MÜDERRİS RİSALET, TALEBE SAHABE

MÜDERRİS RİSALET, TALEBE SAHABE

(Terkip ve İnşa dergisi 4. sayı)

Kur’an-ı Kerim ve Sünnet-i Seniyye “mutlak ilim”dir. Mutlak İlim; idrak, talim, tatbik ve tebliğ için yirmi üç senede vazedilmiştir. Mutlak İlim, anlık olarak vazedilseydi, idrak ve talimi fevkalade zor, tatbik ve tebliği ise zor olurdu. Allah Azze ve Celle’nin kudreti sınırsızdır, O, muradında mutlak hür, yaratmasında mutlak kadirdir, bu sebeple her nasıl isterse öyle yapardı. Rahmetiyle tecelli etmiş, dininin idrak ve talimini, tatbik ve tebliğini kolaylaştırmış, tedrici şekilde vahyetmiştir. Öyleyse bize düşen, her nasıl vuku bulmuşsa, o şekilde anlamaya çalışmaktan ibarettir. Okumaya devam et

MÜSLÜMANLARIN TEŞKİLAT ANLAYIŞI-27-TEŞKİLATIN SEVK VE İDARE MAHARETİ-1-

TEŞKİLATIN SEVK VE İDARE MAHARETİ-1-
Teşkilatın sevk ve idare mahareti, idare edenlerin “idare etme özelliği”, idare edilenlerin de “idare edilebilir” olma özelliğidir. Sevk ve idare işinin sadece idarecilerle ilgili olduğu zannedilir, oysa idare edenlerin “idare etme” mahareti kadar, idare edilenlerin de “idare edilebilirlik” özelliğine bağlıdır. İdare edilebilirlik özelliği sıfır olan üyeleri, dünyanın en mahir idarecileri bile sevk ve idare edemez. Tabii ki insanların idare edilebilirlik özellikleri sıfırda değildir, az çok her insan idare edilebilirlik özelliğine sahiptir fakat unutulmamalıdır ki idare edilenlerin içinde problem çıkarmak isteyenler olduğunda, sevk ve idare etme işi fevkalade zorlaşır.
Sevk ve idare etmek bir teşkilat ve teşkilatlılık halidir, aynı şekilde idare edilebilirlik özelliği de teşkilat ve teşkilatlılık halidir. Teşkilatın ilk işi sevk ve idare maharetine sahip olanları idareci yapmaksa eğer ikinci işi de diğer üyelerini idare edilebilirlik özellikleriyle teçhiz etmektir. İdare edenlerle idare edilenlerin karşılıklı özellikleri aynı zamanda gerçekleşmezse, teşkilat kurulamamış demektir, kurulmuşsa eğer idare edilemez olmuştur. Çünkü sevk ve idare, teşkilatın ta kendisidir, bu maharete sahip olmayan kuruluş, teşkilat haline gelemez.
İdare etmek hakim olmak, idare edilmek ise mahkum olmak değildir. Hakimiyet ile mahkumiyet, idare üzerinden izah edilmez. Bu sebeple “idare edilebilirlik özelliği”, şahsiyetsizlik ifade etmez aksine yüksek bir şahsiyetin muhtevasında bulunur. Okumaya devam et

“BU, VAHİY Mİ, SİZİN GÖRÜŞÜNÜZ MÜ?”

“BU, VAHİY Mİ, SİZİN GÖRÜŞÜNÜZ MÜ?”
Risalet, Uluhiyet bahsinden sonraki ikinci mevzuudur ve İslam’ın ikinci “inşai kaynağı”dır. Kaldı ki, Uluhiyet ile ilgili bilgiyi de (vahyi de) Risalet’ten alırız, Hz. Resul-i Ekrem Aleyhisselatü Vesselam Efendimizin ağzından çıkan kelamın hangisinin “vahiy”, hangisinin “hadis-i şerif” olduğunu beyan eden de yine kendileridir. O’ndan başka kimseye vahiy inmediği, inmeyeceği için, mübarek dudaklarından dökülen kelamın hangisinin vahiy olduğunu tespit etme imkanı, Fahri Kainat Aleyhisselatü Vesselam Efendimizin beyanları dışında hiçbir insana bahşedilmemiştir. Vahiy, “Hatem’ül Enbiya” devrinde sadece O’na indiğinden dolayı, beyanlarının hangilerinin vahiy olduğu hususunu tespit için, mukayese etmek, tetkik etmek bizim (yani tüm insanlığın) iktidarımızda değildir. Müslümanlar, vahiyi de hadis-i şerifleri de tek şahsiyetten, Fahri Kainat Aleyhisselatü Vesselam Efendimizden öğrenmişler, iman etmişlerdir. Bu cihetten bakıldığında bize Allah’ı (yani Uluhiyet bahsini) öğreten de Hz. Resul-i Ekrem Aleyhisselatü Vesselam Efendimizdir.
Varlık telakkisi (ontoloji) ile bilgi telakkisi (epistemoloji) İslam’da diğer din ve dünya görüşlerinden farklılık arzeder. Varlık telakkisindeki (ontolojik) silsile, Uluhiyet, Risalet, Ümmet hattını takip eder, bilgi telakkisindeki (epistemolojideki) silsile ise, Risalet’ten başlar, Uluhiyete çıkar, oradan tekrar Risalet’e iner ve ümmete dağılır. Birinci silsilede “ikinci” sırada, ikinci silsilede ise birinci sıradadır. Bilgi telakkisinde birinci sıraya alınmadığı takdirde, Risalet (haşa) lüzumsuz hale gelir. Zira Risalet olmadan Uluhiyet bahsinde doğru bilgi, kanaat, fikir, iman elde edilebileceği iddia edilmiş olur, oysa bu ihtimal muhaldir.
Hakkında milyonlarca ciltlik kitap telif edilebilecek bir bahis olan Risalet doğru anlaşılamadığı takdirde İslam’ın tüm mana yekunu çöker. Yukarıda kısaca temas edilen Risalet bahsi, büyük bir hassasiyet yığınağı yapacağımız bir mevzudur, bu kadar mühim bir bahisteki küçük bir hassasiyetsizlik İslam’ı imha etmeye kadar gidecek bir mecra açar. Okumaya devam et