MÜSLÜMANLARIN TEŞKİLAT ANLAYIŞI-8-ONTOLOJİK İLLEGALİTE

MÜSLÜMANLARIN TEŞKİLAT ANLAYIŞI-8-
ONTOLOJİK İLLEGALİTE
Son bir asırdır Müslümanlar, dünyanın hemen hemen her noktasında gayrimeşru varlıklar haline geldi. İslam medeniyetinin çökmesi, hilafetin ilgası, İslam coğrafyasının yerli ve yabancı güçler tarafından işgali, Müslümanlara hayat hakkı tanımadı ve hayat alanı bırakmadı. Dünyadaki siyasi ve hukuki sistemler, Müslümanların kendi dinlerini ve dünya görüşlerini yaşamasına imkan verecek genişlik ve anlayışa hiçbir zaman ulaşmadı. Zaten böyle bir tefekkür ufku, kafirlerden beklenmezdi.
İslam coğrafyasının işgali İslam’ın siyasi hakimiyetini sona erdirdi ama daha vahim olanı İslam medeniyetinin çökmesiyle Müslümanların hayatlarının işgal edilmesiydi. Kendi hayatlarını kendi iman sistemlerinden üretemeyen Müslümanlar, başkalarının (batının) ürettiği hayatı yaşamaya zorlandı. Başkalarının ürettiği hayatı yaşama mecburiyeti, ya başkalaşmayı gerektirir veya savaşı… Başkalaşmamak, yabancılaşmamak, yozlaşmamak, kendi dünya görüşüne bağlı kalmak, ikinci ihtimali (savaşı) zorunlu istikamet haline getirir. Son birkaç asırdır mesele bu noktaya doğru hızla ilerledi, son asırda ise en kaba ve vahşi haliyle önümüze geldi. Yirminci asır boyunca Müslümanlar dünyanın (küçük kültürel adacıklar hariç) her yerinde “ontolojik illegalite” içine düştü.
Müslümanlar, hiç kimseyle savaşmaktan bahsetmeksizin kendi varoluşlarını gerçekleştirmeye çalıştıkları ihtimalde bile kendileriyle savaşılması gereken unsurlar olarak görüldü. Gerçekten hakim siyasi rejimler için bile çok masum bazı davranışları ve ibadetleri, savaş pahasına yok edilmesi gereken simgeler olarak görüldü, hem de kendi memleketlerinde. Müslüman bir ülke ve millet olan Türkiye’de başörtüsü meselesinde koparılan kıyameti hatırlamak kafi, ne demek istediğimizi anlamak için.
*
Ontolojik illegalite çok ağır bir durumdur. İnsanları nevrotik savrulmalara, fevri hareketlere, anlaşılmaz durumlara sürükler. Gerçekten ontolojik illegalitenin ağırlığına dayanacak insan sayısı çok azdır. Günlük ihtiyaçlarınızı karşılarken (mesela yemeğinizi yerken) bile tedirgin olmak, birisi size adres sorduğunda, “bu adam da kim, neden bana soruyor” cinsinden kırk tane ihtimali taramak zorunda kalmak, ontolojik illegalitenin tabii (ağır olmayan) neticelerindendir. İnsan, tabii neticesi bu kadar ağır olan hali, ne kadar yaşar, ne kadar tahammül eder, akıl sıhhatini ne kadar korur.
Koruyamadılar. Müslümanların yirminci asırdaki savrulmalarının birçoğu, temelinde ontolojik illegaliteye dayanamamaktan kaynaklandı. Fikirler eğilip büküldü, şahsiyetler yozlaştırıldı, nazari sınırlar genişletildi, merkezi fikir yok oldu vesaire. Bu çapta ağır hasar verdiğini kabul etmek hüzün verici ama vaka tam olarak bu değil mi? Hala sıhhatli bir kalbi, zihni ve akli evren kurulamadı. Bunlar kurulamadığı için, neye ihtiyacı olduğunu da kavrayamadı.
Hastalıklı kalb ve zihin dünyasından dışarı çıkan hastalıklı fikirler piyasayı işgal etti. Bu gün İslami anlayış diye tartışılan birçok fikir kırıntısı, aslında ne dediğini bilmeyen, neye ihtiyacı olduğunu fark etmeyen akılların ürünü. Bu problem çok köklü cinsten… Atlatması zor… Özellikle de ferdi hayatı tercih eden ve teşkilatlılık halinden uzak duran Müslümanlar, bu problemi çözme bir tarafa iç dünyalarında sürekli derinleştiriyorlar. Ferdi dünyalarına çekilenler kadar değilse de, sadece kendi cemaat ve teşkilatıyla sınırlı bir hayat yaşayan Müslümanlar da bu problemi çözemiyorlar. Kendi cemaatinden olmayan bir Müslüman ile yemek yiyecek, çay içecek kadar müşterek hayatı yaşayamaz hale gelen ve bu kadar kısa sürede sohbet edemeyen Müslümanlar, bu problemi yaşatmaya devam ettiriyorlar.
*
Ontolojik illegalite, teşkilatlı illegaliteyi icbar etmez mi? Varlığı illegal olan kişinin, faaliyeti zaten illegal değil midir? Varlığı illegal olan insanın, legal bir hayat yaşama çabası, derin bir tezat teşkile etmez mi? Tabii olan, ontolojik illegaliteye sahip olan insanın, teşkilatlı illegaliteye yönelmesi değil midir? Aksi takdirde ruhi ve zihni dünyasında halli kabil olmayan hastalıklı mecralar oluşmaz mı? Ruh ve zihin dünyası hastalıklı mecralara sahip olan Müslüman’ın, İslam’ı sıhhatli şekilde anlaması ve tatbik etmesi beklenir mi? Bunlar ve daha çok sayıda soru masanın üzerinde duruyor. Müslümanların işinin kolay olduğunu zannedenler, fena halde yanılıyorlar.
Ontolojik illegalite muhtevasında, sayısız problemi ve sayısız tezadı barındırır. Ontolojik illegaliteye duçar edilen zihinler tabii olarak teşkilatlı illegaliteye yönelir. Teşkilatlı illegaliteye yöneldiğinde ise çift yönlü illegaliteye düşer. Hem düşman kutup tarafından illegal görülür hem de kendi kendini illegal görmeye başlar. Başka bir ifadeyle, illegaliteyi benimser.
Gönüllü olarak illegal zemine (yeraltına) çekilmek, hayatı boşaltmaktır. Düşman kutupların Müslümanları illegal görmesi ve illegaliteye zorlaması, özü itibariyle Müslümanlardan hayatı boşaltmalarını talep etmektir. Bu talebi Müslümanların gönüllü olarak kabul etmesi, ontolojik illegaliteye rağmen legal hayatı tercih etmekteki tezattan daha hafif bir tezat değildir.
Cemiyetin (halkın) bağrında gizlenemeyen her hareketin illegaliteye savrulması, hayatı boşaltmaktır. Manevra yapmak için hayattan geri çekilmek mümkün ama hayatı boşaltmak, yapılabilecek en büyük stratejik hatadır. İllegalite gerçekten zaruret haline gelebilir, hala İslam coğrafyasının birçok yerinde mecburiyet halindedir. Fakat illegaliteyi mecburiyet şartından azade hale getirmek ve rızai tercih meselesi yapmak, izah edilebilir olmaktan uzaktır. İllegalitenin bedeli hayatı boşaltmak ise asla düşünülmemelidir. Varoluşun tek yolu haline geldiğinde ise hiç tereddüt edilmemelidir.
HAKİ DEMİR
demirhaki@gmail.com

Share Button