ŞEREFLİ İNSANLAR, DÜNYANIN ŞEREFİNİ KURTARDINIZ

Mısır halkının ve İhvan’ın mukavemeti, yaşadığımız devirdeki herhangi bir hadiseyle mukayese edilebilir gibi değil. Halkın sokaklardaki mukavemeti, yanında vurulup yere düşen arkadaşına, akrabasına rağmen devam etme cesaret ve dirayeti, ordu, polis ve baltacı eşkiyatların insanları öldürmeye başlamasına rağmen sokakları bırakmaması, önünde hürmetle eğilecek bir insanlık destanıdır. İhvan liderlerinin çocuklarının keskin nişancılar tarafından özellikle hedef alınması ve şehit edilmesi, buna rağmen liderlerin çocuklarını sokaklardan çekmemeleri, şehit çocuklarının naaşı önünde dirayetini kaybetmemesi, mücadeleye devam etmesi, vakarlarını dimdik ayakta tutması müthiş hadiseler.
Birçok şey söylenebilir şüphesiz. Bu çapta muhteşem bir hadise hakkında kitap bile yazılabilir ve hala her şey söylenmiş olmaz. Bir husus özellikle dikkatimiz fazla çekti, o nokta üzerinde durmak istiyoruz.
İhvan liderleri ve arkalarındaki halk, başta bütün Müslümanlara, sonra tüm yeryüzüne ve insanlığa şeref kattı. Bu günün tüm insanlığına yetecek kadar şeref getirdiler dünyaya ve tüm insanlığa gösterdiler. İleride tarih yazılırken, bu devrin tahlillerinde, Mısır’daki İhvan ve mensuplarının, şerefi temsil ettiklerini, tüm dünyaya rağmen bunu yaptıklarını, tüm dünyanın kendilerine karşı şerefini kaybettiğini, dünyanın şerefsizliğine rağmen şereflerini muhafaza ettiklerini kaydedecek. Bu devir için tarih, şerefin bir-iki ülkede kaldığını, onların da çok yüksek bir şeref payesine ulaştıklarını, bu sayede hala dünyada insanların ve insanlığın yaşadığını söyleyecek ve şunu ekleyecek; “Eğer o devirde onlar olmasaydı, insanlık alet kullanan hayvanlar topluluğu olarak yaşamaya devam edecek ve bir daha insanlaşamayacaktı”. Okumaya devam et “ŞEREFLİ İNSANLAR, DÜNYANIN ŞEREFİNİ KURTARDINIZ”

ZORLU EŞİKTEYİZ, SIRAT KÖPRÜSÜNDEYİZ

ZORLU EŞİKTEYİZ, SIRAT KÖPRÜSÜNDEYİZ
Arap baharının tersine döndüğünü söylüyorlar. Oysa İslam baharı geliyor. Türkiye’nin yalnızlaştığını söylüyorlar, doğru söylüyorlar fakat propagandistlerin gözlerden saklamaya çalıştığı husus, Türkiye’nin Müslüman halklar nezdinde sürekli kalabalıklaştığıdır. Mısır’da askeri darbe yapılıyor, Türkiye darbeye destek vermiyor, tabii olarak katil cunta idaresi tarafından hasım haline geliyor ve Türkiye yalnızlaşıyor. Türkiye’nin Sisi tarafından terk edilmesi, bu şekilde bir yalnızlaşma yaşaması, kelimenin tam manasıyla bir şereftir. Türkiye yalnızlaşıyor, çünkü katiller, fahişeler, hırsızlar, gasıplar Türkiye’yi terk ediyor. Bu öyle bir yalnızlaşma ki, her açıdan “saflaşma”, “arınma”, “temizlenme”dir.
Bir insan (devlet), katillerle, zayıf durumunda münasebet kurmak zorunda kalsa, biraz gücünü topladığında onlara karşı tavır koysa, onlar da o insanı (devleti) terk etse, ne lazım gelir? El cevap, şükretmek lazım gelir. Türkiye hem safını ve istikametini sabit tutuyor hem de “saf”laşıyor, daha ne istiyorsunuz?
Rejimler, diktatörler, krallar, melikler, zalimler, katiller Türkiye’yi terk ediyor, elhamdülillah… Bunların her biri terk ettikçe, mazlumlar, mağdurlar, zayıflar, Müslümanlar, özellikle vurgulayalım ki samimi Müslümanlar Türkiye’nin yanında saf tutuyor, Türkiye’ye kalpten bağlanıyor. Türkiye’nin siyasi tesiri bu gün için azalıyor belki ama içtimai tesiri sürekli ve kalbi derinlikte genişliyor. Okumaya devam et “ZORLU EŞİKTEYİZ, SIRAT KÖPRÜSÜNDEYİZ”

ŞUURLAR PATLIYOR

ŞUURLAR PATLIYOR
Mısır’da Çanakkale’den sonraki en büyük destan yazılıyor, Çanakkale’de ordumuz vardı, Mısır’da ordumuzda yok, bu zaviyeden bakıldığında silahsız mukavemetin destanı olan Mısır, Çanakkale’den çok daha büyük bir destan oldu.
Tüm dünya panikledi, herkes kendi zaviyesinden sanki çıldırdı. Bazı Müslümanlar Mısır ordusunun büyük katliamı karşısında afalladı, panikledi. Mısır ordusu, cuntası, diktatörü ve onlara destek veren batıdan doğuya, kuzeyden güneye tüm dünya, İhvan’ın ve Mısır halkının muhteşem mukavemeti karşısında panikledi.
Hiç birimiz Mısır’daki hadiselerin bu şekilde cereyan edeceğini beklemiyorduk. Darbe taraftarları İhvan’ın mukavemeti karşısında şaşırdığı gibi, ordunun katliamına da şaşırdı. Darbenin yapılacağını, birkaç gösteri olacağını, düşük yoğunluklu polis müdahalesiyle (hatta hiç müdahale etmeden bir müddet sonra) biteceğini düşünüyordu, halkın mukavemeti karşısında önce afalladı, birkaç müdahaleden sonra dağılmadığını görünce panikledi. Hazır değildiler, asla bu kadarını beklemiyorlardı ve bu çapta bir hazırlık yapmamışlardı. Halka müdahalenin şiddetini sürekli artırdılar, bunun sebebi, meseleyi anlamamış olmalarıydı, hazırlık yapmamış olmalarıydı. Çok basit bir düşünce yapıları var, “iki yüz kişiyi öldürdüğümüzde olmadıysa iki bin kişiyi öldürdüğümüzde olur.” Bu bir panik hali, yeniliyorlar ve kendilerini emniyette hissetmiyorlar, köşeye sıkışmış sırtlan gibiler. Okumaya devam et “ŞUURLAR PATLIYOR”

ÖLÜRKEN TERKETMİŞTİK, DOĞARKEN DE TERKECEK MİYİZ?

ÖLÜRKEN TERKETMİŞTİK, DOĞARKEN DE TERKEDECEK MİYİZ?
Mısır merkezinde cereyan eden hadiseler, eski “düvel-i muazzama” meselesini tekrar aktüel hale getirdi. Eskiden düvel-i muazzama karşısında zayıf da olsa bir Osmanlı devleti vardı, şimdi ise Müslümanların birliğini temsil eden, onlar adına kararlar alabilen bir merkez (karargah) yok. Bu çok ağır bir durum…
Osmanlının işgal edildiği birinci cihan harbinden sonra, ülkenin maddi planda kurtarılması için bu milletin tüm iddialarından vazgeçmesini, İslam’ı bırakmasını, İslam’ın kendi öz yurdunda parya haline getirilmesini talep eden batılılar, karşılarında bu taleplerini yerine getirmek için kendilerinden daha fazla iştahlı bir kadro bulmuştu. Cumhuriyet devrimleri denilen işler bu süreç sonunda yapıldı ve İslam’ın tarihten tasfiye edildiği düşünüldü. Millet tarihi iddialarından resmi yönetim alanında vazgeçmiş, hilafet ilga edilmiş, Şeriat-ı Garra mer’iyyetten kaldırılmıştı, bunun adına da “kurtuluş” dendi. Neden kurtulmuştuk, tabii ki (haşa) İslam’dan… Kendisine karşı savaştıklarımızın tüm değerlerini aldık, bizim tüm değerlerimizi reddettik ve “kurtulduk”…
Bir asırdır batıya ta kalbinden teslim olarak “kurtulmuş” şekilde yaşadık. Ne zaman ki kurtarıcılardan ve onların kurtarma reçetelerinden (devrimlerinden) kurtulmaya başladık, “düvel-i muazzama” harekete geçti. Ne zaman ki Akparti hükümetinin niyetinin İslam dünyasını ayağa kaldırmak olduğu anlaşıldı, “düvel-i muazzama” çıldırdı. Okumaya devam et “ÖLÜRKEN TERKETMİŞTİK, DOĞARKEN DE TERKECEK MİYİZ?”

“EY İMAN EDENLER, İMAN EDİNİZ…”

“EY İMAN EDENLER, İMAN EDİNİZ…”
Bu Ayet-i Kerime’nin manasını hiç bu günkü kadar anlamamıştım. Mısır başta olmak üzere İslam dünyasındaki hadiselere Müslümanların bakışını görünce, dilimde tesbih haline geldi, önce kendim olmak üzere, bu mukaddes ihtar ve ölçünün manasını tüm Müslümanların yeniden hatırlaması ve gereğini yerine getirmesi lazım.
Mısır’daki büyük katliamlara karşı, batıdan, AB’den, ABD’den medet uman, onlardan herhangi bir ses ve kıpırdama, yardım ve katkı bulamayan, bu sebeple de sürekli onları itham eden Müslümanlar, Allah ve Resulünün düşmanlarına itimat edilmeyeceğini, nasıl olur da elinizde Kur’an-ı Kerim gibi bir kitap varken, tecrübe ederek öğrenirsiniz? Yoksa siz onlara itimat mı etmiştiniz, yoksa siz onlardan yardım göreceğinizi mi ümit ediyordunuz? “Ey iman edenler, iman ediniz…”
Yeni İslam çağı başlıyor, kim dedi ki kolay olacak. Yeni İslam çağı, batılılarla, batıya itimat edenlerle, Allah’tan başka itimat mercileri olduğunu düşünenlerle kurulur mu zannediyorsunuz? Eğer, batılı akılla düşünenler yeni İslam çağını kuracaksa, zaten o çağ, İslam çağı olmayacaktır. Batının, batı değerlerinin Müslümanlar tarafından yeniden üretilmesi manasına gelmez mi? Yeni İslam Çağı, “saf mümin” şahsiyetlerin eliyle inşa edilecektir, öyleyse “Ey iman edenler, iman ediniz…” Okumaya devam et ““EY İMAN EDENLER, İMAN EDİNİZ…””

Kim Darbeci Generallerden Yana İse O, Katliam Ortaktır

Kim Darbeci Generallerden Yana İse O, Katliama Ortaktır

Türkiye’de ve dünyanın bütün ülkelerinde bir kısım generaller darbeci ve katliamcıdırlar. Mesleklerini pozitivist cihetiyle tâlim ettikleri için acıma ve merhamet duygusu taşımazlar. Aldıkları Harp Sanatı eğitiminin insanî, kalbî ve her şeyden önce İslâmî bir zemini olmadığından bir nekrofil, yani ölüsever karakterine dönüşebilirler. Bundandır ki dünyanın her ülkesinde bir kısım generaller katliam yapabilir, kan dökebilirler.
Generalliği nasıl anladıklarına bağlıdır darbecilikleri, yani katliamcılıkları. Pozitivist, acımasız ve katliam tutkusuna sahip küffar Batı “uygarlığı” eğitiminin bir ürünü olan general Türkiye’de de ve diğer ülkelerde de Batılılaşmanın ortaya çıkardığı bir üst asker tipidir.
Öyle ki karşı duracağımız zâlimler darbeci generaller olunca, yüreğimizi ve hafızamı daima diri tutmak, 27 Mayıs ve 12 Eylül generallerinin yaptıkları idamları ve katliamları unutmamak gerek. 27 Mayıs ve 12 Eylül’de darbelerine karşı duruşta ne hissettiysek, Adeviye Meydanı’nda aynı duygu ve düşünceler içindeyiz.
27 Mayıs, 12 Eylül ve 28 Şubat generalleri Türk ülkesindeki Müslümanlara nasıl katliam ve işkenceler yaptılarsa, aynı kanlı ruhu taşıyan benzer generaller Adeviye Meydanı’nda İslâmca hürriyeti ve hakkı için nâra atan, gözyaşı döken ve darbeye karşı duranlara katliam ve işkence yapıyorlar. Türkiye darbeler tarihinde generallerin postalları altında ezilişimizin acılı yankıları Rabiatul Adeviye’de yankılanıyor şimdi. İki ülkede de zâlimler aynı; ölüsever ve darbeci generaller… Okumaya devam et “Kim Darbeci Generallerden Yana İse O, Katliam Ortaktır”

İSLAM’IN YENİÇAĞI…

İSLAM’IN YENİÇAĞI…
Çok yazdık, çok yazıldı, Müslümanlar tarihte hiç bu kadar zelil olmamıştı, kendi kaynaklarından hiç bu kadar uzak düşmemişti. İslam, yeryüzündeki tasarrufunu hiç bu kadar derin ve uzun süre kaybetmemişti. İslam Medeniyeti on dört asırdır kesintisiz geliyordu, bir coğrafyada çöktüğünde başka bir coğrafyada diriliyor, inşa ediliyor ve ümmete ve insanlığa ümit kaynağı ve dayanak olmaya devam ediyordu. Birkaç asırdan beri ümmet ve insanlık, İslam Medeniyetinden mahrum, bu çok ağır bir durum…
Müslümanlar her şeylerini kaybettiler. Ellerinde kalan tek kıymetleri, imanlarıydı. Yirminci asır boyunca imanlarını muhafaza etme derdine düştüler, bazen yobazca da olsa imanlarını muhafaza ettiler, ki biz o insanların çocuklarıyız. Üzerlerine gelen batı uygarlığının tüm muzahfaratına karşı mukavemet etmek çok zordu, bilgi dediler, bilim dediler, kültür dediler, sanat dediler ve İslam’ın tüm kıymet ölçülerini imha ettiler. Alimleri darağacında sallandırılan Müslümanların imanlarını muhafaza etmesinin yobazca bir direnişten başka bir yolunun kalmadığı devirler yaşandı. İnsanlar ne yapacağını, nasıl yapacağını, ne okuyacağını, nasıl okuyacağını bilemez halde iman ettiler ve onu korumak için bazen tuhaf yollara saptılar. Bilgisiz ve ilimsiz iman nasıl korunabilirdi ki, Kur’an-ı Kerim’i okumanın bile yasak olduğu devirlerde iman nasıl korunacaktı ki… Halkla kavga eden ahmaklar, halkın nerelerden geldiğini çabuk unutmuşa benziyor. Okumaya devam et “İSLAM’IN YENİÇAĞI…”

SAKIN ANLAŞMAYIN… BU BİR İHTİLAL

SAKIN ANLAŞMAYIN… BU BİR İHTİLAL…
Mısır’ın yiğitleri, İslam’ın kahraman evlatları… Anlaşmayın, anlaşırsanız tasfiye edemezsiniz. Uzlaşmayın, uzlaşırsanız inkılabı gerçekleştiremezsiniz. Merhamet etmeyin, merhamet ederseniz adaleti ikame edemezsiniz. Suç işlediler, büyük suç işlediler, affedilmez bir suç işlediler, hesap soracaksınız, adaleti ikame edeceksiniz, tasfiye edeceksiniz ve temiz bir zeminde devleti yeniden inşa edeceksiniz.
Anlamış olmalısınız, onlar Mısırlı değil, onlar Mısır halkından değil, onlar o toprakların insanı değil, sizden hiç değil… Tek yaşama şansları teslim olmak, merhametinize iltica etmek, yüksek komuta heyetini Rabiatü’l Adeviye meydanında asın, darbeye destek verdiğini bildiğiniz tüm generalleri asın, darbe çetesi içinde bulunan yargı mensuplarını asın, “geçici” sıfatlı cumhurbaşkanı ve başbakan müsveddelerini asın, polis şeflerini asın… Korkmayın, kalbinizde korkunun yeşermesine fırsat vermeyin, cesaretinizi besleyin, imanınıza dayanın, Allah’a iltica edin, uzlaşmayın, anlaşmayın, merhamet etmeyin, ülkenin mevcut kanunlarına göre yaptıkları suçun cezası idam, tereddüt etmeyin, idam edin.
Bu bir ihtilal… Asın onları, asın ki İslam dünyasında batının köpekliğini yapmanın bedeli anlaşılsın, asın ki Müslüman ülkede Müslüman kanı dökmenin cezası bilinsin, asın ki yeni bir çağ başlasın. Unutmayın… Bu bir ihtilal… İhtilal kendi hukukunu ikame eder, hukukunuzu ikame edin. Büyük ihanet suçunu işleyenleri mevcut kanunlara göre asın ve ondan sonra kendi hukukunuzu ikame edin, meriyete koyun. Onları kendi hukuklarıyla asın… Okumaya devam et “SAKIN ANLAŞMAYIN… BU BİR İHTİLAL”

MÜSLÜMANLAR… MEYDANLARI BIRAKMAYIN

MÜSLÜMANLAR… MEYDANLARI BIRAKMAYIN
İslam dünyası üzerinde büyük operasyon başladı, dünyanın güç merkezleri İslam’ın tekrar dirilmesine, dünya siyaset sahnesinde yer almasına, kendi topraklarına sahip çıkmasına müsaade etmemek üzere anlaştılar. Türkiye’deki on yıllık sürecin AB perspektifi ve demokratikleşme süreci olarak yürütülmesi, birçok badireyi kolay atlatma imkanı vermişti ama artık batı meselenin esasını gördü. İslam dünyası kendine geliyordu ve bir şekilde durdurulmalıydı. Hem doğu bloku hem de batı bloku İslam dünyası üzerinde operasyon yapma kararını uygulamaya koydu.
Batının Mısır’daki darbeye destek vermesi, darbe olduğunu bile söylememesi, operasyonun hangi çapta başlatıldığını göstermeye kafi. Doğu ve batı bloklarının İslam dünyası üzerinde operasyon yapma konusunda ittifak etmiş olması, artık İslami hareketlerin iki blok arasındaki denge siyasetiyle mesafe alma devrinin bittiğini gösteriyor. Artık Müslümanlar Cenab-ı Allah’a iltica etmek ve kendi güçlerine itimat etmekten başka bir strateji takip edemezler, etmemeliler.
*
Mısır’daki askeri darbe, dünya çapındaki operasyonun Türkiye’den sonraki ikinci büyük ayağıdır. Türkiye’de akim kalan taksim teşebbüsü, Mısır’da başarı kazanmak üzere… Konumuz bu…
* Okumaya devam et “MÜSLÜMANLAR… MEYDANLARI BIRAKMAYIN”

DARBELER VE TEDBİRLER-1-TAKDİM

DARBELER VE TEDBİRLER-1-TAKDİM
Batı ve doğu bloklarıyla birlikte dünya üzerinde hakimiyet kurma iddiasındaki tüm devletlerin İslam alemine yönelik operasyon kararı aldıkları anlaşılıyor. Yakın zamana kadar İslam coğrafyası, dünya üzerinde hesapları olan devlet ve ittifakların, kendi aralarındaki rekabet ve hakimiyet mücadelelerinin sahasıydı. İslam coğrafyasındaki devletler, dünya üzerindeki güç merkezlerinin (ve bloklarının) birini tercih etmek, ona yaslanarak ayakta kalmak, bu arada da kendi halkını zapt altında tutmak durumundaydı. İslam’ın herhangi bir şekilde dünya siyasetinde bağımsız bir aktör olmaması esasına dayanan bu durum, Müslümanların ayağa kalkmasını önlemenin yolu olarak kendi rejim ve iktidarlarını görevlendirmişti.
Son yıllarda Türkiye ile başlayan, Arap baharıyla zirve yapan gelişmeler, İslam’ın, İslam coğrafyasında mülkiyet iddia etmesine, üstelik bu mülkiyetin “özel mülkiyet” mahiyeti taşımasına kadar ulaşmış veya bu ümidi beslemeye başlamıştı. Bu ümit yeşermişti ama meselenin buraya kadar nasıl geldiği, hangi safhaları takip ettiği unutulmuştu.
Türkiye’yi on bir yıldır idare eden Akparti hükümeti, iktidarının ilk yıllarında dünya dengeleri ile iç dengeleri birlikte mütalaa etmiş, içerideki ve dışarıdaki güçler dengesine rağmen radikal bir şeyler yapılamayacağını görmüş, bu sebeple değişim sürecini zamana yayan bir strateji tatbik etmişti. İktidarının ilk yıllarında hiçbir ideolojik (fikri) tercih yapmamış, iktisadi hayatı iyi idare etmek, milleti biraz refaha kavuşturmak ve bu arada güçlenmek ve kökleşmek düşüncesini takip etmiş görünüyor. Güçlenmek ve kökleşmek… Mesele burada düğümleniyor. Okumaya devam et “DARBELER VE TEDBİRLER-1-TAKDİM”

MISIR NEREYE GİDİYOR?

MISIR NEREYE GİDİYOR?
Mısır, tarihinde ilk defa çok partili serbest seçimlerle Cumhurbaşkanını seçti. Yaklaşık bir buçuk yıllık sürecin sonunda meclis ve cumhurbaşkanı seçimleri tamamlandı. Ne var ki geçtiğimiz günlerde meclisin feshi manasına gelen yüksek mahkeme kararı ile ordunun militarist diktatörlük kuran kararları, demokratik süreç mi yoksa başka bir süreç mi olduğu hususunda tereddütler doğuruyor.
Baştan başlayalım. Mısır’da yoğun ve kalabalık halk ayaklanması ile diktatör devrilmişti. Ordu diktatöre destek vermediği ve halka namlu çevirmediği için diktatörün düşmesi, hem kısa zamanda hem de nispeten kansız şekilde gerçekleşmişti. Diktatörlerin devrilmesi, umumiyetle kanlı olur, Libya ve Suriye misalinde olduğu gibi… Mısır’daki can kaybı, muadillerine göre beyaz devrim mahiyetine sahipti. Diktatörün devrilmesinden başka ne olmuştu? İşte bu sorunun cevabı yok… Bir cevap vermek gerekirse, şu; hiçbir şey olmadı. Problem de tam bu noktada yoğunlaşıyor. Okumaya devam et “MISIR NEREYE GİDİYOR?”