“SEN ARTIK İSLAM ALEMİNİN DE LİDERİSİN”

“SEN ARTIK İSLAM ALEMİNİN DE LİDERİSİN”
Akparti kongresi yapıldı, gerçekten alaka çeken, heyecan uyandıran, dikkat isteyen bazı hadiseler yaşandı. Kongredeki manzara insanın sadece aklına değil aynı zamanda duygularına da hitap eden cinstendi, hal böyle olunca, insandaki temel iki mecra olan duygu ve düşünce merkezinde değerlendirmek kabil olur. Birçok kişinin akılla (yani düşünceyle) değerlendireceğini tahmin ettiğimiz için, biz duygu cihetinden değerlendirip “toplamın” oluşmasına katkıda bulunalım.
“Akıllı olalım, akıllı düşünelim” gibi çabalar son dönemlerde fazla revaçta. Tabii ki akıllı olmakta fayda var, bahsini etmeye çalıştığımız mesele bu değil lakin insan akıldan ibaret değil. Fazla dikkat çekmez ama düşüncelerimizi (aklımızı) bile duygu dünyamız etkiliyor, zaman zaman yönetiyor, bazen bloke ediyor. Zaten bir hadise insanın duygu dünyasına hiç hitap etmiyorsa, insan için fazla bir manası yok ki. Kısaca insan, duygu ve düşüncenin toplamından ibaret bir varlıktır ve duygu fazla horlanmamalıdır. Bu gün aklı bir tarafa bırakıp, duygularımızla düşünelim, bakalım neler çıkacak ortaya… Okumaya devam et ““SEN ARTIK İSLAM ALEMİNİN DE LİDERİSİN””

İSLAMCILIK MESELESİ-2-VASITA SİSTEM VE HAYRETTİN KARAMAN

İSLAMCILIK MESELESİ-2-VASITA SİSTEM VE HAYRETTİN KARAMAN
Hayrettin Karaman, Yenişafak’taki köşesinde 27.07.2012 tarihli “Arap baharında İslam’a yolculuk” başlıklı yazısında, bir taraftan Arap baharındaki gelişmeler merkezinde İslam’ın tatbik bahsindeki karşılıklarını inceliyor bir taraftan da İslam’ın günümüzdeki tatbikatının nasıl olacağına dair “nazari tespitler” yapmaya çalışıyor.
Karaman, Arap halklarının isyanının, batı projeksiyonu olmadığı kanaatini ifade ederken doğru bir tespit yapıyor. Gerçekten yıllardır diktatoryal rejimlerde zulüm altında yaşayan halkların, bir gün mutlaka isyan edeceği gerçeği, insan tabiatının zaruri neticelerindendi. O gün tabii ki bu gündür. İsyanların, devrimlerin, yeni hükümet teşkillerinin, “doğrudan İslami ruhu” taşımadığı istikametindeki görüntüler ve gelişmeler karşısında bazı Müslümanların “tereddütlü”, “şüpheli” ve hatta doğrudan batı projeksiyonu olduğu düşünceleri, idrak sığlığından kaynaklanıyor.
Hayrettin Karaman, bu süreci teşhis ederken, tabii ve tedrici gelişme seyrine işaret ediyor ki, haklıdır. “Heyecanlı ve hesapsız bazı müslümanlar, farklı kesimlerin yaşadığı bu ülkelerdeki reformları, İslam’a uygunluk yönünden değerlendiriyor ve olumsuz sonuçlara varıyorlar. Bunlara katılmıyorum. Normal bir sosyal değişim bir adımda olmaz. Farklı iradelerin çatıştığı bir toplumda bir grup her istediğini başkalarına dayatamaz. Adım adım mükemmele gitmeyi amaçlayanlar, hem ülke hem de dünya şartlarını göz önünde tutmak durumundadırlar.” Haklıdır fakat “nasıl” olacağına dair bir şey söylememekle, İslam coğrafyasındaki umumi eksiklik ve zafiyete kendi de duçar olmaktadır. “Adım adım mükemmele gitme” çabası, zaruri bir tespit olarak doğru fakat “nasıl” olacağı hususunda bir teklifte bulunmamakla eksik… Okumaya devam et “İSLAMCILIK MESELESİ-2-VASITA SİSTEM VE HAYRETTİN KARAMAN”

ARAP İSYANINDA İNŞA DÖNEMİ

ARAP İSYANINDA İNŞA DÖNEMİ
Arap coğrafyasında bir taraftan isyan süreçleri devam ediyor diğer taraftan ihtilallerin gerçekleştiği ülkelerde inşa faaliyetleri başlıyor. Dolayısıyla birinci safha (isyan-ihtilal) ile ikinci safha (inşa) birbirine girmiş durumda.
Seçimlerin yapıldığı Tunus’ta İslamcı “En Nahda” hareketinin zafer kazanması, ikinci safhanın ana karakteristiğinin ne olacağını gösterdi. İslam coğrafyası asli mecrasına dökülecek. Tayyip ERDOĞAN’IN laiklik tavsiyesi, coğrafyanın hassasiyetlerine çarptı ve dağıldı. Bu güzel… Erdoğan’ın etkileyemediği, etkileyemeyeceği anlaşılan bu hususta batının etkilemesi sözkonusu bile değil.
Şimdi ne olacak? İnşa süreci nasıl başlayacak, nasıl gelişecek ve nasıl tamamlanacak?
İsyanlar devam ederken İslami muhalefetin “yüksek sesle” konuşmadığına şahit olmuştuk. Özellikle nasıl bir siyasi sistem teklif ettiklerine dair beyanlardan kaçınıyorlar ve demokrasiye vurgu yapıyorlardı. Bu tavır tedirgin ediciydi ve ne yapacağını bilemez halde olduklarını düşündürüyordu. Seçimi kazanan En Nahda misalinde anlaşıldı ki, isyan süreçlerini engellememek belki biraz da batıyı işin başında kendilerine karşı tavır almaktan uzak tutmak için o tür beyanlarda bulunmuşlar. Seçimler neticelendikten sonraki beyanlara bakıldığında görülüyor ki, İslam merkezli bir hayat ve devlet kurmak niyetindeler. Beklenen gelişme buydu fakat tereddütler de vardı. Daha seçime girmemiş fakat siyasi rejimi yıkmış Libya ve Mısır’daki İslami muhalefetin de beyanları aynı istikamette. Çok güzel…
Artık anlaşıldı ki İslam coğrafyasında İslam, hayat ve devleti tayin edecek bir mevkie oturacak. Gelişmelerin istikameti (baştan beri öngördüğümüz üzere) bu. Öyleyse isyan süreci biten ülkelerde inşa süreci başlıyor. İnşa süreci, ihtilal sürecinden çok daha zordur. Fakat inşa süreci dünya Müslümanlarının gündemine gelmediği için zorluğun çapı bilinmiyor. Bu sebeple, Erdoğan’ın laiklik tavsiyesini ellerinin tersiyle iten İslami muhalefet, hala Türkiye ve Akparti tecrübesinden ve modelinden faydalanacağını söylüyor. Çünkü elde model yok ve seçimleri kazanan İslami hareketlerin zamanı da yok. Bir an önce hükümet olmak ve ülkenin ve halkın problemlerini çözmek zorundadırlar. Aksi halde yani halkın problemlerini çözemezlerse, itibarlarını kaybederler ve geldikleri gibi giderler.
İslam’ın siyasi, içtimai, iktisadi, idari, hukuki ve askeri alt sistemlerini teorik olarak kuramamış olan fakat siyasi iktidarı kucaklarında bulan İslami hareketler, inşa sürecinde hayal bile edemeyecekleri kadar zorlanacaklar. Zorlanmaya başladıkları için de, laiklik tavsiyesine rağmen Akparti modelini örnek almaktan bahsediyorlar. Oysa laiklik tavsiyesi İslami dünya görüşünün temeline aykırı… Buna rağmen Akparti’nin tecrübesinden ve modelinden faydalanmaktan vazgeçememelerinin sebebi, elde başka bir model olmaması ve başarısız olma lükslerinin bulunmaması…
Akparti modeli, İslami tatbikat değil. Olsa olsa Müslümanların laik siyasi sistem içinde neler yapabileceklerini gösteren bir model ve tecrübe birikimi. Yani Müslümanların başka sistemler içinde bile “daha faydalı”, “daha güzel”, “daha iyi” işler yapabileceğini gösterir. Müslümanların batılı ve batılılaşmış laiklerden “daha iyi idare edeceğini” gösteren bir modeldir. Bu manada İslam’ın tecrübe edilmesi değil, Müslümanların tecrübe edilmesidir. İslam’ın tatbik edildiğinde ortaya çıkacak neticelerin neler olacağını göstermez, Müslümanlar yönettiğinde ortaya çıkacak neticelerin neler olduğunu gösterir.
Arap ülkelerinde başlayan inşa süreçlerinin Akparti modelinden nasıl faydalanacaklarını doğru anlamaları gerekiyor. Laiklik gibi İslam’a aykırılığı çok açık olan bir bahiste itiraz etmeleri, Akparti modelinden doğru faydalanacaklarını göstermez. İlmihal bilgisine bile sahip olan bir Müslüman laikliğin İslam’a aykırı olduğunu anlar, bunun için derin bir idrak gerekmez. Fakat Akparti modelini tamamen bir tarafa bırakmak ise tabii ki yanlış. Akparti içinde bulunduğumuz çağda devlet idaresi alanında ciddi tecrübeler üretti. İnşa sürecinin başında olanlar, kuracakları sistemin muhtevasını Akparti modelinden devşirmemek şartıyla bu tecrübeden sonuna kadar faydalanmalıdırlar.
*
Hiçbir hazırlık yapılmaksızın bir anda İslam devletini kurmalarını beklemek kabil değil. İnşa gücünü ve yetkisini elinde bulunduranların dikkat etmeleri gereken ilk nokta, inşa sürecinin aynı zamanda bir geçiş süreci olduğudur. İnşa sürecinin (ara dönemin) mümkün olduğunca hızlı aşılması gerekir ama bunu acele etmeden yapmalıdırlar.
Yapılması gereken işler, teorik olarak şöyledir. Bir taraftan İslami müesseseleri ve sistemleri üretmek… Diğer taraftan hayatı ve ülkeyi bulunduğu hal üzere derinliğine anlamak, problemleri teferruatıyla tespit etmek, çözüm yollarını araştırmak. Nihayet üretilen İslami müessese ve sistemleri hayat ile buluşturmak (tatbik etmek). Teorik olarak bir çırpıda söylediğimiz bu işler, pratikte fevkalade zor ve çetin işlerdir. Öyleyse inşa sürecinin pratikte nasıl yönetileceğini de bakalım.
İnşa sürecinin yol haritasının şöyle olmasında fayda var.
Önce, hayatı mevcut haliyle önlerine alıp, o haliyle problemleri çözmeye çalışmak… Bu safha Akparti tecrübesinden azami derecede faydalanılabilecek dönemdir. Hayat ve hayatın acil problemleri, sistemin inşasını beklemez. Halk problemlerinin (özellikle acil problemlerin) derhal çözülmesini ister. Çözemeyen siyasi hareketler, halkın kültürü ve inancıyla ne kadar yakın olursa olsun halk onlardan uzaklaşır. Halkın teveccühün kaybetmek tüm programı tehlikeye atar.
Gücü ele geçiren siyasi hareketler, halkın rızasını fazla umursamazlar. Laik, komünist ve batılı siyasi sistemler ile diktatörlükler halkın umursamadan kendi sistemlerini inşa etmeye yönelmişlerdir. İslami hareketlerin, gücün ve iktidarın oluşturduğu bu tuzağa düşmeden, halkın problemlerini çözerek İslam’ın siyasi sistemini inşa etmeleri gerekiyor. Bunun için, iktidara gelmelerinin akabinde, sistem kurma çabasına girerek halkın problemlerine ve ihtiyaçlarına arkalarını çevirmemelidirler. Akparti, mevcut batılı (laik) sistemler içinde halkın problemlerini (en azından acil olanlarını) çözebilecek bir vizyon oluşturmuş ve tecrübe biriktirmiştir. Bu safhada Akparti tecrübelerinden faydalanmak mümkün ve gereklidir.
*
Hayattaki mevcut problemlerin çözümünde modelleri hazırlanan İslami müesseseleri uygulamaya koymak. İslami müesseselerin hayatın problemlerini çözebileceğini, daha iyi ve güzel bir hayat inşa edebileceğini, pratikte göstermek… Mesela iktisadi hayatı rahatlatacak olan “karz-ı hasen” müessesesini kurmak ve geliştirmek. İnsanlar bu yolla hem faize bulaşmadan hem de yardımlaşma ahlakını geliştirerek borçlanma ihtiyaçlarını karşılayacak bir müessese bulurlar. Karz-ı Hasen müessesesi, iyi modellenir ve doğru tatbik edilirse, iktisadi hayatın yükünü ciddi oranda taşır ve insanların iktisadi problemlerini ciddi şekilde çözer. İslami müessese olması hasebiyle de insanların İslam’a karşı kalpleri fevkalade ısınır.
*
Sistemi yukarıdan aşağıya doğru inşa etmek, hayatı ise aşağıdan yukarıya doğru inşa etmek gerekiyor. İslam’ın toplam muhtevası, aşağıdan yukarıya doğru inşa etmeyi teklif eder. Fakat gücü eline geçirenlerin mesuliyeti, sistemi yukarıdan aşağı fakat hayatı aşağıdan yukarı inşa etmektir. Gücü eline geçirenlerin sistemi inşa etmek için hayatın inşa sürecinin bitmesini bekleme lüksü yok.
Hayatın inşası ile sistemin inşası bazı cihetlerden aynı bazı cihetlerden farklıdır. Hayatın inşası ahlak ile ilgili, sistemin inşası ise hukuk ve güç ile ilgilidir. Muhteva bakımından her ikisinin inşası da aynıdır ama sistemin inşası, güç unsurundan dolayı farklılık gösterir. Bu farklılık stratejik bir gerekliliktir. Gücü eline geçiren İslami hareketlerin bunu muhafaza etmesi şarttır. Muhafaza edebilmek için devletin temel sistemi olan anayasal düzeni İslam’a uygun olarak kurmaları gerekir.
*
Son olarak bir noktaya dikkat çekmek gerekiyor. Siyasi sistem kurmak kolaydır. Gücü eline geçirenler kısa sürelerde siyasi sistem kuruyorlar. Fakat İslam, insan, hayat ve siyaset üçgenini birlikte inşa eder. Sadece siyasi sistem kurma çabası, insan ve hayatı ihmal eder. İslami hareketler, diğer ideolojilerin insan ve hayatı umursamayan metotlarına rağbet etmemelidirler. İnsan, hayat, siyasi sistem sacayağını birlikte yürütmeliler, birbirini engelleyen değil besleyen mecralar haline getirmeliler, insan ve hayat meselelerine öncelik tanımalıdırlar.
HAKİ DEMİR
demirhaki@gmail.com

İSYAN GÜNLÜKLERİ (01.11.2011)

İSYAN GÜNLÜKLERİ (01.11.2011)
Arap baharındaki gelişmeleri takip ediyoruz. Devrimlerin tamamlandığı ve inşa süreçlerinin başladığı safhaya giren ülkeleri hususen takip ediyoruz. Bu cümleden olarak Tunus, hem isyan dalgasını ilk başlatan ülke hem de seçimleri de ilk yapan ülke oldu. Seçim neticeleri ortaya çıktı.
Seçimlerden açık arayla galip çıkan “En Nahda” hareketi oldu. İslamcı olduğu düşünülen hareketin kurucu ve manevi lideri olan Raşit Gannuşi’nin yaptığı açıklamalarda iki husus dikkati çekiyor. Birincisi, İslam’ı merkeze alan bir siyasi sistem kurmak istedikleri, ikincisi, Akparti tecrübesinden faydalanacakları hususuydu. Bu beyanların anlam kodlarını çözmeye çalışalım.
Öncelikle Erdoğan’ın laiklik tavsiyesini Arap coğrafyasında dinleyen yok. Mısır, Tunus ve Libya’daki geçici iktidarları elinde bulunduran veya ilk seçimde iktidar olması beklenen ana muhalefet hareketlerinin tamamı, İslam’ı merkeze alan (meşhur tabiriyle İslam’ı referans alan) bir siyasi sistem kurmaktan bahsediyorlar. Türkiye’deki İslamcı çevrelerin Erdoğan’ın laiklik tavsiyesi ile ilgili (haklı) endişeleri, Arap coğrafyasında kabul görmedi, aksine ciddi bir direniş oluştu. Bu harikulade bir gelişme… Buradan çıkarılacak birkaç ders var.
Birincisi Erdoğan’ın çıkarması gereken ders; Popülerliğinin, karizmasının ve tesirinin bir sınırı var. Her istediğini insanlar sorgulamadan kabul etmiyorlar. İnsanların (özellikle organize olmuş siyasi hareketlerin, muhalefetlerin) dünya görüşleri var. Erdoğan’ı sevmelerinin sebebi, dünya görüşlerine olan yakınlığıdır. Bu yakınlık ortadan kalktığında veya böyle bir intiba oluştuğunda veya dünya görüşlerine aykırı beyanlarda bulunduğunda Erdoğan’dan uzaklaşıyorlar. En azından ilgili konuda Erdoğan’a direniyorlar. Bu düşünce ve tavır, sağlıklı bir durumdur.
İkincisi, dünyanın Arap coğrafyasını istediği gibi etkileme ve şekillendirme imkanının olmadığıdır. Erdoğan’ın bile etkileyemediği muhalif hareketler, batıdan herhalde etkilenmeyeceklerdir. Öyleyse Arap baharındaki isyan tohumlarını atanlar batılı güçler değil, muhteva olarak İslam’dır. Batılı güçler ne kadar burunlarını sokmak ve etkilemek isteseler de mahalli güçler kendi dünya görüşlerinin peşinde gideceklerdir. Bu durum Arap isyanlarını batının başlattığı ve yönettiği istikametindeki düşünceleri temelden çürütmektedir. Suriye’nin hala gündemde olması ve İran etkisiyle beraber isyancı güçlerin batı tarafından organize edildiği kanaati, ciddi bir şekilde sarsılmış olmalıdır. Türkiye’deki İslamcı çevrelerin Arap ülkelerindeki isyanlara tam destek vermeleri hem nazari hem de stratejik olarak doğru ve gereklidir.
Üçüncüsü, batı dünyasının çıkaracağı derstir. Batı, yirminci asırda yaptığı gibi Arap ülkelerindeki siyasi rejimleri ve iktidar sahiplerini istedikleri gibi tayin edemeyecekler, istedikleri gibi etkileyemeyeceklerdir. Batının bunu anlamaması tabii ki sözkonusu değil. Öyleyse bize bir görev daha düşüyor. Batının Arap ve İslam coğrafyasındaki isyan ve ihtilal dalgasına karşı bundan sonra bir strateji değişikliği yapıp yapmayacağı… Batı serbest seçimlere giden her ülkede İslamcıların kazanacağı gerçeği karşısında nasıl bir tavır alacaktır? İçinde bulunduğumuz sürecin en önemli sorularından birisi budur. Batının bu süreçte çok acımasız tedbirler almak isteyeceği düşünülebilir ama Allah, batıyı, kendi krizleri ile meşgul olmak zorunda bıraktı. Konjonktür o kadar müsait ki, bu şartlar manzumesi ancak Allah tarafından hazırlanabilir. Her şeye rağmen batının bu konuda geliştireceği stratejiyi dikkatle takip etmek gerekiyor. Çünkü doğum sancıları çeken İslam coğrafyası, batının silah gücü üstünlüğü dikkate alınırsa, ciddi bir darbeden sakınmalıdır.
Netice olarak anlaşıldı ki, Arap coğrafyasındaki gelişmeler, kendi asil ve asıl mecrasına dökülecektir. Haki beyin baştan beri işlediği bu husus, gerçekleşmeye başladı. Ne ala… Hamdetmek ve çalışmaktan başka yapacağımız bir şey yok.