TALİM VE TERBİYE SÜREÇLERİ-39-RUHİ-AKLİ SÜREÇLER-38-NEFS SAFHASI-17-

***Nefs terbiyesi
Nefs terbiyesinin usul ve esası, tasavvuf mecrasında mahfuzdur. Bu meselede (tabii ki başka meseleler de var) tasavvuf, münhasır salahiyet sahibidir. Çünkü “ruhi ilimler” tasavvuf mecrasının eseridir, orada keşfedilmiştir, tedrisatı ancak orada kabildir. On dört asırdır “ruhi ilimler” ile ilgili başka bir mecra, havza, disiplin, fikir cereyanı meydana gelmemiştir.
Nefsin insan iç dünyasında sirayet etmediği hiçbir alan yoktur, insan iç dünyasında mayalanan hiçbir fikir ondan mutlak manada müstakil hale gelememiştir, insan fiilinin hiç biri ona yasaklanmamıştır, namaza bile sirayet edebilen nefs, her şeye burnunu sokabilecek bir tabiata sahiptir. Öyleyse nefs terbiyesinin doğrudan ehli tarafından yürütülmesi şarttır, ehli ise mutasavvıflardır.
Her şeye rağmen tasavvufa mesafeli duranlar, tasavvufa muhabbet beslese de intisap etmeyenler için birkaç faydalı usul teklif etmek mümkün. Başka teklifler de geliştirilebilir muhakkak, bizim faydalı olduğunu düşündüğümüz iki usulü kısaca izah edelim. Okumaya devam et “TALİM VE TERBİYE SÜREÇLERİ-39-RUHİ-AKLİ SÜREÇLER-38-NEFS SAFHASI-17-“

TALİM VE TERBİYE SÜREÇLERİ-38-RUHİ-AKLİ SÜREÇLER-37-NEFS SAFHASI-16-

Tefekkürün temel unsurları olan, bilgi, kaide, usul, nispet, terkip, tahlil, istidlal, mukayese, muhasebe vesaire gibi esasları, kaynak ile maksat, sebep ile netice, istikamet ile güzergah gibi süreçleri, edep, ahlak, hukuk, medeniyet gibi derinlik ve genişlik ölçü ve dereceleri, öğretilmeli, idrak etmesi sağlanmalı ve bunlarla tefekkür faaliyetini gerçekleştirebilir hale getirilmelidir.
Bilginin öğrenme, fikrin ve ilmin idrak bahsi olduğu, nakledilenin sadece bilgi olduğu, fikrin asla nakledilemeyeceği, fikrin nakledilirken bilgi haline geldiği… Tefekkürün, herhangi bir meselede, bidayeti ile nihayeti arasındaki güzergaha şamil olduğu, asla bir parantezlik tefekkürün olmayacağı, bir fikrin, ancak ilgili konunun bidayetinde ve nihayetinde test edilebileceği, bidayetine ve nihayetine ulaşana kadar o konuda fikir sahibi olunamayacağı… Bilgi üzerindeki gelişigüzel tertip çabalarının anlamak olmadığını, bilgiyi fikir haline getirmenin veya bilgiden fikir imal etmenin canhıraş bir çaba gerektirdiğini, dünyanın en zor işlerinden birinin fikir imali olduğunu…
Bilginin ham malzeme olduğunu… Kaidelerin, bilgiler üzerindeki küçük tertip ve tanzim çabalarının neticesinde meydana gelen bilgi demetleri olduğunu… Usulleri, bilgi ve kaideleri malzeme olarak kullanan idrak yolları şeklinde anlamak gerektiğini… Nispet ölçülerinin, tefekkür faaliyetinin mihenk taşı olduğunu, onlar olmadan tefekkür faaliyeti değil, zihni çalkantıların meydana geleceği, zihni deveranın tefekkür faaliyeti olmadığını… Terkibin, bir alandaki mana yekununun ilmek ilmek örülerek nihai hükme varmak olduğunu, tahlilin ise idrak edebilmek için konunun kaynağına, bidayetine, inmek maksadıyla tasnif ve taksim faaliyeti olduğunu ila ahir… Okumaya devam et “TALİM VE TERBİYE SÜREÇLERİ-38-RUHİ-AKLİ SÜREÇLER-37-NEFS SAFHASI-16-“

TALİM VE TERBİYE SÜREÇLERİ-37-RUHİ-AKLİ SÜREÇLER-36-NEFS SAFHASI-15-

Tefekkür terbiyesinin mühim konularından birisi de, zekanın terbiyesidir. Zeka, tabiatı gereği hoyrat, kuralsız, bağımsızdır. Bir merkeze bağlılığı yoktur, belli bir mecrada akmaz, tabii şekilde meselelere yönelir. Aklın inşasından önce zekayı zaten zapt edecek bir merkez ve kuvvet yoktur, aklın inşasından sonra ise aklın hacmi ve gücüyle paralel olarak zekayı zapt etme ihtimali mevcuttur. Zeka akıl öncesi safhadaki hürriyetini daha sonraları da devam ettirmek ister.
Zekanın tabiatındaki ve faaliyetlerindeki hoyratlık, azami verimin elde edilmesine manidir. Zeka, zihni evrende açılacak olan mecralarda akmazsa, dağınık ve savruk şekilde gerçekleştirdiği faaliyetleriyle nizami şekilde verim elde etmez. Zaten zekanın tabiatı nizamı sevmez, zeka nizama da sokulamaz, bu sebeple zihni evrende mecralar ve havzalar açılmalıdır ki, zeka o mecralarda aksın (faaliyet göstersin), elde ettiği verimleri o havzalarda biriktirsin. Zekanın terbiyesi doğrudan değil, dolaylıdır. Zihni evrenin terbiyesi, zekanın faaliyet terbiyesini gerçekleştirmek içindir. Zeka, terkibi bir merkez olmayıp, yeknesak bir bünyeye sahip olduğu için, üzerinde terbiye işlemi gerçekleştirilemez. Bu zorluktan dolayı, faaliyet göstereceği zihni evrenin terbiye edilmesi ihtiyacı hasıl olur. Okumaya devam et “TALİM VE TERBİYE SÜREÇLERİ-37-RUHİ-AKLİ SÜREÇLER-36-NEFS SAFHASI-15-“

TALİM VE TERBİYE SÜREÇLERİ-36-RUHİ-AKLİ SÜREÇLER-35-NEFS SAFHASI-14-

***Tefekkür Terbiyesi
Nefsin tam teşekküllü zuhur etmesiyle insan tabiatı tamamlanmış olur. Bu noktadan itibaren her yaparsa, “tam” olarak yapabilmenin altyapısına kavuşur. Ne var ki tabiatının tamamlanması, iktisabının tamamlandığı manasına gelmez, zaten bu noktadan sonra iktisap faaliyeti tabiat altyapısına sahip olmuştur ve sıhhatli iktisap mümkün hale gelir.
İnsan tabiatı, ruh, nefs ve beden ile tamamlanır. Bunlara bağlı olarak kalbi evren ile zihni evren açılır. Tabii ki kalbi evren ile zihni evren açılmadan insan tabiatı tamamlanmış olmaz ama nefsin tam teşekküllü zuhuruna kadar zaten kalbi ve zihni evren açılmış ve kafi derecede hacim kazanmıştır.
İnsan tabiatının tamamlanmış, altyapısına kavuşmuş olması, temel iktisap alanlarını (çalışıp kazanma sahalarını) ortaya çıkarır. Bunlardan biri de tefekkürdür.
Tefekkür, akla bağlı bir faaliyet olarak ortaya çıkar ama aklı aşan bir hacmi vardır. Zihni evren mütemadi bir deveran halindedir, dış dünyadan herhangi bir tesir vuku bulduğunda, kendiliğinden o tesiri alır, değerlendirir, tesir veya aksülamel olarak dışarıya verir. Zihni evrenin tabii faaliyeti tefekkür değildir ama tefekkür bir taraftan zihni evrende mayalanır diğer taraftan zihni evrenin deveranından faydalanır. Akıl muayyen bir mevzuda tefekkür faaliyetine başlayacağı zaman, zihni evrenin o anki hali her ne ise, o halden doğrudan müteessir olur. Zihni evrendeki deveran, akli bir faaliyet olmayıp, tabii bir hareketliliktir. Bu sebeple zihni deveran aklı kuşatmıştır. Akıl tefekkür faaliyeti için istikamet tayin ederken, mecra ararken, malzeme bakınırken, zihin evrenin halihazırdaki deveranının dışına çıkmak, onu aşmak, yeniden tanzim etmek gibi bir iktidara malik değildir. Bu sebeple aklın inşasıyla birlikte aynı zamanda tefekkür terbiyesi lazımdır. Okumaya devam et “TALİM VE TERBİYE SÜREÇLERİ-36-RUHİ-AKLİ SÜREÇLER-35-NEFS SAFHASI-14-“

TALİM VE TERBİYE SÜREÇLERİ-35-RUHİ-AKLİ SÜREÇLER-34-NEFS SAFHASI-13-

Nefs safhası aynı zamanda akıl safhasının da başladığı devirdir. Bu sebeple nefs safhasında aynı zamanda akıl inşasına başlanmalıdır.
Nefsin doğumu için herhangi bir çaba sarfetmek gerekmez, o kendi tabii sürecine bağlıdır ve kendiliğinden zuhur eder. Talim ve terbiye faaliyetinin nefsin doğum sürecinde yapması gereken iş, nefsin hoyratlığını almak, kabarmasını önlemektir. Talim ve terbiyenin esas faaliyet alanı, nefsin dışındaki süreçleri işletmek, idare ve inşa etmektir. Nefs tüm gücüyle gelirken, ruhi süreçleri ondan daha güçlü halde oluşturmaktır.
Akıl inşası ile nefsin zuhuru aynı safhaya denk geldiği için, talim ve terbiye, bir taraftan nefsi zapt edecek tedbirler almalı diğer taraftan aklı, ruha bağlı olarak inşa etmelidir. Nefs, daha cenin halindeyken tüm zihni evrene hakim olma çabasındadır, tam o süreçte aklı hem hızlıca inşa etmek hem de nefse yakalanmadan ruha bağlamak gerekir. Çocuk yaştaki bir zihni evrende işler zordur, bu safhada aklı doğrudan ruha bağlamak ancak iman yoluyla olur. İman talimi muhkem şekilde yapılamadığı her ihtimalde, akıl, ister inşa edilsin isterse kendiliğinden oluşsun, nefsin kucağına doğar. Nefs, en güçlü, en tesirli manivelası olan aklı çok sever, onu, kendine bağlı olmak şartıyla özenle yetiştirir. Nefsin pençesini geçirdiği aklı, daha sonra nefsine elinden almak çok zordur. Okumaya devam et “TALİM VE TERBİYE SÜREÇLERİ-35-RUHİ-AKLİ SÜREÇLER-34-NEFS SAFHASI-13-“

TALİM VE TERBİYE SÜREÇLERİ-34-RUHİ-AKLİ SÜREÇLER-33-NEFS SAFHASI-22-

Akıl inşasının da başladığı aynı dönemde ahlak inşası için bir hususa azami dikkat edilmelidir. Akıl inşasında alınan mesafeyle paralel olmak üzere, çocuk, kaideleri tecrübe etmek isteyecektir. Çocuğun kaideleri tecrübe etmesine mani olmak, akıl inşasını yavaşlattığı gibi ahlak inşasına da zarar verir. Tecrübe etmenin engellenmesi, zihni inkişaf sürecini ezberde tutmak, ilerlemesini yavaşlatmak, anlama istidadı kazanmasını durdurmakla neticelenir.
Tüm ahlak kaidelerini (ve hayattaki her konuyu) tecrübe etmek çocuk bir tarafa yetişkin insanlar için de mümkün değil, hayat o kadar uzun değil. Kaldı ki çocukların her kaideyi tecrübe etmeye kalkması, ciddi tehlikeleri de celbeder. Bu hususta dikkate alınarak, yanlış yaptığında ortaya çıkacak zarar katlanabilir seviyede olan konularda (kaidelerde) tecrübe etme imkanı kontrollü şekilde verilmelidir. Özellikle akıl inşasında tecrübenin ciddi bir payı vardır ve tecrübenin önü kesilerek akıl inşa etmeye çalışmak, direksiyonun başına oturtmadan araba kullanmayı öğretmeye benzer. Direksiyonun başına geçmeyen, arabayı sürmeyen birinin aklı oluşmadığı gibi, trafik kurallarını (ahlakı) bilmesinin de bir faydası yoktur.
Çocuk mutlaka hayatı tecrübe eder, kontrollü tecrübe imkanı verilmezse kontrolsüz (gizli) tecrübelere yönelir. Gizli tecrübelerden meydana gelecek zarar, kontrollü tecrübelerden meydana gelecek zarara nispetle çok yüksektir. Bu sebeple tecrübe imkanı vermemek, vahim yanlışlara sebep olur. Okumaya devam et “TALİM VE TERBİYE SÜREÇLERİ-34-RUHİ-AKLİ SÜREÇLER-33-NEFS SAFHASI-22-“

TALİM VE TERBİYE SÜREÇLERİ-33-RUHİ-AKLİ SÜREÇLER-32-NEFS SAFHASI-21-

Lisan talimi ile ahlak inşası arasındaki münasebet, lisandaki mana mimarisinin aynı zamanda inşa edilecek ahlak mimarisi ile mutabık olmasıdır. Böyle olması talim ve terbiye süreçleri için fevkalade faydayı muhtevidir. Aksi durumda ise çatışmalı bir zihni evrenden bahsetmek zorunda kalırız. Lisandaki mana mimarisi, zihni evreni nispeten nizami bir altyapıya kavuşturur. Bu nizam, belli belirsizdir ve belki de ihmal edilebilir ama eğer lisandaki mimari ile ahlaktaki mimari çatışıyorsa, ihmal etme imkanı kalmaz. Çatışma durumunda, önce lisandaki nizami altyapıyı söküp atmak, zihni everenin zeminini tesviye etmek ve sonra da ahlak inşa etmek gerekir. Tabiatıyla zahmetli ve zor bir iştir.
Lisandaki mana mimarisi ile ahlaktaki mimaride mutabakat varsa, işimiz daha kolaydır. Bu durumda ahlak inşasında yapmamız gereken bilgi işleme işi, lisan mimarisi üzerinden devam edebilir. Lisandaki mana mimarisini temel almak, ahlak inşasına başlandığı anda bile mesafe alınmış olur, sıfırdan başlamak gerekmez.
Ahlak inşası, zihni evrenin ikinci defa inşasıdır aslında ise bu durum, zihni evrenin ikinci katını inşa etmektir. Birinci katta bilgiler, nispeten dağınık halde bulunur, ikinci katta ise kaideler… İkinci kattaki mimari, bilgi birimi değil kaide birimi üzerine kurulduğu için, bilgiler bağımsız ve dağınık değil, demet halinde ve tanzim edilmiş şekildedir. Okumaya devam et “TALİM VE TERBİYE SÜREÇLERİ-33-RUHİ-AKLİ SÜREÇLER-32-NEFS SAFHASI-21-“

TALİM VE TERBİYE SÜREÇLERİ-32-RUHİ-AKLİ SÜREÇLER-31-NEFS SAFHASI-20-

Nefs safhasında ahlak inşa edilmelidir. Ruhi safhadaki edep terbiyesi, nefs safhasında devam etmeli ama buna ahlak eklenmelidir. Edep, saf terbiyedir ama ahlak hem terbiye hem de talimdir. Nefs safhasında akıl inşası başladığı için, anlama istidadı da güçlenmeye başlar. Anlama istidadı güçlenmeye başladığında, ahlak inşası başlamıştır.
Ahlak inşası, zihni evrenin bilgiden sonra ikinci kuruluşudur. Zihni evren önce bilgi ile kurulur, bilgi (erken dönem için lisandır) zihni evrenin temel malzemesidir, bilgi (lisan) olmadan zihni evren açılmaz. Ahlak ise bilginin ilk işlenmiş halidir, kaideler manzumesidir. Ahlak inşasından önce zihni evrendeki bilgiler dağınıktır. Bilgilerin tabi olduğu nizam, lisanın muhtevasındaki gizli nizamdır lakin lisanın öğrenilmesi süreci konuşmaya başlamakla bitmeyeceği için lisandaki nizam da tam olarak cari değildir. Zihni evrendeki ahlak öncesi kazanılmış nizam, belli belirsiz olmak üzere iman ve edep ile ilgilidir. Bunların muhtevasındaki nizam da o yaşlardaki çocuklar için çok müphem haldedir.
Kaide, bilginin tanzim edilmiş halidir. Bilgi demetinden oluşan her kaide, bir sebep, bir fiil, bir maksat ihtiva eder. Kaidelerle birlikte zihni evren ilk defa bilgi mecralarına sahip olmaya başlar. Kaidelerin her biri bir bilgi demetidir ve kaideler umumiyetle silsile halindedir. Silsile halindeki bilgi demetleri, bilgi mecrası açar, bilgi havzası oluşturur. Okumaya devam et “TALİM VE TERBİYE SÜREÇLERİ-32-RUHİ-AKLİ SÜREÇLER-31-NEFS SAFHASI-20-“

TALİM VE TERBİYE SÜREÇLERİ-31-RUHİ-AKLİ SÜREÇLER-30-NEFS SAFHASI-19-

“Benlik” hassasının bünyesi tek kişilik olduğunda, orada nefsten başka bir şey olmaz. O bünyeye birden fazla kişi yerleştirilirse, nefs büzüşür, geriler, zayıflar. Başka nefislerin de ikamet edeceği bir “benlik” bünyesi inşa edildiğinde, nefsin başka nefislerle birlikte yaşaması gerekir. Aslında nefs, başka nefislerle birlikte yaşayamaz, özellikle de insanın derununda bu iş mümkün olmaz. Bunun mümkün olmasının tek yolu, “benlik” hassasının bünyesini başka nefislerle (insanlarla) doldururken, ruh tarafından zapt altına alınmasıdır. Ruhun doğrudan zapt altına alması beklenmeyeceği için de, ruhi mecrada akan iman ile yapılmalıdır. Bu yolla netice almak kabil olur.
İman, “benlik” hassasının bünyesine nüfuz ettiğinde, nefs doğarken terbiyeden geçmiş olur. İmanın o bünyeye nüfuzunun derecesine bağlı olmak üzere, nefs, doğmadan terbiye edilmiş olabileceği gibi, nispeten terbiye edilmiş de olabilir. İmanın nüfuz etme derecesi düşük de olsa, faydalı netice alınacağı bilinmelidir. En düşün derecesinde, nefs doğarken terbiye edilmiş olmasa da daha sonra terbiye edilebilir özellikler kazanır, bu fayda küçümsenmemelidir.
Terbiyenin küçük yaşlarda gerçekleştirilmesi, bedeni (biyolojik) yaşla ilgili değil, nefs ile ilgilidir. Terbiye ne kadar erken başlarsa, nefs o kadar erken zapt altına alınabilir. Mesele de zaten tam olarak burasıdır, nefsi, doğmadan önce ele almak, terbiye etmek, doğacağı havzayı tesviye etmek… Okumaya devam et “TALİM VE TERBİYE SÜREÇLERİ-31-RUHİ-AKLİ SÜREÇLER-30-NEFS SAFHASI-19-“

TALİM VE TERBİYE SÜREÇLERİ-30-RUHİ-AKLİ SÜREÇLER-29-NEFS SAFHASI-18-

Fikir, ilim ve sanat adamlarının kalbi ve zihni evrenlerinde yeşeren, iç dünyalarını işgal eden, iç dünyalarındaki her unsura sirayet eden hastalık, nefsin “bütünlük” duygusu ve kudret vehmidir. Yüksek zeka ve keskin idrak sahibi insanlarda nefsin en önemli besin kaynağı, bilgi, ilim, fikir, sanattır. Bilgi, nefsi hoyrat bir şekilde besler, ilim, nefsi mahirane şekilde besler, fikir, nefsi derinliğine besler, sanat, nefsi sanatkarane besler. Bunların hiçbiri nefsi zapt altına alamaz, aksine nefsi müthiş şekilde beslemeye devam eder.
Fikir, ilim, sanat adamlarının nefslerinin aşırı kabarmasının sebebi, nefislerine besleyiciliği yüksek gıdalar sunmasıdır. Makam, para veya benzeri başka şeyler, kazanılması ve kaybedilmesi, fikir, ilim ve sanat kıymetlerine nispetle daha kolaydır, bu sebeple fikir, ilim ve sanatın nefsi besleme seviyesi hem daha yüksektir hem de daha keskindir. Özellikle fikir ve sanat eserleri, münhasır ederler olduğu için (gerçek telif eserler için) nefsi besleyicilikleri zirvededir. Münhasır (orijinal) eser kadar telif sahibinin nefsini besleyecek başka bir gıda yoktur. Okumaya devam et “TALİM VE TERBİYE SÜREÇLERİ-30-RUHİ-AKLİ SÜREÇLER-29-NEFS SAFHASI-18-“

TALİM VE TERBİYE SÜREÇLERİ-29-RUHİ-AKLİ SÜREÇLER-28-NEFS(BENLİK) SAFHASI-17-

Güçlü tabiat özelliklerine sahip insanlar vardır, yüksek zekalar, dehalar, bazı istidatlara sahip olanlar gibi. Güçlü tabiat (mizaç) özellikleri, aynı zamanda güçlü ruh ve güçlü nefs anlamına gelir. Bu insanlarda ruh, nefse ve bedene karşı hürriyet kazanamamışsa, nefs tüm kuvvetiyle tezahür etmektedir. Talim ve terbiyenin mühim hususlarından birisi budur, zira güçlü mizaçları itaat sahibi yapmak, en zor işlerdendir. Bu sebeple güçlü mizaç hususiyetlerine sahip insanların talim ve terbiyesi dikkat ister.
Güçlü mizaç hususiyetlerine sahip insanlar (mesela dehalar) hayata erken başlar. Bunun alameti, erken yaşlarını hatırlamasıdır. Bir yaşına kadar hatırlayan dehalar var. Erken dönemleri hatırlamalarının sebebi, zihni evrenin ve hafızanın erken oluşmasıdır. Ham idrak melekesi olan zeka, yüksek seviyede olduğunda, zihni evren daha hızlı oluşmakta, zihni evrendeki süreçler daha erken başlamakta, öğrenme ve anlama istidatları daha çabuk oluşmaktadır. Bütün bunlar aynı zamanda nefsin de erken zuhuruna sebep oluyor.
Nefsin erken oluşması ve zuhur etmesi, hem kuvvetiyle alakalıdır hem de erken zuhuru erken kuvvetlenmesine sebep olmaktadır. Bu insanlarda “ben” hassası ile “benlik” hassası arasındaki mesafe sıfıra yakındır, birincisinden ikincisine geçiş çok hızlıdır. “Benlik” hassası ile nefsin tam teşekküllü zuhuru arasındaki mesafede kısadır, birinden diğerine geçiş sürecindeki talim ve terbiyenin hızlı, emin ve tesirli olması gerekir. Okumaya devam et “TALİM VE TERBİYE SÜREÇLERİ-29-RUHİ-AKLİ SÜREÇLER-28-NEFS(BENLİK) SAFHASI-17-“

TALİM VE TERBİYE SÜREÇLERİ-28-RUHİ-AKLİ SÜREÇLER-27-NEFS (BENLİK) SAFHASI-16-

“Benlik” inşası, nefs safhasındaki mühim bahislerden biridir. Nefsin tam teşekküllü tezahüründen önceki aşaması olan “benlik”, belli bir çerçevede inşa ve terbiye edilmelidir. “Benlik” hassası kendi haline bırakıldığında nefs, en hoyrat, en hayvani, en kuralsız şekilde bünyeleşmekte, keza bu çerçevede tezahür etmektedir. “Benlik” hassası nefsin “cenini” olduğu için, bu aşamadaki terbiye ve inşa faaliyeti, nefsi, daha doğumunu tamamlamadan zapt altına alabilme imkanı verecektir.
“Benlik” hassası, tabiatı gereği “ferdi” hususiyetlerde merkezleşir. Tabiatı kendi haline bırakıldığında, hacmi tek kişiliktir. Müdahale edilecek nokta da zaten tam burasıdır. “Benlik” hassasının bünyesini tek kişilik olmaktan çıkarmak, hacmini büyütmek, aileden başlamak üzere ümmete kadar devam edecek bir hacim inşası gerçekleştirilmelidir. Benlik, tek kişilik olmaktan çıkarılamadığı takdirde, yapılacak tüm talim ve terbiye faaliyetleri akim kalmaya ve nefsi beslemeye mahkumdur.
“Benlik” hassasının tabiatı, hacminin genişletilmesine müsaade eder ama tek kişilik olmaktan çıkarılmaya ve çok kişiyi bünyesine almaya meyyal değildir. Hacmi genişletilir ama tek kişilik olmaktan çıkarılamazsa, yapılmış olan iş, nefsi güçlendirmekten ibarettir. Bu durum, maksadın tam aksine bir netice oluşmasına sebep olur. Benlik hassasının hacminin büyümesi, nefsin gelişme istidadı ile ilgilidir ve mümkündür. Bu noktada dikkat edilecek husus, “benlik” hassasının hacmini genişletirken, onu tek kişiye mahkum etmemektir. Tek kişiye mahkum etmek veya tek kişilik bir bünyeleşme gerçekleştirmek sözkonusuysa “benlik” hassasının hacmini büyütmemek daha faydalıdır. Okumaya devam et “TALİM VE TERBİYE SÜREÇLERİ-28-RUHİ-AKLİ SÜREÇLER-27-NEFS (BENLİK) SAFHASI-16-“

TALİM VE TERBİYE SÜREÇLERİ-27-RUHİ-AKLİ SÜREÇLER-26-NEFS(BENLİK) SAFHASI-15-

Nefs safhasındaki talim ve terbiye bahsinin ikinci konusu, hassasiyet inşasıdır.
Aslında o çağda çocuğun zihni evreninde hassasiyet inşa etmek mümkün değil, yapılması gereken iş “hissiyat” inşasıdır. Fakat hissiyat inşasının nihai menzili “hassasiyet” inşası olduğu için, hissiyat inşasını bu menzile uygun şekilde gerçekleştirmek gerekir. Hassasiyet, aklın da teşekkül ettiği bir zihni evrende gerçekleştirilebilir, bu safhanın başlangıcında akıl teşekkülünü tamamlamadığı için, hassasiyet neticesine ulaşacak süreci, hissiyat ile başlatmalıyız
Hissiyat, bilginin duygu ile harmanlanmasıdır, yalnız başına bilgi hissiyatı oluşturmayacağı gibi yalnız başına duygu da hissiyatı oluşturamaz. Kelimenin lügat manasından hareketle, sadece duygu malzemesiyle oluşturulabileceği zannı yanıltıcıdır. Hissiyat, ya bilginin duygu ile yoğrulması neticesinde veya duygunun bilgiyle yoğrulması neticesinde elde edilir. Bazı durumlarda birinci sıradaki gerçeklikten faydalanılır, bazı durumlarda ise ikinci sıradakinden… Okumaya devam et “TALİM VE TERBİYE SÜREÇLERİ-27-RUHİ-AKLİ SÜREÇLER-26-NEFS(BENLİK) SAFHASI-15-“

TALİM VE TERBİYE SÜREÇLERİ-26-RUHİ-AKLİ SÜREÇLER-25-NEFS(BENLİK) SAFHASI-14-

Nefs safhasındaki talim ve terbiye bahsinin birinci konusu, ruhi mecra yani iman mecrasıdır.
Ruhi safhadan tevarüs eden bu bahis, nefs safhasında da devam eder. Ruhi safhadaki iman talimi, nefs safhasında hem talim hem de terbiye halini alır.
Ruhi safhadaki Kur’an-ı Kerim tilaveti ve tevhid zikri, bu safhada da ısrarla devam ettirilmelidir. Zaten bunlar ömür boyu devam etmesi gereken bir talimdir. Israrlar devam ettirilmesinin temel sebebi, ruhun, hakikati, hakikatin diliyle anlamasıdır. Hakikati, hakikatin dili dışında anlayacak olan akıldır, akıl hakikati, kendi (aklın) dilinde anlar. Nefs safhasında talim ve terbiye hem ruha yönelik olarak devam edecek hem de akla yönelik tatbikatlara başlayacaktır.
Nefs safhasında akıl inşası gerçekleştiği için, artık iman talimi, sadece tilavet ve zikirden ibaret olmaktan çıkmış, öğrenme ve anlama sahalarında da tatbikatlara ihtiyaç hissetmeye başlamıştır. Akla dönük olarak gerçekleştirilecek iman talim ve terbiyesi, İslam’ın ana haritasının talimi ve “hassasiyet” geliştirecek terbiyedir.
*
İslam’ın ana haritası, Müslümanların zihni evreninin ana haritasıdır. Okumaya devam et “TALİM VE TERBİYE SÜREÇLERİ-26-RUHİ-AKLİ SÜREÇLER-25-NEFS(BENLİK) SAFHASI-14-“

TALİM VE TERBİYE SÜREÇLERİ-25-RUHİ-AKLİ SÜREÇLER-24-NEFS(BENLİK) SAFHASI-13-

Nefs safhasındaki talim ve terbiye…
Nefs safhasındaki talim ve terbiye faaliyetleri, “ruhi mecranın” açılması, açılmışsa kuvvetlendirilmesi, ruhi mecra içinde iman talim ve terbiyesi, “nefs terbiyesi”, “benlik inşası”, “hassasiyet inşası” ve “akıl inşası” başlıklarından ibarettir. Alt başlıkları çoktur, bunlar ana başlıklardır.
Nefs safhası, insanın bedeni ve zihni inkişaf seyrinin büyük mesafe katettiği bir devredir. İnsan ile ilgili altyapıların tamamlandığı bir safha olduğu için, insan bütünlüğüne dönük talim ve terbiyenin zamanıdır. Nefsten önceki safha, insanın altyapı bakımından tamamlanmadığı, bu sebeple bazı hususiyetlerin zuhurunun beklendiği bir devirdir.
Nefsin bünyeleşmesi ve tüm vasıflarını kazanması, akıl inşasının altyapısını meydana getirir. Nefsin tamamlanmadığı, bazı hususiyetlerinin zuhur etmediği devir, aklın inşasının tamamlanmasına mani olur. Nefsin tamamlanmaması, insani duyguların tamamının zuhuru için şartların gerçekleşmediğini de gösterir. Duygu çeşitlerinin tamamı zuhur şartlarını bulamaz ve zuhur etmeye başlamazsa, kalbi ve zihni evren kendini gerçekleştirmiş olmaz. Okumaya devam et “TALİM VE TERBİYE SÜREÇLERİ-25-RUHİ-AKLİ SÜREÇLER-24-NEFS(BENLİK) SAFHASI-13-“

TALİM VE TERBİYE SÜREÇLERİ-24-RUHİ-AKLİ SÜREÇLER-23-NEFS(BENLİK) SAFHASI-12-

“Ben hassası” ve “ruhi mecra” baştan itibaren açık ve canlı tutulmazsa, nefs zihni evreni her santimetre karesine kadar işgal eder. Bu işgalin hususiyeti, nefs, hem merkezi bir bünyeye sahip hem de tüm zihni evrenin her santimetre karesine nüfuz eden bir mahiyete sahip olmasıdır. Zihni evrende ne oluyor, ne oluşuyor, ne harmanlanıyorsa hepsine nüfuz etmektedir. Müslümanın ruhi hale en yakın olduğu tatbikatı namazdır, nefs ona da sirayet etmek, onun maksadını ve istikametini de kendine çevirmek gibi bir nüfuz istidadına sahiptir.
Zihni evrenin nefs tarafından işgal edilmesi halinde, insan her ne yaparsa nefsi besliyor ve güçlendiriyor. İlim, amel, maksat ne varsa her şey nefsin işine yarıyor, nefsi zapt altına alacak, onun gücünü kıracak, insanı ruha ulaştıracak bir faaliyet çeşidi bulmak kabil olmuyor. Mesele ruhi koridorun açık olup olmamasıyla ilgilidir, ruhi koridor açık değilse insan ruha ulaşamadığı için ibadetlerinden bile nefs faydalanıyor.
Bu nokta mühim ve tehlikeli… Meselenin özünün ruh olduğu, maksadın ruha ulaşmak olması gerektiği unutulunca, yapılan işler neticesiz kalıyor. Nefs, şeytan gibi değildir, Müslümanlar şeytana karşı korunmuşlardır, korunma yolları sarih şekilde gösterilmiştir. “Euzü besmele” ile başlanan işe şeytan müdahale edemez lakin insanlar (ve Müslümanlar) nefse karşı korunmamıştır. Hem şeytan hem de nefs imtihan içindir ama nefs daha çetindir. Okumaya devam et “TALİM VE TERBİYE SÜREÇLERİ-24-RUHİ-AKLİ SÜREÇLER-23-NEFS(BENLİK) SAFHASI-12-“

TALİM VE TERBİYE SÜREÇLERİ-23-RUHİ-AKLİ SÜREÇLER-22-NEFS(BENLİK) SAFHASI-11-

Nefs, “benlik hassasının” ruhtan büyük oranda bağımsızlaşmış ve tamamen dünyaya yönelmiş halidir. “Benlik hassası” tam olarak nefsi ifade etmez, nefse tahvil olmadan da varlığını sürdüremez. “Benlik”, geçiş dönemi merkezidir, kendi başına yaşayamaz, bir çeşit nefs ceninidir. Büyüyecek ve nefsi doğuracak veya nefse dönüşecektir.
Nefsin tam manasıyla zuhur etmesi, bünyeleşmesi, zihni evrende merkezleşmesi bedene de, bağlıdır, bedenin tekamülünü tamamlaması gerekir. Bedenin tekamülünü tamamlaması, buluğ iledir, buluğa ermiş sıhhatli bir beden, tüm özelliklerini kazanmış demektir. Buluğ çağına kadar “benlik” hassası devam eder veya nefs bu aşamadan önce zuhur ederse bile bünyeleşmesini tamamlamış olmaz. Netice olarak nefsten kastettiğimiz hususiyetlerin tamamı, bedeni tekamülün tamamlanması ve zihni tekamülün belli bir aşamaya ulaşmasıyla kabildir.
Nefsin zuhuru veya bünyeleşmesinin bedeni tekamül şartına bağlanmasının sebebi, nefsin bedensiz (yani dünyasız) vücut bulamamasıdır. Ruh bedensiz şekilde vardır, varolabilir, bedenden önce vardı, bedenden sonra da varlığını devam ettirecektir. Ne var ki nefsin varoluş şartı sadece bedenden ibaret değildir, bedene rağmen nefsin zuhur etmeme ihtimali mevcuttur. Bazı delilik çeşitleri bu nokta ile ilgilidir. Okumaya devam et “TALİM VE TERBİYE SÜREÇLERİ-23-RUHİ-AKLİ SÜREÇLER-22-NEFS(BENLİK) SAFHASI-11-“

TALİM VE TERBİYE SÜREÇLERİ-22-RUHİ-AKLİ SÜREÇLER-21-NEFS(BENLİK) SAFHASI-10-

Nefs, ruhun bedene taalluk etmesinden sonra zuhur eder. Ruhun beden ile birlikte yaşamasını mümkün kılan, belki beden ile birlikte yaşamasını zaruret haline getiren bir merkezdir. Nefs, bedene yöneliktir, bu cihetle dünyaya aittir. Beden ve dünya yönelik olması, hayatı yaşamayı mümkün kılan kaynak olduğunu da gösterir. Ruh için bu dünya “gurbet”tir, bu dünyada durmasının sebebi tabiatı değil, “emir”dir. Emre itaat ederek bu dünyaya gelmiştir, geldiği yere göre bu dünya “aşağıların aşağısıdır”, bu sebeple tabiatına uygun değildir. Emir, insan terkibinin gerçekleşmesi, dünyada (gurbette) imtihan edilmesi, başlangıçtaki safiyetini bu dünyada tekrar kazanarak ahirete intikal etmesine yöneliktir. Kendi haline bırakıldığında bu dünyada kalması, yaşamaya devam etmesi için bir sebep yoktur zira geldiği ve gideceği yer bu dünyaya nispeten tabiatına daha uygun olan vatanıdır.
Ruh, emirle bu dünyaya gelmiş, bu dünyada belli bir süre ikamete mecbur edilmiştir. Bu ikamet esnasında beden hapishanesinden sıyrılma, ayrılma, hürleşme (belki kendi alemine gitme) gibi teneffüslere izin verilmiştir; uyku ve rüya ile… Uyku, “yarım ölüm” mahiyetinde olup, ruhun bedenden ayrılabilme imkanıdır, ayrıldığında gittiği yerde (her nereyse) orada yaşadıklarını da insan zihnine haber veriyor. Okumaya devam et “TALİM VE TERBİYE SÜREÇLERİ-22-RUHİ-AKLİ SÜREÇLER-21-NEFS(BENLİK) SAFHASI-10-“

TALİM VE TERBİYE SÜREÇLERİ-21-RUHİ-AKLİ SÜREÇLER-20-NEFS(BENLİK) SAFHASI-9-

“Benlik” aşamasındaki edep haya terbiyesi, özü itibariyle imanın tezahür tertibidir. İmanın tezahürlerinin nasıl gerçekleşeceğini, hangi çerçeveye alınacağını, hangi mecralardan akacağını tayin etmek içindir. Edep ve haya, imanın ilk tezahür şeklidir. Başka bir ifadeyle edep ve haya, imanın, insan zihninde gerçekleşmesinden sonraki ilk tezahür safhasıdır. Üç-beş yaşındaki çocukta imanın yetişkinlerde olduğu gibi ağır ve zor tezahürleri beklenmez.
Zihni evrenin hala ham olduğu, inşa sürecinin devam ettiği bir safhada, imanın, hayat boyunca tüm tezahür mecralarını inşa etmek imkansızdır. Zaten çocuğun içtimailik vasfını kazanmadığı, içtimailik vasfı için zihni evreninin hazır olmadığı bir safhada iman, ferdi çerçevede ve dar alanda tezahür edecektir. Bu sebeple ahlaki talim ve terbiye değil, edep ve haya terbiyesi yapılabilir.
Edep ve haya imandandır. Üstelik edep ve haya imanın ilk tezahürleridir. Bir varlık veya vakıanın ilk tezahürü, en saf haldeki tezahürüdür. Bu sebeple ilk tezahürler, bizzat o varlık veya vakıaya aittir. Okumaya devam et “TALİM VE TERBİYE SÜREÇLERİ-21-RUHİ-AKLİ SÜREÇLER-20-NEFS(BENLİK) SAFHASI-9-“

TALİM VE TERBİYE SÜREÇLERİ-20-RUHİ-AKLİ SÜREÇLER-19-NEFS(BENLİK) SAFHASI-8-

“Benlik” aşamasında “benlik” merkezinin öğrenme faaliyeti, gerekçesi mavera olan talim mahiyetinde olmadığı için, sadece dışarıya (dış dünyaya) dönük teşebbüs olarak kalıyor, bu, dış dünyanın zihni evrene taşındığı manasına geliyor. Sadece dış dünyaya dönük öğrenme faaliyeti, insanın kendi iç aleminde (kalbi ve ruhi evreninde) derinleşmesine mani oluyor. Bu süreç neticesinde ortaya çıkan zihni evrenden “ferdi şahsiyet” zuhur etmiyor.
Materyalist ve pozitif dünya görüşlerinin eğitim-öğretiminden geçen insanlar “ferd” değil, kalabalıkların parçasıdır. Oysa iddiaları tam aksi istikamette istikrar kesbetmiştir. Mevzumuzdan uzaklaşma pahasına bu hususa temas edelim çünkü tam yerine geldik.
Ferd olabilmek, şahsiyet inşa edebilmek, insanın “kendine ait” olanlarla mümkün. Sadece dışarıdan (cemiyetten) aldıklarıyla inşa edilen zihni evren, “ferd” olmaya, şahsiyet inşa etmeye müsait değildir. Zaten ferd olmak, kendine ait olanlarla veya kendine ait olanların merkezleştiği zihni evrenle kabildir. Okumaya devam et “TALİM VE TERBİYE SÜREÇLERİ-20-RUHİ-AKLİ SÜREÇLER-19-NEFS(BENLİK) SAFHASI-8-“