Şehit cenazesinde Itrî’nin tekbiri…

Şehit cenazesinde Itrî’nin tekbiri…

Fikir ve ruhumuza, hayat tarzı ve değerlerimize hâlâ yabancı olan yürürlükteki Cumhuriyet rejiminde bizi bahtiyar kılan güzel bir vak’a yaşandı.

Birinci haber şu: Jandarma Genel Komutanlığı Bando Bölüğü, Uzman Çavuş Muhammed Meriç adında bir şehidimizin Ankara’daki cenaze merasiminde, 1932 yılından bu yana bir zulüm olarak devam eden Avrupalı müzisyen Şopen’in “Cenaze Marşı” yerine Buhûrîzâde Mustafa Itrî Efendi’nin (164O-1711) “Segah Tekbiri” adlı eserini icra etti.

İkinci haber ise şöyle: İçişleri Bakanlığından 81 ilin valiliğine gönderilen “Şehitlerin Cenaze Törenleri” tâlimatında şehit cenazelerinde “Ti” işaretinin verilmemesi, saygı duruşunda herhangi bir çalgı aleti çalınmayarak ihtiram yürüyüşünün Itri’nin “Segâh Tekbiri” ile yapılması, şehitlerin, milletin mânevi dünyasında özel önemi ve yeri olduğu belirtilmiş.
Okumaya devam et

Share Button

ZENGİNİMİZ BEDEL VERİR, ŞEHİDİMİZ FAKİRDENDİR

Zenginimiz bedel verir, şehidimiz fakirdendir

Şehit annesinin, oğlunu yoksulluk içinde büyüttüğünü anlatması üzerine, kadın astsubay, “Teyzem bilmem mi? Zengin olan asker de olmaz, şehit de…” deyince, tâ Yemen’den başlayıp Güneydoğu’ya kadar demet demet olup uçmağa gitmiş şehitlerin ateşi düştü yüreğime.

HDPKK’nın kan döktüğü Güneydoğu’dan ne zaman bir şehit haberi duysam bir Yemen türküsü sarar yüreğimi. Tereddüt yok içimde; gözyaşı, dua ve cennet müjdesi yeter.

Anadolu’nun dört bucağından dualarla, davullarla, marş ve türkülerle uğurlanan, gidip de sağ dönmeyen asker ve polislerimizin ay yıldızlı bayrağa sarılı şehitlik tabutları kırmızı gül demeti gibi bir bir gelmeye başlayınca, “zenginimiz bedel verir / askerimiz fakirdendir” ağıtı içimde ukde olur; kâfire ve düşmana belli etmeden “adâlet nerede?” diye kabarır duygularım.
Okumaya devam et

Share Button

Şehitlerin cenazesi bando ile değil, tekbirle kaldırılır

Şehitlerin cenazesi bando ile değil, tekbirle kaldırılır

Türkiye’de asker, polis ve resmî cenazelerin alafranga cenaze usulleriyle kaldırılması, cenazenin taşınması sırasında Batılı cenaze müziği ile bando çalınması ve Amerikan askerlerinin cenaze törenlerinde yapılan “military taps” adlı müzik eşliğinde bir dakikalık saygı duruşu yapılması Atatürkçü Cumhuriyet’in Batılılaşma projesiyle yürürlüğe girmiş alçakça bir uygulamadır ki Müslüman kimliğimize karşı işlenen ağır cürümlerden biridir.

Türkiye Müslüman bir ülkedir. Şehit olan herkesin, yâni Müslümanın cenazesi bando ile değil tekbirle, salavatla kaldırılır. Kâfir usulü cenaze müziğinin çalınması haysiyetsizlik ve necip milletin kimliğini ayaklar altına almak demektir.

ŞEHİTLERİNİN CENAZESİNDE BANDO ÇALDIRAN DEVLET
Okumaya devam et

Share Button

MAVİ MARMARA’NIN BEREKETİ VEYA RAHMET SAĞANAĞI

MAVİ MARMARA’NIN BEREKETİ VEYA RAHMET SAĞANAĞI
Mavi Marmara gemisi ile yola çıkan birkaç yüz yiğit, filodaki gemilerin yükünü Gazze’ye götürmek, Gazze halkına faydalı olmak, mümkünse ablukayı delmek istiyorlardı. Muhtemeldir ki filodaki hiç kimse Gazze’ye ulaşabileceğini düşünmüyordu, İsrail’in buna müsaade edeceğini zannetmiyordu. Alternatif yolları ise Mısır limanına varmak ve denizden delemedikleri ablukayı karadan delme ihtimalini denemekti. İkisini de yapamadılar, Gazze’ye hem denizden hem de karadan giremediler. Dokuz şehit ve onlarca yaralıyla birlikte İsrail zindanlarından geri döndüler. Hadise bu kadardı, bundan ibaretti, bundan başka görünen, bilinen bir şey yoktu.
İsrail denen Yahudi-terörist örgütü, Mavi Marmara’nın hedefine ulaşmasına mani oldu, gemileri ve içindeki yolcuları zapt altına alıp, Türkiye’nin baskısı ile memleketlerine geri gönderdi. Böylece Mavi Marmara harekatı fiyasko ile neticelendi. Can ve mal kayıpları da zarar hanesine yazıldı. İsrail büyük bir eylemi yüksek dehası ile boşa çıkardı, Müslümanlar yine hezimete uğradı.
Kaba bir akıl ile meseleye bakıldığında görünen tam olarak buydu. Üç yıldır böyle görenler oldu, İsrail’in özür dilemeyeceği hususunda ısrarlı olanlar meseleyi böyle görme konusunda istikrarlı bir tavır sergilediler. Çünkü pozitif akıl meseleyi ancak böyle görür, zaten pozitif akıl gördüğüne inanır. Okumaya devam et

Share Button

ŞEHİDİN, YANİ MÜSLÜMANIN CENAZESİNDE BANDO ÇALDIRANLAR

Şehidin, Yani Müslümanın Cenazesinde Bando Çaldıranlar
Türkiye’de postmodern ve alafranga cenaze usulleri, Şopen’in (Chopin) cenaze marşının Müslümanların cenazesinde bando ile çalınması, Amerikan askerlerinin cenaze törenlerinde yapılan bir dakikalık “saygı duruşu” ndaki “military taps” adlı müziğin askerî ve resmî cenaze törenlerinde uygulanması Atatürkçü Cumhuriyet’in Batılılaşma projesidir.

Müslüman Türk milletine hakaretin en ağırı olan bando ile hıristiyan cenaze marşı Şehr-i Maraş’ta 19 Ocak 2012 tarihinde Ulu Câmii’den kaldırılan şehit polis Cengiz Engizek’in cenazesine eşlik etmişti. O dakikalarda Müslüman ahali ve cenaze sahibi mânevî olarak hakaret uğramış, şehidin ruhu taciz edilmiş, Sütçü İmam’ın torunlarının yüreğine diyar-ı küffarın cenaze marşı bir hançer gibi sokulmuştu. İdraklerin yırtıldığı bir vakitti o dakikalar. Acaba Şehr-i Maraş’a işgalci Fransız generali Keret mi gelmişti?

Câmi çıkışından sonra omuzlarda elli metre gitmeden, Avrupalı hıristiyan cenaze bölüğü gibi hazırol vaziyetinde bekleyen bando takımı cenazenin önünde önce bir dakika durup, Şopen ve Amerikan karışımı hıristiyan cenaze marşını çalarak “saygı duruşu” yaptırdı ve Kıbrıs Meydanı’na kadar kâfir usulünce refakat etti. Okumaya devam et

Share Button

SORULARA CEVAPLAR-2-ŞEHADET MESELESİ-1-

SORULARA CEVAPLAR-2-ŞEHADET MESELESİ-1-
SORU
“İnsanın uğrunda ölebileceği insanlara ihtiyacı var ve aynı zamanda kendisi için öleceğini bildiği insanlara…
Bu duygunun en saf hali, insanın kendi uğrunda ölmesi midir?
Karşılıklı olarak birbirinin uğrunda ölebilecek insanların ulaştığı tatmin, iki insan arasındaki ünsiyetin daha çok ruhların kurduğu ünsiyet olmasından mıdır?
İnsanın kendi uğrunda ölebilmesi hali, kendi ruhunu tanıması, kendi ruhunu müşahede etmesinden mi kaynaklanır?
Şehadet, kendi uğrunda ölmek değil midir? Şehadeti arzulamak nasıldır?”

CEVAP
Aslında meselenin eşiğine kadar gelmişsin, belki de içeri de girmişsin. İçeri girmişsen buradan belli olmuyor, muhtemeldir ki sen de içeride olduğunu farketmemiş olabilirsin. Ya da soruları terkip etmekte sıkıntı çekiyorsun, doğru soruyu bulur gibi olmuşsun lakin bir hamlık var gibi… Ve evet, mesele şehadetle ilgilidir ama bundan ibaret değildir.
*
Bir insanın veya herhangi bir varlığın uğrunda ölmek… Onun için hayatını, canını vermek… Bu cümle çok muhteşem görünüyor, “bir kıymetin uğrunda ölmek” çok asil duruyor. Fakat bu, insanların ezberlerinden biri hem de tüm insanlığın… Dahası, tüm insanlığın kadim ezberidir. Binlerce yıllık ezberin artık bozulması zamanı gelmedi mi? Okumaya devam et

Share Button

GAZZE ÖLÜMSÜZLER DİYARI

GAZZE, ÖLÜMSÜZLER DİYARI
Şehitler hakkındaki mukaddes ölçü her Müslümanın malumudur, “Onlara ölüler demeyiniz, onlar Rableri katında diridirler”. Bizim gözümüze “ölü gibi” görünüyor olmalarının ne önemi var, Allah Azze ve Celle’nin katında ne oldukları, nasıl oldukları, hangi kıymet ve ihsana sahip oldukları esas değil midir? “Hakikat” cihetiyle diri olmaları, “gerçek” cihetiyle ölü gibi görünmelerinden mukayesesiz daha kıymetli değil midir?
Şehadet, ölmeden ahirete intikal etmenin iki yolundan biridir, diğeri ise “ölmeden ölenler”… Öyleyse müminin dünyada iki maksadı var, ya “ölüp de ölmeyenlerden” veya “ölmeden önce ölenlerden” olmak. Her iki ihtimal de dünyada ölümsüz hale gelmektir. Ahirete “ölmeden” intikal etmenin iki yolu vardır ve her mümin bu yollardan birine yönelmelidir. Müjde o kimselere ki, her iki maksadı da gerçekleştirmiş olsun. Hem “ölmeden önce ölüp” hem de “ölüp de ölmeyenlerden” olmak.
“Ölmeden önce ölmek”, tasavvufun Sünnet-i Seniyyeye uygun olarak usulünü geliştirdiği, güzergahını tespit ettiği, nihai maksadını gösterdiği bir yoldur. “Nefs-i emmare”den başlayıp, nefsi ruha irca edene kadar devam eden süreç, nefsi insanın merkezi olmaktan çıkarır, hatta nefsi insanın herhangi bir hareketine tesir etmek gücünden mahrum hale getirir. Veya nefsi ruha irca etmekle, nefsi tezahürlerini de ruhi tezahürler haline getirir ki bu durumda nefsin tezahürleri de şeytani değil rahmani, dünyevi değil uhrevi mahiyet kazanır. Her halde insan “ruhi hayata” geçmiş olur. “Ruhi hayat”, saf halde yaşanmaya başlandığında ölüm gerçekleşmiş olur, ruh bedenden azade hale gelir. Zaten “ölüm”, nefsi-bedeni hayattan, ruhi hayata geçiştir, çünkü ölen ruh değil nefs ve bedendir. (Bu bahis uzun ve girifttir, burada sadece meseleyle ilgili cihetine temas edilmiştir.) Okumaya devam et

Share Button

YİĞİDİN ÖLÜMÜ AĞIR OLUR

            Allah’ım, bilirim ki sen yiğit kullarını bir başka seversin. Senin has sevginden olmalı, dünyanın her ikliminde her kültüründe yiğit insanlar başka sevilir. Garip, anlaşılmaz, açıklanmaz hatta çok zaman fark edilmez bir sevgidir, “yiğit sevgisi”… İnsan, yiğidi sevdiğini bile fark etmiyor. Yiğide karşı meyil, sanki farklı bir mahiyet taşıyor. Nasıl dense ifade edilmiş olur bilmiyorum ama helikopter kazasını duyduğumdan beri, ruh labirentlerimde bir anda meydana gelen patlama, ne kadar sevdiğimi gösterdi. Oysa daha önce “Reis” ile ilgili duygularımı soranlar olsaydı, “sevgi” ile açıklayacağımı zannetmiyorum. Ne var ki, o kadar büyük bir sevgi varmış içimde ki, taşıyamıyorum, dayanamıyorum, sabredemiyorum. Ah reis, ağır olurmuş yiğidin ölümü… Bunu bilmiyordum.

            Ölüm karşısında ağlamak bize yakışır mı hiç… Ama kimin umurunda yakışıp yakışmadığı… Ah reis, dayanamıyorum… Yiğidin ölümü çok ama çok ağır olurmuş… Sanma senin arkandan ağlıyorum. Kendime ağlıyorum ben… Ta uzaklarda da olsa yiğit, nasıl bir yer işgal edermiş insanın kalbinde? Ruhum acıyor reis… Hani seninle hiçbir işimiz yoktu ya, hiçbir menfaatimiz… Ondan mıdır reis, kalbi bir sevgiden başka bir şey yokmuş iç dünyamda. Bundandır herhalde reis ruhumun acıması.

 

            Yiğide ölüm cephede yakışır. Dayanamıyorum reis, bir kazada vuslatın vaki olmasına… Halid bin Velid gelir aklıma bu durumlarda. O da zor ölümlerden biriydi. Hani sayısız savaşa girmiş, hani elinde sayısız kılıç parçalanmış, hani kendinden kat kat büyük orduların içine dalmış, hani hiç kaçmamıştı da, vuslat anı yatakta gelmişti ya… Hani dayanamamış o duruma da “beni ayağa kaldırın, hiç değilse ayakta karşılayayım ölümü” demişti. Ayağa kaldırmışlar ve kılıcına dayanarak ayakta karşılamıştı, Azrail aleyhisselamı… Ayağa kalkacak halin var mıydı, kimse bilemedi ki? Ama ben biliyorum, bedenin kalkamadıysa bile ruhun kalkmıştır ayağa ve ayakta karşılamışsındır. Meleklerin büyüklerindendir ya Azrail aleyhisselam, ayakta karşılamak lazımdır, hürmeten. Yiğitler, Azrail’in karşısına da dimdik çıkarlar ya reis… Hani ona karşı çıkmak, isyan etmek için değil, Allah’ın takdirini kıyamda karşılamak, hazırolda karşılamak, hürmetle karşılamak, itaatle karşılamak için… Bu adet acizlerin adedi değildir ya reis, yiğitlerin adedidir. Allah’ın takdiri, ayakta, dimdik, hürmetle, elpençe divanla karşılanır ya reis.

 

            Ah reis… Ne desem dinmiyor içimdeki yangın. Çok ağırmış yiğidin ölümü. Şeyh Ahmet Yasin şehit edildiğinde kalbimden vurulmuştum ama o başkaydı. Yiğide cephede vurulmak yakışıyor reis. Ama ya kaza… Allah’ım, sen her şeyin sahibisin… Sonsuz kudret sahibisin… Ne yaparsan güzel yaparsın. Ama böylesine dayanamıyorum. Yiğide cephede vurulmak yakışıyor, kazada ölmek yakışmıyor. Allah’ım sana isyan etmek ne mümkün ama dayanamıyorum. Ruhum sanki bir mengenede, sıkıldıkça sıkılıyor. Gözün ağlaması, ruhun acısını dindirmiyor.

 

            Ama yiğit her nasıl ölürse ölsün şehit değil midir? Şehadet zaten bir yiğitlik değil midir? Ancak yiğitler şehit olur değil mi? Korkakların şehit olduğu vaki midir hiç? Ve “nasıl yaşarsanız öyle ölmez misiniz?” Madem böyle, yiğitçe yaşayanlar, cephede vurulmasalar bile şehit olmaz mı? Şehit olmanın ön şartı yiğitlikse, yiğitliğin son şartı şehit olmak değil midir Allah’ım? Şehit yapmayacağın kulunu yiğit yapar mısın sen? Yiğit kıldığın kulunu heba eder misin Allah’ım? Sonsuz merhamet sahibi, sonsuz kudret sahibi olan Allah’ım, yiğit kıldığın kullarını heba eder misin?

 

            Mahşerde şehadetine şahitlik edeceğim reis. Diyeceğim ki, yiğitlikle şehitlik birbirinden ayrılmaz. Ben dünyada reisin yiğit olduğuna şahidim, öyleyse kim onun şehit olmadığını söyleyebilir ki? Ve eminim ki, şahitliği muteber olan hiç kimse aleyhine şahitlik yapmayacaktır. Allah, mümin kullarının şahitliğine itibar eder reis. Benim şahitliğim muteber midir bilmem ama ben şahitlik edeceğim. Biliyorum ki, şahitliği muteber olanlar da şahitlik edecekler.

            Allah’ım, yiğit kulunu, HABİBİNE YOLDAŞ ET, KOMŞU ET.

Share Button