İKİNCİ PARALEL ÖRGÜT

İKİNCİ PARALEL ÖRGÜT
Fethullah Gülen’in kurduğu çağdaş haşhaşiler örgütü deşifre oldu. Hem siyaset hem de cemiyet nezdinde deşifre olduğu için artık meşruiyeti kalmadı, devlet ve cemiyet nezdinde meşruiyeti kalmadığı için tasfiye hamlesine karşı direnme ve varlığını muhafaza etme imkanı bitti. Fethullah Gülen’in her hafta çıkıp bir şeyler zırvalaması, teşkilatını ve bağlılarını elinde tutmak için yeminler ve beddualar etmesi, tükenmişlik sendromunun tezahürüdür. Paralel ihanet örgütüne karşı tasfiye sürecinin de ciddi ve kararlı şekilde devam etmesi, devlet ve cemiyetteki artıklarının da temizleneceğinin alametidir.
Artık ikinci paralel ihanet örgütünün gündeme alınması zamanı geldi. İkinci paralel örgüt, Şia ve onun bin bir şekle girmiş köpekleri…
Fethullah Gülen’in paralel ihanet örgütü yenidir. Fethullah Gülen, takiyyeyi yeni öğrendi, Şia isimli muta nesepsizleri ise takiyyenin asırlarca süren kültürüne sahip. Okumaya devam et “İKİNCİ PARALEL ÖRGÜT”

ŞİA’YA TAHAMMÜL, İNSAN TABİATININ ÖTESİNDE

ŞİA’YA TAHAMMÜL ETMEK İNSAN TABİATININ ÖTESİNDE

Ümmetin büyük fitnesi olan Şia, fitnenin çeşitlerini artırıyor. İsrail domuzlar sürüsü Gazze’ye tüm gücüyle saldırmaya başladı Şiilerden hiçbir ses, hiçbir nefes, hiçbir itiraz çıkmadı. Sanki ellerini ovuşturarak “biz olmazsak siz bir hiçsiniz” türünden sadistçe zevk alarak izliyorlar.

Ta ki Hamas, İsrail’in domuz sürüleri karadan işgale giriştiğinde zafer kazanmaya başladı, Hizbullah genel sekreteri denen it, destek açıklaması yaptı. Zafer pastası masaya gelmeye başlayınca, ortaya çıktı kuduz it gibi… Bu gün de İran’ın dini (nasıl bir dinse) lideri olan Hameney isimli kuduz bir açıklama yapmış; Gazze’de sivil şehit sayısı bin iki yüzü geçince… Gazze savaşı başlayalı yirmi gün oldu be adam, bu arada neredeydin? Üç gün değil, beş gün değil ki, bir mazeretiniz var diyerek iyi niyetli düşünelim. Yirmi gün… Bin iki yüz sivil şehit… Siz hadiseleri nerenizle anlıyorsunuz ki, bu kadar uzun sürüyor? Yoksa Suriye ve Irak’ta Müslüman katletmekten ancak mı fırsat buldunuz?
Okumaya devam et “ŞİA’YA TAHAMMÜL, İNSAN TABİATININ ÖTESİNDE”

FETHULLAH GÜLEN’İN TAKİYYE YAPAMADIĞI TEK KONU

FETHULLAH GÜLEN’İN TAKİYYE YAPAMADIĞI TEK KONU

Fethullah Gülen, takiyyeyi inanç haline getirmek ve bir metot olarak kullanmak bakımından Şiilerle yarışıyor. Takiyye konusunda hangisinin daha ileri gittiği sorusuna verilecek net bir cevap yok, sadece Fethullah Gülen’in bir konuda takiyye yapmadığı veya yapamadığı dikkate alınırsa Şia’nın takiyye konusunda daha ileri olduğu düşünülebilir. Çünkü Şia’nın takiyyesinde sınır yoktur, istisna yoktur, kırmızı çizgi yoktur, Fethullah Gülen isimli başhainin takiyyesinde ise bir sınır, bir istisna, bir kırmızı çizgi mevcut.

Fethullah Gülen, İsrail ve Yahudiler konusunda takiyye yapmıyor veya yapamıyor. Fethullah Gülen’in İsrail konusunda takiyye yapmaması, Şiilerin her konuda takiyye yapmasından daha mı iyidir yoksa daha mı kötüdür, orası belli değil…
Okumaya devam et “FETHULLAH GÜLEN’İN TAKİYYE YAPAMADIĞI TEK KONU”

IRAK’TA NELER OLUYOR, NEDEN OLUYOR, NASIL OLUYOR?

IRAK’TA NELER OLUYOR, NEDEN OLUYOR, NASIL OLUYOR?

Irak bir anda Türkiye’nin ve dünyanın gündemine girdi, öyle ki gündemi işgal etti. IŞİD’in Musul’u almasıyla dikkatler Irak’a yöneldi, Musul’un stratejik öneminden dolayı gündem olan IŞİD, Musul ile kalmadı ve çok hızlı şekilde Irak coğrafyasını işgal etmeye başladı. Büyük bir bölgeyi ele geçirdikten sonra Bağdat’a doğru ilerleyen IŞİD milisleri, geçmişteki başarılarına bakınca başkenti alabileceği kanaati uyandırdı, böylece gündemdeki yerini pekiştirdi.

Pekala Irak’ta neler oluyor? Meselenin sadece IŞİD olmadığını biliyoruz, Irak önemli bir noktada bulunuyor ve oradaki güç dengelerindeki değişiklik önce Ortadoğu’yu etkiliyor sonra da dünyayı… Öyleyse Irak’ta neler olduğunu bilmemiz, neden olduğunu anlamamız ve nasıl olabildiğini görmemiz gerekiyor.
Okumaya devam et “IRAK’TA NELER OLUYOR, NEDEN OLUYOR, NASIL OLUYOR?”

FETHULLAH GÜLEN’İN FİKİR HİLESİ-9-MİSTİK MERKEZ İNŞASI

FETHULLAH GÜLEN’İN FİKİR HİLESİ-9-MİSTİK MERKEZ İNŞASI

Müslümanın istikametini tayin eden ana mevzular ve alametler şöyle sıralanabilir; itikatta tevhid, anlayışta terkip, tatbikatta vahdet…

İtikat, meselelerin meselesidir ve Müslümanın imanı tevhidedir, tevhid üzeredir. İdrak bahsinde ise meselelerin meselesi terkiptir, terkip marifetiyle bir taraftan tecrit ve tenzih güzergahına yükseliriz diğer taraftan parça fikirlerden ve parça fikirlerin savruluşundan kurtularak bütünlüğe, vahdete, tevhide ulaşırız. Tatbikatta ise esas olan mesele Müslümana husumet tevcih etmemektir, Müslümanlar arası husumeti izale ve vahdeti temin etmektir. Müslümanlar sadece Müslümanlara hasım olan Müslümanlık iddiasında bulunanlara karşı husumet beslerler ki onlar fitnenin ta kendisidir.
Okumaya devam et “FETHULLAH GÜLEN’İN FİKİR HİLESİ-9-MİSTİK MERKEZ İNŞASI”

İKİ İHANET HİKAYESİ, ŞİA VE “HİZMET”

İKİ İHANET HİKAYESİ, ŞİA VE “HİZMET”

Hz. Hüseyin’in (RA) başlattığı hareketin, ümmetin gözünün nurunun şehadeti ile sona ermesinin akabinde başlayan “ısırıcı meliklik” dönemi, Allah’ın dininin “resmi” hüviyetin dışına çıkmasına, halkın bağrına yerleşmesine, siyasi sahadan çekilip içtimai sahayı karargah edinmesine sebep olmuştur. Dört halife döneminde hilafet ve riyasetin şahsında temsil ve tecelli eden İslam, hayatın tüm sahalarına tasarruf etmiş ve onları yönetmiştir. Yezid ile beraber İslam, “ilim” ve “tasavvuf” mecralarını, riyasetin (devletin) dışına taşımış ve ona karşı savunma hatları örmüştür. Hicri ikinci asırdan başlamak üzere İslam, içtimai havzada büyük bir tefekkür patlaması yaşamış, tefekkür patlaması neticesinde sayısız ilim dalı kurulmuştur.

Devletin dışında inkişaf eden fikir ve ilim hayatı, devlete karşı da kendini korumak zorunda kalmış, devletin sahip olduğu maddi müeyyideyi tatbik etme imkanı bulamadığı gibi maddi müeyyide kendisine karşı tatbik edilmiş ve devlet zulüm aracı haline gelmiştir. Tefekkür patlamasının ilk meyvelerinden birinin fıkıh (hukuk) ilmi olmasına rağmen, fıkhın tatbiki için ihtiyaç duyulan maddi müeyyide, fakihlerin emrince değil, aksine fakihlere karşı kullanılmıştır.
Okumaya devam et “İKİ İHANET HİKAYESİ, ŞİA VE “HİZMET””

CEMAAT GÜNLÜKLERİ-(12.02.2014)-“ÖRGÜT LİDERİ”

CEMAAT GÜNLÜKLERİ-(12.02.2014)-“ÖRGÜT LİDERİ”

Taner Yıldız açıkça ilan etti, “üç yıldır uzun adamın ölümünü bekliyorlar”. Arkasından başbakan açıkça söyledi, Fethullah Gülen örgüt lideridir. Uzatmadan söyleyelim, tüm bunlar meselenin safha atladığını gösteriyor. Artık imalar, ihsaslar, dolaylı ifadeler devri bitti, açık savaş başladı. Hedefler belli, şimdi yollar, güzergahlar, usuller belirleniyor.

Fethullah Gülen, ihanet örgütünün lideridir, Tayyip Erdoğan ise o ihanet örgütünün baş hedefi. Erdoğan’ın baş hedef yapılması, Gülen’in baş hedef yapılmasının meşru gerekçesidir. Artık Fethullah Gülen, bir alim değil, bir arif değil, bir kanaat önderi değil, artık o baş ihanet çemberinin reisidir ve Türkiye’nin son iki asırdır gördüğü en büyük hainidir.

Neden son iki asır? Çünkü son iki asır bu milletin tarihinde, “ihanetler çağı”dır. Son iki asırda ümmet, tarihinde gördüğü ihanetlerin toplamından daha fazla ihanet görmüştür. Son iki asırdan önceki dönemlerde bu ümmetin gördüğü ihanet, Şia ihanetidir ve onlarda ihanetin ilk müesseseleşmiş halidir. Şia’yı dışarıda tutarsak, son iki asırdaki ihanet toplamı, on dört asırlık ihanet toplamından fazladır. Bu manada Fethullah Gülen ve ihanet şebekesi, son iki asrın en büyük ihanetidir. Dolayısıyla toplam İslam tarihinin, Şia’dan sonraki müesseseleşmiş ikinci en büyük ihanet hareketidir.
Okumaya devam et “CEMAAT GÜNLÜKLERİ-(12.02.2014)-“ÖRGÜT LİDERİ””

TÜRKİYE’NİN DIŞ POLİTİKASI ŞİMDİ ÇÖKTÜ

TÜRKİYE’NİN DIŞ POLİTİKASI ŞİMDİ ÇÖKTÜ

Başbakan İran’da… Gayet samimi görüşmeler yapıyor. Görüştüğü İranlı yetkililerin de yüzlerinde gülücükler var. Siyaset nasıl bir şey böyle, bir türlü anlamıyorum.

Başbakan İran’da yetkililerle çevresine gülücükler dağıtırken, arka planda İranlı başka yetkililer Erdoğan’a hakaretler ediyor. Hameney denen katil başının yetkililerinden birisi şu açıklamayı yapmış; “Erdoğan, Suriye krizinde daha çok, Siyonist rejimin komplolarının hizmetinde bir kukla gibi hareket etti” Nasıl? Ülkesini ziyaret eden, iyi ilişkiler geliştirmek isteyen bir komşu ülkenin Müslüman başbakanına bunu söylüyor it. Suriye’de Müslümanlara yardım eden Türkiye’den (tabii ki hükümetten) başka dünyada kimse yok, adam çıkmış “Siyonist rejimin kuklası” diyor. Suriye’de yüzbinlerce insan öldüren katiller sürüsünün başı, Erdoğan’ı İsrail kuklası olarak tarif ediyor. Müslüman kanı içe içe vampirleşen domuzlar sürüsü, Erdoğan’a en ağır hakareti ediyor hem de ziyaret öncesi yani ev sahibi olarak… Bu kadar iğrençlik, bu kadar alçaklık, bu kadar hainlik, bu kadar ahlaksızlık kafirde bile nadiren meydana gelir.
Okumaya devam et “TÜRKİYE’NİN DIŞ POLİTİKASI ŞİMDİ ÇÖKTÜ”

İSRAİL ZULMÜ MÜ YOKSA Şİİ ZUMÜ MÜ?

İSRAİL ZULMÜ MÜ YOKSA Şİİ ZULMÜ MÜ?

Yıllardır İsrail’in Filistin’deki zulmüne isyan ettik. Yine yıllarca İran, Hizbullah, Esed alçaklarının İsrail’e karşı bir cephe oluşturduğu yalanına inanmayı tercih ettik. Yaklaşık on üç asırlık Şia tarihindeki tüm alçaklıkları, hainlikleri, hileleri unuttuk, unutmayı tercih ettik. Dilimizin ucuna kadar gelen Şia ihanetini, İsrail’in karşısında kurulan, kurulduğuna dair reklamı yapılan cephe hatırına konuşmadık, gündeme getirmedik. On iki asırdır ihanet içinde olan Şia’nın, bir sihirli el değmişçesine düzelmiş olmasını umduk. İsrail ile muvazaalı kavgalarının gerçek olmasını ümit ettik. Saflıkla iyi niyet arasındaki sınırı umursamadık, saflık hatta ahmaklıkla itham edilme pahasına İsrail karşısında kurulduğunu ümit ettiğimiz Şia cephesinin gerçek olmasını bekledik.

Bilemedik, on üç asır süren ihanetin ruh ve beden genetiğine işlediğini. Bilemedik, Kur’an-ı Kerim okuduklarını söylediklerinde ümitlendik, oysa Kur’an-ı Kerimi mızraklara geçirmişler. Onunla bizi aldatmış, arkamızdan, o meşhur takiyyeleriyle tuzak kurmuşlar. Dudaklarının arasından ayet-i kerimeler dökülüyordu, anlayamadık, arkamızı döndüğümüzde dişlerini bilemekle meşgullermiş.
Okumaya devam et “İSRAİL ZULMÜ MÜ YOKSA Şİİ ZUMÜ MÜ?”

“Sizi Allah’a Söyleyeceğim” Diyen Suriyeli Çocuğun Kaatilleri

“Sizi Allah’a söyleyeceğim” Diyen Suriyeli Çocuğun Kaatilleri

Beş yaşındaki Suriyeli çocuk en ağır acılar içinde ölürken diyor ki: “Bana yaptığınız her şeyi Allah’a söyleyeceğim! Her şeyi diyeceğim Allah’a!”
O beş yaşındaki çocuğun söylediklerinin bedelini ödemeyen İslâm dünyasına yazıklar olsun! O çocuğun, “sizi Allah’a söyleyeceğim” sözünün vebali Sünnî ve Şiî bütün Müslüman devletlerine aittir.

Onlara şöyle demek isterdim: Utancınızdan ölün, yüreğinizi söküp petrol kuyularına atın. Din Günü’nde o çocuğun sözlerinin hesabını veremeyeceksiniz. O çocuğun sözleri sizi dünyanın ateşleri içinde kıvrandıracak, Gayya kuyusunda inim inim inletecek. O çocuk sizin rüyalarınıza girecek ve delireceksiniz, eminim buna.

KAATİL DEVLETLER ÇAĞINDAYIZ
Okumaya devam et ““Sizi Allah’a Söyleyeceğim” Diyen Suriyeli Çocuğun Kaatilleri”

Fethullah Gülen’in Psikolojik Profili-2-POZİTİF BİLİM, MİSTİK KÜLTÜR, MANEVİYAT ANLAYIŞI

FETHULLAH GÜLEN’İN PSİKOLOJİK PROFİLİ-2-
POZİTİF BİLİM, MİSTİK KÜLTÜR, MANEVİYAT ANLAYIŞI
Mistik dokunulmazlığın efsunlu etkisine yakalananlar, psikolojik profil çalışması yapamadığı için Fethullah Gülen’in açıkça anormallik sergileyen davranışlarını görmüyorlar. Modern psikoloji ve psikiyatri bilimine göre sayısız anomaliler tespit etmek mümkün. Zaten batılılar ve ABD’li bilim adamları Fethullah Gülen’i hayretle izliyorlar, kendi bilimsel verilerine göre “deli” kriterlerine fazlasıyla uymasına rağmen, on binlerce insanı etkiliyor ve yönetiyor olmasını anlamıyorlar. Onlara göre Fethullah Gülen, doğu mistisizminin anlaşılmaz giriftliği içinde kendine bir profil oluşturan ve yine doğu mistisizminin yaygın olduğu kültürel evrende büyük bir etki alanı oluşturan birisidir.
Batının kültür kodları ve sosyal bilimlerine göre “anormal” tarifi içinde yer alan Fethullah Gülen ve etki çevresi, batılı istihbarat örgütleri için “çılgınca projeleri” üstlenebilecek ve uygulayabilecek normal dışı bir kişilik ve normal dışı bir etki sahibi olarak görünüyor. Batılı bilim adamları, mistik dokunulmazlık gibi efsunlu profilleri kabul etmedikleri için Fethullah Gülen’in psikolojik profili üzerinde çalışabilirler. Fakat çalışmıyorlar veya yaptıkları çalışmalardan kamuoyunun haberi yok.
Fethullah Gülen “efsunlu profil” olarak ele geçmez bir “denek” olmasına rağmen neden üzerinde çalışılmaz veya yaptıkları (yapmışlarsa eğer) çalışmalar neden kamuoyuna sunulmaz? Oysa batılı bilim adamları bu türden mistik profillere (kabul etmemelerine rağmen bilimsel kaygılarla) bayılırlar ve üzerinde mutlaka çalışırlar.
Bu sorunun cevabı çok önemli… Batılı bilim adamlarını durduracak tek engel, ABD deki “ulusal güvenlik zırhı”dır. Fethullah Gülen, ABD’de, “ulusal güvenlik sırrı” içine alınmış olmalıdır ki, hakkında bilimsel çalışma yapılması yasaklanmış veya yapılan çalışmalar gizli yürütülmüş olsun. Fethullah Gülen ABD’de ulusal güvenlik konusu haline getirilmişse bunun tek bir nedeni olabilir, o da, mistik etki sahibi birinin, rasyonel olmayan operasyonlar için kullanılması meselesidir. Yani istihbarat örgütlerinin (CIA, FBI, MOSSAD) operasyonel birimleriyle irtibat içinde olmalıdır. Okumaya devam et “Fethullah Gülen’in Psikolojik Profili-2-POZİTİF BİLİM, MİSTİK KÜLTÜR, MANEVİYAT ANLAYIŞI”

SURİYE’DEKİ TEHLİKE…

SURİYE’DEKİ TEHLİKE…
Suriye’de yaklaşık üç yıldır devam eden iç savaş, İran, Hizbullah, Esed’ten oluşan Yezidler kadrosunun cehennemlik direnişine çarptı. Şii Yezidler topluluğunun Suriye’deki direnişinin kendileri açısından tek gerekçesi, stratejik ihtiyaçtır. Stratejik ihtiyaçlarını, dinlerinin önünde tutacak kadar mensup olduklarını iddia ettikleri dinleriyle irtibatlarını kesmiş haldeler. Osmanlı, balkan savaşlarında geri çekilmek zorunda kalınca, geri çekildikleri beldelerdeki gayrimüslimlerden daha önce topladıkları cizyeyi, bir yılı dolmadığı için, hem de yıkılırken ve mali kriz yaşarken, sahiplerine geri iade etmiştir. İslam’a mensubiyetin derinliğine bakın, hem de kendine isyan etmiş hıristiyan azınlığın haklarını, Şeriat gereği, onlara geri verecek kadar strateji yoksunu(!) ama iman sahibidir Osmanlı. Kendilerinden başka her Müslümanı Yezid taraftarı görecek kadar ağır bir iftira ile inancını inşa eden alçak Şia, İslam’ı hiç umursamaksızın Müslüman katlediyor. Okumaya devam et “SURİYE’DEKİ TEHLİKE…”

ABD SURİYE’YE MÜDAHALE EDERSE…-4-

ABD SURİYE’YE MÜDAHALE EDERSE…-4-
ABD ve Avrupa ülkeleri Suriye’ye müdahale etmemek için ayak sürüyor, işe yaramaz mazeretler geliştiriyor. Mazeretlerinin dünya tarafından kabul görmediğini farkettiği için de kıvranıyor. Ne yapacağını bilemez hale geldi, karar veremiyor, cesaret edemiyor, güvenli bir denklem kuramıyor. İçinde bulunduğu zor durumu baştan beri bildiği için, “sınırlı operasyon” taktiğini ileri sürmüş ve bununla şu mesajı vermişti, “Merak etmeyin, bu bir itibar operasyonudur, tedbirinizi alın, meseleyi de büyütmeyin”… Şimdi sınırlı operasyon yapmayı da göze alamadığı için, sahip olduğunu zannettiği “itibarı” nasıl koruyacağını düşünüyor. Allah’ın hikmetine bakın, ABD için küçücük bir hadise, dev bir itibarsızlığa doğru ilerliyor.
ABD, artık Suriye’yi cezalandırmak derdinde değil, kimyasal silah kullandığı için Suriye’yi cezalandıracağını açıklayarak kendini bağladığı için, şimdi itibarının derdine düştü. İçine düştüğü çukurdan çıkması ise kolay değil.
ABD’nin ilk müdahale açıklamaları ciddi bir görüntü vermişti. O ciddiyet, karşı cephedeki Rusya’yı, “Suriye için kimseyle savaşmayız” demek zorunda bırakmıştı. Önce İngiltere’nin parlamentodan onay alamadığı için geri çekilmesi, sonra Fransa’nın ayak sürümesi ABD’yi yalnız bıraktı. Batıdaki tereddüt arttıkça ve bu tereddüt gün yüzüne çıktıkça Rusya ve İran hattındaki cesaret ve kararlılık daha da artıyor. İlginçtir iki tarafta (ABD ve Avrupa, Rusya ve İran) blöf yapıyordu, hala da blöf yapmaya devam ediyor. En fazla blöf yapan İran olmasına rağmen, en fazla tereddüt eden batı oldu. Okumaya devam et “ABD SURİYE’YE MÜDAHALE EDERSE…-4-“

POLEMİKMEYDANI, ŞİA VE DUYGU KAOSU

POLEMİKMEYDANI, ŞİA VE DUYGU KAOSU
www.polemikmeydani.com sitesinde, site yazarlarından Mustafa Karaşahin, Şia ile ilgili yazı serisine başladı, seri yazı üç gündür devam ediyor. Biz de dikkatle takip ediyoruz.
Fikirteknesinde Şia ile ilgili çok sayıda yazı yazdığım için ayrıca dikkatimi çekiyor. Mustafa Beyin Şia ile ilgili tespitleri, temelde bizim bakışımızla mütenasip görünüyor. Ne var ki dil ve üslup münhasıran kendine ait, hal böyle olunca bakış açısı yer yer farklılaşıyor.
İnsanlar fikrin ehemmiyetini, dolayısıyla fikir dünyasının nizami bir yapıya sahip olması gerektiğini az çok bilirler fakat duygu dünyasının da belli bir tertibe sahip olması gerektiğini daha az insan bilir. İnsanların kahir ekseriyetinin fikir dünyasını duygu dünyası tayin eder, en azından etkiler. Fikir dünyasının duygu dünyasını etkilemesi için muhkem bir akl-ı selim gerekir ki buna sahip insan sayısı fazla değil. Bu nokta anlaşılmadığı için duygu dünyası kaos halinde olan insanların fikir dünyası da kaosa savruluyor.
Mustafa Beyin yazı serisinin ikincisi olan “Şia isimli melun inanç-2-Kızına tecavüz eden adam” başlıklı yazıyı okuduğumda duygu dünyam dağıldı. Şiilerin Müslüman olduklarını ve bu sebeple de Müslümanlarla “kardeş” olduklarını iddia etmeleri halinde, Suriye’de, babanın kızına, erkek kardeşin kız kardeşlerine tecavüz ettiği manasına bir mantık örgüsü kurması çok tuhaf. Yanlış deseniz yanlış değil ama doğru da diyemiyorsunuz. Bu o kadar dikkat çekici bir durum ki, nazari çerçeveden veya mantık örgüsü zaviyesinden bakıldığında “doğru” görünüyor ama insanın duygu dünyası o örgünün (formülün) neticesinin “yanlış” olması gerektiğini söylüyor. Okumaya devam et “POLEMİKMEYDANI, ŞİA VE DUYGU KAOSU”

POLEMİKMEYDANI-4-DİKKAT ÇEKİCİ BİR YAZI SERİSİ

POLEMİKMEYDANI-4-DİKKAT ÇEKİCİ BİR YAZI SERİSİ
www.polemikmeydani.com sitesi yazarlarından MUSTAFA KARAŞAHİN’inin iki gündür yayınlanan “ŞİA İSİMLİ MELUN İNANÇ” yazı serisi mutlaka okunmalı. Ben fevkalade faydalandım, bu sebeple de duyurmak ihtiyacı hissettim.
Yazı serisinin birincisi, “Şia isimli melun inanç-1-Münafıklığın ideolojisi” başlığını taşıyor. Üzerinde düşünmediğimizden midir yoksa akletme istidadımızın kifayetsizliğinden midir bilinmez, Şia’nın bu tarafını farketmemiştik. Mustafa Bey, Şia’daki takiyye inancını işlediği bu yazısında, takiyye yoluyla yalan söylemeyi “inanç” haline getirdiğini, yalan söylemenin “münafıklık alametlerinden” olduğunu (tabii ki doğru) söylüyor ve yalan söylemeyi inanç haline getirenin, münafıklığın diğer alametleri olan “ahde vefasızlık” ve “emanete ihanet” bahislerini de zarureten gerektireceğini anlatıyor. Gerçekten çarpıcı bir bakış, herhangi bir insanın (veya Müslümanın) yalan söylemesinin çok ötesinde olan takiyye, yalan söylemeyi inanç haline getirdiği için, Şia’nın, münafıklığın ideolojisi olduğunu söylüyor.
Yazı serisinin ikincisi, “Şia isimli melun inanç-2- Kızına tecavüz eden adam” başlığını taşıyor. İnsan başlığa bakınca ürküyor önce, yazıyı okumayanlar ağır bir iftira ve hakaret zannına kapılır. Fakat yazıyı sabırla okuyunca ne kadar orijinal bir muhteva örgüsü olduğu görülüyor. Yazıyı biz anlatmayalım, kısa bir iktibasla iktifa edelim; Okumaya devam et “POLEMİKMEYDANI-4-DİKKAT ÇEKİCİ BİR YAZI SERİSİ”

ABD SURİYE’YE MÜDAHALE EDERSE…-3-

ABD SURİYE’YE MÜDAHALE EDERSE…-3-
Suriye meselesinde batının temel tavrı, daha önceleri yazdığımız gibi, Şiilerle Müslümanların (Sünnilerin değil Müslümanların) savaşını dengede tutmak, devam etmesini ve taraflar arasındaki husumetin derinleşmesini sağlamaktır. Esed yezidinin zayıfladığı zamanlar muhaliflere yardımı kıstılar, güçlendiğinde ise yardımı artırdılar ve sürekli bir denge halini gözettiler. Böylece Suriye’deki savaşı uzattılar ve katliam ve tecavüzleri artırdılar. Batı için bunların önemi yok, onlar sadece menfaatlerini ve menfaatlerini temin edecek stratejilerini önemserler.
Suriye’de Şiiler ile Müslümanlar arasındaki savaşı kimin başlattığı asla unutulmamalıdır. Savaşı Şiiler başlattı ve yüz binlerce Müslümanı katletti, daha fazlasına tecavüz etti. Biz Müslümanların tarafındayız, Müslümanlara savaş açanların kim olduğuna bakmaksızın Müslümanların tarafındayız. Müslümanlara karşı savaş açanlar Şiiler olduğunda da Müslümanların tarafındayız, ABD olduğunda da Müslümanların tarafındayız.
Batının ve ABD’nin Suriye’de tarafları birbirine kırdırdığı, bu savaşın devamı için gerekli tedbirleri aldığı, dengede devam etmesi için ince stratejiler takip ettiği doğru ama bu doğru, savaşı Şiilerin başlattığı gerçeğinden bağımsız düşünüldüğünde eksik kalır. Müslümanlar Suriye’de “meşru müdafaa” halindedir, bu sebepledir ki Müslümanların savaşı meşrudur. Batının Suriye’de tarafları birbirine öldürtmek için tüm tedbirleri almış olması, tarafları aynı derecede suçlu ve kusurlu kılmaz, suçlu ve kusurlu olan taraf Şia’dır çünkü savaşı onlar başlatmıştır. Okumaya devam et “ABD SURİYE’YE MÜDAHALE EDERSE…-3-“

ŞİA, İSLAM ÜMMETİNİN YAHUDİLERİDİR

ŞİA, İSLAM ÜMMETİNİN YAHUDİLERİDİR
Yahudiliğin birçok özelliği var ama karakteristik özelliği bir tanedir; kendi varlığından başka varlık, kendi değerlerinden başka değer, kendi menfaatinden başka menfaat tanımamaktır. Kendinin on kuruşluk menfaati için dünyayı yakması gerektiğinde hiç tereddüt etmez. Kısaca kendi aralarında kuralları olan ama dışarıya (Yahudi olmayanlara) karşı hiçbir bağlayıcı kural tanımayan bir inanış… Hiçbir teorik sınırı yoktur, hiçbir vicdani ölçüsü yoktur, hiçbir insani değere sahip değildir. Yahudilere göre kendi ırklarından başka insan yoktur, öyleyse kendilerinden olmayan varlıklara (insanlara) karşı, hiçbir insani bir kuralla bağlı değillerdir.
Yahudileri, kendilerinden olmayanlara karşı durduracak tek şey, güçtür. Ancak kendilerinden daha güçlü bir düşmanla karşılaştıklarında dururlar, bu sebeple hiçbir söz tesir etmez, sözün tesir edeceği bir vicdan yoktur.
Yahudileri anlattığımızı zannediyorsanız yanılıyorsunuz, aslında Şia’dan bahsediyoruz. Kendi menfaatleri sözkonusu olduğunda, Müslümanlar dahil hiç kimseye ayrım yapmaksızın dehşetengiz bir vahşet uyguluyorlar. Menfaatlerinin adına bazen İsrail ve ABD’ye karşı direniş diyorlar, bazen strateji diyorlar. Anlaşılıyor ki kural tek, kendileri varsa hiç kimse yok, kendileri varsa zaten başka Müslüman da yok. İnandıklarını iddia ettikleri İslam nasıl bir şeyse, çocukları boğazlamaya engel olmuyor, genç kızlara tecavüz etmeye engel olmuyor, toplu katliam yapmalarına engel olmuyor. Anlaşılıyor olmalı aynı İslam’a inanmadığımız… Oysa İslam ortada, melunlar, nasıl bir tahrifat yaptılar, nasıl bir hale soktular ki dini, yaptıkları vahşete engel olmuyor. Okumaya devam et “ŞİA, İSLAM ÜMMETİNİN YAHUDİLERİDİR”

YAHUDİ İNANCI MI YOKSA ŞİA İNANCI MI DAHA ŞEYTANİDİR?

YAHUDİ İNANCI MI YOKSA ŞİA İNANCI MI DAHA ŞEYTANİDİR?
Suriye hadisesi birçok şeyi anlamamıza sebep oldu. Başka şekilde anlaşılmayan, anlaşılmadığı otuz yıldır görülen birçok mevzuu, açıklığa kavuştu. Reklam ve propaganda devri bitti. Kalpler açıldı ve zift göründü, nurlu zannedilen kalplerin zifiri karanlık olduğu anlaşıldı.
Şia’dan bahsediyoruz… Teorik sapıklıklarını perdelemeyi bilen Şia, sokakta çarşafla gezerken, müşteri bulmuş fahişe gibi soyunuverdi. O kadar soyundu ki, vücudunu da sıyırıverdi ve taa kalbi göründü. Görüldü ve anlaşıldı ki, katran karası bir kalp… Nurun izi bile yok, yani hiç uğramamış…
Üslubumuzun ağır olduğunu düşünenler Suriye’deki manzaralardan yardım alsınlar. Biraz o manzaralara baksınlar, biraz bu yazıyı okusunlar.
*
Bir eve girip, tüm aileyi, kadın, ihtiyar, çocuk ayırmadan boğazlamak… Böyle bir vahşet için, insanın nasıl bir mazereti olabilir? Kainatın hangi gizemli galaksisinde, üç yaşındaki bebeğe kurşun sıkmanın mazereti üretiliyor? Hangi akıl formu, bilgiyi nasıl eğip büküyor ki, on beş yaşındaki kız çocuğuna tecavüz etmeyi mümkün kılıyor? Biyolojik olarak bu nasıl mümkün oluyor, tecavüzün biyolojik şartları nasıl gerçekleşiyor? Tecavüz edebilmek için gereken arzuyu nasıl buluyor? Bunların kalbi zift, ruhu kara, aklı çıldırmış halde anladık da, biyolojileri de sapıklıklarına itaat ediyor. Okumaya devam et “YAHUDİ İNANCI MI YOKSA ŞİA İNANCI MI DAHA ŞEYTANİDİR?”

DEHŞET VERİCİ BİR YAZI, İNŞALLAH YANLIŞTIR

Bir yazısına daha önce atıf yaptığımız bir yazar, MUSTAFA KARAŞAHİN… www.polemikmeydani.com sitesinde yazıyor, bu günkü yazısı dehşet verici.

Yazının başlığı şu; “İRAN SURİYE’DE TATBİKAT YAPIYOR”… Yazının muhtevasındaki dehşet, başlığından anlaşılmıyor. İran’ın Suriye’de yaptığı söylenen tatbikat, insanların vahşileşebilme sınırı… Özellikle de Şia inancının ne kadar vahşileşebileceğini, İran ve Hizbullah katillerinin, rejimlerini korumak için ne kadar ağır zulüm yapabilecekleri, ne kadar hayvanlaşabilecekleri gibi konular.

Yazının ana teması, İran yönetiminin, yakın gelecekte kendi iç bünyesinde başlayacak olan isyanlara karşı, yeryüzünün en vahşi silahlı güçlerini oluşturmaya çalıştığıdır. Bunu da Suriye’de tatbik etmek, katillerine staj yaptırmak, emirlerine itiraz etmeyecek kadar vahşileştirebilmek eğitimi vererek yapıyor.

Gerçekten dehşet verici bir yazı… Umarız ve dua ederiz ki yazının muhtevası yanlıştır, teşhis ve tespitler isabetli değildir. Suriye’deki hadiselere bakınca doğru gibi görünüyor ama insan bir türlü inanamıyor, inanmak istemiyor. Allah ümmete merhamet etsin.

DİKKAT ÇEKİCİ BİR YAZI; “REYHANLI SALDIRISI, İRAN’IN SAVAŞ İLANI”

Reyhanlı saldırısı ile ilgili dikkat çekici bir yazı, www.polemikmeydani.com sitesinde yayınlandı.

Mustafa Karaşahin tarafından kaleme alındığı görülen yazı, Reyhanlı saldırısının, İran’ın Türkiye’ye savaş ilanı olduğunu söylüyor, bu zamana kadar İran’ın şımarıklıklarına ve düşmanca davranışlarına dayanan Türkiye’nin artık sabrının biteceğini ve uzun sürecek bir İran-Türkiye gizli savaşınn başlayacağını yazıyor.

Yazının devamında İran ile Türkiye’nin sahip oldukları avantajları ve dezavantajlar anlatılıyor ve orta vadede artık İran diye bir devletin olmayacağını söylüyor.

Bizim dikkatimizi çekti, okuyucularımıza haber vermek istedik. Yazı sitesinden okunabilir.