Kur’ân, Hz. Peygamber ve Osmanlı’sız Türklük olmaz

Kur’ân, Hz. Peygamber ve Osmanlı’sız Türklük olmaz

“Türk milleti” derken üç şeyi dimağ ve kalbinizde tutmalısınız: Kur’ân, Hz. Peygamber ve Âl-i Osman. Bu üç unsur olmadan Türk milleti olmaz.

Kavimler üstü kültürel, medenî ve siyasî bir hüviyet olan Türklüğün fikir ve inşa merkezi, bizi dört başı mamur ölçülerimizle temsil etme kabiliyet ve idrakini haiz olmayan Asya Türklüğü değil, Anadolu’dur.

Türk milleti lafzını, amigo ve futbol seyircisi seviyesinde ağzında sakız gibi çiğnemekten başka mârifeti olmayan ulusalcı bâtıl Türkçülere deriz ki:

Alparslan Gâzi Hazretleriyle bütünüyle islâmlaşan, Osman Beyle irfan ve fütüvvet ehli olan, Yavuz Sultan Selim’le Mekke ve Medine’nin hâdimi olan şanlı asırların mayaladığı Türk milletinden olduğumuzu gökle yer arasında her varlık “bildim ve kalbimle kabul ettim” diyecek ve dahi her amel ve fikrimizin yüreğimizden fışkıran İ’lâ-yi Kelimetullah üzere olduğunu gür nâramızdan işitip duyacak.
Okumaya devam et

Share Button

FETHULLAH GÜLEN’İN TİPOLOJİSİ MAALESEF ÇOK YAYGIN

FETHULLAH GÜLEN TİPOLOJİSİ MAALESEF ÇOK YAYGIN

Fethullah Gülen tipolojisi nedir? Sitemizde birçok yazarımız Fethullah Gülen’in kişilik (şahsiyet değil) tipolojisine dair dolaylı birçok yazı yazdı. Dolaylı yazılan yazılardaki muhtevadan, farklı bir başlığın kompozisyonunu çıkarmak biraz zor bir iştir, bu sebeple doğrudan meseleye temas etmekte fayda var. Fethullah Gülen’in kişilik tipolojisi çıkarıldığında görülecektir ki, Müslümanların lider olarak bağlandıkları insanların kahir ekseriyeti aynı tipolojiye sahiptir. Böylece meselenin ne kadar yaygın bir problem olduğu da görülebilir.

Fethullah Gülen’in, örgüt içinde inşa ettiği mistik kişilik tipolojisi, ölçüleri ve emirleri “kitap”tan değil, bizzat kitabın kaynağından aldığını söyleyecek kadar haddini aşan, kendini mevcut insanların hepsinin üstüne koyduğu gibi tarihteki insanların da üzerinde bir makama oturtan, aslında ise klinik vaka bir psikopattır. Zaten herhangi bir “ölçü” tanımıyor ve sadece “emir”leri kitabın kaynağından aldığını söylüyor. Emirleri kitabın kaynağından aldığına örgütünü inandırdığı için, kitapta bulunmayan ölçüler koyabilen veya kitaptaki ölçüleri kendi indi görüşlerine göre tahrif ve tağyir eden bir “mit” haline gelmiştir. Şehadet kelimesini kaldıran, böylece Müslüman olmanın gerekmediğini söyleyebilen, yerine ise sadece tevhid kelimesini ikame eden Fethullah Gülen, bu işi yapabilmek için ihtiyaç duyduğu yetkiyi, kitaptan alamayacağı için kitabın kaynağından aldığını çevresine söylüyor. Öyle ya, kitabı tağyir etmek için kitabın kaynağından yani Allah’tan emir almak, O’nunla konuşmak gibi bir “makam” gerekiyor.
Okumaya devam et

Share Button

“BÜYÜKLERE” SORULAR-3-BİRİNCİ KISIM SORULARI

“BÜYÜKLERE” SORULAR-3-BİRİNCİ KISIM SORULARI
Birinci kısım sorularını toplu olarak veriyoruz, bu soruların her birini ayrı birer yazı konusu olarak ele alıp, izahını yapacağız.

1-Allah, insanlığı yarattığından bu yana, kendisine iman edilmesini talep ve emretmiştir. Fakat kendisini hiçbir zaman, hiçbir insana göstermemiştir. Bu sebeple, “gaibe iman” edilmesi, talep ve teklif edilmiştir ve bu hususiyet imanın merkezi mevzuu olmuştur. Bununla beraber, kadimden beri akıl, “var mı, yok mu” sorusuna cevap aramıştır. Bu soru aslında insanlığın tek sorusudur ve diğer tüm sorular bunun tafsilatından ibarettir.
Sidretül-Müntehanın ötesine davet edip, huzuruna aldığı Habibi için iman, artık “maluma iman” haline gelmiş olmalı değil mi? Ve huzuruna aldığı Habibi’ne zımnen şunu mu söylemiş oluyor; “Habibim, kullarıma, beni görmeden inanmalarını (gaibe iman etmelerini) emrettim lakin sen gör, bil ve şahitlik et ki, ben varım”.

2-Miraç, ruhen ve bedenen vakidir. Bedenin (yani maddenin) Allah’a o kadar yakın olması muhaldir, galiba “Sünnetullah”ın tüm kaidelerine mugayirdir, Fahri Kainat Aleyhisselatü Vesselam Efendimizin bedeninin dahi Allah Azze ve Celle’ye o kadar yakın olmasının “ihsan” dışında bir izahı var mıdır? Bunu mümkün kılan bir “Sünnetullah” kaidesi ve tecellisi mevcut mudur, mevcut ise başka şahıslar veya varlıklar veya hadiseler için de cari midir?

3-Fahri Kainat Aleyyisselatü Vesselam Efendimizin ruhunun, Allah Azze ve Celle’ye o kadar yakın olması, ilk yaratılan ruh (nur) olmasındaki “yakınlıktan” mı kaynaklanıyor? İlk yaratılan nur (ruh) olması, başka hiçbir şey yokken ikisinin varlığına delalet ediyor, dolayısıyla bu hal izahsız bir “yakınlık” ifade ediyor, böyleyse, o ruhun (nurun) Allah Azze ve Celle’ye miraçtaki kadar yakın olması, tabiatı gereği mümkün olan işlerden midir? Okumaya devam et

Share Button

ALLAHIM BU ÜMMETE MERHAMET ET

ALLAHIM BU ÜMMETE MERHAMET ET…
Prof. Dr. Bedri Gencer nam biri… Star gazetesinden Fadime Özkan, kendisiyle bir mülakat yapmış, 22.10.2012 tarihinde gazetede yayınlandı. Mülakatın başlığı ümit verici, heyecan uyandırıcı, dikkat çekici; “Şeriatsız hakikat, namazsız niyaz dönemini yaşıyoruz”. Böyle bir başlık görünce insan, derinliğine bir mülakat bekliyor ve tabii olarak mümtaz teşhislere hazırlanıyor, okumaya başlamadan.
İslam’ı, “her ne ise odur” ölçüsü içinde anlamalıyız. İslam, her ne beyan etmişse, onu eksiksiz ve fazlasız olarak anlamalı, saffetini muhafaza etmeliyiz. İslam’ın “mana yekunu” ne ise, ona ekleme yapmadan, ondan bazı hususları çıkarmadan anlamak mesuliyetine sahibiz. İslam’ın mana yekununu eksiksiz anlamanın yanında, “mana mimarisini” de doğru idrak etmeliyiz. Ekleme ve çıkarma yapmadan kabul etmek “iman”dır, “mana mimarisine” nüfuz etmek ise anlamanın ilk basamağıdır.
İslam’ı anlama hususundaki nakısalardan biri ve en mühimi, “mana mimarisi” bahsidir. Hangi bahis İslam yekununun neresindedir, hangi ölçü diğerlerine mukaddemdir, her bahsin kendi terkip bütünlüğü nasıldır ila ahir… Her bahsin merkezini bir milim kaydırmak, tüm yekunu, yekunun mana mimarisini bozuyor. Profesör Bedri GENCER, “İbrahimi dinlerde din Şeriat, Şeriat ise fıkıh demektir” ifadesiyle giriş yapıyor İslam’ın mana mimarisine… Bunu söylediğinizde yanlış söylemiş olmazsınız fakat ne zamana kadar yanlış söylemiş olmazsınız? “Din ahlaktır” ölçüsüne gelene kadar. Din (İslam) sadece Şeriattır (fıkıhtır) dediğinizde, mana mimarisini yıkarsınız. Okumaya devam et

Share Button

KARZ-I HASEN MÜESSESE MODELİ-E-KİTAP-HAKİ DEMİR, ADNAN KÖKSÖKEN

TAKDİM

Karz-ı Hasen, ihtiyacı olana borç vermek, borçluyu rahatsız etmemek, mali durumu iyi olmayan borçluya ihtiyacı kadar mühlet tanımak, onun şahsiyetini rencide etmemek… Istılahta bu ve benzeri şekillerde tarif ve ifade ediliyor. Kaynakları Kur’an-ı Kerim ve Sünnet-i Seniyye’dir. Her iki kaynakta zikredilen, tavsiye ve teklif olarak beyan edilen bir ibadettir.

Kuşatıcı (üst) mefhumlardan biri olan “İnfak” çeşitlerinden biridir. Günümüzde unutulmuş görünen infak türüdür. Günümüzde infak mefhumu sadece karşılıksız yardımlar şekinde anlaşılır hale geldi. Bu durum, sistem çapında düşünme zafiyetinden kaynaklanan bir neticedir.

İnfakın çeşitlerinden biri olan “karşılıksız yardım” mahiyeti taşıyan sadaka, mağdur insanlar için sözkonusudur. Çalışma imkanı olanlara karşılıksız yardım yapmak, ataleti davet eder. Oysa atalet, İslam’ın şiddetle reddettiği bir mizaç hususiyetidir. İslami müesseselerin içinde hususi bir yeri olan sadaka ile ataletin yaygınlaşmasını temin etmek, İslam ile İslam’a aykırı neticeler üretmektir. Buna sebep olmak, İslam’ı en seviyesiz ve en kötü şekilde anlamaktır. İslam’ı en çirkin şekilde anlamanın misali, İslami ölçülerle, İslam’ın maksadına muhalif neticeler elde etmektir.

Günümüzdeki sadaka (karşılıksız infak) müesseselerinin çokluğu ve yaygınlığı, İslam’ın doğru anlaşılmadığını gösteriyor. Fakat aynı zamanda müslümanların samimiyetini ve İslam’a riayet hassasiyetini de gösteriyor. Müslüman fikir ve ilim adamlarının İslami müesseseleri inşa etmekteki tefekkür zafiyeti, müslümanları İslam’ı hayata nasıl tatbik edeceğini bilemez hale getiriyor. Öyleyse yapılması gereken iş, müslüman fikir ve ilim adamlarının, İslam’ın müesseselerinin tatbik edilebilir modellemesini yapmasıdır. Karz-ı Hasen müessese modeli çalışmamız, bu maksada matuf bir gayrettir. Okumaya devam et

Share Button