TATBİK İLİMLERİ VE TEKNOLOJİ

TATBİK İLİMLERİ VE TEKNOLOJİ

Birkaç asır var ki, alet ilmi (teknoloji) aşırı gelişti. Öyle ki artık “bilim ve teknoloji” şeklinde kullanılmakta, teknolojiyi bilimin yanında zikretmekte, birbirine denk kıymetler gibi göstermekteyiz. Sanki alet ilmi, ilimlerin tek tatbik ilmiymiş gibi… Sapmanın derecesine bakın…
Alet ilmi (teknoloji), matematiğin tatbik ilimlerindendir ve matematiğin de tek tatbik ilmi değildir. Muhtemelen en fazla tatbik ilmine sahip olan, olması mümkün ilim dalı, bizdeki ismiyle riyaziyedir. Ne var ki riyaziyenin tatbik ilimlerinden olan alet ilmi, inşa ettiği aletlerin hayatın her sahasında ve her ilim dalında kullanılmasından dolayı büyük bir ihtiyacı karşılamakta, şöhretini ise hak etmektedir. Faydasının fazla olması, doğru tefekkür faaliyetini çoktan kaybeden dünyada, teknoloji fetişizmini doğurdu ama kimin umurunda.
* Okumaya devam et

Share Button

TATBİK İLİMLERİ VE MESLEKLER

TATBİK İLİMLERİ VE MESLEKLER

Tatbik ilimlerinin içinde küçük bilgi alanları vardır ki, bunlar ilim dalı haline gelecek kadar bilgi birikimine sahip değildir. Bu sebeple, öğrenilmesi de titiz bir ilmi disiplini gerektirmeyecek basitliktedir. Zanaatlar bunun en fazla görünen misalleridir.
Zanaatlar, nihai tahlilde bir tatbik ilminin içinde küçük bir yer işgal eden bilgi alanıdır. Bir ustadan öğrenilmesi mümkün, umumiyetle iş içinde eğitim (çıraklık) cinsinden tahsili olan zanaatlar, tatbik ilimleri içinde mütalaa edilse de olur, edilmese de… Bununla birlikte zanaatlar, tüm çeşitleriyle birlikte düşünüldüğünde büyük bir yük taşır.
* Okumaya devam et

Share Button

BİLGİ İŞGALİNİN ÖNCÜ KOLU TATBİK İLİMLERİ

BİLGİ İŞGALİNİN ÖNCÜ KOLU TATBİK İLİMLERİ

(Terkip ve İnşa dergisi 8. sayı)

Tatbik ilimleri, ilmin maddi-dünyevi fayda ciheti ağır basan halidir. Bu kötü bir şey değildir, bilgiden (ve ilimden) dünyada ve dünyevi anlamda da faydalanmak gerekir, yeter ki ölçü kaçırılmasın. Müslümanlar için böyledir, yani nefs bile ölçülü şekilde hakkı verilmesi gereken bir düşman kardeştir. İslam, en özet haliyle söylemek gerekirse “ölçü”dür, ölçüden ibarettir, kıymeti ise ki ilahi ölçü olmasındandır. İnsana kalan mesele ise ölçüyü anlamak ve tatbik etmektir.
*
Batı, dünyanın her yerinde kültürel mukavemetle karşılaşmıştı. Ferdi manada iman, içtimai manada kültür ve gelenek kadar güçlü mukavemet kaynağı yoktur. Son birkaç asırdır maddi ölçülerle ilerleyen, kalkınan, dünyaya fark atan batı, buna rağmen bir kabilenin bile kültür ve geleneğinin direnişini kıramamıştı. Gelenekteki mukavemet gücü akıl alır gibi değildi.
Batı, geçtiğimiz iki asırda dünyanın yarısından fazlasını işgal etmiş ve sömürgeleştirmişti ama orduyla zapt altına altığı ülkelerdeki geleneğin mukavemetini kıramamıştı. Bu mukavemeti kırmak için birçok şey yaptı, bunların en etkilisi ise tatbik bilimlerinin öncü rolüydü. Okumaya devam et

Share Button

TATBİK İLİMLERİNDE İHTİSASLAŞMA

TATBİK İLİMLERİNDE İHTİSASLAŞMA

(Terkip ve İnşa dergisi 8. sayı)

Tatbik ilimleri, ilmin reşit olmayan çocuğudur. Tetkik ve terkip ilimleri tarafından kesintisiz şekilde vesayet altında tutulmalı, bağımsızlaşmasına müsaade edilmemelidir.
Tatbik ilimleri, “ilim” mefhumunun tüm unsurlarını bünyesinde taşımadığı için, reşit olma, yani kendini ikmal etme imkanı yoktur. Bu sebeple sürekli tetkik ilimlerinden süt emmek zorundadır, bunun için tetkik ilimlerinin de mütemadiyen bilgi üretmesi gerekir. Tetkik ilimlerindeki inkişaf durduğu (süt üretemez olduğu) zaman tatbik ilimleri aç kalacağı için, süt yerine rakı içmeye (batıdan veya başka bilgi evreninden bilgi transferine) başlar. Tetkik ilimleri bilgi üretmeye devam ederken de tatbik ilimleri oradan süt emmekten imtina edebilir, kendini reşit görmek, müstakil ilim olduğu vehmine yakalanmak gibi ihtimaller mevcuttur. Bu sebeple tatbik ilimlerindeki ihtisaslaşma ve tetkik ilimlerinin vesayeti meselesi ehemmiyet arz eder.
* Okumaya devam et

Share Button

YENİ TATBİK İLİMLERİNİN İNŞASI

YENİ TATBİK İLİMLERİNİN İNŞASI

(Terkip ve İnşa dergisi 8. sayı)

Mücerret ilim, onu idrak eden şahsiyete vaziyet eder, bunlar alim, arif, mütefekkirlerdir. Bunların sayısı az olduğu için, mücerret ilim hayata vaziyet edemez. İlmin hayat ile münasebetini kuran, ilmin hayata vaziyet etmesini sağlayan, hatta hayatı inşa etme imkanını oluşturan tatbik ilimleridir.
Kadim müktesebatımız, insanın ve hayatın dağılmaması için ilmi derli toplu halde tutmak hususunda yüksek hassasiyet sahibidir. Mesela ahlak, tüm hayatı kuşatmış, ferdi (şahsiyeti) ve cemiyeti inşa etmiş, içtimai bilgi sahalarını bünyesinde toplamıştır. Ahlak o kadar derin ve muhittir ki, mesela iktisat müstakil bir ilim dalı haline gelmemiştir. İslam ahlakının derinliğine kuşattığı bir cemiyette iktisat ilmine, geçmiş zamanlardaki hayatın sadeliği de dikkate alındığında ihtiyaç hissedilmemiştir. Böylece Müslüman şahsiyet ve cemiyet, hem vahdetini temin etmiş, hem girift ve yoğun münasebet ağını kurabilmiş, mesuliyet şuurunu da yaygın ve derin şekilde tatbik etmiştir.
Fakat… Okumaya devam et

Share Button

TATBİK İLİMLERİNİN ANA TASNİFTEKİ YERİ

TATBİK İLİMLERİNİN ANA TASNİFTEKİ YERİ

(Terkip ve İnşa dergisi 8. sayı)

Fikirteknesi külliyatında ilimlerin tasnifine dair teklif; önce tasnif üstü tasnif nev’inden; “Mutlak İlim”, nispi ilim, izafi ilim şeklinde yapılmıştır. Mutlak İlim; kitap ve sünnetten ibarettir. Nispi ilim; Müslümanların (yani akl-ı selimin) Mutlak İlimde keşif ve telif ettikleri ilimlerdir. İzafi ilimler ise gayrimüslimlerin (bugünkü haliyle pozitif aklın) serazat ürettiği bilgidir.
Tasnif üstü tasniften sonra, nispi ilimlerin tasnifi yapılmıştır. Nispi ilimler; yatay zeminde dört mecra halinde tertip edilmiş olup bunlar; “Kur’an ilimleri mecrası”, “Tevhid ilimleri mecrası”, “Beşeri ilimler mecrası” ve “Müspet ilimler mecrası” şeklinde tespit edilmiştir. Sonra her mecra kendi içinde, “Terkip ilimleri”, “Tetkik ilimleri” ve “Tatbik ilimleri” şeklinde taksim edilmiştir. Böylece hem yatay sahada tüm bilgi alanlarını kuşatan hem de dikey sahada tüm ilim mertebelerini ihtiva eden bir tasnif haritası hazırlanmıştır.
Tatbik ilimleri, yatay sahadaki dört ilim mecrasının her birinin içindeki dikey tasnif haritasının en alt basamağını oluşturmakta, ilmin artık tatbik safhasını göstermektedir. Tatbikat safhasına, yani yeryüzüne kadar indiği için, muhtevadan çok şekil bilgisi mahiyeti taşımakta, muhtevayı ise işaret etmektedir. Muhtevayı arayanları ise tetkik ve terkip ilimlerine sevk eder. Okumaya devam et

Share Button

TATBİK İLİMLERİNİN TASNİFİ

TATBİK İLİMLERİNİN TASNİFİ

(Terkip ve İnşa dergisi 8. sayı)

Tatbik ilimlerinin tasnifi, bir cihetten kolay, başka bir cihetten de zordur. Kolay tarafı, yukarıdan aşağı bakarken her tetkik ilminin tatbik ilimlerine sahip olmasıdır. Zor tarafı ise, mesele tatbikata geldiğinde müşterek tatbikat sahalarının zuhurudur. Yani bazı tatbikat sahaları için kurulan tatbik ilimleri, birden çok tetkik ilminden faydalanmak zorundadır.
İlim, tatbikat sahasına kadar indiğinde bilgi çeşitlenir ve çoğalır. İnsan ve hayatın girift yapısı, bir takım işlerin ve vakıaların birden çok bilgi alanıyla ilgili olmasını zorunlu kılar. Çeşitlenen ve çoğalan bilgi, hayatın girift yapısı için ortaya çıkan tatbikat sahalarına yönelik olarak tertip edilirken, keskin tasnif sınırlarını muhafaza etmek kabil olmaz. Bu durumu garipsemek gerekmez, zira insan ve hayatın tabiatı böyledir.
* Okumaya devam et

Share Button

MUTLAK İLİM VE TATBİK İLİMLERİ

MUTLAK İLİM VE TATBİK İLİMLERİ

(Terkip ve İnşa dergisi 8. sayı)

Medeniyet tasavvurumuzu oluşturmanın en önemli basamağı kendi ilim telakkimizi oluşturmaktır. Bilgiye kendi mührünü vuramayan bir anlayışın medeniyet tasavvuru iddiası boş bir hayalden ibaret kalır. Fikir teknesi külliyatının ilimler tasnifi mevzusunda ki teklifi, bugüne kadar atılan adımların hem en mücerret çerçevesi hem de tatbik edilebilirlik cihetinden en müşahhas olanıdır. İlimlerin tasnifine ek olarak hazırlamış olduğu mevzu haritası ile de derinliğini ortaya koyan bir hamle gerçekleştirmiştir. İlimlerin tasnifi mevzusunun çerçevesini; genişliğine doğru dört ilim mecrası olarak belirlemiş ve derinliğine doğru da üç mertebeli olarak hazırlamıştır. Medeniyet tasavvuru konusunda öncelikli olarak halledilmesi gereken mesele budur, şimdi ilimler tasnifi bahsinin teferruatına sıra gelmiştir.
İlimlerin tasnifinde belirlenen dört ilim mecrasının her birinin içinde derinlik (dikey) buudunu temsil eden tasnifteki terkip ilimleri; ilim mecralarının dikey tasniflerini yaparak bilginin vahdet mimarisini terkip eder. Aynı zamanda terkip ilimleri; bilgi ve ilim telakkimizi belirleyen faaliyet sahasıdır. Mutlak ilme muhatap olan terkip ilimleridir. Tetkik ilimleri tarafından keşfedilen bilgi terkip ilimlerine gönderilir. Bilgi burada terkip edildiği gibi mevzu haritası çıkarılarak tetkik ilimlerinin keşif, telif ve inşa çalışmalarının güzergah haritasını çıkarır. Terkip ilimleri, hikmetin ve keşfin en üst seviyede gerçekleştiği aşamadır. Okumaya devam et

Share Button

TATBİK VE İNŞA FİKRİ

TATBİK VE İNŞA FİKRİ

(Terkip ve İnşa dergisi 8. sayı)

İslam’ın anlaşılmasına mani olan çok sayıda zihni bariyer var. Bunlardan birisi de terkip, tatbik, inşa gibi bahislerin idrak süreçlerine dahil olmadığı vehmidir. Aslında idrak nedir, hangi sürece tabidir, hangi safhaları bulunmaktadır türünden soruların bile gündeme gelmediği, bu sebeple anlamanın tarifinin bile yapılmadığı bir dönemde bu, beklenen bir seviyesizliktir. Zihni süreçlerin; ezberleme ve öğrenme, anlama ve keşif, tecrit ve terkip gibi yukarıya doğru irtifa kazandıran güzergahı, oradan aşağıya doğru ise inşa, tatbik, tecrübe gibi bir güzergahı olduğunu bile bilmiyoruz. Bunun aynı zamanda bilgi deveran haritası olduğunu, tecrübe ile biten deveranın tekrar başladığını, hem tatbikatla elde edilen tecrübenin doğru-yanlış cetvelinde test edilmesi hem de daha derinlere nüfuz için ihtiyaç duyduğumuzu, duymamız gerektiğini fark bile edemedik. Okumaya devam et

Share Button

TATBİK İLİMLERİNİN BAĞIMSIZLAŞMASI

TATBİK İLİMLERİNİN BAĞIMSIZLAŞMASI

(TERKİP VE İNŞA DERGİSİ 8. SAYI)

Tatbik ilimleri hayatla doğrudan temas halindedir, hayatın altyapısını inşa eder. Hayatla temasının yoğunluğu ve şekil bilgisi ağırlığı sebebiyle, anlaşılması kolaydır, tatbiki birçok kişi tarafından yapılabilir mahiyettedir. Zaten tatbik ilimleri olması, ilmin ve her türlü bilginin tatbik edilebilir hale getirilmesi, tatbikini mümkün kılacak şekilde tertip edilmesini gerektirir. Bu hususiyeti, hem anlaşılmasını hem de tatbikatını kolaylaştırır.
Anlaşılması ve tatbikatının kolaylaştırılması, halkta ve hayatta yaygınlık kazanmasına sebep olur. Maksat da budur zaten, mümkün olduğunca cemiyetin her ferdinin anlaması ve tatbik etmesi hedeflenir, böylece halk ve hayat ilim ile irtibat kurmuş olur. Ne var ki tüm bu özellikler, tatbik ilimlerin aşırı bir itibar kazanmasına sebep olur, tetkik ve terkip ilimlerinden daha fazla muhatabı olduğu, doğrudan tatbik edilebildiği, onunla mesela para kazanılabildiği, makam sahibi olunabildiği için, itibar ve kıymet şişmesi yaşar. Bu hususiyet, tatbik ilimlerinin tabiatından kaynaklanan bir tenakuzdur, tatbik edilebilmesi için kolaylaştırılmıştır, kolaylaştırıldığı için halkın diğer ilim seviyelerinden daha fazla itibar kazanmasına sebep olmuştur. Okumaya devam et

Share Button

TATBİK İLİMLERİ NEDİR?

TATBİK İLİMLERİ NEDİR?

(Terkip ve İnşa dergisi 8. sayısı)

Öncelikle “ilim”, saf manaya verilen isimdir. Bu sebeple tüm ilimlerin kaynağı olan Mutlak İlim (Kitap ve Sünnet), saf manadır. Mutlak İlmin kendi içindeki tasnifi bakımından Kur’an-ı Kerim, Allah Azze ve Celle’nin kelamı olduğu için hakikattir, yani saf manadır. Sünnet-i Seniyye ise, Mutlak İlmin kendisine inzal edildiği ve ancak O’nun taşıyabileceği hakikatin, O’nun tarafından tatbikatı, Risalet tatbikatıdır, yani saf tatbikattır. Saf mananın saf tatbikatı da, mutlak ilme dahildir.
Mutlak İlmin tatbikatı mevkiinde olan Sünnet-i Seniyye, ilimlerin dikey tasnif haritasındaki tatbik ilimlerinden değildir. Sünnet-i Seniyye, değiştirilmesi muhal olduğu, kendisinde en küçük şüphe bulunmadığı için “Mutlak İlim” çerçevesindedir. Böylece Kitap ile hakikatin muhtevası, Sünnet ile hakikatin doğrudan tatbikatı sübut bulmuştur ki, İslam bu ikisinden ibarettir. Okumaya devam et

Share Button

TATBİK İLİMLERİ

TATBİK İLİMLERİ

(Terkip ve İnşa dergisi 8. sayı)

İlim, öncelikle insan ve varlıktan müstakildir. Bu haliyle “Mutlak İlim” mahiyetindedir ve onun adı hakikattir. Hakikat, insan ve varlıkta mahfuz değil, onlarda ancak tecelli ve tezahür halindedir. Kadim ilim müktesebatımızda “Eşyanın hakikatinin sabit olması”, eşyanın “hakikati” taşıyabileceği manasına gelmez, eşya ancak hakikatin tezahürlerinden biridir ve hakikatin ipuçlarını veren kesret cümbüşüdür. Hakikatin yolu, varlığın (mahlukatın) zirvesi olan insanın kalbi dünyasındadır ve o yola ancak ruh girebilir.
İlim, aşağıların aşağısında yaşayan insanın, yukarıların yukarısı olan hakikate ulaşması için ihsan edilmiş meratip güzergahıdır. Buna varoluş güzergahı da dense olur, hakikat güzergahı da dense olur, geldiğimiz yere avdet etmenin deveran güzergahı da dense olur. Netice olarak ilim; son tezahür safhası olan eşyadan, eşya seviyesinden, aşağıların aşağısından (dünyadan) başlayarak, önce Mutlak İlme, sonra Mutlak Varlığa ulaşmanın yoludur. Bu kadar aziz, bu kadar mukaddes, bu kadar kıymetlidir. Bu sebepledir ki, batının materyalist felsefesi üzerine bina edilmiş pozitif bilim (ilim değil) anlayışına, o anlayışın verilerine “ilim” muamelesi yapmak, ilmin son safhası olan maddi tezahürlere mahkum olmak, aşağıların aşağısına razı olmak, madde seviyesinde debelenmeyi ilmi yolculuk (inkişaf) zannetmektir. Kadimden beri ümmetin hiçbir nesli, ilmin son tecelli safhası olan maddeye, madde seviyesine, maddi tezahürlerine ilim muamelesi yapmamış, ilmi basit (maddi) bilgiden ibaret görmemiştir. Okumaya devam et

Share Button

İSLAM MEDENİYET TASAVVURU-TERKİP VE TASAVVUR-E-KİTAP-HAKİ DEMİR

İSLAM MEDENİYET TASAVVURU-1-

-TERKİP VE TASAVVUR-

TAKDİM

Medeniyet tasavvuruna neden ihtiyacımız var? Böyle bir tasavvura sahip olmazsak ne kaybederiz veya neleri elde edemeyiz?

Medeniyet, insan faaliyetlerinin en hacimli havzasıdır. Bu sebeple “medeniyet tasavvuru” insan tefekkürünün en hacimlisidir. Tefekkürün en derin çeşidi değil ama en hacimlisidir. Derinlik bahsi mahfuz kalmak üzere, medeniyet tasavvuru, bir dünya görüşünden istihsal edilebilecek en hacimli “insani verim”dir. Bir dünya görüşünün muhteva ufkudur. Tabii ki dünya görüşlerine mensup olanların fikir ve idrak ufkudur. Dünya görüşünün muhteva ufku ile ona mensup olanların idrak ufku umumiyetle aynı olmuyor. Bu husus her dünya görüşünde böyleyse de, İslam için muhakkak böyledir. Zira İslam, birinci kaynak olarak Allah’ın beyanına (kelamına) dayanır ki, “ilahi muradı” tam olarak anlamak iddiası, akılsızlığın en çarpık tezahürüdür. Okumaya devam et

Share Button

İLİMLERİN TASNİFİ-2-TERKİBİ İLİMLERE OLAN İHTİYAÇ

İLİMLERİN TASNİFİ-2- TERKİBİ İLİMLERE OLAN İHTİYAÇ
Çağın ilmi gerçeği, ihtisaslaşma cereyanı. İhtisaslaşmadan elde edilen faydalar, geçen iki asırda o kadar göz kamaştırdı ki, özellikle müspet ilimlerde ihtisaslaşma aleyhine bir şey söylemek imkansızlaştı. Tenkide karşı “fayda” gibi sağlam bir zırha bürünen ihtisaslaşma, sınırların aştı ve bilgiyi atomize hale getirdi. Küçücük alanlar bile ihtisaslaşma mevzuu haline geldi. Bilgi, ihtisas alanları arasında paylaşıldı, bu öyle bir paylaşmaydı ki, bilgi paramparça edildi. Bilgide mahfuz mana, darmadağın oldu, nereye gideceğini bilemez hale geldi ve nihayet “intihar etti”.
*
Batının hikayesi tam bir fiyaskodur. İslam tarihi ve Müslümanların hikayesi ise, tam bir hüzün kaynağı.
Batıda “terkibi” felsefe gerçekleştiriyordu. “Terkibi ilim” bahsini batı her ne kadar bilmese de, terkibi ilimleri, terkip manivelası olan felsefe temsil etmekteydi. Felsefe, batıda “her şeye” birden bakabilen, bütün ile ilgilenebilen tefekkür mecrasıydı. Hikayesi uzun, kısaca pozitif bilimler meydana çıkıp, ihtisaslaşma itibar kazanmaya, ciddi faydalar üretmeye başladığından beri felsefe yavaşladı ve yirminci asırda yok oldu. Buradaki illiyet bağı, (pozitif bilimler geliştiği için felsefe yok oldu şeklindeki illiyet zinciri) nispeten doğru ama esas doğru olan illiyet irtibatı, bunun tersi, yani felsefe krize girince piyasa pozitif bilimlere kaldı. Hangisi doğru veya hangisi ne nispette bu neticeye katkıda bulundu ayrı mesele, buradaki husus, batının hikayesi, “terkip manivelasının” (felsefenin) kaybedilmesidir. Artık, batıda, düşünceyi derleyip toplayacak, derli toplu düşünce ile insan ve hayatı izah edebilecek, çöken medeniyet ve hayatı yeninde inşa edecek “nefes” kesildi.
Müslümanlar, “terkibi”, tabii halde mümkün kılan ana mecralarını unuttular. “İslam medeniyet tasavvuru” serisinin, “üç mecra” başlığında temas etmeye çalıştığımız, tasavvuf, ilim ve tefekkür mecralarından uzaklaştılar. İslam hikmet yekununun dev üç mecrada (aslında iki mecrada) akması, terkip meselesini, inşa edilmesi gereken bir iş haline getirmiyor, aksine çözülmemesi gereken (muhafaza edilmesi gereken) bir “bütün” olarak sergiliyordu. Yani İslam, tarihi boyunca kendini hiç “dağıtmamıştı”. Dağıtmadığı için toparlanması, çözmediği için terkip edilmesi gerekmiyordu. Kendin beyan ve izhar edişi, terkibi bütünlük halindeydi. Ümmet tarih boyunca bunun dahiyane mecralarını, sütunlarını, manivelalarını, suretlerini oluşturmuşlar, tahkim etmişler ve daim kılmışlardı. Yaklaşık on iki asırdır bu minval üzere aşağı yukarı kesintisiz şekilde devam etti. Ne kadar sağlam ve sağlıklı olduğu anlaşılıyor mu?
İslam tarihindeki çözülme de uzun bir bahis, bu günün gerçeği, çözülme, dağılma, çürüme, yozlaşma halinin tam ortasında bulunduğumuzdur. İslam tüm berraklığı ile ortada olmasına karşı Müslümanların bu hale gelmesini sebebi, “anlayışlarının” dağılması, çözülmesi, çürümesi, yozlaşmasıdır.
*
Müslümanlar yeni bir çağın başındalar. Bu çağ, batının çöplüğünün her yeri işgal ettiği, tüm dünyayı kokuttuğu, insanı ve hayatı darmadağın ettiği bir çağ. Batının bir müddet önceki maddi ihtişamına bakıp da, ondan alacakları bir “kıymet” ve “hikmet” olduğu vehmine kapılmamalıdırlar. Batıdan alınabilecek olan sadece bilgidir, o da İslam irfan havuzunda yıkandıktan sonra… Alınacak bilgi de sınırlıdır ve ancak müspet ilimler alanına aittir. Müspet ilimler, “ilim maluma tabiidir” ölçüsünün cari olduğu mecradır ki hiçbir medeniyet üzerinde mülkiyet iddia edemez. Ne var ki, batıdaki pozitif bilimlerin keşfettiği ve ürettiği bilgi, “ilim maluma tabiidir” ölçüsüne riayet edilen bir bilgi çeşidi değildir. Bu sebeple, batılıların meşhur tabiriyle “objektif bilgi” mahiyetine sahip değildir. Hakikaten “ilim maluma tabiidir” ölçüsüne riayetle elde edilmiş olsa, olduğu gibi almakta bir beis olmazdı. “İlmin maluma tabii olduğu” hakikatine sahip olanlar Müslümanlardır, bu hakkın mülkiyetini tayin eden, mealen, “Allah’ım eşyanın hakikatini bana olduğu gibi göster” Hadis-i Şerifindeki (Risalet duasındaki) hakikat talebi, kaygısı, iştiyakı, mülkiyetin tapusudur. “Olduğu gibi” ifadesi, ilim ile malum (eşya) arasında tam mutabakat ve muvafakat talebi değil midir? Batı asla bu hassasiyet seviyesine yükselemedi, asla bu çapta bir iştiyak sahibi olamadı. Bu sebeple müspet ilimlerde elde ettiği “bilgi”, olması gerektiği merkezde değil, aksine genetiğinde kültürel zehirler dolaşmaktadır. Her şeye rağmen müspet ilimlerdeki bilgiler, İslam irfan havuzunda yıkanarak alınabilir. Zira bu alandaki bilgileri “akl-ı selim süzgecinden” geçirmek kolaydır. Fakat felsefi alanda ve sosyal bilimlerde üretilen bilgilere mesafeli durmak gerekir. Çünkü bunların İslam irfan havuzunda yıkanması fevkalade zordur. Yıkanmasına yıkanır ama havuzu kirletir, sonra havuzu temizlemek için bir İmam-ı Gazali gerekir.
*
Müslümanlar, bilgi üretmeyi bıraktığı dönemden günümüze kadar üretilmiş bilgilerin naklini nasıl yapacak, İslam irfan havuzunda nasıl yıkayacak, İslam’ın insan, hayat ve medeniyetini inşa etmekte nasıl kullanacak? Bu soru bir zarureti mi ifade ediyor yoksa tercihi mi? Öncelikle bu hususun vuzuha kavuşturulması gerekiyor. Batının her alanda ürettiği bilgi, hayatımızın her alanına girdiğini inkar etmek kabil değil. Hayatımızın en mahrem noktalarına kadar girdiği vaka. Meseleye bu cihetten bakıldığında, bir tercih değil, zaruretmiş gibi görünüyor. Hayatın gerçeklik altyapısı dikkate alındığında, zaruret olduğu noktasında bir tereddüt yaşamak imkansız gibi görünüyor. Birkaç asırdır bilgi üretimini inhisarında tutan batı, o kadar çok bilgi üretti ve hayatın altyapısına serdi ki, bu bilgileri kendi irfan bahçemize nakletmemek ve reddetmek yoluyla hayatı yaşama imkanımız yokmuş gibi geliyor. Ne kadar ağır bir tesir ki, duygularımızı bile esir almış durumda. Tüm müesseseleriyle birlikte çökmeye başladığı bu gün bile, mağrur duruşunun altında, “benim mührümü vurduğum bilgiyle yaşamak zorundasınız, aksi halde yaşayamazsınız, bu sebeple ben çökersem dünya çöker” der gibi dünyaya bakıyor. Ve kendini problemini dünyanın problemi haline getiriyor, “ben çökmem, eğer çökersem siz de çökersiniz, bu sebeple çökmemi isteyemez, çökmeme müsaade edemezsiniz” diyor.
Batının bu tavrı, boş bir kuruntu, ukala bir gurur, dehhameleşmiş bir nefs emniyetidir. Ürettiği bilgiye “vazgeçilmez” muamelesi yapan kendisidir, alternatifsiz olduğu vehmini üreten kendisidir, başka bir gerçekliğin imkansız olduğu düşüncesini kendisi pompalamıştır. Batının ürettiği bilgi, “sığ” ve “temelsiz” türdendir. Tasfiyesi kolay, yerine başka bilginin ikame edilmesi basittir. Göz kamaştırıcı olan çeşitli vehimleri üreten özelliği, çeşit ve sayı bakımından zengin olmasıdır. Derinlik cihetinden baş edilemeyecek bilgi değil. Kadim Mısır medeniyetinin ürettiği bilgi bile batının ürettiği bilgiden daha girift ve derindir.
Yapılması gereken öncelikle sayı ve çeşit bakımından ortaya saçılan bilgi bolluğuna karşı nefs emniyetini kaybetmemektir. Sonra, batı üretimi bilginin sığlığını görmek ve ondan daha derin bir kaynağa ulaşmaktır. İslam irfanına… İslam irfanında “terkibi ilimler” var. Mesela Kur’an ilimlerinin terkibi ilmi, tefsirdir. Tefsirde, tüm Ulum-u İslamiye mevcuttur, yani Ulum-u İslamiye’nin kaynağıdır.
*
İhtisaslaşma, sadece bilgiyi değil, insanı ve hayatı da dağıttı. Bilgiyi, insanı ve hayatı toparlayacak, bunlara “mana” kazandıracak, önlerine istikamet ve maksat koyacak, hamle ve hareket istidadını ruhlarına yerleştirecek bir çığır açılmalı. Bu çığır, İslam irfanının yeniden keşfi, terkibi ilimlerin tahsili, ihtisas ilimlerinin tatbiki ile kabil olur. Batı, ihtisas ilimlerine gömüldüğü için tarihe gömülecek, Müslümanlar ise ihtisas ilimlerini, terkibi ilimlerle zapt altına alıp cem ettikleri takdirde yeni çağı başlatacaklardır.
Batıdan nakledilecek bilgileri yıkamak için lazım olan irfan havuzunu inşa edecek olan ilimler, ihtisas ilimleri değil, terkibi ilimlerdir. Müslümanlar, batının battığı ihtisas bataklığına gömülmemelidir.
HAKİ DEMİR
demirhaki@gmail.com

Share Button