DARBENİN SEBEPLERİ

DARBENİN SEBEPLERİ
Bir ülkede darbe neden olur? Herkes yoğun şekilde darbe tedbirlerini konuşuyor, darbenin sebeplerini teşhis etmeden tedbiri mi olur? Mesele, Fetöcüler darbe yaptı, Kemalistler darbe yaptı, filanlar darbe yaptı cinsinden ele alındığı sürece, tedbirler de şöyle olur, Fetöcülerin kökünü kurutacaksın, mesele kalmaz… Hangi ideolojik gurubun kendine has hangi sebeplerle darbe yaptığından önce, bir devlet ve devlet tasavvuru meselesidir. Bir ülkede hakiki manasıyla devlet varsa, o ülkede kırk tane darbe niyetli örgüt olsa bile yine de darbe yapamaz. Öyleyse meseleyi kaynağından ele alıp tek tek tetkik edelim. Zira darbe sebepleri anlaşıldığında, darbenin tedbirleri de ortaya çıkacaktır.

*Devlet tasavvuru ve müesses devlet Okumaya devam et

Share Button

ERKEK VE KADININ MÜSTAKİL ŞAHSİYET İDDİASI

ERKEK VE KADININ MÜSTAKİL ŞAHSİYET İDDİASI

(NOT:Bu yazı “Müslüman Şahsiyetin Yeniden İnşası” eserinden nakledilmiştir)

Kadın veya erkek, yalnız başına, “insan muhtevasını” taşıyamaz. Kadın veya erkek üzerinden insan tarifi yapılamaz. Kadın veya erkekten birisi, yalnız başına insanı temsil edemez.
Bu bahsi uzatmak aslında gerekmez çünkü çok açık bir delili var. Kadın veya erkek yalnız başına bir insan meydana getiremez. “İnsan”, kadın ve erkeğin en ileri noktadaki beraberliğinden meydana gelir. Yani kadın ve erkeğin terkip olması ile insan meydana geliyor. Öyleyse kadın ve erkekten birisi üzerinden “insan” tarifi yapamıyor ancak onların terkibe kavuşmuş haline “insan” diyoruz.
Kadın ve erkeğin terkibi üzerinden insan tarifi yapabiliyorsak, ayrı ayrı değil birlikte yaşamalarının(4) lüzumundan ve mecburiyetinden bahsediyoruz demektir. Birbirinden ayırmak, birbirine karşı müstakilleştirmek, insanı ikiye bölmektir. “Yarım insan” olabilir ama yarım insan, “insan yekunu” taşıyamaz, temsil edemez.
*
Okumaya devam et

Share Button

DÖRT ADET KİTAP BASILDI

Fikirteknesi yayınevi kitap basmaya devam ediyor, ayda dört adet kitap basma programımız aksamadan sürüyor.

Temmuz ayındaki dört adet kitap basıldı, kitapların isimleri şöyle;

1-Aklın sınırları (Haki DEMİR)
2-İnsan ahlak hukuk (Haki DEMİR)
3-Matematik-1-Matematik ve Varlık (Haki DEMİR)
4-Müslüman şahsiyetin yeniden inşası (Haki DEMİR)

Haziran ayında basılan dört kitabımız şunlardı;

1-Modernist saldırı gelenekçi direniş (Atilla Fikri ERGUN)
2-Necip Fazıl (Haki DEMİR)
3-Büyük Doğu Devleti-2-Nakibü’l Eşraf teşkilatı (Hamza KAHRAMAN)
4-Büyük Doğu Devleti-3-Başyücelik Akademyası (Hamza KAHRAMAN)

Ağustos ayında basılacak kitaplar inşallah şunlar olacak;
Okumaya devam et

Share Button

ZEKA ŞAHSİYET HAYAT (GÜNÜN KİTABI)

ZEKA ŞAHSİYET HAYAT
Zeka insanın mizacı içinde en müessir hususiyetlerden biridir. Kişiliği doğrudan etkiler, özellikle de yüksek zekalarda ve dehalarda kişiliğin nirengi noktası haline gelir. Öyle ki sahibini (insanı) ve onun hayatını peşine takar, sürükler, çok zaman da sürüm sürüm süründürür.
Marifet, “şahsiyet” inşasındadır, yüksek zekalar için şahsiyet inşasında en zorlu meselelerden birisi de, zekayı yerli yerine oturtmak, orada tutmaktır. Yüksek zeka aklın (akl-ı selimin değil) hakimiyeti altına girmeyeceği için aklı da peşinden sürükler. Bu sebeple yüksek zekalarda ve dehalarda “şahsiyet” terkibi gerçekleşmez, dağınık bir zihni altyapı, kaotik bir hayat, zikzaklı istikamet kaçınılmaz olur. Batı kültür evreninde özellikle filozofların kahir ekseriyeti böyledir.
Zeka, tabiatı gereği akıl gibi istikamet sahibi değildir, onun bir istikamete yönlendirilmesi, o istikamette yönetilmesi gerekir. İslam, bu meseleyi, ahlak ve akl-ı selim ile halletmiştir. Ahlak ve akl-ı selim, zekayı “çerçeveye” alır ve ona bir istikamet kazandırır. Böylece akl-ı selim, zekanın hamle ve keşiflerinden azami derecede faydalanan enfüsi merkezdir.

20141107_163503
_______________________________
Kitapların fiyatı 13.00 TL
Toptan (en az 10 adet) fiyatı 8.00 TL
Talep için müracaat NURİ YILDIZ
Telefon: 0530 696 93 04
E-mail: hacinuriyildiz@hotmail.com
__________________
NOT: Sipariş vereceklerin; 1-İsim ve Soyisim, 2-Adres , 3-Telefon, 4-TC numarası (fatura için) bilgilerini, Nuri Yıldız’ın e-mailine göndererek telefonla bilgi vermeleri rica olunur.
__________________
Banka Hesap Numarası:
Halk bankası K.Maraş merkez şubesi
TR 61 0001 2009 4720 0001 0304 75
________________________________
Basılan kitaplar
1-İslam Medeniyet Tasavvuru-1-Terkip ve Tefekkür
2-İslam Medeniyet Tasavvuru-2-İnşa Muhafaza Tecdit
3-İslam Medeniyet Tasavvuru-3-Şehir ve Medeniyet
Okumaya devam et

Share Button

ŞAHSİYET OLAMAMIŞ KİŞİLİK TİPLERİ (GÜNÜN KİTABI)

ŞAHSİYET OLAMAMIŞ KİŞİLİK TİPLERİ
Şahsiyetin ne olduğunu bilmediğimiz, anlamadığımız için, mizaç hususiyetlerine takılmış, içinde yaşadığı halkın ufkuna mahkum olmuş, batının ürettiği ve bizim ithal ettiğimiz hayatın mecralarında boğulmuş kişilik tiplerine İslami şahsiyet nazarıyla bakmak adet oldu.
Mizaç (tabii-vehbi ahlak) olduğu gibi bırakılmış, kesbi ahlak (İslam ahlakı) kuşanılmamış, iki ahlak arasında muvazene kurulmamış, İslam’ın talep ettiği terkip gerçekleştirilmemiş, nefsin icbarına ve idaresine razı olmuş kalbi ve zihni organizasyonlara “şahsiyet” demek itiyat haline geldi.
Akl-ı Selimsiz şahsiyet mi olurmuş. Nefsini terbiye etmiş, terbiye edemeyen zapt altına almış, ruhunun ve ruhi hususiyetlerin zuhuruna imkan verecek kalbi ve zihni mecraları açamamış, disipline edememiş insanlarda şahsiyet ne arasın?
Şahsiyet kitabıyla, “şahsiyetin” ne olduğu anlatıldığı gibi, “Şahsiyet olamamış kişilik tipleri” kitabı ile şahsiyetin ne olmadığı, insanların hangi ara menzillerde kaldığı, misallerle izah edilmektedir.

ŞAHSİYET OLAMAMIŞ KİŞİLİK TİPLERİ

_______________________________
Kitapların fiyatı 13.00 TL
Toptan (en az 10 adet) fiyatı 8.00 TL
Talep için müracaat NURİ YILDIZ
Telefon: 0530 696 93 04
E-mail: hacinuriyildiz@hotmail.com
__________________
NOT: Sipariş vereceklerin; 1-İsim ve Soyisim, 2-Adres , 3-Telefon, 4-TC numarası (fatura için) bilgilerini, Nuri Yıldız’ın e-mailine göndererek telefonla bilgi vermeleri rica olunur.
__________________
Banka Hesap Numarası:
Halk bankası K.Maraş merkez şubesi
TR 61 0001 2009 4720 0001 0304 75
________________________________
Basılan kitaplar
1-İslam Medeniyet Tasavvuru-1-Terkip ve Tefekkür
2-İslam Medeniyet Tasavvuru-2-İnşa Muhafaza Tecdit
3-İslam Medeniyet Tasavvuru-3-Şehir ve Medeniyet
4-Medeniyetin Göç Vakti
Okumaya devam et

Share Button

ŞAHSİYET (GÜNÜN KİTABI)

ŞAHSİYET
Dünya müthiş bir bilgi kirliliği yaşıyor. Bilgiye ulaşmanın kolaylaşması, hızlanması, ucuzlaması, herkesin bilgili (hatta alim) olduğu vehmini “zihni gerçeklik” haline getirdi. Dünyada tedavül eden bilgilerin kahir ekseriyeti batı tarafından üretilmekte ve batı medyası ve Batılılaşmış medya tarafında servis edildiği bugün, başı ve sonu belli olmayan müthiş bir zihni kaos yaşanıyor. Zihni dünyası batılı bilgi dezenformasyonuna ta ilkokuldan itibaren maruz kalan Müslümanlar, kaçınılmaz olarak pozitif akıl terkibine teslim olmuş durumda. Akıl batılı, bilgi batının, servis batı misyonlarının… Geriye kalan şey, kalbindeki kör topal imanı, kazınmayacak kadar betonlaşmış ve tasfiye edilmeyecek kadar çoğalmış batılı muzahfarat ile kuşatılan müminler…
Nefsi ıslah, akl-ı selimi inşa edilmemiş, imanı kalb ve zihin dünyasına hakim olamamış, “külli anlayışı” iktisap edememiş müminler, İslam’ı, batılı veriler ve metotlarla (usul değil) ve pozitif akılla anlama çabasında… Böyle bir zihni ve kalbi evrende “şahsiyet” inşa edilemez, kendiliğinden zaten oluşmaz ve zuhur etmez.
Zihni ve kalbi evreni kaosa mahkum hale gelen Müslümanlar, kaçınılmaz olarak bir “istinat” arıyor. Şahsiyetini inşa edemediği, akl-ı selimin ilk şartı ve altyapısı olan İslam ahlakını kuşanamadığı için, samimi şekilde imanını muhafaza cehdiyle bir “kurtuluş yolu” arıyor. Tabii ki insanlar masum ve mazur… Kaos o kadar derin, dezenformasyon o kadar etkili ki, insanların bir kısmının Fethullah Gülen’e itibar etmesi, onu hatasız ve masum görmesi, her arzusunu emir telakki etmesi için fikri ve ilmi şartlar müsait. Fethullah Gülen’in ihanetindeki büyüklüğü görmeyecek kadar idrak körü haline gelen insanlar, dehşetengiz hale gelen teorik kaostan besleniyor.
Şahsiyet, üzerinde titizlikle çalışmamız gereken mevzuların başında geliyor. Bu eser başlangıç olur inşallah…

20141107_163524

_______________________________
Kitapların fiyatı 13.00 TL
Toptan (en az 10 adet) fiyatı 8.00 TL
Talep için müracaat NURİ YILDIZ
Telefon: 0530 696 93 04
E-mail: hacinuriyildiz@hotmail.com
__________________
NOT: Sipariş vereceklerin; 1-İsim ve Soyisim, 2-Adres , 3-Telefon, 4-TC numarası (fatura için) bilgilerini, Nuri Yıldız’ın e-mailine göndererek telefonla bilgi vermeleri rica olunur.
__________________
Banka Hesap Numarası:
Halk bankası K.Maraş merkez şubesi
TR 61 0001 2009 4720 0001 0304 75
________________________________
Basılan kitaplar
1-İslam Medeniyet Tasavvuru-1-Terkip ve Tefekkür
2-İslam Medeniyet Tasavvuru-2-İnşa Muhafaza Tecdit
3-İslam Medeniyet Tasavvuru-3-Şehir ve Medeniyet
Okumaya devam et

Share Button

İSLAM ŞEHRİ-18-HAYAT TARZI OLARAK “VAKAR”

İSLAM ŞEHRİ-18-HAYAT TARZI OLARAK “VAKAR”

Vakar, Müslümanların ilk unuttuğu şahsiyet tecellilerinden birisi oldu. İlk unutulan mevzulardan olması mukadderdi zira anlaşılması ve kuşanılması en zor tavırlardan biriydi. Vakarın terkip unsurları ve terkip kıvamı, ana hatlarıyla keskin bir iman, derin bir idrak, muhkem bir ahlak ister. Anlayıştaki sathilik (sığlık), imandaki zafiyet, ahlaktaki laubalilik, cesaretteki eksiklik vakarı, şahsiyetin tecelli hali, şahsiyetin mahfazası, şahsiyetin tavrı olmaktan çıkarır.

Derin bir idrak sahibi olmayanlar, tevazuu ile vakarın münasebetini anlamaktan acizdir. Keza, İslam’ın yekununa muhatap olamamış, ihata edici bir anlayışa erişememiş hafifmeşrep idrak teşebbüslerinin, kibir ile vakarı birbirinden tefrik etmesi zordur. Vakar, sadece tarifini yapmakla veya yapılmış tarifi bilmekle kuşanılacak bir şahsiyet hususiyeti değildir, onun idrak edilmesi, şahsiyet inşasında “mahfaza” mevkiine yerleştirilmesi gerekir. Ne var ki vakar, tarifi bile yapılamaz, kadim tarifleri de anlaşılamaz hale gelmiştir. O kadar ki, İslam ile ilgili çok iddialı laflar eden fikir ve ilim adamlarının mevzu haritasında yer almamakta, böylece kendisi de dahil olmak üzere Müslüman şahsiyetin tarifi yapılamamakta ve inşası gerçekleştirilememektedir.
Okumaya devam et

Share Button

İSLAM ŞEHRİ-14-ADALET

İSLAM ŞEHRİ-14-ADALET

İslam şehrinin temeli adalettir. İslam şehrinde adalet merhamet ile yoğrulmuştur. Hukuk, ahlak ile sımsıkı sarılmış, muhtevasına edep zerkedilmiştir. Hukuk ahlaktan tecrit edilir, edep mahkemelerden kovulursa adalet tecelli etmez. Hukuk net kaidelerden mürekkeptir ama adalet onun tatbikinde tecelli eder. Hukukun tatbikatı (muhakeme usulü) delil ve ispat demektir. İspat edilemeyen (delillendirilemeyen) hak, hakikatte mevcut olsa bile mahkemede yoktur, zira hüküm zahire göredir. Tam da bu noktada hukukun ahlaka ve edebe olan şiddetli ihtiyacı ortaya çıkar, şahit yalan söylediğinde hukuk adaleti keşfedemez, ilam haline getiremez. Şahidi yalan söylemekten men eden hukuki müeyyideler (cezalar) olsa da, esas olan şahidin ruhi dünyasında yalan söylemeyecek bir derinlik ve kıvam gerekir. Bunu gerçekleştirecek olan hukuk değil, ahlak ve edeptir. Bu sebeplerledir ki, hukuk medrese tarafından inşa edilir ama adalet tekkesiz tecelli etmez.

Tekke, insana, altından kalkamayacağı borçlanmalara girmemesi için ruhi kıvamı kazandırır, bir şekilde (kaza, hastalık gibi fevkalade hallerde) borcunu ödeyeme zafiyetine düşen borçluyu ise alacaklının ezmemesi için merhamet ve feragat ruhunu cemiyete zerkeder. İslam şehrinin mahkemesinde alacaklı, hukuk ve adaletin tabii neticesi olan hakkını almak için koridorları çınlatırcasına nara atmaz, mahkemeden en fazla, borçlunun ödeme zafiyeti içinde olup olmadığının tespitini ister ve ödeme zafiyeti varsa “hak, hak” diye tepinmek yerine borçluyu rencide etmeden alacağından (hakkından) feragat eder. Tekke (ahlak, edep, feragat) yoksa o şehirde adaletin tevzi ve tecellisi muhaldir.
Okumaya devam et

Share Button

İSMAİL’İN, BİLGE KİŞİ’NİN KAPISINDA DİLENCİ OLMASI

İsmail’in, Bilge Kişi’nin Kapısında Dilenci Olması

İsmail, Bilge Kişi’nin evinin caddeye bakan kapısında oturuyordu. Arkasında duran büyükçe bir kartonda “Ben, Bilge Kişi’nin Dilencisiyim” yazılıydı. Üzerinde her zamanki kıyafeti yoktu; eskiliği uzaktan belli olan pejmürde bir kıyafet vardı. Gelip geçenler kartondaki yazıya bakarak dudak büküp gidiyor, bazıları da durup okuyor, sonra İsmail’in hüzünlü sîmasına bakıyor ve önündeki mendile para atarak gidiyorlardı.

Yanına yaklaştım, “Nedir bu hâlin?” dedim. Cezbe hâlindeydi. “Bilge Kişi, ‘çilen doldu’ diyene kadar burada dilencilik yapacağım” dedi. Önündeki mendilde bir miktar para vardı. Ham ervaha has bir ifadeyle, “Sen bir Kalenderî dilencisine benzemişsin İsmail, boynunda bir keşkülün eksik, dilendiklerini nereye koyuyorsun. Dilencilik kanuna aykırıdır, cemiyet tarafından kınanacak bir iştir, evine git, yoksa zabıtaya haber verir, seni buradan kaldırtırım” dedim.
Okumaya devam et

Share Button

İSLAM ŞEHRİ-10-ŞAHSİYET VE AHLAKIN TECELLİSİ

İSLAM ŞEHRİ-10-ŞAHSİYET VE AHLAKIN TECELLİSİ
İslam şehri, İslam’ın fertte inşa etmek istediği şahsiyetin, cemiyette pırıldamasını arzu ettiği ahlakın tecelli mekanıdır. İslam şahsiyetinin yaşamasına mani olacak hiçbir münasebet şekli olmadığı gibi, İslam ahlakının tecellisine mani olacak tek bir kıvrım bile yoktur. İslam şahsiyetinin “vakar”ını muhafaza etmesini mümkün kılacak mesafe anlayışı hakim olmuş ve hiçbir telaşa, hiçbir koşuşturmaya mahal bırakmamıştır.
İslam, her şeyi birbiriyle alakasız bir başıboşluk içinde görmez, varlıklar arasında insicam arar. Serkeşlik ve sarhoşluk, serserilik ve sebepsizlik yoktur. İnsan cemiyeti için böyle olduğu kadar, medeniyet yekunu içine giren hayvan, bitki ve maddeye kadar böyledir. Tabiat, tabii haliyle mevcuttur ama tabiattan ödünç alınan şehir (medeniyet) bir insicam harikası, bir nizam şaheseri halinde, madde, bitki, hayvan, insan topluluklarını belli başlı bir tertibe tabi tutar.
İslam medeniyeti, ferdi, şahsiyet olarak, cemiyeti ise ahlak olarak görür ve inşa ettiği şehirde bu iki unsur için gerekli tüm tedbirleri alır. İnsan kalabalıklarının akacağı caddeler değil, fertlerin vakur bir eda ile yürüyeceği, cemiyetin tecessüm etmiş ahlak olarak deveran edeceği bir mekan tertibine İslam şehri denir. Okumaya devam et

Share Button

İSLAM ŞEHRİ-7-MÜESSESE NİZAMIDIR

İSLAM ŞEHRİ-7-MÜESSESE NİZAMIDIR
Asr-ı Saadetteki “Medine”, nüfus sayısı ve yerleşim büyüklüğü cihetlerinden tek merkezden (Mescid-i Nebevi’den) idare edilebilir haldeydi. Sahabe kadrosu, tüm namazlarını camide kıldıkları için, tek bir ferdin (sahabenin) bile bir meselesi olup olmadığı, iki namaz vakti kadar gizli kalabilirdi, namaz için bir araya gelindiğinde meseleler görüşüldüğü gibi, namaza gelmeyen sahabenin zaten bir meselesinin olduğu anlaşılırdı. Asr-ı Saadet Medine’sindeki teşkilatlılık halinin kesafeti, ayrıca müesseseye ihtiyaç duyulmayacak seviyedeydi. Ne var ki günümüzün Medineleri, nüfus sayısı ve yerleşim büyüklüğü bakımından, Asr-ı Saadetteki “teşkilatlılık kesafetine” ulaşma imkanına sahip değil. Öyleyse yeni bir durumla karşı karşıyayız.
Şehirleri mahalle ve mıntıka olarak teşkilatlamak ve teşkilatlılık halinin kesafetini artırmak tabii ki mümkün. Fakat bu imkan bile Asr-ı Saadet Medine’sinin teşkilatlılık halinin kesafetine ulaşmayı mümkün kılmaz. Kaldı ki Asr-ı Saadetin cemiyet kadrosunu teşkil eden sahabe heyetinin iman ve hassasiyet derecesi o kadar yüksektir ki, aynı teşkilatlılık haline ulaşmak imkan dahilinde değildir. Bu ve benzeri başka sebeplerle müesseseye olan ihtiyacımız açık ve yüksektir.
* Okumaya devam et

Share Button

PORTRELER -1-BERRAK MİZAÇ

PORTRELER-1-BERRAK MİZAÇ
İnsanın kendi iç dünyasına bakışı ile dışardan birinin ona bakışı terkip edilebilmeli, içeriden bakan göz ile dışarıdan bakan göz, insandaki iki gözün tek resmi görmesi ve boyutlarını terkip etmesi gibi cem edilebilmeli. Galiba bir insan hakkında karar verebilmek için bundan başka yol yok. Ne var ki nazari çerçevede bahsini ettiğimiz bu kavrayış imkanı insana ihsan edilmiş değil, akla böyle bir kudret ve istidat verilmemiş. İnsanın kendine dönük bakışı sayısız illetle malul, dış gözün ise insanın derununa sirayet etme imkanı sınırlı…
Bir insanı tanıyan herkesin onun hakkında farklı intibalar, kanaatler, tecrübeler edinmesi, tabii ki insanların idrak derinliği ile doğrudan ilgili ama aynı zamanda insanın mizaç ve şahsiyet hususiyetlerinin, her hadisede ve her insana karşı bütünüyle tezahür etmemesiyle de alakalı. Her insanın sahip olduğu mizaç ve şahsiyet hususiyetleri, muhatap olduğu insanın tüm mizaç ve şahsiyet hususiyetlerini değil, belki ilgili mizaç ve şahsiyet hususiyetlerinin tezahürünü teşvik ediyor. Bazen benzer mizaç ve şahsiyet hususiyetlerini harekete geçiriyor bazen de zıtlarını… Hal böyle olunca, tüm mizaç ve şahsiyet hususiyetleri tezahür etmeyen insana dair bihakkın kanaat sahibi olma imkanı elde edilemiyor. İhtimaller bunlarla sınırlı değil tabii ki, sayısız ihtimal var ve her ihtimal farklı bir intiba demetini üretiyor. Okumaya devam et

Share Button

İSLAM TARİH ANLAYIŞI-6-ASR-I SAADET-3-

İSLAM TARİH ANLAYIŞI-6-ASR-I SAADET-3-
Saf mananın anlaşılması saf idraktir. Saf idrak, ruhi idraktir. Saf mananın saf haliyle anlaşılması, anlaşılması için başka hiçbir şeye ihtiyaç duyulmaması, ancak ve ancak Risalet tedrisatı ile kabildir. Müderrisi Risalet olmayan hiçbir tedrisatta, talebinin istidaları ne kadar keskin, zekası ne kadar yüksek olursa olsun, saf mana saf haliyle idrak edilemez. Bunun aksini iddia etmek, Risalet’in müderrisliğini, diğer müderrislerle, Risalet tedrisatını, diğer tedrisatlarla denkleştirmektir. Fahri Kainat Efendimiz Aleyhisselatü Vesselamın müderrisliği, Risaletine aittir. Herhangi birisi kendi müderrisliği ile O’nun müderrisliğini mukayese ederse, Risalet iddiasında bulunmuş olmaz mı, başkasının müderrisliğini O’nun müderrisliği ile mukayese ederse ona Risalet atfetmiş olmaz mı?
Sahabe-i Kiramın büyüklüğünün bir hikmeti de, Risalet’e talebe olmaktır, O’nun tedrisatından geçmektir. Risalet tedrisatı, saf mananın talim ve terbiyesidir. Evet, Sahabe-i Kiram saf manayı idrak etme imkanına (istidadına değil) maliktir, sebebi de müderrislerinin Risalet olmasıdır. Bu mesele, Sahabe-i Kiramın mizaç hususiyetlerinden müstakildir ve müderrisinden menkuldür. Sahabe-i Kiramın kıymeti, her cihetten O’na bağlanır, O’na irca edilir, O’na nispet edilir. Bu sebeple Sahabe-i Kiramın kıymeti tartışma dışıdır. Sahabe-i Kiramı tartışmaya açma cüretinde bulunanlar, onların “insan” olduğunu ve hata yapabileceğini söyleyerek mevzua girerler. Bu bakış ve anlayışın yanlış tarafı, Sahabe-i Kiramı, kendi merkezinde değerlendirmektir, oysa Sahabe-i Kiram Risaletin talebesidir, kıymetini Risaletten alır. Mesele hata yapıp yapmayacakları değil, saf mana müderrisinden, saf mana talimi almış olmalarıdır.
Okumaya devam et

Share Button

DEĞİŞİM SÜREÇLERİNİN TABİATI-4-MÜSLÜMAN ŞAHSİYETİN ZİHİN HARİTASI

DEĞİŞİM SÜREÇLERİNİN TABİATI-4-MÜSLÜMAN ŞAHSİYETİN ZİHİN HARİTASI
Her şeyin kesintisiz şekilde değiştiği hayat ve dünyada, Müslümanların zihin haritası ve akıl bünyesi nasıl olmalıdır? Müslümanların “sabitleri” var, çünkü imanları var, Allah Azze ve Celle’nin hitabı var, Fahri Kainat Aleyhisselatü Vesselam Efendimizin beyan ve tatbikatı var. Bir taraftan hakikat bu dünyaya tenezzül etmiş diğer taraftan aşağıların aşağısı olan bu dünya mütemadiyen değişmeye devam ediyor. Hakikat nazari çerçevede tespit, ameli çerçevede tatbik edilmiş, Kur’an-ı Kerim ve Sünnet-i Seniyye olarak tertip edilmiştir. Ne var ki on dört asır önceki şartlar ve imkanlar tamamen değiştiği gibi “mekan” bile aynı değildir. Vahyin nüzulü ile günümüz arasındaki zaman mesafesi çok büyük, mesafenin büyüklüğü takvim itibariyle değil, zamanın muhtevası cihetiyledir. İnsanlık on binlerce yıldır aynı teknolojiyle (araç ve gereçlerle) yaşamasına rağmen, son birkaç asırdaki gelişmeler, on binlerce yılın toplamından fazladır. Vahyin nüzulü ile günümüz arasındaki mesafe farkına bu cihetten bakıldığında, on binlerce yıllık bir zaman aralığı görülür. Okumaya devam et

Share Button

ŞAHSİYET OLAMAMIŞ KİŞİLİK TİPLERİ

Backup_of_İNSAN ZİHNİ

Bu eserde incelenen kişilik tipleri, kişiliğin kaynaklarından çıkabilecek muhtemel tiplemeleri gösterme çabasına işaret ettiği gibi cemiyette teşkil olunan kişilik tiplerine de işaret etmektedir. Kişiliğin oluşmasında insan tabiatının katkısı ile cemiyetteki şekillenmelerin etkisi birlikte ele alınmıştır. Bu demektir ki, aile, eğitim, sosyal çevre, iktisadi katmanlar, siyasi kamplar ve fikri cereyanlar kişiliğin oluşmasında etkili olmaktadır.

Kişiliğin oluşmasındaki tabi süreç (şuurlu müdahalenin olmaması) mizaç kaynaklarıyla cemiyet imkânlarının oluşturduğu ferdi ve içtimai evrende meydana gelebilecek (içinde yaşadığımız cemiyette meydana gelmiş olan) muhtemel kişilik tiplerinin neler olabileceğinin ipuçlarını verir. Mizaç hususiyetlerinin zuhurunu tamamen engellemek kabil olmadığı gibi cemiyet imkânlarının üstüne çıkarak kişilik oluşturmak da yüksek zekâlarda (ve dehalarda) ancak kabil olabilmektedir. Mizaç hususiyetlerindeki özün şekillenmesi cemiyetin imkânları çerçevesinde meydana gelmekte ve insanların kahir ekseriyeti bu sınırda (cemiyet imkânlarının sınırında) kalmaktadır. Bu çerçevede bakıldığında kişilik tiplerini tespit etmek mizaç hususiyetlerinden azade yapılamayacağı gibi içinde yaşanılan cemiyetten müstakil olarak da yapılamayacaktır. Okumaya devam et

Share Button

ZEKA ŞAHSİYET HAYAT

İNSAN ZİHNİDünyadaki zeka ile ilgili literatür, tanımlama problemini dahi aşamamış haldedir. Zeka ile ilgili eski ve yeni anlayışlar çerçevesinde yürütülen tartışmalar her ikisinin de yanlış olduğu için neticeye varma imkanı bulunmamaktadır.

Zekanın akıl ile karıştırıldığı ve daha ileri seviyede ise istidatlarla karıştırıldığı her nasılsa anlaşılmamaktadır. İstidat alanları “çoklu zeka alanları” teorisiyle işgal edilmiş ve zekanın alanına taşınmıştır.

Aklın bazı fonksiyonlarının zeka özelliği olarak kabul edilmesinden dolayı zeka ile ilgili zengin bir literatür oluşmasına rağmen akıl ile ilgili nerdeyse sıfır literatür noktasında kalan bilim dünyası, vahim bir hatanın içinde debelenmektedir. Hayatın büyük bir kısmını akılla yaşayan insanlara akıl ile ilgili bir literatür sunamamak “akıllı insan” tarifinin dahi altyapısını oluşturmaya fırsat vermemiştir. Oysa “zeki insan” nitelemesinin, “akıllı insan” nitelemesiyle beraber kullanılabileceği ve biri olmadan diğerinin bir manasının bulunmayacağı bilinmeliydi. Okumaya devam et

Share Button

ŞİMDİ DE RASİM ÖZDENÖREN

ŞİMDİ DE RASİM ÖZDENÖREN
İslam Medeniyetinin tarihte ilk defa başka bir coğrafyada uç vermeden çökmesi, Müslümanları çok ağır şekilde etkiledi. İslam’a muhatap olmak, İslam ile münasebet kurmak, İslam’a teslim olmak, İslam’ı kalp ve zihin evrenine tüm safiyetiyle taşımak, kalbi ve zihni evreni baştan sona İslam ile inşa etmek, kalbi ve zihni evrendeki unsur, mecra, hamle, malzeme, merkez gibi her şeyi İslam’dan hareket eden ve İslam’a yönelen bir bünye ve muhtevaya kavuşturmak sanki artık imkansız hale geldi. Anlayış ayarı bir türlü tutturulamaz oldu, bir türlü İslami hassasiyet kuşanılamaz oldu. Nasıl oluyorsa Müslüman fikir adamları bir şekilde savruluyor, bir konuda savruluyor, bir açıdan savruluyor, bir seviyede savruluyor.
Şimdi de Rasim Özdenören… Yeni Şafak gazetesindeki köşesinde, 09.12.2012 tarih, “Cibilliyet labirenti” başlıklı yazısıyla gözümüze çarptı.
Özdenören, iyi bir konu tespit etmiş, tetkik ettiği konu aktüel ve mühim. Konu seçimindeki isabet takdire şayan… Konu, insanların mesuliyet üstlenmekten kaçınması, mesuliyetsizliği ahlak edinmesi, hesap vermeye yanaşmaması gibi bir muhtevaya temas ediyor ki zamanımızın ağır ve yaygın hastalıklarından biri.
Lakin Özdenören’in konuyu işleme şekli ve anlama seviyesi tam bir facia… Okumaya devam et

Share Button

BENEDİCT CAREY’İN MAKALESİ HAKKINDA

BENEDİCT CAREY’İN MAKALESİ HAKKINDA
Benedict Carey’in, 26.11.2012 tarihinde New York Times gazetesinde yayınlanan, “Psikiyatride tanımlı “Kişili bozuklukları” konusunu yeniden düşünmek” başlıklı makalesi, yeni yazarlarımızdan ve tercümanlarımızdan Sinan Demir tarafından tercüme edilerek 03.12.2012 tarihinde sitemizde yayınlandı. Bu vesileyle Sinan Demir’e hoş geldin diyoruz. Sinan bey tercüme faaliyetine benim ihtisas alanımdan başladı, bunu iltifat kabul ediyor, teşekkür ediyorum.
Makale üzerindeki değerlendirmelerimizi birkaç noktada sınırlandırıp, netice kısmına, hüküm kısmına temas etmek istiyoruz. Makalenin esas muhtevası netice kısmındadır ve özel olarak psikiyatrinin, genel olarak da batı kültür havzasının hangi noktada ve çıkmazda olduğunu göstermesi bakımından dikkat çekicidir. Bizim sürekli tekrarladığımız gerçeği batıdan bir bilim adamının bizzat itiraf etmesi ise doğru yolda olduğumuz göstermesi bakımından harikulade bir misal. Okumaya devam et

Share Button

HİLAFET, DÖRT HALİFE VE DEVLET İDARESİ-10-HZ. ÖMER(RA)-2-

Bunu şu şekilde somutlaştırabilir miyiz? Bir topluluk düşünün o topluluğa Hz. Ömer uzaktan göründü, oradaki topluluk kendisine çeki düzen veriyor ama diğer taraftan aynı topluluk Hz. Osman kendilerine doğru geliyor, bu sefer hayâsından, gelen zatın olgun kişiliğinden dolayı kendisine çeki düzen veriyor.

Korktuğunuz insana da karşı gelmezsiniz sevdiğiniz insana da karşı gelmezsiniz. Sonuç aynı, sebepleriniz farklı, bu mümkün. Aynı sonucu farklı sebepler verebilir. Aynı sebep farklı sonuçlar verebilir. Hayat çok girift, insan da çok girifttir. Hz. Osman’da adalet nakıs değil böyle bir şey söylüyor değiliz. Ama zirveye Hz. Ömer adaletle, Hz. Osman edepl, Hz. Ali akılla, hikmetle, Hz. Ebu Bekir sadakatle çıkmıştır. Her bir vasfı sahibinde tahlil etmemiz gerekiyor, doğru usul budur, biz de bu çerçevede konuşuyoruz. Hz. Ömer’de adaletin tecellisi, celadet kaynağından yani celadet mizacından ciddi anlamda beslenmiştir. Bundan ibaret midir, hayır. Siz sadece celadeti koyarsanız olmaz. Hz. Osman’da olduğu kadar olmasa da Hz. Ömer’de olduğu kadar ahlakı ve hayâyı eklerseniz adalet çıkar. Hz. Ömer’de de ahlak ve hayâ tabii ki çok ileri noktadadır. Ama onun zirvesi Hz Osman’dır. Hz. Ömer biraz daha beridedir. Sadece celadeti koyarsanız ortaya adalet değil zulüm çıkar. Öfkesinden yerinde duramayan şiddet sahibi bir insan, buradan adalet çıkmaz. Onu, ahlakla kıvama getirmiş olmanız gerekiyor. Celadete niye ayarlı şiddet diyoruz, ölçülü şiddet diyoruz? Onun ölçüsü nedir? Nedir ölçüsünü temin eden, ya da ayarını temin eden ve ölçülü kılan? O ahlak, o edep, o hayâ, hadde riayet, hududu muhafaza hassası, o Hz. Osman’dan belki biraz az ise de Hz. Ömer’deki o ahlak celadetini adalet merkezinde dengeliyor. Onun kaynağı nedir? İmanından önceki hali saf celadettir. İslam’ın ahlakını kuşanmamış halindedir. Saf celadet, saf öfke parıl parıldır. Okumaya devam et

Share Button

ŞAHSİYET -İnsan Olmanın Asil Hali-E-KİTAP Haki DEMİR

Kendini kendine konu edinmeyen insan şahsiyet sahibi olamaz. Kişilik, insanın kendini hayatın tabi seyrine ve çalkantılarına bırakması halinde içinde yaşadığı hayat ile mizaç hususiyetlerinin harmanlanmasından meydana gelebilir. Fakat kendine ve hayata müdahale etmeyen insanda şahsiyet oluşmaz ve gelişmez.

İnsanın kendini konu edinmesi fevkalade zordur. Buradaki zorluğun en önemli sebebi, idrak mekanizması ile ilgilidir. İdrak faaliyeti, genellikle idrak eden ile idrak edilenin farklı varlıklar olması ihtimali üzerine bina edilmiştir. İdrak eden ile idrak edilenin aynı olması, insanın kendini konu edinmesidir. Bunun gerçekleşebilmesi için idrak faaliyetinin büyük bir manevrayla insanın kendine doğru kıvrılması gerekir. Okumaya devam et

Share Button