MEDİNE, MEDENİYET VE ŞEHİR

Medine, Medeniyet ve Şehir

Evvel emirde belirtelim ki, seküler ve sentezci olmayan Müslüman için medeniyet din ve Medine’den sâdır olmuştur. Yâni medeniyet İslâm’dır. Peygamber Efendimiz’in Medine’ye hicretiyle İslâm’dan şehir anlayışı tecessüm etmiş, dinin temelleri üzerine toplum ve şehir düzeni kurulmuştur.

İslâm her şehre Medine demiyor. Âlimlerin yazdıklarına göre, Kur’an-ı Kerim’de “medîneti” şeklinde geçen kelime şehir mânasındadır. Peygamberler gönderilmeden önce şehirlere “karye” denildiğini, Yasin sûresinin 20. âyetinde ‘Ey kavmim, (size) gönderilmiş olan resûllere tâbî olun!’…” buyruğu ile Medine’nin, Peygamber Efendimiz’in “risaletinin dâvetine açık kılınan belde” olarak tavsif edildiğini öğreniyoruz.
Okumaya devam et “MEDİNE, MEDENİYET VE ŞEHİR”

ŞEHİR VE MEDENİYET-11-ŞEHİR VE BELEDİYECİLİK

ŞEHİR VE MEDENİYET -11-ŞEHİR VE BELEDİYECİLİK
Şehir fikri, şehir anlayışı, medeniyet tasavvuru, bunların faili olan ferd ve cemiyet kavrayışı olmadığı, oluşamadığı için Türkiye’de belediyecilik, insandan bağımsız, hayata yabancı, ferd ile cemiyeti harmanlamaya uzak bir şekil aldı. Belediye başkanları, sadece imar uygulamaları yapıyor, kaldırım döşüyor, asfalt döküyor. “İmar” mefhumunun ihtiva ettiği manayı anlamamış halde, sadece toprakla uğraşıyor, toprağa şekil vermeye çalışıyor. Toprağa şekil verme işini bile, üzerinde tüm unsurlarıyla bir hayatın akacağı, tüm meseleleriyle bir insan kütlesinin yaşayacağı anlayışıyla yapmıyor.
İmar uygulamasını, imar mefhumunun ihtiva ettiği “tanzim-nizam verme” manasından uzak şekilde, nizamın sadece cadde ve sokakların geometrik şekillerinden ibaret zanneden kafayla yapıyor. Şehir inşa etmenin, hayatı tanzim etmek olduğunu bilmiyor, şehri, insan ve hayattan bağımsız şekilde inşa ediyor. Ne var ki inşa ettiği şehir, öyle ya da böyle hayatı tanzim ediyor, hayatı tanzim fikri olmadığı için de, insanı, inşa ettiği şehre (mesela diktiği elbiseye) uydurmaya, ona uygun bir hayat yaşamaya zorluyor.
Belediye ile ilgili mevzuat, şehirle ilgili, insanla ilgili değil. Mevzuatı yapanların dar ufukları, tatbikatçıların “insan fikrine” sahip olmasına mani oluyor. Zaten fikir ve ilmin kıymetinin olmadığı bir vasatta, mevzuata rağmen insan, şehir, medeniyet mevzularında fikir ve tasavvur sahibi insanların olması, istisna kabilinden mümkün… Siyaset müessesesinin ülkedeki şekillenişine bakılınca, fikir sahibi insanların “idareci” olması imkansız. Hal böyle olunca ortaya çıkan netice, taş ve toprakla uğraşan belediye başkan profillerinden ibaret… Okumaya devam et “ŞEHİR VE MEDENİYET-11-ŞEHİR VE BELEDİYECİLİK”

ŞEHİR VE MEDENİYET-10-ŞARTLAR MÜSAİT, ZAMANI GELDİ

ŞEHİR VE MEDENİYET-10-ŞARTLAR MÜSAİT, ZAMANI GELDİ
Medeniyet şehri inşa etmek, sıfırdan yapmak gerekeceği için çok zor… Mevcut şehirlerin üzerine “medeniyet şehri” inşa etmek neredeyse imkansız. Mümkün olsa bile çok uzun bir zaman ister, belki elli yıl, belki yüzyıl… Oysa bu kadar vaktimiz yok, buna tahammülümüz de yok.
Anadolu göz önüne alındığında, yeni şehirler inşa etmek zor olduğu kadar makul de değil. Anadolu, iskan edilmiş durumda, coğrafyanın büyüklüğü, mevcut nüfus için fazla değil, bazı ülkeler gibi uçsuz bucaksız boş bölgeler yok. Kaldı ki yeni şehir inşası, sadece iktisadi maliyeti bakımından da makul fikir sayılmaz.
Fakat önümüzde bir fırsat var; berbat isimlendirmesine takılmazsak eğer o fırsat, “kentsel dönüşüm” meselesi…
“Kentsel dönüşüm” projelerinin gündeme alındığı bu gün, üzerinde çalışmamız gereken birinci mevzuu, şehir fikri ve inşasıdır. Kentsel dönüşüm, sık sık yapılabilecek, her istediğimizde yapabileceğimiz bir iş değil. Türkiye, yeni yeni sahip olduğu iktisadi imkanlarla kentsel dönüşümü başlatabilecek noktaya geldi, ilk defa siyasi güç bakımından bu işe cesaret edilebilecek safhaya geldi. Doksan yıllık Cumhuriyet tarihinde kurulan şehirler tam bir pespayelik misalidir, bunları yıkıp yeniden kurmanın eşiğine geldik. Bu eşikte meseleye “şehir fikri” zaviyesinden bakabilmeli, şehir inşa edebilecek bir kadro arayışına başlamalıyız. Bu fırsatı kaçırırsak, asgari elli yıl (normalde yüz yıl) bu fırsatı tekrar bulamayız. Okumaya devam et “ŞEHİR VE MEDENİYET-10-ŞARTLAR MÜSAİT, ZAMANI GELDİ”

KALDIRIMLARI CAMLA KAPLAMAK

                        KALDIRIMLARI CAMLA KAPLAMAK

 

            Sırça saraylardan müteşekkil şehirler inşa etmek masallık bir iş mutlaka ama mevcut şehir anlayışına mahkum olmak zorunda da değiliz. Medeniyet kavrayışının olmamasından kaynaklanan ve kapitalizmin de kötü bir uygulamasına kapılmış ülkemizde şehirleşme anlayışı hakkında ne kadar tenkit yapılsa azdır. Mevcut şehirleşme anlayışına yöneltilebilecek sayısız tenkidin listesini yapmaktan ziyade bir teklif üzerinde durmayı tercih ettik.

 

            Yazının başlığı olan “kaldırımları camla kaplamak” düşüncesi, sırça saraylardan mürekkep bir şehir inşa etme tedaisi doğursa da pratikte mümkündür.

  Okumaya devam et “KALDIRIMLARI CAMLA KAPLAMAK”