BİR HUKUKÇU HEYETİ DEVLETİ TETKİK ETMELİ

BİR HUKUKÇU HEYETİ DEVLETİ TETKİK ETMELİ
Soğuk savaşın dehşet dengesinde, her iki tarafa dahil ülkelerin çok derinlerine kadar inen teşekküller vardı. Soğuk savaş, mahiyeti gereği hukuki mücadele değil, siyasi mücadeleydi, milletlerarası siyasi mücadele ise herhangi bir hukuka tabi değildir. Siyasi mücadelenin hukuka tabi olduğu çerçeve, ülke içindeki siyasi hayattır. Milletlerarası hukuk yoktur, olduğu söylenen milletlerarası hukuk, “müeyyide” unsurundan mahrumdur, müeyyidesi olmayan kaideler manzumesine hukuk denmez. Birleşmiş Milletler şemsiyesi altında milletlerarası hukuk olduğunu söyleyenler, ya meseleyi anlamamışlardır veya milletlerarası siyasi misyonların muvazzaf veya gönüllü ajanlarıdır.
Birleşmiş milletlerin yapısı, özellikle de Güvenlik Konseyindeki “veto yetkisine” sahip üyelerin pozisyonu, hukuki bir bünye değil, siyasi bir teşkilat olduğunu göstermeye kafidir. Siyasi teşkilata hukuki teşkilat kıymeti atfetmek, hem hukuku bilmemek hem de siyaseti bilmemektir. Milletlerarası münasebetlerde iki tane kaide bulunur, birisi “ahde vefa” diğeri ise güçtür. Ahde vefa, ülkelerin kendilerini bağlamasıdır, kendi sözlerine itimat etmesi ve itibar göstermesi, verdiği sözü tutmasıdır. Bir ülkenin ve devletin milletlerarası kıymeti de “ahde vefa” şiarına ne kadar riayet ettiği ile ilgilidir. Diğer unsur olan güç ise, hukukun değil siyasetin manivelasıdır.
Soğuk savaşın siyasi mücadele iklimi, savaşa taraf olan ülkelerin içyapılarına da derinliğine sirayet etmiştir. Milletlerarası siyasi mücadele, ülkelerde, hukuk dışı teşekkülleri, mahfilleri, cuntaları ila ahir kurmuş, kurulmasını mümkün görmüştür. Bu teşekküller meşruiyet kaynaklarını hukuktan değil, siyasetten almışlar, bu sebeple de hukuku ihlal etmekten imtina etmemişlerdir. Bizim geriye dönüp baktığımızda, şaşırdığımız bu kuruluşların hukuk pervasızlığı, soğuk savaş döneminin konjonktürel gerçekliğidir. Okumaya devam et “BİR HUKUKÇU HEYETİ DEVLETİ TETKİK ETMELİ”

ADAM GİBİ KOMUTAN OLSAYDINIZ BU ŞEHİTLER VERİLMEZDİ

Adam Gibi Komutan Olsaydınız Bu Şehitler Verilmezdi

Nato’nun “Dördüncü büyük ordusuymuş.” Öyle mi? Çeyrek asırdır düzenli bir ordu olmayan kırsal bir terör örgütü PKK’yla baş edemedi bugüne kadar. Askerden başka bir şeye benzer bizde kurmay ve komutanlar. Ama gerçek bir kurmay asker olmadıkları belli.

Hantallaşmış, mücadele ve taktik geliştirme cehdleri çökmüş. Öyle olmasaydı şayet, Elazığ Askerî Toplama ve Kabul Kampı’ndan otobüs ve zıhlılarla kıtasına katılan askerlerimizin pespaye bir şekilde nakline izin vermezlerdi.

Gerçek bir kurmay ve komutan olsalardı bu metodun kaç kez zaafa uğradığını, düşman PKK’nın anında bilgi alabileceğini, sağır sultanın bile duyduğu Asker Kabul ve Nakil Kamplarının dağıtım günlerini PKK’nın da bilebileceğini, dahası içeriden birilerinin hainlik edip bilgi sızdırabileceğini bilirlerdi.

SANAYİ DÖNEMİ BÜROKRATLARINA BENZER BİZDE ASKERİ KURMAYLAR VE KOMUTANLAR Okumaya devam et “ADAM GİBİ KOMUTAN OLSAYDINIZ BU ŞEHİTLER VERİLMEZDİ”

ABD’NİN KAÇMA VAKTİ

ABD’NİN KAÇMA VAKTİ
Yeni Şafak gazetesinin 17.09.2012 tarihli internet sitesinde yayınlanan kısa bir haber… ABD savunma bakanının Afganistan’daki durum ile ilgili açıklaması… Haber şu;
“Panetta, Pekin’de Çin Savunma Bakanı General Liang Guanglie ile görüşme sonrası yaptığı açıklamada, Afganistan’daki saldırılara rağmen 2014 yılında ABD ve NATO güçlerinin ülkeden çekilmesi ve güvenliğin Afgan yetkililere devredilmesi konusunda ısrarlı olduklarını açıkladı.
Savunma Bakanı Panetta ayrıca, ABD ve NATO güçlerine düzenlenen saldırıların Taliban’ın başarılı olduğu anlamına gelmediğini ifade ederek, ‘Taliban bölgede kaybettiği gücü yeniden kazanmak yerine kaos yaratmaya veya bize saldırma yoluna başvuruyor’ dedi.” Okumaya devam et “ABD’NİN KAÇMA VAKTİ”

SURİYE, LOKAL DÜNYA SAVAŞININ MUHAREBE ALANI

SURİYE, LOKAL DÜNYA SAVAŞININ MUHAREBE ALANI
İnsanlık tarihi, savaşsız geniş zaman dilimleri geçirmemiştir. Dünyanın herhangi bir coğrafyasında mutlaka savaş sahaları mevcut olmuş, savaşan taraflar küçük de olsa bulunmuştur. Teknolojinin geri ve nüfusun az olmasından dolayı bilinen tarihte, dünya savaşı olmamıştır, ta ki yirminci asra kadar. Yirminci asra gelindiğinde insanlık, nüfus ve teknoloji olarak dünya savaşı yapabilecek imkanlara kavuştu. Enteresan şekilde, bu imkana kavuştuktan sonra fazla beklemedi ve birinci cihan harbinin ateşi yakıldı. Birinci Cihan Harbi, katılan nüfus ve asker sayısı, kullanılan silah ve teknoloji ve yayıldığı coğrafya bakımından tarihte hiç misali görülmemiş bir çaptaydı. Tarih boyunca tecrübe üretimini akıl ve fikirle değil, deneme-yanılma yoluyla ürettiğine şahit olduğumuz insanlık, bir savaşla gerekli tecrübeyi üretemedi. Birinci harbin akabinde hınçla, hırsla, öfkeyle ikincisine hazırlanmaya başladı. Birinci harpteki sayısal göstergelerin büyüklüğü, ikincisinde küçücük kaldı. İkinci savaştaki rakamlar insanı dehşete düşürecek çaptaydı. Mesela bir Alman uçak fabrikasında aylık savaş uçağı üretim sayısı bin adetti. ABD, nükleer teknolojiye ulaşmada (ve nükleer bomba üretiminde) burun farkıyla öne geçti ve savaşı lehine bitirdi. Okumaya devam et “SURİYE, LOKAL DÜNYA SAVAŞININ MUHAREBE ALANI”