ASTRAL SEYAHAT-3-ASTRAL SEYAHAT YAPIYORSANIZ KAİNATI GEZSENİZE

ASTRAL SEYAHAT-3-
ASTRAL SEYAHAT YAPIYORSANIZ, KAİNATI GEZSENİZE
Astral seyahat tecrübesinde bulunduğunu söyleyenler nedense dünyanın sınırları dışına çıkmıyorlar. Kendi bulundukları şehirde dolaşıyorlar veya başka şehirlere ve hatta başka ülkelere gidiyorlar ama bir türlü dünyanın dışına çıkan, kainatı gezen birine rastlanmadı. Neden? Yalan mı söylüyorlar? Yalan söyleyenleri tabii ki var fakat astral seyahat mümkünse, bunların içinde doğru söyleyenlerde var. Bilindiği üzere işin zorluğu, tecrübenin sübjektif olması, kişinin astral seyahate çıktığında yanında kimsenin bulunmaması, dolayısıyla bilginin de sübjektif olmasını zorunlu kılıyor. Laboratuar çalışmalarının eksikliğinden dolayı üretilen bilgiler itimat edilebilir özelliklerin tamamını taşımıyor. Fakat dikkat çekici olan nokta, hiç kimsenin dünya dışına seyahat etmiyor olmasıdır.
Yalan söyleyenler de doğru söyleyenler de, dünya sınırları içinde geziniyor. Yalan söyleyenin yalanı, doğru söyleyenin de tecrübesi, dünya sınırlarını aşmıyor. Bu nokta çok ilginç değil midir? Yalanın sınırı mı olur, yalan söyleyenler neden dünyanın içinde dolaşıp duruyorlar? Demek ki bu noktada ciddi bir mesele var.
Ufuk…
Ufuk insanın anlama alanıdır, akıl alanı. Aklının anlama hacmi neyse, o hacim içinde yaşıyor insan. Ufuk, insanın, hayat alanıdır ama aynı zamanda hapishanesidir. Fakat bu hapishanenin ilginç özellikleri var. Birincisi duvarları içerden örülüyor, yani akıl hapishanenin duvarlarını içeriden örüyor ve kendini içeride bırakıyor. İkincisi, insan hiçbir hapishanede, bu hapishanede olduğu kadar mutlu ve memnun değil. Üçüncüsü, bu hapishanenin hapishane olduğu anlaşılmıyor.
İnsan aklı hapishaneyi örüp içine yerleşince, onu alışkanlık haline getiriyor. Artık anlama ve yaşama ufku o sınırda sabitleniyor. Uzun müddet böyle devam ettiğinde aklın bünyesine yerleşiyor. Aklın varlığına yerleşince, akıl o sınırın dışını düşünemediği gibi yok saymaya başlıyor.
Astral seyahat tecrübesi yaşayanların akıllarının ufku, dünya ile sınırlı olmalı. Dünyanın dışında varlık olduğunu tabii ki biliyorlar ama oraya gitmenin ve oralarda yaşamanın imkansız olduğunu da biliyorlar. Oysa oraya bedenleriyle gidemezler ve gidebildikleri uzayda da bedenleriyle yaşayamazlar. Özel araçlar ve cihazlar (uzay araçları ve elbiseleri) olmadan yaşayamazlar. Bu bilgi, akıllarının ufkunu oluşturduğu için, ruh bedenden ayrılarak seyahat ettikleri zamanda bile dünya dışına yönelemiyorlar. Komikliğe bakın; “nereye gitmek isterlerse, orayı düşündükleri anda orada olduklarını” söylüyorlar, bu tecrübeyi yaşıyorlar ama tüm fizik kurallarını aştıklarını anlamıyorlar. Ruhun maddeyle bağlı olmadığını, fizik evrenin kanunlarına tabii olmadığını bilmiyor, anlayamıyorlar. Bu sebeple, uçakla gezebilecekleri dünyada geziyorlar. Dünyayı zaten bedenle gezmek mümkün, ahmaklar, galaksiyi gezsenize, yalan söylemiyorsanız.
Dünyanın dışına çıkmamalarını yalan söylediklerine delil olarak ileri sürmüyoruz. Ufuk denilen hapishane o kadar büyük bir felaket ki, insanın ruhunu bile sınırlıyor. Aklın sınırlı olduğunu biliyoruz da, ruhu bile sınırlaması, rasyonalistler için ne büyük bir facia…
Astral seyahat edenlerin dünya dışına çıkmaması, astral seyahat ile ilgili değil, akıl ve anlayış ile ilgili bir olay. Dar ufuklu insanların elinde dünyanın ve insanların neler çektiği anlaşılsın diye bunları yazıyorum. Hayatın başka bir alanında da insanların ufuklarını aşan bir konuyu anlatamıyoruz. Anlamadıklarını “yok sayma” gibi bir ahmaklık sergiliyorlar. İlginç olan, astral seyahat yapanlar bile bu ahmaklıktan kurtulamamış durumda. Düşünce hızıyla, yani ışık hızından çok daha yüksek bir hızla hareket edebilen adam, ufkunu aşamıyor. Ne kadar garip bir durum değil mi? Işık hızından daha yüksek hızla seyahat etmeyi beceren adam, bu hızla dünyanın içinde dolaşıyor, ahmaklığın dik alası. Bu adam ne anlatabilirsin ki, ufku daha küçük olana bir şeyler anlatabilesin.
SELEHATTİN ADANALI
selehattinadanali@gmail.com

Share Button

ASTRAL SEYAHAT-2-ASTRAL SEYAHATİN MAHİYETİ NEDİR?

ASTRAL SEYAHAT-2-
ASTRAL SEYAHATİN MAHİYETİ NEDİR?
En basit haliyle anlatmak gerekirse Astral seyahat, ruhun bedenden ayrılarak yalnız başına (bedensiz) seyahat edebilmesidir. Mümkün mü? Evet… Ruh, bedenden daha latif, daha kuvvetli, daha maharetlidir. Ruhun bedene ihtiyacı, bedenin ruha olan ihtiyacı gibi değildir. Daha doğru bir ifadeyle ruhun bedene ihtiyacı yok, bedenin ruha ihtiyacı var.
Parapsikolojik çalışmalar, bedenden ayrılanın şuur olduğu noktasında yoğunlaşıyor. Ruhu kabul etmeyen materyalist yaklaşımlar, insan şuurunun bedenden ayrılabildiğini, seyahat edebileceğini ve tekrar bedene dönebileceğini söylüyor. Ruhun varlığını kabul etmeyenlerin, şuurun bedenden nasıl ayrılabildiğini izah edebilmeleri mümkün değil. Zaten bu tür yaklaşımların açıklamalarında sayısız boşluk var.
Materyalist yaklaşımların ruhun varlığını reddetmekte en çok zorlandığı konular parapsikolojik olaylardır, bunların içinde de daha fazla zorlayan ise astral seyahat. Hakikaten astral seyahat konusunda ruhu reddetmek fevkalade zor. Hala kabul etmeyenler, astral seyahati nasıl izah edecekleri konusunda fena halde çırpınıyorlar. Şuurun bedenden ayrılması türünden ifadeler, hiçbir şekilde temellendirilebilecek ve izah edilebilecek bir olay değil. Hala ruhun varlığını kabule direnenler, bilgi kirliliği oluşturmaktan başka bir şey yapamıyorlar.
Ruhun varlığını kabul edince, birçok olayın izahı bir anda kolaylaşıyor. Evet, ruh bedenden ayrılıp seyahat edebilir ve geri dönebilir. Bunu da yapıyor. Her insan uyuduğunda ruh bedenden ayrılıyor ve seyahat ediyor. Kendi istediği gibi bir hayat sürüyor. Sonra geri dönüp bedene giriyor. Rüya bunun apaçık delilidir.
Şu soru önemli ve anlamlı, “ruh bedenden neden ayrılıyor?”. Çünkü ruh bedene girmeden önceki hayatını özlüyor. Bedenden ayrıldığında her ne kadar beden öncesi hayatını yaşayamıyorsa da, nispeten beden hapishanesinden kurtulup, zaman üstü hayata yakın bir hayatı yaşıyor. Bu fırsat ve imkan ruha tanınmazsa (yani insan uyumazsa) ruh bedeni perişan ediyor. Uyku ihtiyacının açıklaması da aslında bu… Uyku, bedenin değil, ruhun ihtiyacıdır. Bedenin de uykuda dinlendiği ve ondan faydalandığı doğru ama beden uyumadan da dinlenebilir. Fakat beden uyumadan ne kadar dinlenirse dinlensin, uykunun yerine geçmiyor. Çünkü ruh bedenin uyumasını istiyor. Beden uyumalı ki, kendisi beden hapishanesinden (tabii ki irtibatını kesmeden) ayrılsın ve biraz da olsa hürriyetine kavuşsun. Öyleyse uyku, ruhun hürriyet ihtiyacını karşılamak içindir. (Kaynak, Haki Demir)
Konu, ruhun, beden uykuya varmadan bedenden ayrılmasıdır. Uykuda bedenden ayrılabilen ruh, uyanıkken de ayrılabilir. Bu çok tabiidir ve doğrudur. Astral seyahati günlük olarak yapacak hale gelen ve yapan kişinin uyku ihtiyacı kalmaz. Çünkü ruh, uyanıkken de olsa bedenden ayrılıp özlediği hayatı kafi süre yaşarsa, ihtiyacını karşılamış olur. Astral seyahat yapanların tecrübe etmeleri gereken hususlardan biri de budur. Günlük alışkanlık haline getirenler, hala uyku ihtiyacı duyuyorlar mı duymuyorlar mı?
*
Ruhun bedene ihtiyacı yoksa bedenden neden ayrılıp gitmiyor? Hatta beden ruh için bir hapishanedir, onun hayat alanını daraltır, buna rağmen ruh neden bedende kalmak mecburiyetindedir? Çünkü ruh bununla görevlidir. Dünyaya inmek, bedene duhul etmek ve “muayyen bir süre” onunla kalmak görevi verilmiştir. Bu göreve itiraz edemez, karşı gelemez, isyan edemez.
Anlaşılan o ki, ruhun bedene mahkumiyeti, irtibatı kesmemek cihetiyledir. İrtibatın devamı, “canlılığı” temin ediyor. İrtibat tamamen kesildiğinde, insan ölüyor. Demek ki, ruh bedenden ayrılabiliyor fakat irtibatı kesemiyor. Görevi, irtibatı kesmemek şeklinde tayin edilmiş olmalıdır.
İslami kaynakların tamamına (İslam irfanına) bakınca, görülenler bunlar. Ruh ile beden arasındaki irtibatın mahiyeti ise tam olarak bilinmiyor. Ruhun dünyaya geldiği “alem-i ervah” nasıl bir yerdir, ruh orada, dünyaya gelmeden nasıl yaşıyor, bilinmiyor. Bilinen o ki, alem-i ervah, dünyadaki hayattan çok farklıdır ve ruh orada bambaşka bir hayat yaşarken, dünyaya gelmek için sırasını bekliyor.
Dünyaya gelmesi, dünyadan önceki hayatta mevcut olan hususiyetlerini ortadan kaldırmıyor. Sadece yeni fakat geçici vatanında, bu vatanın özellikleriyle de bağlı hale geliyor. Dünyanın ve bedenin özellikleriyle de bağlı hale gelmesi, onlarla irtibatını kesmeksizin kendine has özelliklerini kullanmasına mani teşkil etmiyor olsa gerek. Yani bir tür berzah hali… Hem zaman üstü özellikleri var hem de zaman içinde yaşaması gereken bir süre var. Hem zaman üstüne çıkabilecek donanıma sahip hem de zaman içinde yaşama mesuliyetini kuşanmış durumda.
Ölüm, ruhun beden ile irtibatını tamamen kesmesidir. Ruh bedeni irtibatını herhangi bir şekilde devam ettirmeksizin terk ettiğinde, ölüm vaki oluyor. İrtibatını devam ettirerek bedeni terk ettiğinde ise ölüm değil ama ölüme yakın (benzer) bir hal meydana geliyor, uyku gibi… Bu sebeple midir, “uyku yarım ölümdür” buyrulmuştur?
Parapsikoloji yoluyla da olsa batı medeniyetinin, ruhun bedenden ayrılması gibi tecrübeleri yaşayabilmesi ilginç… Batı medeniyetine yakışmıyor, materyalist ve rasyonalist olması bakımından. Zaten birçok alandaki gelişmeler, batı medeniyetini ya yıkacak veya materyalist altyapıyı yok edecek.

*
Bu konu Müslümanlar için özellikle önemli. Önemli olduğu husus, astral seyahat ve onunla elde edilen neticeler, keramet ile karıştırılabilir. Astral seyahat maharetini geliştirmiş olan bir kişi, astral seyahat yoluyla insanlar hakkında elde ettiği bilgiler ile “şeyhliğini” ilan edebilir ve insanları ikna edebilir. Bu yolla büyük istismarlar gerçekleştirilebilir, Müslümanların hayatları ve imanları tehlikeye atılabilir.
Mesela “sahte şeyh” her gece astral seyahat ile bir veya bir kaç müridini takip etse ve ne yaptığını (yatak odası da dahil) görse, sonraki günlerde ise o müridine veya müritlerine bunu açık veya ima yoluyla anlatsa, o kişinin (müridin) sahte şeyhe olan inancı ve itimadı, tüm malvarlığını satıp ona teslim etmesini mümkün kılacak kadar artar. Tasavvufun deruni yönü, bu tür sahtekarlıkları mümkün kılacak bir mahiyete sahiptir. Dikkat, azami dikkat lazım… Aynı zamanda da bilmek ve anlamak şart…
Bu noktadan hareketle, tasavvuf merkezlerinin bazı konuları açıklığa kavuşturma zamanı galiba geldi. Parapsikolojideki yaşanabilir, yapılabilir bazı hususlar ile tasavvuf arasındaki farkı izah etmeleri gerekiyor. Müspet bilimlerle sosyal bilimlerdeki bazı gelişmeler, birkaç asır önceki “fevkalade” olaylarını “alelade” hale getirmiş durumda. Keramet ise en basit ifadesiyle, olağanüstü hadiselerdir. Bu gün, parapsikolojideki gelişmelerle birçok insanın hayret ettiği olaylar, parapsikologlar tarafından gerçekleştirilebilmektedir. Şeyh ile şarlatan bir parapsikolog arasındaki fark, anlaşılabilir ve birbirinden tefrik edilebilir şekilde izah edilse iyi olacak. Müslümanların bu kadar kolay şekilde aldatılmalarına fırsat verecek olayları açığa kavuşturmak gerekir.
SELEHATTİN ADANALI
selehattinadanali@gmail.com

Share Button

ASTRAL SEYAHAT-1-ASTRAL SEYAHAT NEDİR?

ASTRAL SEYAHAT-1-ASTRAL SEYAHAT NEDİR?
Ruhun bedenden ayrılarak seyahat etmesi şeklinde ifade ediliyor. Ruh bedenden tamamen ayrılmıyor ve bir irtibat bağı kalıyor. İstediği hızda (ışık hızının da çok üstünde) seyahat edebiliyor. O kadar ki, nerede olmak isterse anında orada olabiliyor. Hala fizikte ışık hızından yüksek bir hız olmadığını iddia etmeleri ilginçtir.
Bu tecrübeyi yaşayanların bir kısmı kendini bulutsu bir varlık halinde hissettiklerini bir kısmı bedenin şekline sahip olduklarını, bir kısmı daha başka şekiller halinde hissettiklerini söylüyor. Sahip oldukları şekli görmüyor, hissediyorlar fakat gördüklerini zannediyorlar. Burası ilginç fakat anlaşılabilir bir durumdur.
Bedenden ayrılan ruhun (kendileri çeşitli isimler verdikleri ikinci bedenlerinin) beden ile bağları olduğunu ve kesintisiz bu bağın devam ettiğini gördüklerini söylüyorlar. Farklı ifadele r var bu bağ ile ilgili. “Elastiki ip veya kablo” gibi ifade edenler, “ışık sütunu veya doğrudan ışık” gibi veya bir “tesir cereyanı” gibi beyanlar var. Her ne ve her nasıl olursa olsun ruh ile beden arasında bir bağ var ve bu bağ, ruh nereye ve ne kadar uzağa giderse gitsin devam ediyor.
Ruh latif bir varlık olduğu için beden ile bağını kendine has şekilde kuruyor. Aradaki mesafe ne kadar uzak olursa olsun bu bağı muhafaza etmeye devam ediyor ve edebiliyor. Aradaki mesafenin uzaklığının problem olması, maddi varlıklar için sözkonusudur, ruh için değil.
Seyahat şuurlu yapıldığı için seyahat esnasında yaşananlar hatırlanıyor. Normal hayatta yapılanlar ve öğrenilenler nasıl hatırlanıyorsa astral seyahatte de hatırlanıyor.
Astral seyahatte cisimlere dokunamıyorlar, müdahale edemiyorlar, normal hayattaki insanlarla konuşamıyorlar, cisimleşemiyorlar. Bunlar tabii ki bu zamana kadar elde edilen tecrübeler. Aslında ise bundan çok daha ilerisi mümkün… Cinlerin bedenlenebildiklerini (cisimleşebildiklerini) biliyoruz. Ruh cinlerden çok daha ileri hususiyet ve maharet ile mücehhezdir. Öyleyse cisimleşememesi (bedenlenememesi) imkansız değil başarılamamış bir olaydır.
*
Astral seyahat konusunda bir nokta dikkat çekici. İnsanın farklı ve birden çok bedeninin olduğundan bahsediyorlar. Birden çok beden konusu, bir yanılma. Ruh bedende durduğu müddetçe onun şekline aşina hale geliyor ve bu bir alışkanlık yapıyor. Ruh bedenden ayrıldığında başka bir bedene girmiyor, başka bir beden yok. İnsan aklı kendini (insanı) bedenli haliyle öğrendiği ve hatırladığı için, ruhu da bir bedene sahipmiş gibi görmeye çalışıyor ve o hisse kapılıyor. Ruhun da bedenin şeklini alışkanlık haline getirdiği için o şeklin görüntüsünü vermesi mümkün. Tüm bunlar başka bir bedenin olduğu anlamına gelmez. İnsanlardaki zihni alışkanlıklar devam ettiği için bir beden ihtiyacı içine giriyorlar ve bedenin varlığını hissediyorlar. Oysa başka bir beden yok.
Astral seyahat tecrübesini yaşayanların bazıları, herhangi bir bedeni şekil görmediklerini, kendilerini, sadece düşünce (veya şuur) olarak hissettiklerini söylüyorlar. Bu tecrübe gerçeğe daha yakın.
*
Astral seyahat konusunda bir problem var. Bu olayı yaşayanların tecrübeleri sübjektiftir. Dolayısıyla sistematize etmesi zor oluyor. Çünkü bu olayı yaşayanların elde ettikleri tecrübeler (veya yaşama şekilleri) kendi ruhlarının münhasır hususiyetlerine, akıl ve şuur seviyelerine, zihni gelişmişlik ve donanım hacimlerine göre farklılıklar arzediyor. Bu kadar sübjektif olan olaylardan bir sistem kurmak zor oluyor. Mümkün olan (mümkün olduğu belli olan) bir olay çeşidini standart hale getirememek ve onun bilimini geliştirememek ilginçtir. Astral seyahat yapan herkesin anlattıkları, genel hatlarıyla aynı gibi görünse de birçok farklıklar içeriyor. Dolayısıyla bir ilmi disiplin oluşturmak ve tekrarlamak kolay olmuyor. Olay tekrarlanıyor ama her insanda farklı şekilde tekrarlanıyor.
Her insanda mümkün olan fakat her insanda farklı şekillerle mümkün olan astral seyahat, “metafizik ilimlerin” enfüsi (sübjektif) özelliğini gösteriyor. Parapsikolojinin patinaj yaptığı noktalardan biri de bu. Müspet bilimlerde (mesela fizikte) varolan kesin kanunları burada da arıyorlar. Bu hedef yanlışlığı, metafizik bilimlerin kurulmamış ve anlaşılmamış olmasından kaynaklanıyor. Müspet bilimlerdeki gelişmelerde de artık yavaşlama olduğuna ve patinaj yapmaya başladığı anlaşıldığına göre “metafizik bilimlerin” kurulması zarureti apaçık ortaya çıkmaktadır. (Kaynak Haki Demir)
*
Ruhu bilmiyoruz, bilmediğimiz için anlamıyoruz, anlamadığımız için keşfedemiyoruz. Oysa ruhta dehşete düşürecek çapta kuvvet ve maharetler vardır. Ruhu inceleme imkanını bulamayanlar, ruhun varlığını ancak bilgi olarak kabul ediyor ve üzerinde durmuyor. Oysa ruh ile ilgili bazı bilgilere sahip olanlar, dünyadaki en büyük kuvvet kaynağının o olduğunu biliyorlar.
Astral seyahat denilen olay, ruh için fevkalade bir şey değil, çok tabii ve normaldir. Ruhun bundan çok daha ileri derecede maharetleri vardır. Astral seyahati fevkalade bulanlar, hayatı ve varlığı sadece madde tabanlı olarak anlayan ve kabul edenlerdir. Maddi gerçekliğe göre astral seyahat, hakikaten fevkalade bir olaydır. Işık hızından daha yüksek hız yok denen bir fizik alem ve fizik bilimine göre olaya bakıldığında, astral seyahat yapan kişi teorik fizikçilerden daha fazla şey biliyor demektir.
SELEHATTİN ADANALI

Share Button