TALİM ve TERBİYE SÜREÇLERİ (RUHİ-AKLİ SÜREÇLER)

Backup_of_Backup_of_İNSAN ZİHNİİnsan telakkisi her meselede karşımıza çıkan, her meseleyi temellendirmek için ihtiyaç duyduğumuz ana mevzudur. İslam maarif anlayışı ise doğrudan insan telakkisi ile alakalı bir alan olup, sıhhatli ve muhkem bir insan tahlilini şart kılar. Bu meyanda mevzumuz hala “insan”dır.

İslam maarif nizamının talim ve terbiye süreçlerinde, insan bahsi doğrudan tedrisatın mevzuu olarak insandır. Tedrisatın hedeflerine atıf yapılsa da bu çalışmada esas olan, tedrisatın gerçekleştirilme süreçleridir. Bir taraftan hedefler işaretlenirken diğer taraftan insanı o hedeflere sevkedecek tedrisat tatbikatını, o hedeflere akacak mecraların tespitini, o hedefleri gözden kaçırmayacak güzergahın tayinini göstermektir. Okumaya devam et

Share Button

AKLIN TÜKENMESİ Mİ AKLI TÜKETMEK Mİ?

TÜKENMEK Mİ TÜKETMEK Mİ?
İnsanın topyekun tükenmesi, ölümdür. Tükenmekten kasıt bu olmadığına göre, insanın bazı ruhi veya zihni mecralarının kuruması manasında kullanılıyor olmalı. Böyleyse ölümden niye bahsediyoruz? Çünkü bir bahsin ufkunu görmeden o bahiste söz söylemek manasız oluyor. Bir bahsin ufku, o bahsin aynı zamanda temel nispet noktasıdır. Bu sebeple topyekun tükenmeyi (ölümü) unutmadan tükenme meselesine bakalım.
*
Zihni evrenleri etki-tepki sarmalına ayarlı olarak meydana gelen insanlar, etki aldıkları müddetçe tükenmezler, etki almadıklarında ise “yoktur”lar. Hayatta kafi derecede tesir yoğunluğu olduğu için de her zaman hareketli haldedirler. Varlıkları dış tesire ihtiyaç duyduğu için de “yalnız” kalamazlar. Bu tip insanlar, cemiyetin kemiyet ihtiyacını karşılayan konu mankenleridir ve mevzuumuz dışındadır.
*
Fikir üretmek, hamledir (aksiyondur), dış tesire ihtiyacı yoktur. “Saf fikir” üretmek, saf ruhi hamledir, dış tesire ihtiyacı olmadığı gibi, kendi zihninin tesirlerine de (zihni çalkalanışlara da) ihtiyaç duymaz. Saf fikir üreten fikir adamı da bir elin parmaklarını geçmediği için, mevzuumuz bunlar da değil, çünkü saf fikir üretenlerin ömrü, yazacakları kitapları bitirmeye kafi gelmez.
*
Yukarıdaki iki sınıf insanın dışında kalan fikir, ilim ve sanat adamları için tükenmek sözkonusu olabilir. Fikir adamlarının tükenmesi, akıl hacimleri ve akıl bünyeleri ile ilgilidir. Akıl hacimleri üretim kapasitelerini, akıl bünyeleri ise üretim kaynaklarını gösterir.
Aklın hacmi ve bünyesi, üretim kapasitesini tayin eder. Akıl, kainatı, insanı ve hayatı ne kadar hacimli anlamışsa, üretim kapasitesi o kadar büyük olur. Mevzuu bu kadar büyük ve derin olunca, aklın bir ömür boyu tükenmesi kabil olmaz. İçinde yaşadığımız çağ, akla o kadar çok malzeme temin etti ki, tükenmek ne mümkün… Problem de tam bu noktada. Artık akıl tükenmiyor.
Aklın tükenmesi gerekiyor oysa. Fakat insanlar sadece akıllarıyla (o da ne kadarsa) yaşadıkları için aklın tükenmesini “ölüm” gibi anlıyor ve korkuyorlar. Tüm yığınak akıla yapılınca, aklın tükenmesi, dehşetengiz bir yıkım, çöküş, buhran olarak görünüyor. Doğrudur, insan iç alemi akıl merkezinde kurulur, mana haritası akıl ekseninde çizilirse başka türlü olması beklenmez. Bu sebeple insanlar aklın çevresine dev çelik duvarlar örüyorlar, onu korumak için… Böyle bir zihni evren organizasyonunda aklın kendi kendini tüketmesi, intihardır. Zaten akıl kendini tüketmez, kendinden vazgeçmez. İçinde yaşadığımız çağın bilgi malzemesi de dikkate alınınca, aklın kendini beslemesi için ihtiyacının birkaç trilyon katı besin sahibi olduğu muhakkak. Dolayısıyla aklın tükenmesinden bahsetmek, fevkalade bir tehlikeye davetiye çıkarmak gibi anlaşılıyor.
Oysa insan, aklını tüketmelidir. Aklın kendini tüketmesindeki tehlike, aklın, insan iç aleminin tek merkezi olması haline münhasırdır. Tek merkez, tek değer, tek idrak melekesi vesaire… Bu ihtimal çok korkutucudur ve insanın (aslında aklın) tüm savunma mekanizmalarını harekete geçiriyor.
İnsanın aklını tüketmesi başka bir haldir. İnsanın aklını tüketmek istemesi, zihni evrenini sadece akıl merkezinde inşa etmemiş olmasıyla alakalıdır. Akıldan başka ve daha mühim bir merkez varsa (inşa edilmişse) aklı feda etmek, tüketmek fazla korkutucu olmadığı gibi ruhi-kalbi süreçler için elzemdir. Zihni evrenden kalb evrenine geçmiş olanlar içinse aklı tüketmek şarttır.
Aklı tüketmek, başka bir güzergahın kapısını aralamaktır. Başka bir seyahate çıkmaktır. Bunun lüzumunu anlayanlar, bir amok koşucusu gibi aklı tüketmek için çılgınca koşuyorlar. Ne var ki “akıl ötesi” seyahate çıkma lüzumunu akılla anlayanların aklı, o kadar hacimlidir ki, tüketebilene aşk olsun.
*
Yazının girişindeki ölüm bahsine dönersek, aklı tüketmek, aklın ölümü gibidir. Ölüm, materyalist anlayışla, insanın imhasıdır. Müslümanlar, materyalizmden farkına varmadan etkilendikleri için, ölümün manasını da farklı anlamaya başladılar. Ölüm, hayat sürecinin bir safhasının bitmesi ve başka bir safhasının başlamasıdır. İslam’ın hayat anlayışı, tekdir. Alem-i Ervahtan başlar (bu cihetle başı vardır) ve sonsuza kadar uzar gider (sonu yoktur). Önceki alemle (alem-i ervahla) sonraki alem (ahiret) arasındaki küçük parantez olan dünya hayatı ise, imtihan alanıdır.
Mutlaka öleceğiz. Hedef ise “ölmeden önce ölmek”. Aklı tüketmek, “ölmeden önce ölme” menziline ulaşmak değildir tabii ki. Fakat aklı tüketmek, “ölmeden önce ölmek” hedefinin pilot uygulaması olmalıdır. Hiçbir şey birden olmuyor, elde edilemiyor, mutlaka safhaları tek tek aşmak gerekiyor. İhtimal o ki, aklı tüketmek, “ölmeden önce ölme” hedefinin iptidaisidir.
HAKİ DEMİR
demirhaki@gmail.com

Share Button