İSLAM İRFANININ TEKNOLOJİSİ-4-TEFEKKÜR BUHRANI VE İNSANİ FELAKET

İSLAM İRFANININ TEKNOLOJİSİ-4-TEFEKKÜR BUHRANI VE İNSANİ FELAKET

İnsanlığın düşünce dünyası sıkıştı. Birkaç asırdır insanlığın düşünce dünyasını batı felsefesi ve bilimi işgal ve temsil ediyordu. Dünyada zaten iki tefekkür mecrası vardı; birisi İslam irfanı, diğeri de batı felsefesi… İslam irfanının bir-iki asırdır inkıtaa uğraması, batı felsefesini, fiili olarak tek ve rakipsiz bıraktı.

Felsefe, düşünce üretimini devam ettirebilmek için nihayetinde diyalektik işleyişi keşfetti. Tez, antitez, sentez silsilesinden mürekkep olan diyalektik işleyişi, düşüncenin deveranı için tek mecra haline getiren batı ve batı felsefesi, son antitez olan sosyalizm-komünizmin, tezden (liberalizm-kapitalizm) önce çökmesiyle zincirini kopardı. Antitez teze karşı dayanmalıydı ki, onunla sentezi gerçekleştirebilsin, böylece diyalektik işleyiş devam etsin. Antitezin çökmesi, önceleri tezin zaferi gibi anlaşıldıysa da, sitemizde (www.fikirteknesi.com) yıllardır yazdığımız üzere, tezin de çökmesini mukadder kıldı. Felsefenin diyalektik işleyişe emanet edilmesi zaten derin bir krizdi, antitezin tezden önce çökmesiyle kriz satha çıktı ve herkes tarafından görülmeye başlandı.
Okumaya devam et

Share Button

BATI DÜNYASI NEREYE GİDİYOR?

BATI DÜNYASI NEREYE GİDİYOR?

Sürekli Türkiye’yi ve İslam dünyasını konuşuyoruz. Dünyanın geri kalanı ne durumdadır, nereye gidiyor, neler bekleniyor, bunlara pek bakmıyoruz. Bu durum tabiidir zira ağır hadiseler yaşıyoruz, canımız yanıyor ve kaçınılmaz olarak kendimizle ilgileniyoruz. Fakat bu noktada ciddi bir tuzak var, ciddi bir problem var. Batının durumunu tahlil etmezsek, ne halde olduğunu anlamazsak, nereye doğru gittiğini farketmezsek, İslam dünyası hakkında da sıhhatli muhakeme yapma imkanımız yok. Sadece İslam dünyasına baktığımızda, gözümüze çarpan kaotik yapı, batının çökmekte olduğu gerçeğini görmediğimiz takdirde derin ümitsizliklere sebep oluyor. İslam ülkelerinde (özellikle Ortadoğu’da) kurulan ve sahaya giren örgütlerin batı tarafından yönetildiği ve yönlendirildiği şablonu, hala batının (özellikle Amerika’nın) “yeryüzü tanrısı” gibi anlaşıldığını gösteriyor.

Batı hızlı şekilde çöküyor ama hala dünyayı yönettiği zannı ve vehmi kalp ve zihinlerimizi işgal etmiş durumda. ABD ve AB, o kadar zor durumda ki, kendi meselelerini çözemiyor, enerjisinin ve aklının ciddi bir kısmını kendi meseleleriyle ilgilenmek için kullanıyor ama hala her şeyleri yerindeymiş de bizi yönetiyormuş gibi davranıyoruz. Dünya değişiyor, güç ve servet el değiştiriyor, batı büyük sarsıntılarla çöküyor ama kafamızdaki batı hala aynı şekilde devam ediyor. Bu nasıl bir psikolojik çöküştür…
Okumaya devam et

Share Button

İSLAM ŞEHRİ-17-İNFAK

İSLAM ŞEHRİ-17-İNFAK

İslam hiçbir konuyu tek zeminde hükme bağlamamış, en azından hukuk, ahlak ve edep olmak üzere üç çerçevede ve mertebede (seviyede) tanzim etmiştir. Hukuk, ahlak, edep, içtimai hayatın her noktasında görülebilen umumi tasniftir, bunların dışında da derinleştikçe (veya irtifa kazandıkça) farklı çerçevelerde farklı tasnif ve tanzimleri mevcuttur.

Mülkiyet, İslam’ın her seviye ve çerçevede tanzim ettiği bir bahistir. İslam, hukuki çerçevede hususi mülkiyeti tanımakla başlar, ruhi inkişafın zirvelerine doğru “Mülk Allah’ındır” hükmünü levhalaştırır.

Varlık telakkisi (ontoloji) cihetiyle “Mülk Allah’ındır” hükmü, “nihai ölçü” olmak bakımından tevhidi mahiyet taşır ve başköşede yerini alır. Nihai ölçü, ruhi inkişafın nihai maksadıdır, menzilidir. Müslüman şahsiyet, o menzile doğru inkişaf etmekle memur kılınmıştır.
Okumaya devam et

Share Button

BÜYÜK VE DERİN HAMLE-9-İNSAN HAKLARI BEYANNAMESİ-7-

BÜYÜK VE DERİN HAMLE-9-İNSAN HAKLARI BEYANNAMESİ-7-
Ferd ve cemiyet insanın iki şubesidir, biri olmadığında diğer olmaz. Bunların her biri için ayrı ve müstakil fikir geliştirilmez, insan, bu iki şubesiyle birlikte varolabilir, öyleyse izah da buna muvafık olmalıdır. Ferdi esas alan liberal-kapitalist düşünce ile cemiyeti esas alan sosyalist-komünist düşünce, birini diğeri için feda eden, insanı ve hayatı anlamamış ucuz ve sathi kavrayış temrinleridir. Yirminci yüzyıl, ferd ile cemiyeti, bir bünyenin iki uzvu şeklinde değil, aksine iki zıt unsur olarak anlamakta ısrar etmekle geçti, bu zıtlık münasebeti üzerine kurulan ideolojiler arasındaki savaşlarda yüz milyona yakın insan katledildi.
Bazılarının çok matah bir şeymiş gibi gördüğü, hikmet muamelesi yaptığı felsefe ve onun işleyiş ve akış şekli olan diyalektik metot, ferdiyetçilik ile cemiyetçiliği birbirinin zıddı olarak görmek mecburiyetinde kaldı. Binlerce yıllık müktesebatı olduğu düşünülen felsefenin, ferd ile cemiyet arasındaki münasebeti bile anlamamış olması, her biri için ayrı ideolojiler üretmesi, bu ideolojilerin birbiriyle münasebetini de agoradan çıkarıp savaş alanlarına taşıması, “felsefi aklın”, sekiz ile on yaşındaki çocukların akıl yaşına eşit olduğunu göstermiyor mu? Çok küçük bir aklın bile, sakin bir zihin ile meseleye baktığında, ferd ile cemiyetin birbiriyle çatışmaması gerektiğini anlaması kabildir. Buna rağmen, iki unsur için iki ayrı ideoloji üretmek, bunları birbirine düşman şekilde mevzilendirmek, mevzilere de çok ağır yığınaklar yapmak, insanların akıllarını esir aldı, suni bir akıl bünyesi inşa etti. İnsan tabiat haritasının “insani bölgesi” dışında zincirle bağlanmış olan kapitalist ve sosyalist akıl formları, felsefenin diyalektik işleyişinin de iteklemesiyle dünyayı kan gölüne çevirdi. Okumaya devam et

Share Button

BÜYÜK VE DERİN HAMLE-2-MEDENİYET ŞURASI

BÜYÜK VE DERİN HAMLE-2-MEDENİYET ŞURASI
Türkiye’nin maddi gücü dünyayı etkilemeye, İslam alemini de kurtarmaya kafi değil. İktisadi, askeri, siyasi güç birikimi buna müsait değil ama dünyada şu anda büyük bir fikir hareketini başlatacak tek ülke mevkiinde. Fikrin kıymetini ve kuvvetini bilenler için, böyle bir imkan ve fırsat, nükleer güçten daha büyük bir değerdir. Bu istikamete yönelmek, bu fırsatı kuvvet ve imkan haline getirmek, dünyaya “fikir tohumları” serpmek lazım.
Dünyaya serpilecek “fikir tohumları”, her ne kadar yeşermek için zaman istese, hemen neticelerini ve verimlerini göstermese de, nihayetinde nükleer füzelerden daha tesirlidir. Yirminci asırdaki dev çöküş, dünyayı, ağır bir fikir ve felsefe krizine soktu. Bugün yaşanan kaosun birinci sebebi, dünyada hiçbir fikir hareketinin olmaması, her şeyin günlük itiş kakış içinde yaşanmasıdır. İnsanlar ve halklardaki derin açmaz, görünürdeki iktisadi buhran değil, içine düştükleri krizin izahsızlığı ve yeni bir çıkış yolu (kurtuluş fikri) olmamasıdır. Daha önce de krizler yaşanmıştı, o krizler sistem içi kriz olduğu için, sistemin (kapitalizmin) esasları ve müesseseleriyle çözülmüştü. Bugünkü kriz, sistem krizi, bu sebeple de hem teşhis konulamıyor hem de tedavi geliştirilemiyor. Dört beş yıldır devam eden iktisadi buhran bir türlü çözülemiyor aksine her gün derinleşiyor, artık krizin “sistem krizi” olduğu anlaşıldı. Sistem krizi olduğu anlaşıldığından itibaren tüm ümitler tükendi, dünya zihni ve fikri anlamda müthiş bir boşluğa yuvarlandı. İktisatçıların söyleyeceği bir şey kalmadı, artık dünya yeni bir “fikir hareketi” bekliyor. Bu boşluğu erken gören, felsefi krizi erken teşhis eden ve ciddi bir teklifle ortaya çıkanlar, “geleceğin sahibi” olacaktır. Okumaya devam et

Share Button

YİRMİNCİ ASRA SIKIŞMAK-3-BİLGİ KAOSU

YİRMİNCİ ASRA SIKIŞMAK-3-BİLGİ KAOSU
Yirminci asırda İslam alemi bilgi üretemedi, bilgi üretmek bir tarafa kendi kaynaklarına ulaşamaz hale geldi. Batı dünyası ise, felsefenin krize girmesiyle birlikte (ve tabii ki dünyada bilgi üreten kültür havzalarının da kalmamasıyla) bilgi üretimine yöneldi. Felsefenin krize girmesinin en büyük sebepleri, bilimin felsefeden bağımsızlaşmasıydı, her bilim alanı felsefeden ayrılırken kendi alanında hızlı bir bilgi üretimine yöneldi ama aynı zamanda felsefenin içini boşalttı. Yirminci asır batı için tefekkürün öldüğü ama bilimin sultan olduğu bir çağdı. Tefekkürsüz ilim, mihveri olmayan bilgi üretimini hızlandırır, bununla birlikte de tefekkürü katleder.
Sayısız bilimin felsefeden bağımsızlaşmasıyla birlikte müthiş bir hızla başlayan bilgi üretimi, merkezi bir anlayıştan uzaklaştığı için “bilgi kaosu” meydana getirdi. Batı, bilgi üretmekteki maharetini, sadece bilgi “üretmek” için kullandı. Merkezi mimarisi olmayan bir bilgiyi kutsadılar ve o kutsalı sadece kendilerinin üretebildiğine inandıkları için de dünyanın kendilerini “kıble” haline getirmesini istediler. Kültür emperyalizmiyle bunu da ciddi manada başardılar.
Bilgi kaosu, her alanda nispetsiz, mesnetsiz, mihversiz bilgi üretilmesiyle ortaya çıktı. Her alanda çok sayıda ve çok çeşitte bilgi üretildi, bunlarla hem tez hem de antitezi ördüler. Hatta bir tez için birkaç tane antitez ürettiler. Dünya batının müktesebatına bakınca, tezin de antitezin de orada olduğunu, batının tüm insanlık için bilgi ve düşünce ürettiğini zannetti. Bu hali gören insan zihni ve aklı, düşünmek yerine batıdan bilgi ve düşünce seçti. Malum misaldir, önce kapitalizmi üretti, sonra antitezi olan sosyalizmi, dünyada yirminci asır boyunca ya kapitalist oldu ya da sosyalist. Oysa her iki iktisadi telakki de, hayatın kaynaklarını ve altyapısını iktisatta aramak bakımından aynıydı, bunu göremeyenler batının ufkunda boğuldu, o kadar ki kapitalist-sosyalist mücadelenin insanlığa yirminci yüzyıl boyunca can maliyeti yüz milyonu aştı. Okumaya devam et

Share Button

İKTİSAT TELAKKİSİNE DAİR TESPİTLER-2-

“FİKİRSİZLİK ÇAĞI”
Dünyada çok az ülke dışında kapitalizm yaygınlaşmış halde. Bazı Latin Amerika ülkelerinde sosyalist soslu, bazı İslam ülkelerinde ise İslam ahlakı katkılı kapitalist tatbikat devam ediyor. Bu durum kapitalizmin “yüksek fikir” ürünü olmasıyla ilgili değil, dünyanın son bir asırdır batıda felsefe ve doğuda tefekkür buhranına girmesiyle ilgilidir. Zaten kapitalizm, özü itibariyle fikirle ilgisi olmayan veya fikre en az bulaşan, bunu da tabiatının gereği sayan bir telakkidir. Hatırlayalım; kapitalizm, liberalizmin iktisadi sahadaki şekillenişidir ve her ikisi de özü itibariyle fikirden en uzak telakkilerdir. Liberalizm, her insanın istediği gibi düşünebileceği (dolayısıyla düşünmeyebileceği) ve her istediği gibi yaşayabileceği bir cereyandır. Kapitalizm de liberalizmin iktisadi sahadaki uzantısı olarak, serbest piyasada her kesin her istediğini yapıp satabileceği bir yaklaşımdır. Temeline, çerçevesine, nispetlerine en az fikir zerkedilen, imal edilmesi için tefekkür faaliyetine ve çabasına ihtiyaç duyulmayan bir yaklaşım…
Liberalizm ve kapitalizmin tabiatından anlaşılacağı üzere, insanlık, tarih boyunca hiç bu kadar tefekkürden uzak kalmamış, fikirsiz hale gelmemişti. Şimdi, kapitalizm de çökerken, insanlık; liberalizm-kapitalizm cereyanının imal ettiği sahte cennetten cehenneme savruldu. Dünyadaki cehennem, fikirsizlik halidir… Ne var ki, liberalizm, herkesi “fikir adamı” yaptı, hiçbir kaide, mikyas, usul bilmeden, umursamadan “ben böyle düşünüyorum, senin düşüncen sana, benim ki bana” diyen insan sayısı her ülkede milyonları buldu. Bir ayakkabı imal etmek için bile kaide ve usul varken, kimse de buna itiraz etmezken, tefekkür faaliyetinin hiçbir usule tabii kılınmaması, herkesin her istediği gibi saçmalaması normalleşti. İşte paradoks, işte problem… Herkes fikir adamı var ama ortada fikir yok… Okumaya devam et

Share Button

İKTİSAT TELAKKİSİNE DAİR TESPİTLER-1-KAPİTALİZM

İKTİSAT TELAKKİSİNE DAİR TESPİTLER-1-
KAPİTALİZM
Dünya kapitalizm cennetine dönüştü, başka bir iktisat telakkisi ve nizamı kalmadı, aslında ise son iki asırdır farklı bir iktisat telakkisi imal edilememişti. Kapitalizm dışında iktisat telakkisi imal teşebbüsü sosyalizm ve komünizm tarafından temsil edildi lakin yirminci asırdaki tatbikat tecrübesi gösterdi ki öyle bir telakki imal edilememiş ve öyle bir tatbikat mümkün olmamıştır. Müslümanlar ise son bir iki asırdır imal ve inşa faaliyetlerinden uzak oldukları, bu zafiyeti derinliğine yaşadıkları için, İslam İktisat Telakkisi oluşturamamışlardı. Kapitalist telakki aslında “doğru fikir” olduğu için tek ve hakim düşünce olarak kalmadı, başka bir telakki ve nizam geliştirilemediği için böyle bir netice zuhur etti. Kapitalizm de son yıllarda ağır buhranlar yaşamasına, bu buhranlar sürekli derinleşmesine rağmen, hala başka bir iktisat telakkisi üzerinde çalışılmıyor olması calib-i dikkattir.
Kapitalizm tenkidi uzun bir bahis, burada üzerinde duracağımız nokta, kapitalizmin dünya çapında (yani tüm insanlığa şamil şekilde) tatbik edilebilecek bir sistem olup olmadığıdır. Bilgi, fikir ve kültürün sınırsız şekilde tüm dünyayı dolaştığı bir zaman diliminde, emek ve mal dolaşımını ne kadar engelleme teşebbüsü olsa da, artık dünyanın “tek Pazar” haline geldiğine şahit oluyoruz. Öyleyse herhangi bir alandaki telakki ve nizamın, milli devletler ve sınırları belli siyasi coğrafyalarda tatbik edilebilmesi, “doğruluk teminatı” olmaktan çıktı. Artık bir fikir veya nizam, tüm dünyada tatbik edilebiliyorsa muteber olacak, sadece küçük coğrafyalarda (devletlerde) tatbik edilebiliyorsa itibar kazanamayacaktır. Okumaya devam et

Share Button

AMERİKAN KABUSU-2-“BİRLEŞİK ALANLAR KRİZİ”

AMERİKAN KABUSU-2-“BİRLEŞİK ALANLAR KRİZİ”
İktisadi alan, devlet için farklı, medeniyet (ve kültür) için farklı manalar ihtiva eder. Medeniyet ve kültür, iktisadi alana, devlet kadar ihtiyaç duymaz, devlet iktisadi kaynaklara daha fazla bağımlıdır. Medeniyetin inşa sürecinde iktisadi kaynaklara ihtiyacı yüksek seviyededir ama devamı için nispeten daha azdır. Devletin güç kaynakları arasında iktisat birinci sıradadır, hem inşası esnasında hem de devamı sırasında, buna mukabil medeniyet ve kültürün güç kaynakları arasında iktisat birinci sırada değildir. Bu tespitin yanlış olduğunu düşünenler, medeniyet kavrayışını batı medeniyetinden edinenlerdir, evet, batı kültür ve medeniyeti iktisadi temele oturtulmaya çalışıldığı için, onlarda, devlet, kültür ve medeniyetin iktisadi alana ihtiyaç duyma derecesi neredeyse eşitlenmiştir. Buna rağmen batı kültür ve medeniyetinde bile iktisadi ihtiyaç, belli belirsiz devletin ihtiyaç duymasından biraz daha azdır.
ABD’de otuz milyondan fazla insanın “evsiz”, yüz milyon insanın ise gıda yardımı ile yaşamasına rağmen “isyan” etmemesi, ülkede yaygın ve hakim olan kültür kodlarıyla izah edilebilir. Hakim olan liberal kültür, başarıyı da başarısızlığı da ferde bağlıyor ve insanlar başarılı olduklarında bunu sadece kendi maharetlerinin neticesi, başarısız olduklarında ise sadece kendi beceriksizlikleri kabul ediyor. Evsiz yaşayanlar, gıda yardımına muhtaç olanlar, işsizler vesaire halk kesimlerinin isyan etmemesinin sebebi, tabii ki iktisadi durum değil, kültürel kodifikasyondur. Okumaya devam et

Share Button

İSLAMCILIK MESELESİ-31-CEMİL ERTEM’İN TEKNİK TAHLİLİ

İSLAMCILIK MESELESİ-31-CEMİL ERTEM’İN TEKNİK TAHLİLİ
Cemil Ertem, 19.08.2012 tarih ve “Kapitalizm, faiz ve İslamcılık tartışmasına giriş” başlıklı yazı ile meseleye dahil oldu. İslam ve kapitalizm bahsine tabii olarak içinde bulunduğu disiplinden (ekonomistlikten) girdi, iyi de etti çünkü bazı teknik izahlar yaptı.
Yazısından anlaşıldığı kadarıyla Cemil Ertem’i tetikleyen Emre Aköz’ün 16.08.2012 tarih ve “Hatırlar mısınız? Eskiden faiz haramdı” başlıklı yazısı… Emre Aköz bu yazısında özet olarak faizsiz iktisadi hayatın olamayacağını, faizsiz kredi kullanmadan büyük yatırımlar yapılamayacağını, dolayısıyla faizsiz iktisadi anlayış oluşturulamayacağını iddia ediyordu. Bu iddia, meseleye derinliğine nüfuz etmemiş, gözü aklında olan, mevcut gerçekliği, tek ve nihai gerçeklik zanneden garibanların dört elle sarıldığı malzeme… Bu tür adamlar düşünce dünyasının en sığ olanlarıdır, zira ufukları, “fiil ufku” ile mahduttur. Fiili durum neyse, her şeyi o çerçevede anlama (ki anlamazlar, sadece öğrenirler) çabasındadırlar. Ukala edalarla, yüksek perdeden, “hadi söyle bakalım, faizsiz sistemi nasıl kuracaksın?” türünden ucuz tavır alışlara sahiptirler.
Cemil Ertem, Emre Aköz’e cevap vermekten ziyade, mezkur iddia üzerinde çalışmış görünüyor, o iddiayı en son dile getiren de Aköz olduğu için, onun yazısını referans almış. Aköz’ün yazısını referans almış ama değerlendirmeleri Aköz’ün yazısı ile sınırlı değil, iyi ki değil. Okumaya devam et

Share Button

İSLAMCILIK MESELESİ-30-AKİF EMRE, NİHAYET…

İSLAMCILIK MESELESİ-30-AKİF EMRE, NİHAYET…
Akif Emre ısrarlı tartışmaya katılmadı. Tartışma boyunca takip ettik, yazdıkları konuların hiçbiri İslamcılık tartışmasından daha kıymetli değildi. Neden katılmamakta ısrar etti? Kim bilir, vardır bir sebebi…
Nurettin Saraylı, “İslamcılık tartışmasının haricileri-7-Tartışmaya katılmayanlar” başlıklı yazısında Akif Emre’den de bahsediyor ve tartışmaya neden katılmadıklarını soruyordu. Nurettin beyin yazısının etkisi oldu mu, bilinmez ama Nurettin bey o yazıda sağlam sorular soruyordu. Meramımızı anlatmak için şu paragrafı iktibas etmek kafi…
“Fikir adamı, fikri gördüğü yerde ne yapar? Önemli bir konu tartışılmaya başlandığında, zihni refleksleri hangi davranışı tetikler? Köşe yazmaya devam etmeseler diyeceğim ki, “bir telif çalışması için kampa girdi, dünyaya dönüp bakmıyor”. Gazetelerde periyodik olarak boy gösteren adamların, önemli bir tartışmada arz-ı endam etmemesi, izaha muhtaç bir durum. Her gün gazeteleri açıp bakıyoruz, tartışma büyüyerek sürüyor ama bu adamlar, mahalle yanarken, ıslık çalıp seyredenlere benziyor. Kimse bunlara, “neden tartışmaya girmiyorsunuz?” diye sormuyor.”
Profesör Murat Çizakça’nın mülakatı Star Gazetesinde yayınlana kadar Akif Emre tartışmaya girmeyecek gibi görünüyordu. O mülakat yayınlandı da, Akif Emre tartışmaya girdi. Arka arkaya iki yazı yazdı, 28.08.2012 tarih ve “İslam kapitalizmin suç ortağımı?” başlıklı yazısı ile 30.08.2012 tarih ve “İslam’ı kapital/izm/e biat ettirmek” başlıklı yazısı… Zaten Murat Çizakça’nın hezeyanları karşısında da tartışmaya girmeseydi, hassasiyet zafiyeti olduğunu ilan etmek gerekirdi. Okumaya devam et

Share Button

ANTİ-KAPİTALİST MÜSLÜMANLAR

ANTİ-KAPİTALİST MÜSLÜMANLAR
İhsan Eliaçık etrafından kümelenen küçük bir gurup, kendilerini “Anti-kapitalist Müslümanlar” diye tesmiye ediyor. Fikri veya siyasi cereyanların kendilerine verdikleri isim, manifestolarının özü veya özetidir. Bu cihetle isimlendirmeleri dikkate almak gerekir. Anti-kapitalist Müslüman isimlendirmesi ile anlatmak istedikleri “fikir” nedir? İsimlendirmeyi manifesto özeti olarak kabul ettiğimizde, bu gurubun, Müslüman olduklarını fakat kendilerini diğer Müslümanlardan “anti-kapitalist” hususiyetle tefrik ettiklerini görüyoruz.
İslam iktisadı, kapitalist iktisat sisteminden farklıdır. Kapitalizmi iktisadi hayatta “reddettiği” gizli bir bahis değil. Müslümanların bir gurubunun kendilerini kapitalizmin karşısında mevzilendirmesi “nazari manada” yanlış kabul edilebilir mi? Elbette hayır. Öyleyse bu isimlendirmede ve isimlendirmenin ilan ettiği manifestoda bir problem aramamalı mıyız? Bu kadar kolay ve ucuz değil. Okumaya devam et

Share Button