkanlığını yürüttüm. Bu olaydan sonra da hukuki süreci takip edenlerden biriyim.
HAKİ DEMİR: Dosya zaten Maraş’ta, buradan takip ediyoruz. Konuyla ilgili hem de hukuki süreç bakımından bilgi donamını olan kişisiniz. Bu konuyla ilgili neler söyleyeceksiniz?
KEMAL YAVUZ: Suikast meselesine girmeden evvel genel başkanın Türkiye’de, dünya’da, Türkiye’nin içerisinde bulunduğu pozisyonla ilgili, Türkiye’de zannediyorum bir muhalefet liderinin olmasından ziyade kıymeti fonksiyonu tesiri olan bir insandı. Bu noktada belki bu sukiastin sebepleri arayabileceğimiz bir havuza dönüştü. Nedir, Dünya ve Türkiye’deki pozisyonu?
HAKİ DEMİR: Yani Muhsin Yazıcıoğlu’na bir siyasi figür olarak bakılması eksik bir bakış açısı olur.
KEMAL YAVUZ: Onun evvelinde bir dava adamı, bir gönül adamı, iç derinliği olan ve bir davası olan, davası için hayatını vakfetmiş. Milletin değerleri için doğduğu günden bu güne mücadele içerisinde olan, tüm gençlik yıllarını bu mücadeleyle geçiren, bunu bir hayat felsefesi olarak kabul eden, yaratılış felsefesine uygun bir mücadele veren, sembol bir isimdir. En bariz vasfı samimiyetidir. Her konuda samimiyetidir. İçten olmasıdır. İnandığını yaşamasıdır, inandığı gibi yaşamasıdır. Düz durup dik yürümesidir. Muhsin Yazıcıoğlu’nun siyaseti bir sonuçtur, bir amaç değildir. Onun için siyasette hep farklı kalmıştır. Toplumun standart aradığı siyaset kitlesine uymaması bundandır. Seçmenin, işte klasik anlamda söylediği gibi “fazla dürüst”… Çünkü onun öncülü “siyaset değildir”, siyasetteki matematik hesaplarla çok fazla ilgilenmedi. “Şunu yaparsam şu kadar o alırım, şu kadar oy alırsam şuraya gelirim”, bu hesapları yapmadı. Önceliği doğru bildiğini hayata geçirmesi oldu. Onun mücadelesini verdi. Onunla ilgili bir şeyler yapmak oldu. 1980 öncesi de bunu yaptı, 80 sonrası da bunu yaptı. Siyasette aktörken de bunu yaptı, gönül insanıyken de bunu yaptı. Hep bunu yaptı.
HAKİ DEMİR: Muhsin yazıcıoğlu sadece politikacı olarak sevilmedi. Bahsini ettiğiniz… Muhsin Yazıcıoğlu Türkiye’de neyi ifade ediyor? %1,%2 oy alan siyasi partinin lideri olmanın dışında neyi ifade ediyor? Ülkücü gelenekten gelen biri olarak Türkiye’de neyin karşılığıydı?
KEMAL YAVUZ: Muhsin Yazıcıoğlu Bosna’da Srebrenitsa’da gerçekleşen katliam karşısında yüreğinden titreyen, kendini Bosna’da hisseden bir vatan evladıydı. Bosnalıların her zaman her konuda yanında oldu. Son olarak zaten Bosna Dostluk grubunun başkanıydı, Mecliste. Muhsin Yazıcıoğlu herkesin bildiği üzere Ermenilerce Karabağ’a saldırıldığında Karabağ’daydı. O savaşta Azerilerin yanında oldu. Cepheye gidecek kadar meselenin içerisindeydi. Muhsin yazıcıoğlu Irak işgal edildiğinde orada Musul’da Kerkük’te Türkmen kardeşlerimizin, Kuzey Irak’ta Kürtlerin yayındaydı. Onların her konuda her meselesinde yanlarındaydı. Muhsin Yazıcıoğlu, Lübnan’da, biliyorsunuz savaş çıktı. İsrail saldırdı. İsrail saldırısında Suriye’ye gitti. Lübnan sınırında oluşturulan Cephe gezisine bizzat katıldı. Camiamızda bir grup arkadaşla gitti. Orada sınırda mesajını verdi İsrail’e, başka yerde değil. Cepheden İsrail’e mesajını verdi. Yani bunun bir zulüm, bir soykırım olduğunu, bu katledilen insanların hesabının sorulacağını, cephede ifade etti. Muhsin Yazıcıoğlu ingiltere’deki “Avam Kamarasında” PKK sorulduğunda, “bu benim iç meselem, burada tartışmam, böyle bir siyasi ahlakın sahibi değilim” diyecek kadar onların PKK’yla ilgili sorularına cevap vermeyecek kadar “merdane” bir insandı. Muhsin Yazıcıoğlu geceleyin Şırnak’ta çocuklarla top oynayan, Hakkari’de internet cafede gece saat 12’ye kadar sohbet eden bir insandı. Bu kadar bölgeye yakın bir insandı. İnsanlara ne diyordu “biz kardeşiz problemlerimiz olabilir ama bunları biz halledeceğiz. Başkasının müdahalesine gerek yok” diyordu. Her konuda farklıydı her bakımdan farklıydı. Çünkü her konuyla samimiyetle ilgileniyordu. Çünkü Osmanlı hinterlandındaki her gündemin takipçisiydi. Türk dünyasının problemlerinin takipçisiydi.
Ahmet Yesevi’ye, Kazakistan’ın “hissi” kentine gittiğimizde, Ahmet Yesevi’nin öğretisiyle çok akalıydı. Türk aydınlanmasıyla çok alakalıydı. Orta Asya Türk Cumhuriyetlerinin gelişimiyle ilgili, aralarındaki işbirliğiyle ilgiliydi.
Muhsin Yazıcıoğlu’nu iç siyasette bir aktör görürsek, eksik görmüş oluruz. Onun aynı zamanda hem İslam dünyasında hem de Türk dünyasında birebir iç siyasetteki aktörlerle doğrudan ilgisi vardı. Biz Kazakistan’a gittiğimizde orada Hak Yol Partisi Başkanıyla uzun değerlendirmeleri oldu. Ben bizzat şahit oldum. Çok şaşırmıştım. Her ülkenin iç siyasetini çok yakından takip eden biriydi.
HAKİ DEMİR: Türkiye’de siyasiler Milletler arası aktör haline gelmezler. Bunun için iktidar, başbakan olmaları gerekir. Nasıl olmuş iktidar olmamış, kısa zamanda iktidar olması beklenmeyen biri, nasıl oluyor da milletlerarası bir aktör oluyor? Nedir bu?
KEMAL YAVUZ: Muhsin Yazıcıoğlu özü itibariyle dava adamıydı. Onun siyasi kişiliği başta da ifade ettiğim gibi bir sonuçtur. İslam dünyasındaki her konu onun konusudur. Türk dünyasındaki her problem onun problemidir. Her olaya medeniyet projektöründen bakardı. Türk Dünyasına özel bir ilgisi vardı. Orta Asya ile “Turancılık” bakımından ilgilenmiyordu. İslam Dünyasının sıkı bir takipçisiydi. Muhsin Yazıcıoğlu çoğu kişi için bir mihenk taşıydı. İhtilaflı bir konuda “Muhsin Yazıcıoğlu ne diyor” diye onun görüşü merak ediliyordu. Ve onun tercihi, diğerlerinin üzerinde çok ciddi etkiye sahipti.
HAKİ DEMİR: Suikastın izlerini ararken bunu Anadolu coğrafyasının siyasi sınırları içinde aramakla yetinmeyeceğiz. Dünya-Bölge siyasi dengeleriyle ilişkili, onları etkileyen bir şahsiyet olduğu için geniş bir coğrafya da, siyasi bir havza da, suikastın izlerini aramamız gerekiyor.
Türkiye’de bir parti genel başkanı olmaktan ibaret değildi elbet. Özellikle de Türkiye’de muhalefet (siyasetçi olduğu içinde oraya bir parantezle temas etmemiz gerektiğini düşünüyorum), iktidar da olmayan bir parti için, iktidardaki partinin söylediklerinin, yaptıklarının yanlış olduğunu iddia etmektir. Oysa muhalefet özünde, yanlışa karşı olmak demektir. Bunu, kimlerin yaptığının bir önemi yok, özellikle şu kadar darbe yapılan bu ülkede başka kurumların da yanlış yaptıklarını kabul etmek gerek. Bu çerçevede siyaset anlayışı nasıldı?
KEMAL YAVUZ: Muhsin Yazıcıoğlu, kategorize düşünen bir topluluk var ülkede, kalın çizgilerle okuyan, kategorize düşünen, “ya iktidarın yanındasın ya değilsin”, böyle bir anlayışın içerisinde olmadı. İktidarın yaptıkları doğrulara “doğrudur” dedi. Yanlışlarında da “yanlıştır” dedi. Dolayısıyla zaman zaman Muhalefetin zaman zaman da iktidarın karşısında yer aldı. Bundan da hiç gocunmadı, çünkü onun ilkeri vardı. Bildikleri doğruları vardı. Ahlaki olan, vicdani olan şeylerin peşinde gidilmesi gerektiğini düşündü ve gündelik siyasi kaygılarla siyaseti takip etmedi. Hiçbir zaman matematik kaygıların sahibi olmadı. Oyla ilgili bir sayı, bir söz bile ifade etmedi. Onun temel düsturu, temel milli çıkarların gereklerini aramaktı. Ülkenin ihtiyaçları nedir? Daha da özelde insanlarımızın ihtiyaçları ne, o daha çok bunlarla ilgilenirdi.
Bizim insanlarımızın yoksulu vardı. Aç olanı vardı, dermansız olanı vardı. Yorgun olarak kalanı vardı. Daha çok toplumun en alt kesimindeki insanlarla, bir de hak arama özgürlüğü anlamında, geçmişte biliyorsunuz, son zamanlarda iyileşme olmakla birlikte, geçmişte çok ciddi yetersizlikler vardı. Bu hak arama özgürlüğünde, mücadelelerin yanında olmayı tercih etti. Dolayısıyla siyasette aranılan öğelerle ortaya çıkan değil, ama bu tür teferruatta, ama özde çok kıymetli konuların yanında yer aldı. Onun içinde çok anlaşılamadı. Kategorize düşünmedi.
HAKİ DEMİR: Gerektiğinde muhalefete de muhalefet etti.
KEMAL YAVUZ: Bunların tamamını hatırlayın, 28 Şubat sürecinde herkesin kaçacak yer aradığı, Sincan’da tankların yürüdüğü bir dönemde, Muhsin Yazıcıoğlu eli cebinde “Türkiye İran olmayacak” ve asla bir azınlık mezhep elindeki “Suriye”de olmayacak şeklinde, çok anlamlı bir mesaj verdi. Hatırlarsınız Sincan’da tanklar yürüdüğünde, “namlusunu milletine çeviren bir tankı asla alkışlayamam” dedi. Yani bu zor günde bu sözü başkaca bir tekrar edenin olmadığı bir günde Muhsin Yazıcıoğlu bunu söyledi. İktidarın, konunun muhatabının yapamadığını yaptı.
HAKİ DEMİR: Suikastın… Ben suikast diyorum, başka bir kelimenin bu konuyu tarif edeceğini düşünmediğim için bu kelimeyi kullanarak devam ediyorum. Bunun anatomisini görelim istiyorum. Öncelikle hadisenin bir cereyan ediş şekli var, helikopter nereden kaktı, nereye gidiyordu? Güzergah belli, kimler var helikopterin içerisinde? En çokta merak ettiğim bu güzergahın kaydının resmi bir yerde tutulup tutulmadığı? Hava trafiğinin bir yerde kaydı tutuluyor mu?
KEMAL YAVUZ: Helikopterin gün öncesi uçuş planı var. Uçuş planı havacılık dairesine bildiriliyor. Gün öncesinde bildiriliyor uçuş planı, yaklaşık aynı saatlerde bildiriliyor. Sonra da bu uçuş planına göre birebir olmasa da uyularak, uçuş gerçekleştiriliyor. Olay günü yani 25 Mat 2009 tarihinde Merhum Muhsin Yazıcıoğlu’nun helikopteri İstanbul’dan Ankara’ya, Ankara’dan Sivas’a uçtu, ayın 24’ünde, geceyi Sivas’ta geçirdi. Sabahleyin de Muhsin Yazıcıoğlu’nun Sivas programı bittikten sonra da Sivas’tan alıp Çağlayancerit’e getirecekti. 12 gibi Çağlayancerit’te olacaktı oradan 2’den önce çıkıp Kayseri üzerinden Kayseri üzerinden Yerköy’e saat 5’e kadar bitecek bir miting vardı. Ona ulaştırılacaktı. Bu program günler öncesinde belirli bir programdı.
HAKİ DEMİR: Havayolu denince insanlar tabi hava boş ya uçak istediği gibi gidebilir zannediyor. Bu böyle değil…
KEMAL YAVUZ: Bu böyle değil burada çok disiplinli, gün öncesinden koordinatları belirli saati belirli uçuşlar gerçekleştiriliyor. Bu uçuşların öncesinde bilinmesi gerekiyor. Türk hava sahasında uçan kuştan haber alan bir havacılık olduğunu düşünüyordum bu kazadan önce sonrası için tabi çok ciddi kaygılarımız oluştu.
HAKİ DEMİR: Helikoptere binice şoför şuraya çek diye bir şey yok, koordinatları belli. Bunların güzergahları belli, saatleri belli ve bunlarda anlaşılan o ki ulaşılabilir bilgiler. Planlamaya uygun bir şey, ne zaman ne yapmanız gerektiğini biliyor olmanız gerekir.
KEMAL YAVUZ: Eğer bilirleri Sivas Çağlayancerit – Yerköy arası uçuş güzergahında suikast planı yapacak idiyse en uygun yerde yaptıklarını söyleyebilirim.
HAKİ DEMİR: Helikopterde kaç kişi vardı? Bir pilot vardı. Çok tecrübeli bir pilot…
KEMAL YAVUZ: Emekli bir asker, rütbesini tam olarak bilmiyorum. Pilotların da öğretmeni olan yetenekli bir pilot… Merhum Muhsin Yazıcıoğlu’nun yanında Sivas il başkanı Erhan Üstündağ Bey var. Sivas’tan Çağlayancerit’e geliyor. Bir de il başkan yardımcısı Yüksel Yancı var. Yine Sivas belediye meclis adayı Murat Çetinkaya var. Ve bir de gazeteci İsmail Güneş var. 6 kişi…
HAKİ DEMİR: Daha önce suikast planlandığıyla ilgili kamuoyuna yansıyan bilgiler var. Bu olaydan önce bilenen, tespit edilen ya da bu olaydan önce ihbar edilen kaç tane olay var?
KEMAL YAVUZ: 5-6 tane olay var ama bunların Merhum Başkan, suikastla ilgili olmadığını söylerdi. Yani Bolu tünelinin girişindeki kaza, Samsun’daki kaza örneğin, Sivas’taki kaza… Yani bir çok benzer olay var, bunları münferit olaylar olarak düşündü kendisi, onun için bunun altında benim bir şey aramam doğru olmaz.
HAKİ DEMİR: bu biraz da cesaretten sükunetten kaynaklanıyor. Helikopter, gideceği yere gidemedi. Helikopter, burada, -kaza olduğu düşünülüyorsa- düşmesinin mümkün olması nasıl olur? Yani 100 km önce veya sonra neden düşmez?
KEMAL YAVUZ: Tabii ki kaza ihtimali, bizce olayın başlangıcında çok daha üstün bir durumdaydı kaza ihtimali, gelişen olaylar karşısında, cevapsız sorular karşısında, olağanüstü olumsuzlukların üst üste gelmiş olması ve bunların arasında “illiyet bağının” doğması karşısında, suikast yoğunlaşıyor. Yoksa gerçekten de kaza olacak idiyse bu bölge de en yükseğe çıktığı yer tam Torosları aşacağı bir nokta da kaza meydana geliyor. 200 metre sonra Torosları aşmıştı. Yani böyle bir nokta da kaza meydana geliyor. Yani kaza olmuş olamaz mı, elbette olur. Ama biz sonuçlarından delilere gitmek zorundayız. Delilerden faile gidemiyoruz. Faillere gidebilmemiz için önce sonuçlardan delilere, delillerden de faillere geçmemiz gerekiyor, metot olarak, bu bakımdan sonuçlardan gidiyoruz. Sonuçlardan hareket ettiğimizde de karşımıza çıkan tablo çok farklı gelişti.
HAKİ DEMİR: Bunları tek tek konuşacağız. Şunu söylemeye çalışıyorsunuz “kaza idiyse de kaza olması için de en uygun yer orası” aslında suikast için de en uygun yer.
KEMAL YAVUZ: Birileri suikast planlayacak idiyse hem arama kurtarma da bulunamaması, hem de bulunmasını geciktirmek bağlamında mahrumiyet bölgesi veya dağlık alan olması koşulların olması gibi bir çok şey bakımdan en uygun yer.
HAKİ DEMİR: Otopsi raporunda zehirlenmeden bahsediliyor. Bunu bir aydınlatalım.
KEMAL YAVUZ: Biz helikopterin düz duvar gibi dağa süratle çarptığını öğrendik. Acaba pilot etkisiz hale mi geldi, getirildi? Veyahutta dışarıdan helikoptere müdahale mi edildi?
HAKİ DEMİR: Afedersiniz Kemal bey, o şekilde çarptığı sağlam bir bilgi mi?
KEMAL YAVUZ: Evet… Dolayısıyla Pilot’un etkisiz hale getirilmesinde ilk aklımıza gelen zehirlenme oldu. Kaza mahalline ayın 28’de ulaşıldı biliyorsunuz. 29’nda dağdan indirildi. Kahramanmaraş devlet hastanesinde otopsi yapılırken ilk talebimiz zehirlenme ile ilgili kan ve doku numunesi alınmasıydı. Bu kuşkumuz vardı, bununla ilgili araştırma istedik. Adli Tıp Kurumu bir hafta sonra verdiği raporda, Adli Tıp Kurumu (Adana) bize bir hafta içerisinde rapor verdi. Verdiği raporda, “uyarıcı veya zehirleyici bir maddeye rastlanılmamıştır” diye bir rapor verdi.
Biz, “kaç madde üzerinde inceleme yaptınız” diye soru sorduk. “Hangi tahlilleri yaptınız, hangi verilerle bunu söylüyorsunuz?” diye… Burada oluşturduğumuz, doktor hekim arkadaşlarla oluşturduğumuz bir kurula, bu adli tıp raporunu incelettik. Bu arkadaşlar bu raporun yetersiz olduğunu söyledi.
Başında Merhum Muhsin Yazıcıoğlu’nun bacanağının bulunduğu bir kurul Rafet Hasanoğlu olmak üzere onun oluşturduğu bir kurula bunu incelettik. Ve buna karşı itirazlarımızı derhal bildirdik. K.Maraş Cumhuriyet Başsavcısı itirazlarımızı tamamen kabul etti. Adli Tıp’a yeniden gidildi. Adana Adli Tıpa tekrar gönderdi. O zaman, çünkü hepsinde tamamına yakın krononer kalp yetmezliğinden bahsetmişti. Bu bize çok orijinal geldi. Böyle bir şeyin olmadığını, olağanüstü bir durum olduğunu düşündük. Ve bunun üzerine tam bir inceleme istedik. O inceleme üzerinde daha çok kalp yetmezliği üzerine araştırma yaptılar. Biz onunla da yetinmedik.
HAKİ DEMİR: ikinci raporda da mı zehirlenme yok denildi?
KEMAL YAVUZ: Evet… Burada Kahramanmaraş Sütçü İmam Üniversitesinde bununla ilgili bilirkişiler dinlenildi. Onunla da yetinmedik. Hacettepe Üniversitesine gönderildi. Bu raporla da yetinmedik.
HAKİ DEMİR: Zehirlenme yok denildi…
KEMAL YAVUZ: Zehirlenmeyle sınırlı olmayan araştırmalar istedik. Zehirlenme de bunlarla ilgiliydi. Tabii ilk konuda şüphemiz zehirlenme. Bununla ilgili bir şey çıkmadı. Çıkmadı derken biz bu araştırmanın yetersizliği karşısında DDK bizden ne istiyorsun dediğinde “Biz evvel emirde hiçbir şey yapılmamış gibi hareket edilmesini talep ediyoruz. Her konuda yeniden, baştan inceleme yapılmasını istiyoruz. Ve bu zehirlenmeyle ilgili mevcut kan ve doku örnekleri üzerinde, numuneler üzerinde, tıbbi araştırma istiyoruz. Gerekirse bağımsız bir kurum olsun. Adli Tıpla ilgili Türkiye’de bir sürü şayialar mevcut.
Cumhurbaşkanlığının görevlendirdiği Devlet Denetleme Kurulu bu konuda bir araştırma yaptı. Uzun süren araştırma neticesinde çıkan sonuç burada var. Ben burada %8’den başlayarak %27’ye kadar farklı oranlarda helikopterin içerisinde bulunanların tamamında “karbonmonoksit” tespit etti. Bu karbonmonoksit oranına baktığımız zaman da, özellikle Pilotta 26 küsur. Gazeteci İsmail Güneş’te 27, Erhan Üstündağ’da %21,8, İsmail (murat) Çetinkaya’da yine yüksek oranda olduğunu tespit etti. Bu karbonmonoksit oranının şuur kaybına sebep olacak, bayıltacak kadar ileri olduğunu, görme ve algılama bozukluğu oluşturacak kadar etkili olduğunu anladık. Bu oranların öyle neticeler verebilecek oranlar olduğunu hekim arkadaşlar ifade ettiler. Bunun karşısında biz derin bir şok yaşadık.
HAKİ DEMİR: Affedersiniz. DDK’nın araştırmasına kadar ki süreçte bu tespit edilemedi mi?
KEMAL YAVUZ: Edilmedi. Ama helikopterin çarpma şekli bakımında bizim bir tatminsizliğimiz vardı. Bizim ısrarımız buradan kaynaklandı. Bir tatminsizliğimiz vardı, bu tespit edildi. Sonra yüksek ihtisas kurulu böyle rapor olmaz dedi. “biz yeniden inceleyeceğiz” dedi. Kendi kendine görev verdi yüksek ihtisas kurulu…. Onlarda bu karbon monoksit yoktur demediler. Onların da raporu çıktı geldi. “Bu değerler yanlıştır” demedi. Bu değerler doğrudur. İşte bunlar sonradan oluşmuştur. Veyahutta “sky” içmişlerdir gibi çok komik gerekçelerle bu işi geciktirmeye çalışan bir rapor verdi. Tarafsız bağımsız bir bilirkişi kurulu kurulunca bu numuneler üzerinde yeniden inceleme yapılarak yeni bir rapor alınması için yeni bir talebimiz gerçekleşti. Bu zehirlenme olgusuyla ilgili tartışma henüz bitmiş değil. Çünkü zehirlenmenin sabit olması karşısında diğer hususları tartışmaya hiç gerek kalmayacak ve sabotaj kesinleşmiş olacak. Bu da Adli Tıp Kurumunun oluşturduğu kurulunun raporuyla sabit bir durum… İkinci kurumda tam da sonradan oluşturulmuş vs. diyor, hâlbuki kan beklemeyle karbon monoksit düzeyinin düştüğü ve yükselmediği yine tıbbi bir bulgu, dolayısıyla burada da üst kurulun raporunun yanıltıcı, hakikatleri yasaklayıcı, suç delilerini karartıcı bir özeliğinin olduğuyla ilgili derin bir kuşkuyu taşıyoruz.
HAKİ DEMİR: Devlet Denetleme Kurulu nereye yaptırmıştı? Tetkiki…
KEMAL YAVUZ: Tetkiki adli tıp kurumuna yaptırmıştı. (İstanbul)
HAKİ DEMİR: Orada bu netice çıktı.
KEMAL YAVUZ: Yüksek ihtisas kurulu kendini görevli sayarak dosyayı aldı. Bu son derece şüpheli bir durum.
HAKİ DEMİR: Onun peşindesiniz yani… Bir de Devlet denetleme kurulu raporunda diğer araştırma sonuçlarında vs. Helikopterin civarında hava hareketlerinin yoğun olduğu, bundan bahsediliyor, devlet denetleme kurulunun tespiti de çok ilginç, hadisenin cereyan ettiği noktaya kadar çok ciddi bir hava hareketliliği var. Hadisenin cereyanından sonra 2 saat sıfır diyor hava hareketliliği, ondan sonra tekrar başladı diyor. Zaten bir teori kurmak gerekirse zaten, bir helikopter, bir uçak, sesten hızlı bir uçağın belli bir mesafede geçmesi halinde onu savurur, böyle bir ihtimal var. Sanki orada hava hareketliği var. Orada suikast yapıldı, saha boşaltıldı, herhangi bir görüntü verilmemesi için, ondan sonra da, 2 saat sonra başlaması da, sanki netice gerçekleşti mi diye kontrol etti. Nedir bu?
KEMAL YAVUZ: Şimdi efendim, son derece şüpheli bir hava hareketi var. Diğer günlerden farklı bir hava hareketliliği var. Bilhassa uçuş planında 1 saat kadar gecikme var. Uçuş saatinde, olağan geçme vakti, olağan geçme güzergâhı üzerinde, olan güzergâhının biliyorsunuz yer yer sekiz kilometre daha güneyinden uçuyor. Bu uçuş planındaki, ilk planındaki saatlerde o bölge de çok ciddi ve yoğun bir hava hareketi var. Sonrasında tam helikopterin bu noktaya geldiğinde çok ciddi bir hava filosuyla karşı karşıyayız. Havada bir hava araçlarıyla oluşan bir filoyla karşı karşıyayız ve daha da vahimi alçakta, alçak irtifada uçuşun gerçekleştiği ve bu uçuşun ses hızından daha fazla yani 1240 Km’de daha fazla, yüksek bir hızla uçtuğunu anlıyoruz. Şimdi bunu nerede anlıyoruz? Bu kayıtlardan uçuş ile uçuş hızını tespit edebiliyorlar. Çok daha şüpheli bir durum bu hava araçlarının bir kısmı bu bölgeye yaklaştığında transpondurlarını kapatıyorlar. Bu ne demek, bu transpondur radarlara sinyal gönderen helikopterlerdeki bir cihaz. Onu kapattığınız zaman sinyal vermiyorsunuz, radarlar sizi görmüyor. Yani bu gizlilik, kendini karatma, kendini gizleme faaliyeti de ayrıca kuşku sebebi oluşturuyor. Baktığımız zaman bunlara, hakikaten çok anlamlı bir operasyon yapılıyor havası veriliyor. Şöyle bir durum var; olay günü, olay saatinden birçok yerli tanığı da var. Andırın’ın Geben bölgesi ile Göksu’nun çardak beldesine olan aralığında tüm tanıkların hepsi yüksek bir patlama sesi duyduklarını söylüyor.
Araştırmışlar rapor da hazırlamışlar DDK’nun raporunda da keza var. Bizde ayrıca araştırdık, aynı şekilde böyle sesten hızlı uçak geçtiği zaman bir uçak sesi duymuyorsunuz. Bir patlama sesi duyuyorsunuz. Şimdi biz soruyoruz acaba alçak irtifada uçan ses hızından fazla süratle geçen bir hava aracının oluşturduğu hava dalgaları helikopterin kaldırma gücünü engelleyen bir dalgalanma oluşturmuş mudur? Bunun düşmeyle bir illiyet bağı var mıdır? Bu araştırmaya değer bir konudur. Çünkü hava hareketi şüphe çekecek yoğunluktadır. Bunun araştırması gerek diyoruz. Bizim kuşkulandığımız önemli hususlardan bir tanesi, araştırılmasını istediğimiz önemli hususlardan bir tanesi bu…
HAKİ DEMİR: Şu ana kadar o hava hareketliliği veya yoğunlukla ilgili tespit edilen, sadece hava hareketliliği mi var?
KEMAL YAVUZ: Hava hareketlilikleri, uçuş irtifaları, hızları, araç kimlikler vs. önemli ölçüde var.
HAKİ DEMİR: Bunun dışında bir araştırma hala yapılmış değil.
KEMAL YAVUZ: Talebimiz var, bununla ilgili, yetkili savcılıktan, bunların kimlikleri, uçuş sebepleri, hangi maksatla orada bulunduklarıyla ilgili çok detay araştırmasını ısrarla talep ediyoruz.
HAKİ DEMİR: O hava hareketliğini sağlayan hava araçlarından, ki herhalde hepsi uçak galiba… Bunların içerinde yabancı uçak var mı?
KEMAL YAVUZ: bu uçakların bir kısmının kimlikleri var. Bir kısmının transpondurlarını kapatarak geçtiklerini görüyoruz. Bunlarla ilgili ciddi kuşkularımız var. Bir şey söylemek için erken, İncirlik üzerinden kalkma ihtimali, İskenderun körfezinde bulunan, o tarihlerde bir İngiliz uçak gemisi var, onunla ilgili çok farklı ihtimaller var, onunla ilgili araştırmalarımız devam ediyor.
HAKİ DEMİR: Bir şey söyleyemiyor olmanız, o ihtimalleri masadan kaldırmıyor.
KEMAL YAVUZ: Bunların hiçbirini de göz ardı etmiyoruz. Bunların hepsini göz önünde bulunduruyoruz, takibimizde olan konular…
HAKİ DEMİR: Şimdi, helikopter de GPS cihazı var, bu, bulunduğu yeri tespit eden bir cihaz. GPS cihazı “Kaza Soruşturma Kurulu” 29.03.2008 tarihinde helikoptere ulaştığında, yerinde olduğunu tespit ediyor. DDK raporunda bunlar var zaten. 31.03.2008 tarihinde vardığında, onun sökülmüş olduğunu gördüğünü yazıyor ve ondan sonrada cihaz bulunamamış herhalde. Burada birkaç soru var. Birincisi kaza soruşturma kurulu ve başka yetkililer, sorumlular ilk ulaştığında yerinde olan cihazı neden muhafazaya almazlar? İkincisi Bununla ilgili yetkili öncelikle kim? Ondan sonra da kim almış olabilir bunu? Bunun olmamasının sonuçları ne, o cihazın konuyla ilgisi açısından
KEMAL YAVUZ: Şimdi biz olayın kalkmasında itibaren hafıza kartı, hafıza kartı diyerek ısrarla sivil havacılıktan yazılı istedik, sözlü istedik, vermediler. Basın aracılığıyla istedik, genel merkez bastırdı, biz bu hafıza kartını istiyoruz, çünkü bu uçakların kara kutusu gibi, bize uçak koordinatlarını verin, dolayısıyla helikopterin son hareketlerini bildiren şeydi. Bizim getirdiğimiz Alman uzman, bize, helikopterde gelişmiş GPS cihazının bulunduğunu, bunlardan uçuş bilgisini elde etmemizin mümkün olduğunu söyledi. Ve biz bunun peşine düştük. Baktığımızda, ayın 29’da olay mahalline varıldı. 3o’nda kaza kırım ekibi olay yerindeydi. 32’inde de oraydı. Onların çekmiş olduğu fotoğraflarda kokpitte gözüküyor. Sonrasında gevşetilmiş olarak gözüküyor. Sonrasında yer de karın üzerinde gözüküyor. 31’nde karın üzerinde gözüküyor ve sonrasında hiçbir yerde gözükmüyor ama Alman uzmanın beraberinde getirdiği bir tercüman pilot vardı Volkan Sürmeli. Volkan Sürmeli’nin, bize iddiası, “ben bunu kaza kırım ekibinin masasında gördüm” iddiası var. Bu bir iddia, tabii araştırmaya muhtaç bir durum. Ama biz biliyorsunuz sivil havacılık kanununun 13. maddesine göre hava kazalarında enkazı toplama, delil tespiti, delillerin değerlendirmesi, değerlendirmelerin toplamasından sonra kazanın oluşuyla ilgili rapor hazırlama yetkisi, savcılık by-pas edilmiş, tamamen Ulaştırma Bakanlığı’nın oluşturduğu “kaza kırım ekibine” verilmiş. Yani araştırma inceleme kurulu deniliyor. Bu kurulu kim oluşturuyor? Ulaştırma Bakanlığı oluşturuyor. Neye göre oluşturuyor? Yasaya göre oluşturuyor. Ulaştırma Bakanı’nın oluşturduğu bu kurul -ki eksik oluşturulmuş- Yönetmenliğin 15. maddedinde de büyük kaza – küçük kaza ayrımı var. Ölümlü kazalar büyük kazadır. Büyük kazalar en az dokuz kişiden oluşan uzman heyetler eliyle yürütülür” diyor. Dolayısıyla Ulaştırma Bakanı Sayın Binali Yıldırım’ın çok açık bir şekilde bir görev ihmali hatta bize göre “görevi kötüye kullanmayı” bile aşan bir “kastı mahsus” ile olayı küçümseyen bir tarz ile başından beri hareket etti. Bu kurulu yetersiz kişilerden oluşturdu. Uzmanlık alanları olarak yetersiz, kaza kırım tecrübesi itibariyle yetersiz. Hiçbiri daha önceden kursalar vs. yok. Bu konuda bir teknik uzmanlıkları yok. Dolayısıyla böyle bir uzman! eliyle araştırıldı. Bakın bir tek insanın bile vefat etmediği, orada kurtarma esnasında bir Skorsky düştü. Genelkurmay 14 kişiyle o kazayı inceletti. Bizim kazamız ne oldu? 3 kişilik yetersiz bir bilirkişi kuruluyla… Onu kim yaptı? Ulaştırma bakanı yaptı. Biz bununla, oluşturulduktan sonra, “mevzuata aykırı bir iş yapıyorsunuz”, bunlar da yetersiz, üstelik delil karartma da, biz bunları görev aldıkları ilk hafta da şikayet ettik” dedik. Gerçekten şikayet ettik. Delil karartmayla ilgili şikayet ettik. Bu kaza kırım ekibini şikayet ettik.
HAKİ DEMİR: çünkü onların tasarrufunda değil mi?
KEMAL YAVUZ: Savcılık By-Pas edildiği için, delilleri toplama, enkazda ki tüm bulguları değerlendirme, bunların elinde, bunlar yapıyor. Ve bunlar bize hiç bilgi vermediler. Biz hafıza kartına gittikçe, onlar dediler ki “var vereceğiz”, sonra dediler ki “yok bulacağız” sonra dediler ki “karlar eridiğinde bulamadık tırmıkla arayıp bulacağız” vs çeşitli açıklamalar yapıldı. Yazılı hiç muhatap bile alınmadı. Ve en son olarak kendilerinin hazırlamış oldukları araştırma inceleme raporunda, sonuç raporunda bundan hiç bahsedilmedi. GPS cihazından hiç bahsedilmedi. Biz bunu meclis araştırma komisyonunda gündeme getirdik. Meclis araştırma komisyonun da bu şahıslar çağrıldığında, biz onlara fotoğrafını göstererek, “bu cihazlar ne oldu, bu cihazların fonksiyonları var. Bu cihazları üreten firmalardan bilgi aldık. Bu cihazların Türkiye distribütörüyle görüştük. Bunlarla görüşmelerimiz de “bunların Hafıza kartları yok ama hafızaları var. Bu hafızalarla uçuş koordinatlarını, zamanı, yeri, saati, birebir çok rahatlıkla öğrenebilirsiniz” dediler.
HAKİ DEMİR: Ses kaydı da yapan bir cihaz…
KEMAL YAVUZ: Yok, öyle bir özeliği yok… Bir cihaz dediler bizim için ehemmiyeti daha da arttı. Ve kaza kırım ekibinden kuşkulandığımız için, onların üzerine daha fazla gittik. Savcılığa suç duyurusunda bulunduk. Savcılık bir tahkikat başlattı, Kahramanmaraş Cumhuriyet Başsavcılığı bir tahkikat başlattı o zaman. Bu rapordan hemen sonra DDK raporundan değil, kaza kırım ekibinin verdiği rapordan hemen sonra..(geçen sene) biz raporun bununla ilgili bir açıklama yapmasını bekliyorduk böyle bir açıklama olmayınca biz mecburen buna yöneldik.
HAKİ DEMİR: Görevi ihmal ya da…
KEMAL YAVUZ: Burada çok açık bir şekilde, delil karatma var. Çok daha vahim, çünkü bu bize çok önemli bilgi verecekti. Hani başında söyledim. Bizim delilden faile gitme imkanımız yok. Sonuçtan delile, delilden faile gitmek gibi zor bir metodu kullanmak durumundayız. Başkaca çaremiz yok. Sonuçlardan gidiyoruz biz, diyoruz ki, “bu bize çok lazım olan bir belge, nerede?”. Bu kayboldu. Niye her şey kaybolmuyor da bu kayboluyor? Bu çok ciddi kuşku uyandıran bir husustu, bunun üzerinde çok ciddi araştırmalarımız var. Ve bununla ilgili de, gerek orada enkazı korumakla görevli kolluk kuvvetlerimiz için, gerekse kaza kırım ekibiyle ilgili kuşku taşıyoruz. Ama bunun çözülmesi lazım.
HAKİ DEMİR: Orada hadiseye vaziyet etme salahiyeti kaza kırımda ekibinde…
KEMAL YAVUZ: Delil toplama, enkazı toplama, enkazı kaldırma, enkazı muhafaza etme, orada topladığı delileri muhafaza etme tamamı kaza kırım ekibinde…
HAKİ DEMİR: Ve bunu sağlayanda jandarma mı?
KEMAL YAVUZ: Orada enkazı kaldırmayla yükümlü olan jandarma… JOAK diye jandarmanın içerisinde jandarma dağcılıkla ilgili bir kurum var orada aradığı, DAĞK veya JOAK’ın bu şeyi, enkaz koruma işini yürüttüğünü biliyoruz.
HAKİ DEMİR: Güvenliği sağlama bakımından jandarma, diğer konularda kaza kırım ekibi.
KEMAL YAVUZ: Yani sivil havacılık genel müdürlüğü bünyesinde oluşturulan insanlar bunlar. Dağcılık genel müdürlüğü…
HAKİ DEMİR: Yani bu iki merci, bunların dışında kaza mahalline girme imkanı yok, savcılıkta bile yok… Savcılık By-pas edildiğine göre, bunun izi, dolayısıyla bu iki kurumda mı aranacak? Çünkü cihazın da bulunduğu tespit edilmiş… Helikopterde transpondur cihazından bahsediliyor. Bunun fonksiyonu ne durumu ne?
KEMAL YAVUZ: Şimdi transpondur cihazının çalışır vaziyette olduğuyla ilgili üretici firmanın kazadan sonra verdiği rapor var. Cihazın kaza alanında çalışır vaziyette olduğunu tespit ettiler. Bu raporlarda var. Kaza kırım ekibinin hazırlamış olduğu raporda da var. Netice itibariyle bu açık olduğu zaman helikopterin kaybolması diye bir şey olmaz. Yani nerede olursa olsun bu çok rahatlıkla tespit edilir. Türkiye’de çok yaygın bir radar ağı var. Radar istasyonları var. Bu radar istasyonlarından biri çekmese diğeri muhakkak çeker, bizim yaptırdığımız harici araştırmada 5 ayrı radar istasyonu helikopterin bulunduğu yeri alıyor. Bu transpondur çalışıyor, peki bu transpondur çalışıyorsa radara sinyal gönderen cihaz
HAKİ DEMİR: Şurayı hemen tespit edelim. Orası radarlar için bir “kör alan” değil.
KEMAL YAVUZ: Harici bilgi aldığımız bilirkişiler 5 ayrı radar istasyonu tarafından, çünkü rakım çok yüksek, 1200 metrede kaza meydana geliyor. Buradan radara çok rahatlıkla sinyalin gidebileceğini söyledi.
HAKİ DEMİR: Bunu sormanın nedeni DDK’nın raporunda o bölgenin bir parantez gibi radarın kör alanı olduğunu söylüyor.
KEMAL YAVUZ: Harici görüş aldığımız kişiler, burada, radarın alabileceğini söylediler. DDK’da bunun bilhassa araştırılmasını istedik. Devlet denetleme kurulu, daha çok radarımız bizim, çünkü Batı’da, buranın Keş Dağı’nın doğusunda olduğu için, çekim alanının dışında olduğuna dair rapor verdiler ama gerek Malatya Erhaç’ın, gerek Akçadağ’In gerekse Amanosların bir istasyonunun çekim alanında olduğunu söylediler.
HAKİ DEMİR: DDK raporunun o tespiti üzerine neden burada suikastın yapıldığını anladığımı düşünmüştüm. Yani radarların kör alan olduğu için kim ne yaptı ne yapmadı filan tespit edilemeyecekti.
KEMAL YAVUZ: Bizim bildiğimiz harici DDK bu konuda rapor aldırdı. Ola ki onların da doğru olma ihtimali var.
HAKİ DEMİR: Öyleyse, suikastın burada yapılmasını bir açıklamasıdır bu… Değil mi?
KEMAL YAVUZ: Tabi çok açıklaması da var zaten eğer bir suikastsa, suikast için en müsait yerin burası olduğu belli, coğrafi özelikleri, başka özellikleri, bir çok özellikleri var.
HAKİ DEMİR: Yine helikopterlerdeki ELT cihazı, bunun durumu ne, fonksiyonu ne?
KEMAL YAVUZ: Şimdi ELT cihazı, kaza anında, hava ve deniz araçlarında bulunan bir cihaz, bunlar sinyal verirler. Çok güçlü sinyaller verirler. Dünya da bu sinyallerle oluşan hava trafiği var. Bununla ilgili kurulmuş çok ciddi sistemler var. Dünyanın neresinde olursa olsun batan bir deniz aracı veyahut düşen bir hava aracı anında sinyal verir noktasal olarak da yer tespitini anında yapar. O an yayılır, bu kadar etkili bir araç.
HAKİ DEMİR: Transpondur da o fonksiyonu sağlıyor. ELT cihazı da sağlar, GPS’in de var. Üçü de bulunduğu yeri nokta olarak tespiti mümkün kılan cihaz, üçü de var. Üçü de çalışır halde… Bu üç cihaza rağmen yeri tespit edilemedi mi, edilmedi mi?
KEMAL YAVUZ: Edilmedi mi? Edildi söylenmedi mi? Bunlarla ilgili, tabi çok delil, şüphelerimiz var. ELT cihazı, önce bakanlığın bir açıklaması var. Ulaştırma bakanlığının yetkililerinin yaptığı açıklama var. Firmanın yaptığı açıklama var. Firma önce söyledi ki “ELT cihazımız arızalıydı. Pilot bize bildirmişti. Değiştirme imkanımız olmadı” dedi. Arkasında ulaştırma bakanı bir açıklama yaptı. Ulaştırma bakanlığı yetkilileri açıklama yaptı. İşte “ELT cihazı vardı, yoktu” tartışması yoğun bir şekilde yapıldı. Sonradan “anteni kırıktı onun için çekmedi”, işte “hasar gördü” onun için çekmedi. Birçok gerekçe ileri sürüldü. En son bakanlık “bataryası yetersizmiş” onun için olmadı. Kaza kırım ekibinin hazırlamış olduğu raporda bataryasının yetersiz olduğundan, yeterli sinyali veremedi diye not edildi. Ama biz olaydan bir hafta sonra verdiğimiz dilekçeden kaza esasında hava aracında bulunduğundan emin olmadığımız ELT cihazı diye söz ettik. Anteni kırılmış diyor antenin içerisinde hiçbir hasar yok anten gerçekten kırılmışsa, anteni kim kırdı? Biri eliyle mi çekti kırdı yoksa? Tez şüpheye kapıldık. “Yoksa sonradan mı takıldı” diye şüpheye kapıldım. Çünkü bizim danıştığımız uzmanlar ELT cihazı zaten kaza için var. Anteni kırılmayla, öyle hasar görmeyle ilgisi olmaz, zaten bunun için var, bunun görevi bu. Kaza anında bu sinyali verecek böyle bir fonksiyon için yapılmış şeyler, bunlar mazeret olmaz denildi. Bataryasıyla ilgili de bataryanın yeterli düzeyde olduğu söylendi. Ancak her nasılsa bize denildi ki “bataryası yetersizdi işte yirmi metreyi aşan bir sinyal verilmedi denildi. Sonra da denildi ki “biz işte gittik başına denedik ELT cihazı anten taktığımızda yeri göğü inletti” denildi. Hani bataryası zayıftı bu nasıl oldu? Sürekli bir biriyle çelişen dört beş açıklama yapıldı. Raporda başka bir şeye dayanıldı. Bu ELT cihazı ile ilgili tartışmalar zaten muamma, hem meclis araştırma kurulu ilgili hem de Devlet denetleme kurulu bununla ilgili çok ciddi raporlar aldı. Kahramanmaraş Cumhuriyet Başsavcılığı çok ciddi araştırmalar yaptı. Bütün bu araştırmalarda ELT cihazı ile ilgili soru işaretleri aydınlatılmış değil.
HAKİ DEMİR: Yani ELT cihazıyla ilgili problem olduğu kabul edilse bile iki cihazın da zaten nokta olarak yerini tespit ettiği… (Kemal YAVUZ, tabi tabi hem transpondur hem de GPS bunu tespit edebilir) Kritik soru şu kemal bey. Bu cihazların gönderdiği sinyali kaydeden birim, merkez, Tükiyede’ki idari yapı içerisinde, neresi burası? Bu sinyali kim alabilir?
KEMAL YAVUZ: Bu sinyal ile ilgili denizcilik müsteşarlığı bünyesinde kurulmuş ana arama kurtarma merkezi var. Ana arama kurtarma merkezi gerçekten bizzat ben meclis araştırma komisyonuyla gittim. Son derece mükemmel kurulmuş bir merkez. Türkiye bölgelere ayrılmış, neresinde bir kaza olsa alınan sinyallerle noktasal olarak anında tespit etmek mümkün. Ama bu kullanılmadı, kullanılamadı.
HAKİ DEMİR: Kullanılamadı ne demek?
KEMAL YAVUZ: Kullanılamadı, yani sinyal gelmedi denildi. Sinyal yok denildi. Zaten yapılan araştırma da ehliyetsiz kişi tarafından ELT cihazın takıldığı, takıldığında kişisel bilgilerin yüklenilmesi için gerekli kodlamanın yapılmadığı, antenin usulünce anten montesinin yapılmadığı vs. bir sürü gerekçeler sıralandı, bunlar raporlarda var. Bunlar çok detay, bu tür eksiklikler var. Benim ilgim ihmallerden çok kasıtla ilgili. Yani ihmal olabilir, ihmali anlarım ama ihmalin ötesine aşan, parçaları bütünleştirdiğimde ortaya çıkan, kasta yönelik büyük bir fotoğraf varsa, ben bununla ilgileniyorum. İşte bu alan da bu tür ihmalleri takip ederken de buradan iz sürerek bir sonuca gitmek istiyorum. Yani ipin ucu olarak bunları gördüğüm için bu detaylar üzerine sürekli yoğunlaşıyoruz.
HAKİ DEMİR: Sinyalin kaydını yapanların cihazları vs. tetkik edildi mi?
KEMAL YAVUZ: Tetkik edildi, böyle bir şey yok. Bizzat meclis araştırma komisyonuyla.
HAKİ DEMİR: Silinti, kazıntı? Oluyor böyle durumlar da hani…
KEMAL YAVUZ: O şöyle olur, radar kayıtlarında benzer bir kuşkumuz var. O da Esenboğa’da böyle bir merkez var.
KEMAL YAVUZ: Şimdi kaza, suikast, suikast tabi ki, gerçekleştikten sonra bir arama kurtarma safhası var. Aslında zaten tereddütlerimiz esas faaliyetler, haller, tavırlar, durumlar vs. orada, çoğunlukla. Zaten sonuçtan başa doğru gidiyor. Baştan sonuca gitme gibi bir imkan yok. Bir helikopterin hem kaza hem düştüğünü farz ettiğimizde Türkiye’de harekete geçen mekanizma ne? Kendiliğinden kaza, zaten gazeteci İsmail Güneş kendiliğinde aradı haber verdi. Bırakın şimdi teknolojik olarak tespit etmeyi sinyaller falan filan telefonla haber verildi. Bu duyulur duyulmaz Türkiye’de hangi birim harekete geçer?
KEMAL YAVUZ: Şimdi normali şu; İşte ELT cihazıyla sinyal veriliyor, bu çok güçlü bir sinyal, anında arama kurtarma merkezi, denizcilik müsteşarlığı bünyesindeki merkezde, bununla ilgili birim var. Onlar anında hareket geçiyorlar. Başbakanlık acil durum merkezinde bir kriz merkezi oluşturuluyor bir de mahallinde kriz merkezi oluşturuluyor. Derhal oluşturulan bir arama kurtarma stratejisiyle bölge haritalanıyor, o haritalar üzerinde iş bölümü yapılıyor. Gerekli kurumlar var, o kurumlar davet ediliyor. O kurumlar vasıtasıyla çok etkin, yaygın bir arama kurtarma yapılıyor. Bu arama kurtarmayla ilgili “Türk arama kurtarma kanunu” adı altında bizim bir mevzuatımız var. Ama uygulamamız sıfır. Sıfır uygulama. Tatbikatla mevzuat arasında inanılmaz bir uçurum var.
HAKİ DEMİR: Bu işi yürüten kriz merkezi değil mi? Kriz merkezi mesuliyet olarak kimin mesela?
KEMAL YAVUZ: Kriz merkezi normalde başbakanlığın bünyesinde oluşturulması gereken bir acil durum merkezi var. Orada bir kriz merkezi oluşturulması gerekiyor. Usulüne uygun bu olayla ilgili oluşturulan bir kriz merkezi yok.
Bir de olay mahallinde oluşturulması gerekiyor. Olay mahallindekiyse valiliğin başkanlığında çağırılacak kurumlar birimler tek tek belli, kriz merkezine dahil edilmesi gereken kurumlar, kişiler tek tek belli. Onların bir strateji etrafında, bir planlamayla, harita üzerinde bir planlamayla, iş bölümüyle koordinasyonla bu işin yürütülmesi gerekiyor. Bunların hiç biri bizim olayımızda yok.
HAKİ DEMİR: Yani mahallindeki kriz merkezinin başkanının, vali olması gerekiyor.
KEMAL YAVUZ: Daha doğrusu vali de değil, önceden belirtilen bir kişi bu, bir yönetici, o yönetici işin başı, bu, sivil savunma müdürü de olabilir. Hiç önemli de değil kimin olduğu, o kriz merkezinin başı olur, o önceden olay gerçekleşir gerçekleşmez derhal, kendini görevli sayar, derhal harekete geçer. Derhal harekete geçtiği zaman artık vali onun emrindedir, oraya gelen bakan onun emrindedir. Artık başbakan geldiyse onun emrindedir. Odur başı, o işin başı odur.
HAKİ DEMİR: Burada kimdi bu kriz merkezini yöneten?
KEMAL YAVUZ: İçişleri bakanı nezaret etti. Özüyle samimiyetle ilgili derin kuşku taşımadım işin doğrusu, SN. Başbakan’da olay mahalline, Göksun’a geldi. Sn. İçişleri bakanı da oradaydı. İlk gün gece olay mahalline geldi. Ama yürütülen arama kurtarma faaliyetiyle ilgili kurumların katılımı, bir organize yapma, bir strateji oluşturma, bu çerçevede bu işleri yürütme gibi bir şey olmadı. Bizim şikayetlerimiz oldu, özellikle işte arama yapılmadığını, arama kurtarma yapmak isteyen gönüllülere de engel olunduğu, çünkü çok ciddi kavgalar çıktı. Bunlarla ilgili şikayetlerimiz oldu. Bu şikayetlerimizde bile mahallinde etkin bir koordinasyon sağlanamadı.

HAKİ DEMİR: Teorik kaygılarla bir şey sorayım. Türkiye’de resmi yapı, örgütlenme, harekete geçme bakımında genel anlamda müthiş bir zafiyet içerisinde. Oradaki hadise de bunun payı var mı?
KEMAL YAVUZ: Mevzuatımız yeterli, güzel ama uygulamayla ilgili çok ciddi sorunlarımız var. Biz bunun Türkiye’de en kötü örneğini yaşadık. Maalesef üç gün içerisinde 4 km’lik alana ulaşılamadı. Köylüler ulaştıktan sonra, 24 saat içerisinde, belirlenmiş koordinatlar, bulunduğumuz yerden kuş uçma 3.5 KM mesafeye ulaşamadık.
HAKİ DEMİR: Yani bulunduğunuz yer kriz merkezinin bulunduğu yer mi?
KEMAL YAVUZ: Evet kızılöz köyünden bahsediyorum. Oradan bu sahaya enkaz alanını köylüler buldu, koordinatları belli oldu. 24 saate ulaşamadık. Köylülerin cihazsız gidip buldukları yere biz 24 saat içerisinde ulaşamadık.
HAKİ DEMİR: Tabi en başında arama kurtarma için lazım olan koordinat tespiti şimdi biraz önce bahsettiğimiz ELT cihazı, trasnpondur, GPS bunlardan vazgeçtik. Şimdi işin cep telefonu kısmı var. Türkiye iletişim başkanlığına tüm GSM şirketleri, şebekeleri bağlı, tespit edecek yer de burası… DDK raporunda yapılan tespitlerde, emniyet genel müdürlüğünün ve jandarma genel komutanlığının, helikopterde bulunanların cep telefon numarasını, koordinat tespiti için, Türkiye iletişim başkanlığına çok geç gönderdiği var. Fakat Türkiye iletişim başkanlığı onlar gelmeden önce harici kaynaklardan, muhtemelen aile veya parti kaynaklarından tespit ettiğini, hem de zamanında bu koordinatın tespitini yaptığını söylüyor.
KEMAL YAVUZ: Şimdi, şöyle biliyorsunuz hadisenin oluşu, 15:02 gibi, bunu İsmail Güneş’in çektiği hava fotoğraflarından tespit ediyoruz. İsmail Güneş’in çektiği hava fotoğrafları var. 14:58, 14:59, 15:00’te çektiği hava fotoğrafları var. Yani helikopterin içerisinde çektiği hava fotoğrafları var. Bu fotoğrafların da çekilme koordinatlarını sonradan mahallinde keşif yaptık, tespit ettik. Ondan bir iki dakika sonra da düştüğünde mesafe ve sürati, helikopterin düştüğü anda bile kaç süratla gittiğini biliyoruz. Bilimsel olarak bunlar mümkün… Orada bir düşme saati bulduk ama İsmail’in arama saati 15:32, 15:32 ‘te arıyor. İsmail, bu arada, yani 28, 30 dakika bir boş alan var. Biz bu alanda İsmail’in baygın olduğunu düşünüyoruz. Bu, üzerinde bulunduğu karbon monoksit’te zaten sabit, baygın olduğunu düşünüyoruz. Biliyorsunuz açık havayla temas halinde insanlar tekrar ayılabiliyorlar, bu tür olaylarda… İsmail çarpmanın etkisinden de tabi bayılabilir. Bir baygınlık döneminin olduğunu anlıyoruz. Hatta İsmail 112 ile konuşurken Erhan o esnada uyanıyor. Bu, kayıtlarda da sabit… Onunda bayıldığı anlaşılıyor. Dolayısıyla bu saatte 15,32’de olay belli oluyor. 15,32’de 112 aranıyor. Arandıktan sonra belli oluyor. Yerle ilgili kaygı İsmail’e onlar sordular ben de görüştüm, ben de sordum. İsmail yerle ilgili bir tarif yapamadı. “Yani bir dağın zirvesine yakınız, meyilli bir arazi” dedi. Şimdi yerköy’deki bir askeri yetkili jandarma genel komutanlığındaki arkadaşını arıyor diyor ki “ pilot Kaya İstektepe’nin telefonu şu, bu telefondan TİB’ten bir koordinat tespiti ister misiniz” diyor. Derhal bu askeri yetkili arkadaş harekete geçiyor. TİB’e gidiyor saat 16,11’de TİB’e müraacat ediliyor. Aynı zaman diliminde emniyet müdürlüğünden de bir yetkili polis arkadaş TİB’e müracat ediyor. O da koordinat tespiti istiyor.
HAKİ DEMİR: 40 dakika kadar sonra mı?
KEMAL YAVUZ: Yok yok hemen, aynı anlarda ve saat 16,20- 16,25 arasında TİB bu koordinatları harita üzerinde işlenmiş bu koordinatları, hem jandarma genel komutanlığına hem emniyet genel müdürlüğüne hem de başbakanlık kriz acil yönetim merkezine bildiriyor. Bu haritayı bildiriyor. Bu harita saat 16,55 itibariyle FTP denilen bir sistem var, jandarmanın kendi içerisinde kullandığı elektronik bir sistem, bu sistem aracılığıyla Kahramanmaraş Jandarma Alay Komutanlığına iletiliyor. Orada bir askeri yetkili bunu alıyor. Jandarma İstihbarat Dairesi alıyor, kendi üstüyle bu durumu paylaşıyor. Harita üzerinde muhtemel yeri o an işaretliyorlar. Harita üzerinde muhtemel yer -ki enkazın bulunduğu yer- işaretliyorlar. Ve bu hiçbir şekilde kriz merkeziyle paylaşılmadı. Sahadaki askeri yetkililer arama kurtarma sinse köyünde en son görüldüğü için sinse köyünde vali, emniyet müdürü, bizler partili arkadaşlar, jandarma alay komutanı hep oradaydık. Orada tartışıldı. Sinse’den kızılöz köyüne doğru gittiğini, Keş dağlarının yamacında gittiğini, elleriyle göstererek işaret ettiler. Ama bize askeri yetkililer kaman dağında, yani batı da arama yapmamız gerektiğini, genelkurmay’dan gelen koordinatın burada olduğunu söyledi ve ısrar etti. Biz itiraz ettik bizim itiraz etmiş olmamıza rağmen, bu ısrar devam etti. Biz bunun üzerine bölge milletvekili SN. Nevzat Pakdil’e itiraz ettik, “bakın bizi dinlemiyorlar, helikopter kuzeye gitmiş batı da arama yaptırıyorlar. Çok ciddi Hata yapıyoruz. Şu yukarı tepeye çıkalım şurada konuşlanalım burada ihtimalen aramaya devam edelim. Çünkü kuzeye geçmemiş, yani dağın kuzeyine helikopter geçmemiş, dağın zirvesi de bize çok yakın kuş uçma 2-3 kilometre bir alan, yaya olarak aranmayacak bir alan değil, evet sarp kayalıklar, evet yamaç var. Yalçın bir arama zemini var ama imkansız değil. Biz tepede konuşlanalım buradan arama yapalım” demiş olmamıza rağmen bizi ısrarla kaman dağının batı bölgesine, kurucaova’da konuşlandı. Kaman dağının aranması istenildi. Hatta telkaya Bölgesi işaret edildi. Sonrada bu askeri yetkili meclis araştırma komisyonuna verdiği ifade de “Genelkurmay bana yanlış koordinat verdi” dedi. Mesele bununla geçişleştirilebilir mi? Bilemiyorum.
HAKİ DEMİR: Genelkurmay’ın bu konuda bir açıklaması oldu mu?
KEMAL YAVUZ: Hayır, hiçbir açıklaması olmadı. “Genelkurmay bana yanlış koordinat verdi” dedi. Meclis araştırma tutanakların var.
HAKİ DEMİR: Rütbesi nedir o adamın?
KEMAL YAVUZ: Albay bir arkadaş ismi lazım değil.
HAKİ DEMİR: “Genelkurmay bana yanlış bilgi verdi” demesi, genelkurmay böyle bir koordinat vermese bu beyanda bulunabilecek biri mi? Böyle bir şeyi göze alabilir mi?
KEMAL YAVUZ: Böyle bir şeyin olmayacağı inancındayız. Daha vahimi aynı gece saat 23,30’da jandarma alay komutanlığı bünyesindeki istihbarat dairesinde bir toplantı yapılıyor. Bir general de orada hazır bulunuyor. Sanıyorum bir tuğgeneral, hazır olduğu bir toplantıda en muhtemel yer diye bir istihbarat yarbayı, kazanın bulunduğu yeri daha önceden işaret ediyor. Orayı işaretliyor “en muhtemel yer burasıdır” diye, bu birebir enkazın bulunduğu yer. “en muhtemel yer burasıdır” diye işaret ediyor. Ama burası hiç aranmadı ve aratılmadı.
HAKİ DEMİR: Nasıl aratılmadı?
KEMAL YAVUZ: Yani sivİl ekipler mesela, biz köylüleri organizeye ettik o civarda. Kaman dağının 5 zirvesi vardı bunlar hakikaten çok yalçın zirveler. Bu zirvelerin beşinde sabah saat 10’a kadar tamamını tarattık. Ama bizim arkadaşlarımız Keş dağında tüm bölge halkı Keş dağında “yanlış yer arıyorsunuz yapmayın etmeyin, Allahtan korkun, aramayı Keş Dağı’na kaydırın. Bu karayakub’da” diye ısrar ettiler. O tarafa biz kaydırdık, resmi kurumlar kaydırmadı. Ama biz o gün yoğun bir kar yağışı da başlamıştı. Normal araçlarda çıkamıyordu. Temin ettiğimiz arazi araçlarıyla gönüllü köylüleri saat 10’dan itibaren sürekli oraya sevk ettik. Biz aramayı kendimiz o tarafa kaydırdık ama gittiğinde arkadaşlarımız, araziyi iyi bilenler, onlar dağa çıktılar, ama dışarıdan gelen gönüllü arayıcılar sivil ekiplerini asker o dağa sokmadı.
HAKİ DEMİR: Tüm kayıtlarda muhtemel kaza noktası tespit edilen yer jandarma tarafından kuşatıldı ve jandarma arattırmadı mı? İfade böyle bir şey mi?
KEMAL YAVUZ: Yani evet… Ora aratılmadı. Hatta size daha farklı bir şey söyleyeyim. Olayın olduğu ikinci günü sayın başbakan Göksun’a gelmişti. Göksun kaymakamlığında biz parti heyeti olarak gittiğimizde, arama kurtarma faaliyetinin yapılmadığını, korucuların tepelerde, askerlerin yollarda bekleştiğini, sivil savunma ekiplerinin araçların içerisinde beklediğini, bir arama yapılmadığını havanın aydınlandığını işte sisin dağıldıktan sonra havadan arama yapılmak üzere herkesin bekleştiğini ama bizim buna tahammüllümüzün olmadığını, çünkü meterolojik bilgilere göre yağışın birkaç gün devam edeceğini, karadan arama yapmak mecburiyetinde olduğumuzu bildirdik başbakan’a ve biz bu konuda ısrar ettik. Israrımız üzerine başbakan bizi tekrar çağırdı. Bir süre sonra askere sordu orada bir paşa vardı. “Bu paşa ben Keş Dağı’na askerimi göndermem” dedi.
HAKİ DEMİR: Ve o paşanın helikopterin bulunduğu en muhtemel yeri bildiğini düşünüyorsunuz.
KEMAL YAVUZ: Evet, 23,30’da akşamleyin toplantıya katılanlardan biri.
HAKİ DEMİR: Yani orayı aratmama hususunda bir irade …
KEMAL YAVUZ: Orayı aratmamayla ilgili bir iradenin oluştuğuyla ilgili kesin bir kanaat sahibi değiliz. Ama biz delilerden sonuca gitmek durumundayız. Başbakan “neden?” diye sorduğunda, ben askerimi gönderemem dediğinde çığ tehlikesi vardı. Yani Akut’un içerisinde Himalayaya tırmanmış arkadaşlar var. Onları bile ikna edemedim diye bir gerekçe söyledi. Biz de köylü vatandaşın o bölge insanın orayı avuç içi gibi bildiğini, taş taş bildiğini, yamaçtan gidildiğinde çığ tehlikesinin olduğunu ama tepe üstünden gidildiğinde, çığ tehlikesinin olmayacağını, bu bölgede zaten geçmişten bu güne bir çığ olayının olmadığını, dolayısıyla özel giysili GPS cihazlı, silahı bulunan korunaklı ekipler tarafından bu aramanın yapılması gerektiğini, özelikle DAK, dağcılık arama kurtarma ekipleri var. Askerin içerisinde, çok yetenekli bir kurum, özel personel bunlar, çok ihtiyacımızın olduğunu ifade ettik. Buna rağmen biz oraya asker gönderemeyiz diye ısrar edildi. Israr edince zaten bizim ümidimiz yok, biz kendimiz araştırıyorduk, köylüleri organize ediyorduk. İşimiz buydu yani köylülerle konuşup, onlar biliyorlardı çünkü durumu, bu şekilde arama kurtarmaya devam ettik. Birde yani bu bölgede özellikle arama yapılmadı diyebileceğimiz başka deliler var, neler bunlar mesela; bölgede jandarma 156’yı arayan köylüler var, kim bunlar? Mesela Edanur diye bir kız çocuğu var. Edanur helikopter evlerinin üzerinden geçiyor. Nerede kozcağız köyünden, helikopterin geliş istikameti bu… helikopterleri evlerinin üzerinden geçince tabi dikkatle takip ediyor. Bir süre sonra kayboldu diyor. “ben balkondan bakıyordum. Bir süre sonra kayboldu” diyor. Sonra diyor “keş dağının yamacında helikopter belirdi. Dağı aşacağı zamanda böyle kıvranarak, iniş yapar gibi, kıvranarak düştü” diyor. Biz helikopterin düşerken manevra yaptığını biliyoruz kız çocuğu da birebir söylüyor. Koşarak babasına söylüyor “baba helikopter düştü” diyor. Babası da diyor ki “ben inanamadım, dağı aşınca, helikopter dağı aşınca, o düştü olarak gördü diye düşündüm” diyor. Ama birebir yamaca düşüyor bu ev, yer tespiti de yaptık, gerçekten görmesi son derece mümkün, hani sis vardı vs. diyorlar ya, yani bu sekiz kilometre bu tarafta, burası olay saatinde görebilecek durumda olabileceğini, hava fotoğrafları da zaten ortaya koyuyor yani meteoroloji uçuş için uygun değil diyor ya, bu bir yalan, bu hava fotoğraflarıyla sarsıldı zaten.
HAKİ DEMİR: Şimdi, hadisenin cereyan ettiği saati tespit bakımında İsmail Güneş’in fotoğraf çekmesi ile ilgili bir tespitinizi söylediniz, orada bir şey takıldı aklıma en son fotoğraftan ne kadar sonra dediniz?
KEMAL YAVUZ: Birkaç dakika sonra…
HAKİ DEMİR: O zaman şöyle bir şekilden bahsetmiyoruz. Helkopter havada zik zak çizdi vs. bu ani bir şey mi? Değil mi?
KEMAL YAVUZ: Yani helikopterin düşme şekli güneyden kuzeye doğru seyrediyor. Ve sürekli yükseliyor, yükseldiği içinde süratli, yani bu süratin 98 KM olduğunu söyleyen oldu. 80 -100 arası diyen oldu. En doğru tahmin 80-120 arası demek doğru, helikopterin teknik bir yöntemi var. Çarpma anındaki süratini belirleyen, onda işte 98 denildi 80-120 arası denildi. Böyle bir süratle helikopterin yükseldiğini görüyoruz. Bizim getirdiğimiz alman uzman helikopterin ilk çarpma yerinin kızak olduğunu, helikopterin çok ani bir yükseliş içerisine girdiğini anladım, dedi. Yani helikopterin son anda olağan üstü bir durum yaşadığı sabit. Yani giderek böyle çarpmıyor. Bir durumla karşı karşıyayız. Ya pilot etkisiz hale geldi, ya baygındır. Ya iradesinin dışında bir durumla karşılaştı. Ya karadan bir müdahale oldu. Karadan müdahale de son derece mümkün, öyle sanıldığı gibi imkansız değil. Bu ihtimallerden birinin gerçekleşmesi suretiyle de bu kazanın, ya da sabotajın oluştuğu inancındayız. Şimdi dolayısıyla o karşıdan gören görgü tanığının ifadesi bu. Bunun babası köyün muhtarına söylüyor. Köyüm muhtarı jandarma 156’yı dört kez aramış 20:47’de çok ısrarlı bir araması var. Diyor ki “bu Kara Yakup’ta” düşüyor. “helikopter Kara Yakup’a düştü” diyor. Neresi diyor? Ya “sisnenin kuzeyinde” diyor. “kızılöz’ün güneyinde” diyor. Sinse yamacında diyor.
HAKİ DEMİR: Yani birebir tarif…
KEMAL YAVUZ: Yani, birebir tarif. Bu görüşmelerin CD tutanakları da var bizde. Ve başka bir şahıs arıyor, Ali Söylemez diye. “ya ben bölgeyi biliyorum Turkcell çok dar bir bölgede çekiyor orada. Turkcell’in çektiği bu bölgeyi ben biliyorum bana yardımcı olun ben iki saatte size enkazı bulurum diyor.
HAKİ DEMİR: Turkcell’in çektiğini, İsmail Güneş’in araması Turkcell’di değil mi?
KEMAL YAVUZ: Diğeri Turkcel… Daha çok Avea ile görüşüyor. “Turkcell diyor çok dar bir alanda çekiyor”. Turkcell çekiyor ya Turkcellliere ulaşıyor, turkcell’ın çektiği belli. Ve gerçekten baktığımızda gerçekten bir vadinin arasında, çok dar bir alanda görüyorsunuz ve o bölgede çok dar bir alanda turkcell çekiyor. Yani bu kadar basit… Köylü bu, somut bir veri bu. Bu verilerle ihbar yağıyor. İhbarlara bu adı geçen komutanlar bakıyor. Bu komutanlar bu ihbarları değerlendirmiyorlar. Bu bölgede arama yaptıklarıyla ilgili ceride kayıtları ve diğer tutanakları var ama bu bölgede hiç arama yapılmadığını biliyoruz.
Siz nasıl düşünürsünüz, yani deliller ortada, ben size soruyorum. Onca olumsuzluk, olağanüstülük var. Peki, bunların arasında bir illiyet bağı olamaz mı? Ve bunların arasında bir illiyet bağı varsa çok vahim bir durumla karşı karşıya gelir miyiz? Yani TİB kayıtları olacak, TİB kayıtları kriz merkezine bildirilmeyecek. TİB kayıtları geldiğinde arama kurtarma olay mahalline çok yakın bir noktayken çok uzak bir noktaya kaydırılacak.
HAKİ DEMİR: Yanlışlıkla bulunur diye…
KEMAL YAVUZ: Evet bu bölge özellikle aratılmayacak, çığ tehlikesi vs. gibi bahanelerle sivil arama kurtarma ekipleri, gönüllü halk, Sivas’tan, İstanbul’dan gelen partililer, Muhsin Yazıcıoğlu’nun sevenleri, çıplak ayakla, takım elbiseyle dağa saldırdıkları bir süreç var. Bunlara engel olunuyor. Yani gönüllü aramaya da engel oluyor.
HAKİ DEMİR: Onlar gönderilmedi o bölgeye… kim göndermedi?
KEMAL YAVUZ: İşte burada özelikle diğer bölgede değil, bu bölgede dağa, arama kurtarma gönderilmedi. Yer yer vatandaşlar, tartışmalar yapıldı. Televizyon kameralarına yansıyan olaylar var. Çeşitli vakalar var, tanık anlatımları var. Bunlar mülkiye müfettişinin raporunda gerek Meclis araştırma komisyonuna bölge halkının vermiş olduğu ifadelerde, gerek Devlet denetleme kurulunun mahallinde yaptığı keşiflerde aldığı beyanlarıyla sabit durumlar, bunlar tartışmasızdı bunlar.
HAKİ DEMİR: Koordinat tespiti elektronik olarak TİB tarafından yapıldı. Doğru ve zamanında yapıldı. Öbür taraftan mahallinden ihbar yağdırıldı.
KEMAL YAVUZ: Yani koordinat tespitiyle ilgili bakın bir şeyi eksik bırakmayalım, bu bence çok daha vahim, çok daha üzücü… Yağmurlu’da AVEA’nin baz istasyonu var. O baz istasyonundan avea cep telefonu çekiyor. İsmail Güneş o telefondan konuşuyor. Bu TURKCELL’in hem AVEA’nın iki baz istasyonu karşılaştırıldığında, çakıştırıldığında ve kör noktaları da ayıklandığında çok dar bir alan kalıyor. 4 Km kare sıkıştırılmış, TİB’in oluşturduğu koordinatlı harita var. Bu harita çok daha, çok daha kıymetli, dört kilometre kare bu harita… Kahramanmaraş Emniyet Genel Müdürlüğü tarafından saat 22,39’da elektronik ortamda gönderiliyor. Bu hiçbir şekilde (Maraş emniyetine gelen bilgi) hiçbir şekilde Kriz Masasına ulaştırılmıyor. Hiçbir şekilde bu bilgi değerlendirilmiyor. Sanki kör kuyu oldu atıldı, bu olumsuz tesadüfler, hepsi bir arada olması sizce çok vahim ve izaha muhtaç bir durum değil mi? Yani Kahramanmaraş Emniyet Müdürlüğünden bahsediyoruz.
HAKİ DEMİR: Gerçekleşmesi mümkün gözükmeyen bir hadiseler silsilesi..
KEMAL YAVUZ: Olağanüstü olumsuzluklar üst üste, yani bunların tamamının birlikte gerçekleşmesini kabul etmek gerçekten çok zor.
HAKİ DEMİR: Ve bu silsile halinde, bir yerde TİB’ten Emniyet Genel Müdürlüğüne zamanında varıyor. Emniyet genel müdürlüğünden buraya geç geliyor. Burada tamamen bloke ediliyor. Arama kurtarma çalışmalarının birinci ayağı yer tespiti..
KEMAL YAVUZ: Eldeki tek bilimsel veri… Çünkü diğerleriyle ilgili şey oluşmuyor. Mesela orada Türksat’dan çok rahatlıkla uydu fotoğrafı çektirilir, yüksek çözünürlüklü cihazlardan birebir fotoğraf üzerinden tarama yapılabilir, bulutluydu, sisliydi, yok böyle bir şey, parçalı bulutluydu ama bu fotoğraf çok rahat çekilebilirdi. Bulutlar sürekli yer değiştiriyordu çünkü… Dolayısıyla buradan parçalı bulutun yer değiştirdiği zeminde her yerin çok rahatlıkla türksat tarafında fotoğrafı çekilebilirdi. Bu çekilmedi, başka ülkenin uydusu sayesinde fotoğraf çekilebilir ve fotoğraf üzerinden tarama yapılabilirdi. Bu yapılmadı. CASA uçakları var, bu iş için ayarlanmış yeterli teknik cihazları var. Birkaç saat içerisinde metala duyarlı alıcıları aracılığıyla metalin koordinatları tespit edilebilir CASA uçağıyla, biz bunu talep ettik, bu olmadı. Biz olay olur olmaz Kahramanmaraş valiliğinden ve parti genel merkezimiz Genelkurmay’dan, metala duyarlı, gece görüşlü, termal kameralı, ısı duyarlı helikopterler istedik. Bunlar var TSK bünyesinde, bu helikopterle çok rahatlıkla siz onun koordinatlarını belirleyebilirsiniz, bu da yapılmadı. Yani havadan arama da yapılmadı. CASA uçağıyla yapılmadı, helikopterlerle yapıldı, Türksat uydusuyla ve yabancı ülkelerin uydusuyla bu aramalar yapılmadı. Bunlar masa üzerinde yapılacak aramalardı. Elinizle koymuş gibi bulacağınız aramalardı. Çünkü noktasal koordinatları temin ediyordunuz. Bu teknik verilerin hiç birinden yararlanılmadı.
HAKİ DEMİR: Yapılmayan listesi oldukça kabarık. Arama kurtarmayla, koordinat tespitiyle ilgili bir sürü şeyi konuştuk. Olmaması gerekirken olan, olması gerekirken olmayan ne var?
KEMAL YAVUZ: Şimdi bir kere arama kurtarma konusunda bazen iyi niyetlerinden kuşku etmediğimiz olaylar var. Bazı iyi niyetinden kuşkulandığımız olaylar var. Mesela başbakanlık kriz acil yönetim merkezinden bir yetkili, Göksun kaymakamlığını arıyor. Gene sağlık bakanlığından kriz merkezinde bir doktor arkadaş, Göksun Kaymakamlığını arıyor. TURKCELL’in Türüce’deki baz istasyonun koordinatını ve Hacı Ömer’deki Yağmurlu AVEA baz istasyonunun koordinatını veriyor. Arama kurtarma vali, kaymakam dahil olmak üzere vali, kaymakam, bölge milletvekilleri, ilk koşuşturma Hacı Ömer köyüne, niye, çünkü oranın kaymakamı baz istasyonu koordinat verildi düşme noktası olarak, sonra bu yanlış oldu denildi. Oradaki tepeye yüzlerce araçlık konvoylarla koşuldu. Tam bir curcuna, tam bir kaos, burası da değil denildi, bu defa işte yani işte en can alıcı iki saat, böyle belki son derece iyi niyetli gayretli bir çalışmanın eseri heba edildi. Bu olay gerçekleşirken Kayseri Valisinin açıklaması var. Hiç iyi niyetle izah edemeyeceğimiz bir tabloyla karşı karşıyayız bu konuda, neden? Kayseri valisinin yapmış olduğu bu konudaki açıklamada şöyle bir şeyle karşılaştık; kayseri valisinin bu bilgiyi nereden aldığı? İl emniyet müdürlüğünden aldığı söylendi. İl emniyet müdürlüğünün de bu bilgiyi Kahramanmaraş istihbaratından aldığı söylendi. Kahramanmaraş istihbaratına savcılık aracılığıyla sorduk “X şahsından aldım” dedi. X şahsını açıkla dedik “açıklayamam” dedi. Israr edince iş ortaya çıktı, bir rapor verdi. Dedi ki, “Kayseri valisi 17,20’de yaptı açıklamayı, ben 17,40’da verdim bilgiyi” dedi. Yani o, ben bilgi vermeden çok daha önce açıklama yapmıştı. Biz daha önce biliyorduk. Eee kaynağı ne, kaynağının Jandarma olduğu söyleniyor. Kayseri emniyet müdürünün bilgi kaynağının jandarma olduğu söylendi. Ama bu hiçbir zaman resmiyete intikal ettirilmedi. Denildi ki sürekli ben bu bilgiyi şeyden aldım dedi.
HAKİ DEMİR: Bu olay gerçekleşirken Kayseri Valisi’nin açıklaması var. Vali o açıklamayı kimden almıştı. O süreç nasıl gelişti?
KEMAL YAVUZ: Açıklamayı yaptıran kim, Kayseri İl Emniyet Müdürü. Müdür bu bilgiyi nereden aldı? Valinin, “Yazıcıoğlu, hayatta, şuuru açık, ambulansla hastaneye getiriliyor” açıklaması arama kurtarmayı sabote etti. Tüm televizyonlarda bu yayınlanınca herkes geri döndü. Hatta Kızılöz köylüleri enkazın bulunduğu tarafa yönelince o tarafa doğru yönlenenleri telefonlarla ve bağıra çağıra “bulundu, gelin” dediler. En can alıcı nokta burası. Yine bölgede kendini JİTEM elamanı olarak da tanıtan bir takım kişiler, “Başkan bulundu, merak etmeyin. Komutanımızın başında mağarada yaşıyor, birliklerimiz gidip alacak” diyor. Tüm bunları bir bütün olarak değerlendirdiğiniz zaman ortaya bir büyük fotoğraf çıkıyor. Çok vahim bir şey, bu kabul edilebilir, içinize sindirebilecek bir şey değil. Çünkü beraberinde cevapsız sorular daha da artıyor. Büyük fotoğrafta kuşkulu bir tablo oluşu veriyor.
HAKİ DEMİR: Suikast mı bu?
KEMAL YAVUZ: Bunun suikast olma ihtimali kaza olma ihtimalinden şu an daha yüksek gibi gözüküyor.
HAKİ DEMİR: Helikopterin bir takım parçalarının bir çukur içinde yakıldığı tespit edilmiş, bu olay nedir?
KEMAL YAVUZ: Dr. Rafet Aslanoğlu, bir dağcıyla birlikte karlar eridikten sonra enkaz mahalline gittiğinde bir çukurun içerisinde yanmış bir şeyler görüyor. Burayı hafiften eştiğinde, pilotların dizlerine ataçla tutturdukları metal zemin üzerinde uçuş planları var. Ona bakarak uçuyor. Bu plan üzerinde pilot koltuğunun alt metal zeminin yandığını görüyor. Koltukların ve başka şeylerin yakılmış olma ihtimaliyle karşı karşıyayız. Enkaz parçaları özenle korunmalı. Mesela o uçuş planı elimizde olsaydı çok somut bir bilgi sahibi olmuş olacaktık.

HAKİ DEMİR: Sonuç olarak ne diyoruz bütün bu gelişmelerden sonra…
KEMAL YAVUZ: Şimdi bütün bunları üç temel başlık altında kategorize edebiliriz. Bunlardan bir tanesi; Karbonmonoksit zehirlenmesi, bununla ilgili veri var. Eğer bu varsa pilot hâkimiyetini kaybetti ve dağa çarptı. Çarpacağı zaman farkına vardı. Çünkü helikopter yükselirken burnunu yukarı kaldırarak yükselmez. Normal yükselir, ama buradan bir de ani manevra yaptığını anlıyoruz. İlk kızakların yere değmiş olmasında bunu anlıyoruz çünkü oldukça meyilli bir arazi de yaşanıyor.
İkinci ihtimal, hava hareketliliği sebebiyle oluşan hava dalgalarının helikopterin kaldırma gücünü ortadan kaldırması.
Üçüncü ihtimal ise, karadan müdahale… Karadan müdahaleyi hiç göz ardı etmememiz gerekiyor.
HAKİ DEMİR: Kemal bey, teşekkür ederiz.
KEMAL YAVUZ: Ben teşekkür ederim.

Share Button