AHMET ALTAN’IN “EZBERCİLİĞİ”

AHMET ALTAN’IN “EZBERCİLİĞİ”
Ahmet Altan, Taraf Gazetesinin ilk yıllarında Kemalist rejime karşı “tabu yıkıcı”, “ezber bozucu” türünden bir fonksiyon üstlendi. Gerçekten Kemalist rejim ve askeri vesayet ile ilgili yazdığı yazılarında, daha önce pek dokunulamayan, hakkında fikir beyan edilemeyen konularda yazılar yazdı. Ülke o yıllardaki Taraf Gazetesine ve Ahmet Altan’a borçlu. Fakat insan zihninin özelliklerinden biri de atalettir. Tembellik, sürekli fikir üretimini engelliyor, bir müddet çalışıp bir şeyler tespit ettikten sonra kendini salıveriyor. Üretmiş olduğu ezberlerle (şablonlarla) idare etmeye, onları tüketmeye başlıyor.
Ahmet Altan, bu türün ilginç bir örneği… Kemalist rejim ile ilgili bazı ezberleri bozduktan sonra, kendi ürettiği ezberleri tekrarlamaya başladı. Görünüşe bakılırsa, kendi de bunun farkında değil. Kemalist rejim ile ilgili yılların fikir üretimi, “ezber” haline gelmiş. Sürekli üretmeyince insan, ezberden başka söyleyecek bir söze sahip olamıyor.
Ahmet Altan fikir adamı olmadığı için, yeni durumlar, yeni hadiseler, yeni gelişmeler karşısında yeni fikirler üretemiyor. Kemalist rejim ile ilgili fikir yığınağını, her konu için kullanmaya çalışıyor. Teşbihlerle, kıyaslarla, Kemalist rejim ile ilgili bilgi ve fikirlerini, her durum için tekrarlıyor. Çok tuhaf bir durum, bunu hem kendisi farketmiyor hem de kamuoyu farketmiyor. Okumaya devam et “AHMET ALTAN’IN “EZBERCİLİĞİ””

AHMET ALTAN’IN “İNSANLIK STANDARDI”

AHMET ALTAN’IN “İNSANLIK STANDARDI”
Liberal kadro Taraf gazetesinde toplandı ya, onları toplu halde görmek, insan ve hayat ile ilgili düşüncelerini değerlendirmek imkanı bulabiliyoruz. İnsan anlayışları nedir, hayata nasıl bakıyorlar, bir teklifleri var mı? İtiraf etmek gerekir ki, bu ve benzeri soruların cevaplarını bir gazeteyi takip ederek öğrenmek iyi bir imkan.
Ne var ki bu soruların cevabını Ahmet Altan’ın yazılarında açıkça görmüyoruz. Fikir adamı olmadığından galiba, “temel meselelerde” kalem oynatmıyor. Bu soruların cevabını Ahmet Altan’dan almak isteyenler (yani bizim gibiler) için yapılacak tek iş var; Altan’ın yazılarını didik didik edip “fikir kırıntıları” aramak…
Ahmet Altan’ın 26.10.2012 tarihli “Erdoğan ve açlık grevi” başlıklı yazısında da aynı işi yapmamız gerekiyor. İnsanlık anlayışının sınırlarını görmek için yazıyı tahlil etmekten başka şansımız yok. Okumaya devam et “AHMET ALTAN’IN “İNSANLIK STANDARDI””

MURAT KAPKINER DE “TARAFLAŞMIŞ”

MURAT KAPKINER DE “TARAFLAŞMIŞ”
Murat Kapkıner bir müddettir Taraf gazetesinde yazıyor. Ne vesileyle yazıyor bilmem ama yazılarını takip etmeye çalışıyoruz.
Taraf gazetesinde yazanlarda her nedense eksen kayması mukadder gibi görünüyor. Sadece Taraf gazetesinde yazmış olmayı dert etmeyiz hatta Cumhuriyet gazetesinde bile yazmayı (tüm komikliğine rağmen) dert etmeyiz. Mesele fikirdir, yani doğru düşüncedir. Fakat Taraf gazetesinin yazarları üzerinde enteresan bir tesiri var. Tarafta yazanlar bir şekilde (az da olsa) “taraflaşıyorlar”. Yoksa aksi durum sözkonusu da biz mi böyle görüyoruz? Yani önceden taraflaşmış olanlar Taraf gazetesinde yazmaya mı başlıyorlar? Kamuoyundan takip etmeye çalıştığımız için, gazetede yazmaya başlamadan önceki hallerini bilmiyoruz, bilmediğimiz için de nasıl bir ruhi ve zihni süreçten geçerek Taraf gazetesine geldiklerinden haberimiz yok. Dolayısıyla hangisinin önce olduğunu tespit imkanına sahip değiliz, biz gazetede yazmaya başladıktan sonra takip edebildiğimiz için, bu safhadan sonrasını tetkik ediyoruz.
Murat Kapkıner, kalemi hafif birisi değil. Kendisi tefekkür ile meşgul birisi. Konuya bu şekilde bakınca, mesele ciddiyet arzediyor.
Murat Kapkıner, bizim takip edebildiğimiz kadarıyla uzun müddettir kamuoyunun önünde değildi. Kamuoyunun önüne çıkmadan, görünür olmadan yaşamak, tefekkür meşguliyetini fikir piyasasına sunmadan yapmak, bazı imkanlarla beraber bazı problemleri de davet ediyor. Yalnız yaşamak veya dar bir çevreyle yaşamak, bir taraftan yoğun bir tefekkür faaliyetine girme imkanı oluşturuyor, diğer yandan insanı, sahip olduğu veya ürettiği fikirlerin sağlamasını yapma imkanından mahrum ediyor. İnsan öyle ya da böyle bir dış murakabeye ihtiyaç duyuyor. Enfüsi dünyasına dalıp giden insan, ruhi labirentlerinde ve nefsin koridorlarında tükenebiliyor. Yalnızlık, kendi düşüncelerine itiraz eden birilerinin olmamasıdır. İtiraz edilmeyen düşünceler bir müddet sonra katılaşıyor, çelikleşiyor ve insanın enfüsi dünyasında tortulaşıyor. Bu girdaba yakalananların hali fena olmuştur. Okumaya devam et “MURAT KAPKINER DE “TARAFLAŞMIŞ””

HALİL BERKTAY’IN “ARAYIŞI”

HALİL BERKTAY’IN “ARAYIŞI”
Halil Berktay, Ahmet Altan gibi değil, gerçekten entelektüel birisidir. Taraf gazetesinin iki ağır topundan birisi, diğeri ise Murat Belge… Ahmet Altan’ın hiçbir derinliği olmayan yazılarının aksine, Halil Berktay, analiz (tahlil) ve sentez (terkip) çabası içinde. Bu cihetten bakıldığında, ciddi bir düşünme gayreti göze çarpıyor.
Halil Berktay eski Marksistlerden. Eski halini fazla bilmem, Taraf’ta yazmaya başladığından beri takibimde olan birisi. Yazılarında sürekli olarak gördüğüm, görülmemesi mümkün olmayan vaka, tefekkür cehdidir. Bu özelliğinden dolayı da kıymetli buluyor ve takip ediyorum. Farklı dünya görüşlerine sahip olmak ayrı bir şey, insan haysiyeti “tefekkür” ile, en azından tefekkür çabası ile kaim. İnsan hangi dünya görüşüne mensup olursa olsun, tefekkür çabası ile “insan” oluyor, bu çabayı kaybettiği nispette ise “insanlıktan” uzaklaşmaya başlıyor.
Berktay, 20.10.2012 tarihli, “Bak, kimlerle berabersin” başlıklı yazısında, “düşünce dünyasının” evrim sürecini, Marksist tarih üzerinden yapıyor. Hoş bir yazı, Marksist tarihin açmazlarını tespit ederek, o tarih üzerinden oluşan zihni organizasyonların bir takım hastalıklarına dikkat çekiyor.
“Bir zamanlar büyük anlatılar ve onlara karşılık gelen ideolojik çatılar vardı. Dünyayı, kapitalizm cephesine karşı sosyalizm cephesi gibi düşünmek böyle bir zihinsel yapılanmaya yol açıyordu. Hiçbir konu diğerinden bağımsız değildi; öyle bir dizi mevzi vardı ki, hepsini birleştirdiğinde uluslararası komünist hareketin genel çizgisini oluşturuyordu ve hangi noktadan bunun dışına çıkarsan çık (ve o nokta ne kadar önemsiz gözükürse gözüksün) burjuvazinin kampına iltihak etmiş sayılıyordun.”. Güzel bir tespit… Okumaya devam et “HALİL BERKTAY’IN “ARAYIŞI””

AHMET ALTAN’IN “YAMYAM MANTIĞI”

AHMET ALTAN’IN “YAMYAM MANTIĞI”
Ahmet Altan, 20.10.2012 tarihli, “Kuzu ve şeytan” başlıklı yazısına şöyle bir giriş yapıyor; “Acaba Türkiye’nin en büyük düşmanı “mantık” mı? Bir insan bu ülkede “mantıklı” olmaya çalıştığında “affedersiniz, şimdi biraz mantıklı olmaya uğraşacağım” diye önceden özür mü dilemeli?”. Memleketin mantık zafiyetine sahip olduğunu bilecek kadar zeki ya, mantık gibi bir “güç” formunu arkasına alıyor. Ne var ki yazının devamında, mantık ile ilgili bir paragraflık açıklaması yok. Ülkenin mantık konusunda zafiyet içinde olduğunu düşünen birisinin, “mantık” bahsini birkaç paragraflık da olsa izah etmesi gerekmiyor mu? İnsanlar mantıktan özellikle mi kaçıyorlar yoksa farklı mantık formları mı kullanıyorlar? Soruyu başka şekilde de soralım da Ahmet Altan’ın anlaması kolay olsun; Tek mantık örgüsü mü var yoksa çok sayıda mantık örgüsü mümkün mü? Bu soruyu cevaplamadan mantıktan bahsetmek imkansız.
Ahmet Altan, fikir adamı değil de gazeteci olduğu için, hiçbir konuyu derinliğine tetkik etmez. Herhangi bir meseleyi derinliğine tetkik ettiğine hiç rastlamadım. Fakat bir konunun bazı özelliklerini alır, o noktaları “fikri mülkiyetine” geçirir ve o noktalardan hareketle yazısını inşa eder. Kaba bir bakışla yazı okunduğunda, Ahmet Altan’ın ne kadar iyi bir yazar olduğu zannı ortaya çıkar. Biz Ahmet Altan’a yardımcı olalım, birkaç mantık örgüsü örneği verelim ve mantığın ne olduğunu anlatalım. Okumaya devam et “AHMET ALTAN’IN “YAMYAM MANTIĞI””

AHMET ALTAN’IN HAFİFMEŞREPLİĞİ

AHMET ALTAN’IN HAFİFMEŞREPLİĞİ
Ahmet Altan, özel incelenmesi gereken bir psikolojik tür… Hiçbir fikri derinliği olmayan, hiçbir yazısında fikir derinliği görünmeyen, orijinal hiçbir teşhis yapamayan birisi… Bu halinin ve çapının tam tersine bir şöhret sahibi olması da, ülkedeki medyanın nakısalarındandır.
Fikri derinliği olmamasına rağmen bu kadar büyük bir şöhrete sahip olması, sadece cesaretinden ve asker ile ilgili yazılarından kaynaklanıyor. Cesaretinin takdire şayan olduğu doğru, yanlışını veya eksikliğini gösterirken, hakkını gaspetmek bize yakışmaz.
Türkiye’de liberalizmin “ileri geleni” denilen, cesaretinden kaynaklanan yazılarıyla bunu da hakeden Ahmet Altan, fikri anlamdan liberalizmin önde geleni ise eğer, liberalizm Türkiye’de gevezelikten ibarettir. Gerçekten de Taraf gazetesiyle bu şöhreti yakalayan Ahmet Altan’ın yazıları dikkatle tetkik edildiğinde, bir tane kendine ait önemli bir fikri keşif, tespit, teklif, çözüm olmadığı görülecektir. Türk medyasındaki problemlerden birisi de, bir insanın bir alanda dikkat çekici bir başarıya sahip olması, o kişiyi her alanda meşhur yapmaya kafi geliyor. Birinin iyi bir doktor olması, mesela katil olmasına mani değil, aynı zamanda katil olması da iyi bir doktor olmasına engel değil. Ahmet Altan’ın cesaretli olması, onu filozof yapmaz, nasıl ki Mehmet Haberal’ın iyi bir cerrah olması, onun darbecilerle işbirliği yapmasını mazur ve masun göstermez. Okumaya devam et “AHMET ALTAN’IN HAFİFMEŞREPLİĞİ”

MURAT BELGE’NİN İDEOLOJİK NOTLARI

MURAT BELGE’NİN İDEOLOJİK NOTLARI
Murat Belge, biraz düşünebilme istidadı olan, düşünme çabasında görünen, bilgiler arasında bazı irtibatları kurabilen birisidir. Doğrusu Taraf gazetesindeki, Ahmet Altan da dahil en “derin” entelektüeldir. Bu özellikleri dolayısıyla önemlidir.
Bilgiler arasında bazı irtibatları kurabilen veya görebilen biridir ama çok sığı ve sathidir. Türkiye’de umumiyetle fikri derinlik ile mantık örgüsü birbirine karıştırılır. Murat Belge de bu kuraldan istisna değil.
13.10.2012 tarihli, “İdeoloji üstüne notlar” başlıklı yazısında, sığ tespitlerin numune cinsinden misalleri mevcut. “Dini ideoloji ve milli ideoloji… Bunlar iki “kapalı” ideolojilerdir. Onları kapatan, kapalı kılan şey de, getirdikleri çok güçlü “biz” kavramıdır; bu kimlik sorunudur”. Oysa bir din veya dünya görüşü özü itibariyle mensuplarında “biz” duygusunu inşa edebildiği nispette başarılıdır. Bunu öncelikle başarmalıdır, bunu başaramadığında zaten içtimai ciheti eksik kalmış demektir. “Biz” mefhumunu mensuplarına kazandırması, hukuki, ahlaki, içtimai, siyasi altyapı kurmanın ilk safhasıdır. “Biz” aynı hukuka inanmakla, adaletin kaynağını tespit etmiş oluruz, aynı ahlaka inanmakla, içtimai çerçeveyi tayin etmiş oluruz, aynı adab-ı muaşerete inanmakla, hayatın nezaketini ve nezahetini kuşanmış oluruz. “Biz” duygusunu mensuplarında inşa edemeyen din veya dünya görüşü, kendini tatbik etmek için ihtiyaç duyacağı temeli atamamış demektir. Okumaya devam et “MURAT BELGE’NİN İDEOLOJİK NOTLARI”

YENİ BİR ÇALIŞMA ALANI, TARAF GAZETESİ

YENİ BİR ÇALIŞMA ALANI, TARAF GAZETESİ
Yeni bir çalışmaya başlıyoruz. Konumuz Taraf Gazetesi… Nasıl bir çalışma olacak? Şöyle özetlemek mümkün… Taraf gazetesinin yayın çizgisini, köşe yazarlarının yazılarını, haber yapma üslubunu, hangi tarafta olduğunu tetkik ve deşifre edecek bir çalışma.
Taraf gazetesi hakkında çalışma yapma düşüncesi, bu gazetenin yayın çizgisindeki gariplikten, yazarlarının tuhaflıklarından, haberlerinin ilginçliklerinden kaynaklanıyor. Diğer gazetelerle mukayese edilemeyecek türde bir gazete. En bariz özelliği, ülkenin “vicdanı” gibi davranması, ülkenin vicdanı gibi davranınca da “dokunulmazlık” zırhını başka şekilde, bu güne kadar görülmemiş biçimde giymeye çalışıyor.
Taraf gazetesini okuyanlar, Türkiye’de insanlığı temsil eden tek gazete ve gurup kendileriymiş iddiasıyla karşılaşıyorlar. Bu iddia, o kadar çeşitli tavır ve üsluplarla piyasaya sunuluyor ki, insanlar şaşırıyor. Bazen insanlığın ve vicdanın tek sesi olduklarını açıkça bağırıyorlar bazen mütevazı üslupla perdeledikleri tavırlarıyla sinsi şekilde ifade ediyorlar. Hangi üslubu kullanırlarsa kullansınlar, yazılarının temelindeki düşünce, “insanlık budur, sakın başka yerde aramayın”. Okumaya devam et “YENİ BİR ÇALIŞMA ALANI, TARAF GAZETESİ”