ŞİA’YA TAHAMMÜL, İNSAN TABİATININ ÖTESİNDE

ŞİA’YA TAHAMMÜL ETMEK İNSAN TABİATININ ÖTESİNDE

Ümmetin büyük fitnesi olan Şia, fitnenin çeşitlerini artırıyor. İsrail domuzlar sürüsü Gazze’ye tüm gücüyle saldırmaya başladı Şiilerden hiçbir ses, hiçbir nefes, hiçbir itiraz çıkmadı. Sanki ellerini ovuşturarak “biz olmazsak siz bir hiçsiniz” türünden sadistçe zevk alarak izliyorlar.

Ta ki Hamas, İsrail’in domuz sürüleri karadan işgale giriştiğinde zafer kazanmaya başladı, Hizbullah genel sekreteri denen it, destek açıklaması yaptı. Zafer pastası masaya gelmeye başlayınca, ortaya çıktı kuduz it gibi… Bu gün de İran’ın dini (nasıl bir dinse) lideri olan Hameney isimli kuduz bir açıklama yapmış; Gazze’de sivil şehit sayısı bin iki yüzü geçince… Gazze savaşı başlayalı yirmi gün oldu be adam, bu arada neredeydin? Üç gün değil, beş gün değil ki, bir mazeretiniz var diyerek iyi niyetli düşünelim. Yirmi gün… Bin iki yüz sivil şehit… Siz hadiseleri nerenizle anlıyorsunuz ki, bu kadar uzun sürüyor? Yoksa Suriye ve Irak’ta Müslüman katletmekten ancak mı fırsat buldunuz?
Okumaya devam et “ŞİA’YA TAHAMMÜL, İNSAN TABİATININ ÖTESİNDE”

TÜRKİYE’NİN DIŞ POLİTİKASI ŞİMDİ ÇÖKTÜ

TÜRKİYE’NİN DIŞ POLİTİKASI ŞİMDİ ÇÖKTÜ

Başbakan İran’da… Gayet samimi görüşmeler yapıyor. Görüştüğü İranlı yetkililerin de yüzlerinde gülücükler var. Siyaset nasıl bir şey böyle, bir türlü anlamıyorum.

Başbakan İran’da yetkililerle çevresine gülücükler dağıtırken, arka planda İranlı başka yetkililer Erdoğan’a hakaretler ediyor. Hameney denen katil başının yetkililerinden birisi şu açıklamayı yapmış; “Erdoğan, Suriye krizinde daha çok, Siyonist rejimin komplolarının hizmetinde bir kukla gibi hareket etti” Nasıl? Ülkesini ziyaret eden, iyi ilişkiler geliştirmek isteyen bir komşu ülkenin Müslüman başbakanına bunu söylüyor it. Suriye’de Müslümanlara yardım eden Türkiye’den (tabii ki hükümetten) başka dünyada kimse yok, adam çıkmış “Siyonist rejimin kuklası” diyor. Suriye’de yüzbinlerce insan öldüren katiller sürüsünün başı, Erdoğan’ı İsrail kuklası olarak tarif ediyor. Müslüman kanı içe içe vampirleşen domuzlar sürüsü, Erdoğan’a en ağır hakareti ediyor hem de ziyaret öncesi yani ev sahibi olarak… Bu kadar iğrençlik, bu kadar alçaklık, bu kadar hainlik, bu kadar ahlaksızlık kafirde bile nadiren meydana gelir.
Okumaya devam et “TÜRKİYE’NİN DIŞ POLİTİKASI ŞİMDİ ÇÖKTÜ”

ABD SURİYE’YE MÜDAHALE EDERSE…-4-

ABD SURİYE’YE MÜDAHALE EDERSE…-4-
ABD ve Avrupa ülkeleri Suriye’ye müdahale etmemek için ayak sürüyor, işe yaramaz mazeretler geliştiriyor. Mazeretlerinin dünya tarafından kabul görmediğini farkettiği için de kıvranıyor. Ne yapacağını bilemez hale geldi, karar veremiyor, cesaret edemiyor, güvenli bir denklem kuramıyor. İçinde bulunduğu zor durumu baştan beri bildiği için, “sınırlı operasyon” taktiğini ileri sürmüş ve bununla şu mesajı vermişti, “Merak etmeyin, bu bir itibar operasyonudur, tedbirinizi alın, meseleyi de büyütmeyin”… Şimdi sınırlı operasyon yapmayı da göze alamadığı için, sahip olduğunu zannettiği “itibarı” nasıl koruyacağını düşünüyor. Allah’ın hikmetine bakın, ABD için küçücük bir hadise, dev bir itibarsızlığa doğru ilerliyor.
ABD, artık Suriye’yi cezalandırmak derdinde değil, kimyasal silah kullandığı için Suriye’yi cezalandıracağını açıklayarak kendini bağladığı için, şimdi itibarının derdine düştü. İçine düştüğü çukurdan çıkması ise kolay değil.
ABD’nin ilk müdahale açıklamaları ciddi bir görüntü vermişti. O ciddiyet, karşı cephedeki Rusya’yı, “Suriye için kimseyle savaşmayız” demek zorunda bırakmıştı. Önce İngiltere’nin parlamentodan onay alamadığı için geri çekilmesi, sonra Fransa’nın ayak sürümesi ABD’yi yalnız bıraktı. Batıdaki tereddüt arttıkça ve bu tereddüt gün yüzüne çıktıkça Rusya ve İran hattındaki cesaret ve kararlılık daha da artıyor. İlginçtir iki tarafta (ABD ve Avrupa, Rusya ve İran) blöf yapıyordu, hala da blöf yapmaya devam ediyor. En fazla blöf yapan İran olmasına rağmen, en fazla tereddüt eden batı oldu. Okumaya devam et “ABD SURİYE’YE MÜDAHALE EDERSE…-4-“

İSYAN YÖN DEĞİŞTİRDİ, YENİ HEDEF ŞİA

İSYAN YÖN DEĞİŞTİRDİ, YENİ HEDEF ŞİA
ABD tarafından Afganistan ve Irak’ın işgal edilmesi ile başlayan yeni bir süreç var; Ortadoğu’da İran-ABD ittifakı… Bu ittifak, İran’ın ABD politikalarına entegrasyonu gibi bir şey değil, İran’ın ABD ile düşmanlığının bittiği anlamına gelmiyor. İran ile ABD hala düşman çünkü ABD tüm Müslümanlara düşman, İran ve Şia’yı da Müslüman bildikleri için onlara da düşman. Bu sebeple İran ile ABD ittifakı, “dostlar ittifakı” değil, aksine “düşmanlar ittifakı” mahiyetinde gerçekleşti ve bu şekilde de devam ediyor.
İran-ABD ittifakı, her iki ülkenin Ortadoğu’daki menfaatlerinin birleştiği noktalarda meydana geldi. Saddam’a karşı yürütülen ABD siyaseti, İran’ın Saddam’a karşı yürüttüğü siyaset ile örtüştü. ABD, Irak’ı işgal edebilmek için “içeriden” müttefikler aradı, Kuzeyde Kürtleri, Güneyde ve ortada ise Şia’yı buldu. Sadece Kürtlere yaslanan ABD Irak’ı işgal edemezdi çünkü Kürtler toplu halde Kuzeyde yaşıyordu. Ülkenin geri kalanındaki işgale fazla katkı sağlamaları mümkün değildi. Irak işgali, esas olarak Şia-İran ile ABD ittifakı neticesinde gerçekleştirildi. İşgalin ilk yıllarındaki şiddetli direnişi ABD kıramadı, kıramazdı da… Direnişi kıran Şii milisler oldu, bölgeyi, şehirleri, halkı tanıyorlardı, insanları gece evlerini basarak boğazladı. Direnişi yataklarında kırdı. Bütün bunlar olurken, İran, kamuoyu önünde ABD’ye çatıyor ama kapalı kapılar arkasında ellerini ovuşturuyor, keyfinden göbek atıyordu. Aynı hadise Afganistan işgalinde de yaşandı, Afganistan’da Şia nüfusu Irak’taki kadar fazla olmadığı için, direniş hala diri şekilde sürüyor ve hızla zafere doğru gidiyor.
İran için Afganistan ve Irak işgalleri, Ehl-i Sünnete karşı yürüteceği savaş için bulunmaz bir fırsattı. Afganistan ve Irak işgali ile İran Ehl-i Sünnet kuşatmasını kırdı, manevra alanını genişletti, nefes aldı. Meselenin ilginç tarafı, Ehl-i Sünnet İran’ı kuşatmamıştı, İran, Ehl-i Sünneti düşman olarak gördüğü için kendini kuşatma altında gördü. ABD ile birlikte yüz binlerce Müslümanı katletti, yüzbinlerce Müslümanın kanı üzerinden stratejik faydalar sağladı. Stratejik menfaat için Müslüman kanı akıtmak, Şia için, itikadi, vicdani, hukuki, ahlaki anlame rahatsız edici bir iş değildi, uykuları kaçmadığı gibi rahat uykulara daldılar. Okumaya devam et “İSYAN YÖN DEĞİŞTİRDİ, YENİ HEDEF ŞİA”

HAKSÖZ GURUBU VE İRAN MESELESİ

HAKSÖZ GURUBU VE İRAN MESELESİ
Şia ve İran ile ilgili çok sayıda yazı yazdım. Yazıların bir kısmı Şia’nın teorik altyapısı ile ilgiliydi, bir kısmı İran’ın hariciye siyaseti ve stratejileri ile ilgili… Çoğunlukla da, Suriye merkezli gelişmeler çerçevesinde yazmak durumunda kalmıştık. Çünkü Suriye meselesi, hem Şia için hem de İran için bir “imtihan”dı. Nihayetinde Şia ile ilgili yazı serisine başladım fakat devam etmedim. Devam etmeme sebebim, Türkiye’deki İran sempatizanları içindeki “düşünce devinimiydi”.
Türkiye’deki Şia ve İran sempatizanlarındaki düşünce devinimi, çetin bir nefs muhasebesine döndü. İran’ın siyaset ve stratejilerinin, ümmet yerine Şia merkezli olduğunun açığa çıkması, buna paralel olarak Suriye’de Müslüman katliamına doğrudan katılması, Türkiye’deki Şia ve İran sempatizanı Müslümanlar arasındaki “muhasebeyi” şiddetlendirdi. Gerçekten çok çetin bir hesaplaşma yaşadılar. Haklarını teslim etmek gerekir ki, bu çetinlikte bir hesaplaşmayı bu kadar kısa sürede yaşayan bir fikir gurubu olmadı. Sebebi de malum; Suriye hadiselerinin “ağırlığı”, çelişki derinliği, aktüel olması vesaire gibi konular, muhasebeyi çetinleştirdi. Okumaya devam et “HAKSÖZ GURUBU VE İRAN MESELESİ”

YENİ DENGE SİMÜLASYONU VE TÜRKİYE’NİN MİSYONU

YENİ DENGE SİMÜLASYONU VE TÜRKİYE’NİN MİSYONU
Soğuk savaş döneminde, adına her ne kadar “dehşet dengesi” denmiş olsa da, dünya da bir denge oluşmuştu. Gerçekten de dehşet dengesiydi çünkü nükleer silah (ve mühimmat) dengesiydi. Sovyet bloku, dengeyi askeri merkezde kurmuştu, batı bloku askeri tahterevallinin öteki tarafında oturuyordu ama kendine başka bir tahterevalli daha yapmıştı. İktisadi ve siyasi alan… Hürriyet ve refah… Batı bloku bu tahterevallide yalnız oturuyordu. Herhangi bir alanda denge unsuru olmak mümkün hatta denge amili olmak ve dengeyi tayin etmek de mümkündü. Hangi alanda olursa olsun, dengeyi “kuvvete” dayalı olarak kuruyorsanız, esas dengeyi kaçırıyorsunuzdur, hayatın dengesini… Hayatı, kuvvet ile bir müddet etkileyebilir, yönlendirebilir, yönetebilirsiniz. Fakat hayatın tabii mecraları, havzaları, ihtiyaçları var. Elinizi sürekli yumruk halinde tutamazsınız, sıkılı yumruğun ömrü kısadır. Yemek bile yiyemezsiniz, birisini sevemezsiniz, bir şey üretemezsiniz ila ahir…
Sovyet bloku askeri alanda dengeyi sağlayabilmek, geri kalmamak, boşa düşmemek için sürekli o alana yatırım yaptı. Anlamadığı şey, hayatın toplam dengesini kuramadığı takdirde dengenin tarafı olarak kalma imkanının olmadığıydı. Hayat, dengeleri en az üç alanda, siyasi, iktisadi ve askeri alanlarda kurar. Birinde ilerleyebilir, dünya ile yarışabilir, öne de geçebilirsiniz. Fakat diğer alanlarda geri kalırsanız, rakiplerinizin sizi yıkmasına gerek kalmaz, siz kendi içinize çökersiniz. Askeri alandaki silah ve mühimmat yığınağı, hayatın diğer alanlarını korumak içindir, eğer hayatın diğer alanlarında koruyacak bir kıymet kalmamış veya üretilememişse, askeri alandaki gelişmişlik gerekçesini (hedefini) kaybediyor. Sovyetlerin askeri alanda yaptığı yığınak ve stok, yıkılmasını ve dağılmasını önleyemedi çünkü diğer alanlarda batı bloku arayı fersahlarca açmış ve Sovyetlerin denge kurması imkansızlaşmıştı. On binlerce nükleer başlıklı füzenin tetiğine dokunmadan mağlup oldu çünkü esas yarış başka bir kulvardaydı. Askeri denge, birinci ve ikinci dünya savaşlarının yaşandığı dönemin anlayışıydı ve Sovyetler o anlayışta takılıp kalmıştı. Okumaya devam et “YENİ DENGE SİMÜLASYONU VE TÜRKİYE’NİN MİSYONU”