DEHŞETENGİZ HESAPLAŞMA

DEHŞETENGİZ HESAPLAŞMA
Tayyip Erdoğan paralel ihanet örgütüne her istediğini verdi, onlar sinsice Erdoğan’ın kuyusunu kazdı. Tayyip Erdoğan seksen yıllık Kemalist rejimin zulümle ürettiği ve büyüttüğü Kürt meselesini, “siyasi hayatıma mal olsa da çözeceğim” dedi, cumhuriyet tarihinde Kürtlere en fazla hakkı verdi, HDP ve PKK ihanet örgütü Erdoğan’ın kuyusunu kazdı. Erdoğan, tüm dünyanın İran’a karşı cephe aldığı dönemde İran’ı destekledi, İran ve Şiiler Erdoğan’ın kuyusunu kazdı.
Bu misaller, kamuoyunun gözünün önünde cereyan etti, kapalı kapılar arkasında değil. Paralel ihanet örgütü, bu ülkede herkes gibi Kemalistlerden zulüm gördü, Erdoğan geldi onların zulmünden kurtardı, onlar sinsi ihanet planlarıyla darbeye kalkıştılar. Kemalistler seksen yıldır Kürtlere, çarşıda bile Kürtçe konuşturmadı, Erdoğan geldi Kürtçe televizyon bile kuruldu, Kürtlerin haklarını savunduğunu iddia eden HDP ve PKK ihanet örgütleri, sinsi planlarla silah depoladılar. Okumaya devam et

Share Button

Cumhurbaşkanı “Yemen Türküsü’nü tahsil etmiş”ki bu ülke kurtulur

Cumhurbaşkanı “Yemen Türküsü’nü tahsil etmiş”ki bu ülke kurtulur

“Ne zaman bir cumhurbaşkanı Çankaya’da türkü söylerse bu ülke kurtulur’ demiştiniz. Cumhurun seçtiği cumhurbaşkanı Çankaya’da Yemen Türküsü’nü söylüyor şu anda…”

Türkiye Yazarlar Birliği Şehr-i Maraş Şubesi Başkanı öğretim görevlisi dostum İsmail Göktürk verdi bu müjdeyi. Sevindim, yüreğim kabardı. Doksan yıldır Yemen Türküsü’nü söyleyen bir devletlüye hasret kalışımdan olacak ki gönlüme sürur geldi.

Yüreğimden kopup gelen âcizane o ifadem türkülerin cumhurbaşkanlığı makamınca millî mûsiki iktidarını alması üstüneydi. Çünkü türküler millet demekti ki, yıllar önce sayha ateşiyle yazmıştım o cümleleleri:
Okumaya devam et

Share Button

NECİP FAZIL VE TAYYİP ERDOĞAN

NECİP FAZIL VE TAYYİP ERDOĞAN
Üstad Necip Fazıl ile ilgili söylenecek çok şey var. Burada uzun uzun onu anlatmaktan ziyade Tayyip Erdoğan ile ilgili bir özelliğini sözkonusu etmek istiyoruz. Necip Fazıl’ın Türkiye’de Müslümanlara kazandırdığı en temel kıymet, tabii ki Büyük Doğu ismiyle maruf dünya görüşü çerçevesidir. Bu yazının konusu ise, üstadın Müslümanlara bir ruh aşılamış olmasıdır.
Okumaya devam et

Share Button

AHMET DAVUTOĞLU’NUN SELAMI VAR

AHMET DAVUTOĞLU’NUN SELAMI VAR

Akparti genel başkanı seçilen Ahmet Davutoğlu’nun kongredeki konuşmasındaki “selamlama” kısmını yayınlıyoruz.

***

“Alemlere rahmet olarak gönderilen sevgililer sevgilisine selam olsun. Onun gül kokusunu bu diyarlara getiren Ebaili Ensari’ye selam olsun. İçinde bulunduğumuz başkentimiz Ankara’nın manevi mimarı ve kadim payitahtımız İstanbul’un Fatih’inin hocası Akşemsettin’in hocası Hacı Bayram-ı Veli’ye selam olsun. Aşkımız piri Mevlana’ya, piri Ahi Evran’a, erkanımızın piri Hacı Bektaş-ı Veli’ye selam olsun. Gönül dilimizin pirleri Yunus Emre’ye, Ahmed-i Hani’ye selam olsun. Zamana selam olsun. O zaman ki bize varoluşun ve tarihin sırrını öğretir. Bundan tam 943 yıl önce, bir 26 Ağustos sabahı etrafındaki Türk, Kürt, Zaza, Arap ve diğer Anadolu kavimleriyle Anadolu’ya yürüyen Alparslan Gazi ve yiğitlerine selam olsun. Selam olsun, bundan 92 yıl önce milletin istiklali için Kocatepe’den İzmir’e yürüyen Gazi Mustafa Kemal’e ve İstiklal ordusuna selam olsun.
Okumaya devam et

Share Button

AHMET DAVUTOĞLU’NUN ANLAMI

AHMET DAVUTOĞLU’NUN ANLAMI

Ahmet Davutoğlu kimdir ve başbakan adayı olarak açıklanmasının anlamı nedir? Tayyip Erdoğan ile arasındaki temel fark nerede aranmalıdır? Erdoğan’ın başbakanlık ve genel başkanlığını Davutoğlu’na devretmesini nasıl görmek ve değerlendirmek gerekir?

Erdoğan gençliğinden beri siyasetin içinde, dolayısıyla pratiğin içinde, dolayısıyla tefekkürle münasebet yoğunluğu az olan birisidir. Temel tasnif olan tefekkür ve tatbikat sahaları dikkate alındığında Erdoğan, tatbikatçı, yani aksiyon adamı, yani pratisyendir. Yaşadığı pratiğin, mücadelenin yoğunluğu, tefekkür için kafi derecede zaman bırakmaz. Zaten mizaç olarak tefekkür adamı olmaktan ziyade aksiyon adamıdır, pratikte o kadar yoğunlaşması başka bir teşhise fırsat vermez. Bütün bunlara rağmen Erdoğan’ın kesintisiz düşünce faaliyeti içinde olduğunu söylemek gerekir, zira pratiğin yoğunluğu aynı derecede düşünce faaliyetini de gerektirir. Tefekkür adamı olmadığını söyledikten sonra kesintisiz düşündüğünü ileri sürmek bir paradoks veya tezat değil, çünkü Tayyip Erdoğan’ın düşüncesi, yaşadığı pratiğin gerekleridir. Tefekkür adamı veya tatbikat adamı olmak konusundaki temel tasnifimize göre tefekkür adamı olmanın yolu, dünya görüşü çapındaki düşünceden, temel meseleler üzerine kafa patlatmaktan, çetin meselelerde onlarca eser vermekten geçer. “Bir seçimi nasıl kazanırım?” sorusunun peşine düşmek, bu sorunun doğru cevabını bulmak için uykuyu bile kaybetmek, tefekkür adamı değil tatbikat adamı olduğunun delilidir. Doğrusu pratik düşünce meselesinde sahip olduğu maharet ve istidat fevkaladedir ve değme fikir adamının fersahlarca ilerisindedir.
Okumaya devam et

Share Button

ALİ ÜNAL, MÜNAFIK OLARAK FETHULLAH GÜLEN’İ TARİF ETMİŞ

ALİ ÜNAL, MÜNAFIK OLARAK FETHULLAH GÜLEN’İ TARİF ETMİŞ

Ali Ünal, bayramın ikinci günü (29.07.2014), “Nifak ve münafık” başlıklı bir yazı yazmış. Münafık olarak Erdoğan ve Akparti kadrolarının adını anmamış ama bulunduğu mevzi itibariyle onu kastetmiş. “Onu kastetmiş” derken, isimlerini vermediği için bu tespitimizi inkar etme imkanı var tabii ki, gerçekten de onları kastetmemişse eğer hata bize ait olsun.

Son zamanlarda moda olduğu üzere, önce kelimenin sarf ve nahvini (modern dille etimolojisini) yazmış, böylece Arapça bildiğini de göstermiş. Neyse, burada fazla durmayalım, kelimenin kökü ve müştakları tabii ki mühim…

Ali Ünal, bir müddetten beri (belki de baştan beri) feraset, basiret ve idrakini kaybettiği için, isim vermeden nazari çerçevede yazdığı nifak ve münafık mevzulu yazısında Fethullah Gülen’i tarif etmiş. Kendinin maksadı Erdoğan ve arkadaşları olabilir ama yazıdaki tarif, Erdoğan’a yüzde on uyuyorsa, Fethullah Gülen’e yüzde doksan uyuyor.
Okumaya devam et

Share Button

FETHULLAH GÜLEN “HİZMETÇİLERİNİ” ZOR TUTUYOR

FETHULLAH GÜLEN “HİZMETÇİLERİNİ” ZOR TUTUYOR

Bir örgüt, bir cemaat, bir devlet (halk) yönetmenin yüzde ellisinden fazlası, insanların psikolojik dünyalarını yönetebilmektir. İnsanların ümitlerini yönetebilmelisiniz, korkularını yönetebilmelisiniz, cesaretlerini yönetebilmelisiniz ila ahir… Liderlerin en büyük özellikleri, insanların psikolojilerini yönetebilmesidir, insanların psikolojik süreçlerini yönetebilen, o süreçlere ümit ve cesaret pompalayabilen, ümitsizlik ve korkunun kök salmasına müsaade etmeyen liderler, insanlar üzerinde tasarrufta bulunabilmekte, onları yönetebilmekte, onları ayakta tutabilmekte ve merkeze bağlı halde hayatlarına devam etmelerini sağlayabilmektedirler. Bir insana ne kadar para (mesela maaş, avans, prim) verirseniz verin, ümit ve cesaret aşılayamıyorsanız, ayakta tutamıyor, sadakatlerini sabit kılamıyorsunuz. Paranın fazla önemsendiği bir çağda yaşadığımız için onu misal veriyoruz, mali kaynakları zayıf olan bir yapının ayakta kalması zordur ama ne kadar paranız olursa olsun, ümit ve cesaret aşılayamıyorsanız meseleyi halledemiyorsunuz.

Cesaret mevcut durumla ilgili bir duygudur, direnmeyi mümkün kılan ruhi kaynaktır. Ümit ise gelecekle ilgili bir duygudur ve elan zor durumda olsanız bile ümit aşılayabiliyorsanız, istikbalin sahibi olduğunuza dair bir projeksiyon sunabiliyorsunuz ve insanlar mevcut şartlarda zor durumda olsa bile dayanıyorlar.
Okumaya devam et

Share Button

İSTİKLAL GÜNLÜKLERİ-25.07.2014-YAHUDİLER CESARET ÖDÜLÜNÜ GERİ İSTEMİŞ

İSTİKLAL GÜNLÜKLERİ-25.07.2014-YAHUDİLER CESARET ÖDÜLÜNÜ GERİ İSTEMİŞ

İhanet örgütünün yayın organı olan Zaman isimli mevkute, internet sitesinde, 24.07.2014 tarihinde bir haber yayınladı. Haberin başlığı, “Erdoğan’dan cesaret ödülünü geri istediler”…

Haber şu; Amerikan Yahudi Kongresi, 2004 yılında Erdoğan’a cesaret madalyası vermiş, Erdoğan’ın İsrail ile ilgili tavrından dolayı o madalyayı geri istiyor, bunun için kongre başkanı Erdoğan’a mektup yazmış, Zaman gazetesi de bu mektubu yayınlıyor.

Nasıl?

Bir taraftan Erdoğan’ı İsrail ile iş yapmaktan, Yahudilerden cesaret madalyası almaktan dolayı tenkit eden paralel örgüt diğer taraftan Yahudi Kongresi başkanının o madalyayı geri istemesinin haberini yapmış. Böylece Erdoğan, kafasının üstünde demoklesin kılıcı gibi sallanan o madalya belasından kurtulmuş olmuyor mu?
Okumaya devam et

Share Button

ALİ ÜNAL BASİRET İSTEMİŞ!

ALİ ÜNAL BASİRET İSTEMİŞ!

Ali Ünal, 20.07.2014 tarihli, “Filistin meselesi ve AKP” başlıklı yazısının sonunu şöyle bitirmiş; “Her şeyden önce birazcık basiret!” Yazısının sığlığına bakınca neden “birazcık” basiret istediği anlaşılıyor, oysa bize lazım olan derinliğine bir basirettir, biz derin basiretin ne olduğunu kendisine gösterelim.

Ali Ünal, Erdoğan’ın İsrail’e çalışan birisi olduğunu söylüyor, bu sebeple Filistin meselesine sahip çıkamayacağını, Filistin davasını yüklenemeyeceğini iddia ediyor. Kendinin de mensup olduğu ihanet örgütünün İslam dünyasında ve hatta tüm dünyada İsrail’in en büyük sivil toplum kuruluşu ve o kisve altında istihbarat örgütü olduğundan hiç bahsetmiyor. Kendilerle ilgili en ciddi iddia bu olmasına rağmen, bu iddianın da sayısız delili varken, bu ithamlara hiç temas etmeden başkasını suçlaması basiret gereği değil, bizi ahmak yerine koymaktan ibaret bir ahmaklıktır.
Okumaya devam et

Share Button

BAŞKAN ERDOĞAN, MİLLETE HAYIRLI OLSUN

BAŞKAN ERDOĞAN, MİLLETE HAYIRLI OLSUN

Başbakan Erdoğan, beklendiği gibi Cumhurbaşkanlığı adaylığını açıkladı. Türkiye’deki siyasi manzarayı doğru okuyanlar, cumhurbaşkanlığı seçiminin Akparti tarafından yapıldığını/yapılacağını, seçimlerin ise bu durumu resmi/hukuki manada tescil etmekten ibaret olduğunu görüyorlar. Şu an itibariyle Akparti (aslında Erdoğan) ülkenin cumhurbaşkanının kim olacağına karar verdi, yaklaşık kırk günlük seçim süreci ise Akparti kararının tescili için devam eden bir demokratik gösteriden ibarettir. Erdoğan’ın birinci turda seçileceğine dair kehanet şovuna gerek yok, zira kamuoyu araştırmaları ittifakla neticenin öyle olacağını söylüyor, kamuoyu araştırmalarının neticeleri ortadayken, Erdoğan’ın seçileceğine veya seçilmeyeceğine dair kehanette bulunmaya çalışanlar gevezelik yapıyor.

Türkiye’nin 12. Cumhurbaşkanının kim olacağı belli olduğuna göre, artık konuşmamız gereken meseleler, seçim değil, başka mevzulardır. Bu mevzuların en önemlisi de, Erdoğan’ın nasıl bir cumhurbaşkanı olacağı meselesidir.
Okumaya devam et

Share Button

İHANET KISKACINDA LİDERLİK VE OTORİTERLEŞME

İHANET KISKACINDA LİDERLİK VE OTORİTERLEŞME

Fethullah Gülen’in ihaneti o kadar içeriden, o kadar yakından, o kadar sinsi oldu ki, ilk katlettiği kıymet, itimat duygusuydu. İnsanı yatak odasında bile tedirgin edecek derinlikte bir ihanet, duyguları patlattı, akılları sarstı. Ergenekon terör örgütü tesmiye olunan “derin devlet”, Müslümanların cepheden karşılaştıkları, ona karşı kefeni giyerek mücadeleye girdikleri hasımdı, ona karşı maddi-manevi savunma bariyerlerini kurmuşlardı. Fethullah Gülen’in ihaneti ise yatak odalarında çıplak olarak yakaladı, bu o kadar iğrenç bir ihanetti ki, abdest almaya fırsat tanımamıştı. Herhangi bir liderin, bu kadar iğrenç ve sinsi ihanet karşısında katliam bile yapması, doğru olmazdı ama tabii refleks olarak kabul edilebilirdi. Eli tetikte nöbet bekleyen bir askerin arkasından yaklaşıp, kulağının dibinde balon patlatırsanız, refleks halinde sizi vurması işten bile değil.

Tarihte misali ender görülen bu ihanet karşısında Erdoğan çok öfkelendi ama hala kimsenin burnunu kanatmadı. Tayyip Erdoğan en büyük liderlik imtihanını, mahremine kadar giren ve yıllarca orada yaşayan paralel örgütün ihaneti karşısında kazandı. Gerçekten Erdoğan kadar güçlü bir liderin, bu kadar derin ve iğrenç bir ihanet karşısında, tüm öfkesine rağmen fevri kararlar almaması, liderliğini tescil eden en harikulade misal ve delildir.
Okumaya devam et

Share Button

AKPARTİ NİYE MAĞLUP EDİLEMİYOR?

AKPARTİ NİYE MAĞLUP EDİLEMİYOR?

On iki yıldır Akparti ile mücadele eden müzmin muhaliflere yardım edelim. Yurt içinde ve yurt dışındaki yeminli Akparti muhalifleri, Akparti’yi nasıl mağlup edeceklerini bilmiyorlar, bir türlü yolunu bulamıyorlar, artık anlaşıldı ki, muhalifler kendi hallerine bırakılırsa bu işi yapamayacaklar. Bizim cepheden birilerinin yardım etmemesi halinde akıbetleri çok kötü, ya kalp krizinden ölecekler veya gidip köprüden atlayacaklar, yardım etmemiz bir mesuliyet haline geldi.

Ülkedeki Kemalist, ateist, sosyalist kesimlerin kendilerini ifade ettikleri siyasi örgüt olan CHP, 2011 genel seçimine kadar siyasi mücadelesini “laiklik” ve “Atatürkçülük” üzerinden yürüttü. “Laiklik elden gidiyor” yaygaralarıyla seçim meydanlarında gırtlaklarını yırtanlar, seçim sonuçları açıklandığında önce dillerini yuttular, sonra akıllarını… Akparti’nin laiklik aleyhtarı olduğuna o kadar çok inanıyorlardı ki, sadece laikliğin ve Atatürkçülüğün tehlikede olduğunu söylediklerinde seçimi kazanacaklarını düşündüler. Bu düşüncelerini ikisi genel ikisi mahalli olmak üzere dört seçimde test etmelerine rağmen 2011 seçimine kadar korudular. Kendilerini solcu olarak tesmiye edenler, yanlıştaki kararlılıklarını doğruyu aramakta kullansalardı, şimdiye Akparti’yi çok defa iktidardan indirmiş olurlardı.
Okumaya devam et

Share Button

İHANET GÜNLÜKLERİ-(31.03.2014)-HEZİMET…

İHANET GÜNLÜKLERİ-(31.03.2014)-HEZİMET…

“Cemaat günlükleri” başlığı ile başladığımız yazılarımıza bundan böyle “ihanet günlükleri” başlığı altında devam ediyoruz. Cemaat günlükleri başlığı, meseleye çok naif bir bakış açısıdır ve meselenin tabiatını ifade etmekten çok uzaktır.

Bugün 31 Mart… Seçim sonuçları belli oldu, sonuçlar “ihanet örgütünün” hezimetini tescil etti. “Uzun Adam”, balkon konuşması yapmadı, yaptığı konuşma, “balkon konuşması” şablonunda değildi, tek ortak özellikleri “balkonda” yapılmış olmasıydı.

Yaptığı konuşmada, peşine düşen İslam coğrafyasından yüz milyonlarca Müslüman ile Türkiye’de peşine düşen yaklaşık yirmi beş milyon insanın duygu ve düşüncelerine tercüman oldu, onların itimadını sarsmadı, aksine ahdine sadık kaldı, kalacağını gösterdi. “Hesap soracağı, inlerine gireceğiz” beyanını tekrarladı ve savaşı başlattı.
Okumaya devam et

Share Button

BÜYÜK SEÇİM…

BÜYÜK SEÇİM…

Bir seçim var önümüzde, kanunun yazdığına göre mahalli seçim ama kamuoyunun dediğine göre başka, bambaşka bir seçim… Evet, kamuoyu doğru söylüyor, bu seçim bambaşka bir seçim, kanun yanılıyor bu defa…

Mademki hayati bir seçim, öyleyse neyi seçeceğimize bir bakalım…

Son bir asırdır batılıların ve Batılılaşanların yönettiği bu ülkeyi, kimin yöneteceğine karar vereceğiz, artık yerli halk mı yönetmeli yoksa batılılar mı yönetmeli? Tabii ki tarihi bir seçim, ilk defa halkın kendi ülkesini yönetme hakkının olduğu ve bu hakkını net bir şekilde istediği bir seçim yaşıyoruz, soru belli, ülkeyi kim yönetecek?

Akparti, on iki yıllık tarihinde ilk defa “Medeniyet yürüyüşünden” bahsediyor, ilk defa kendi kaynaklarımıza bu kadar açıktan atıf yapıyor, ilk defa kendi medeniyetimizi yeniden inşa etmekten bahsediyor. Bu ülkeyi yüz yıldır yönetenler, milleti batı uygarlığına eklemlemek için çabalıyorlardı, bu seçimde ilk defa kendi medeniyetimizin lafını duyduk. Siyasi manevra olsa bile ne gam, biz bunun yalanına bile oyumuzu veririz. Bu seçim, batı uygarlığı ile İslam medeniyeti arasındaki seçimdir, bizim tercihimiz ise sabittir, İslam medeniyeti…
Okumaya devam et

Share Button

“SEÇİM” VESİLESİYLE…

“SEÇİM” VESİLESİYLE…

Pazar günü yapılacak mahalli seçimler, Cumhuriyet tarihinin bugüne kadar yapılan en mühim seçimidir. Kime oy vereceğimizden önce, seçimin ehemmiyetini anlamış olmamız gerekir. Ehemmiyeti anlaşılmayan bir mevzuda, kafi derecede hassasiyet göstermek beklenmez, hassasiyet dışı tutulan meselede doğru karar verebilmek, ancak tesadüfen mümkündür.

*
Tayyip Erdoğan, Müslümanların kahir ekseriyetinin üzerinde ittifak ettiği bir liderdir. Müslümanların kahir ekseriyeti yanlışta ittifak eder mi? Allah Azze ve Celle bu kadar geniş çaplı bir ittifakın yanlış olmasına müsaade eder mi? Tayyip Erdoğan, Müslümanların kahir ekseriyetinin üzerinde ittifak etmesi yanlış olan bir şahsiyet ise eğer, Allah Azze ve Celle, onu doğru şahsiyete kalbetmez mi? Allah bu ümmeti böyle bir vahim yanlıştan korumaz mı? Eğer Tayyip Erdoğan, bundan önce bu çapta bir ittifakın merkezi olmaya layık değilse, bundan sonra layık hale gelmez mi? Tayyip Erdoğan, kendine yönelen milyonlarca insanın dualarına, ümitlerine, hasretlerine, maksatlarına aykırı bir şahsiyet olabilir mi, kendisi öyle olsa bile milyonlarca insanın duası ona hiç tesir etmez mi? Allah Azze ve Celle, kendine açılan milyonlarca elin, kendine yalvaran milyonlarca dilin, kendine yönelen milyonlarca kalbin karşılığı olarak, dünyanın en kötü insanı olması halinde bile Tayyip Erdoğan’ı doğru insan, doğru lider, doğru şahsiyet haline getirmez mi?
Okumaya devam et

Share Button

TAYYİP ERDOĞAN

TAYYİP ERDOĞAN

Semaver kaynıyordu içeri girdiğimde, başka da ses yoktu zaten odada. Usulca selam verdim, sessizliği bozmaktan ürken bir ses tonuyla, duydu mu bilmem, aldı selamımı başucuyla. Semaverin bir tarafından oturuyordu “dost”, öteki tarafına da ben oturdum sessizce… Semaveri kendime çevirdim, sakilik yapmak niyetiyle, tebessüm etti belli belirsiz. Kendime bir çay doldurdum, önüme aldım, şöyle bir yerleştirdim bardağı, simetrik olsun istedim. Çay ile münasebetini nizami şekilde kuramayanların adam olmakla ilgili eksikleri varmış gibi gelir bana, ehemmiyet veririm o sebeple çaya…
Okumaya devam et

Share Button

SEÇİM MİTİNGLERİ İÇİN SLOGANLAR-2-

SEÇİM MİTİNGLERİ İÇİN SLOGANLAR-2-

Üstad Necip Fazıl’dan slogan olacak mısralar. Buyurun…

*

Sen bir devsin, yükü ağırdır devin
Kalk ayağa, dimdik doğrul ve sevin

*
Yol O’nun, varlık O’nun, gerisi hep angarya
Yüzüstü çok süründün, ayağa kalk Sakarya

*
İnsandır sanıyordum mukaddes yüke hamal
Hamallık ki sonunda ne rütbe var ne de mal
Okumaya devam et

Share Button

STRATEJİK HEDEF; LİDER

STRATEJİK HEDEF; LİDER

Meseleyi, ana hatlarıyla şu üç unsur üzerinden değerlendirmek mümkün; dava, lider, taban…Dava, insanların duygu ve düşüncelerinin toplam ifadesidir. Bir hayat tarzı, bir hedef, bir hareket teklif eder. Tabanı tek şemsiye altında toplayan, onları belli bir istikamete sevkeden, ataletten kurtarıp harekete geçiren, kendi halindeki insanları büyük bir hareketin parçası haline getiren kişi ise liderdir.

Dava, bir insan kalabalığını belli bir çerçevede disipline eden teorik kaynaklardır. Aynı davaya (dünya görüşüne) mensup olmak, ruhi ve akli olarak aynı istikamete yönelmektir. Aynı istikamete yönelen insanların hareket haline gelmesi veya bir hareket oluşturması için teşkilat gerekir. Teşkilat, aynı istikamete yönelen insanlara içtimai bünye kazandıran örgüdür. Lider, dünya görüşü ile halkı harmanlayarak harekete dönüştüren şahsiyettir.
Okumaya devam et

Share Button

CEMAAT GÜNLÜKLERİ-(02.03.2014)-ZAMAN’IN HABERİ, TARAFINI GÖSTERİYOR

CEMAAT GÜNLÜKLERİ-(02.03.2014)-ZAMAN’IN HABERİ, TARAFINI GÖSTERİYOR

Zaman gazetesinin internet sitesinde 01.03.2014 tarihli bir haber… Haber; “Obama’yı uyaran uzmanlar konuştu” spotu ve “Erdoğan’ın ürperten otoriterliği, kaygı verici” başlığı ile verildi. Haberin kaynağı, İhsan Denli, Washington…

İhsan Denli (aslında densiz), haberine şu ifadeyle başlıyor;

“ABD Başkanı Barack Obama’ya mektup yazıp “Başbakan Tayyip Erdoğan’a karşı sessizliğini boz” uyarısı yapan isimler, Türkiye ile ilgili endişelerini anlattı. Mektupta imzası bulunan Amerikalı 5 Türkiye uzmanı, kaygıların çok ciddi boyutta olduğunu dile getirdi.”
Okumaya devam et

Share Button

ERDOĞAN’IN DİRİ DİRİ DERİSİNİ YÜZERLER

ERDOĞAN’IN DİRİ DİRİ DERİSİNİ YÜZERLER

Erdoğan bu ülke ve Müslümanlar için o kadar büyük işler yaptı ki, bu ülkenin, bu milletin, bu ümmetin düşmanları, fırsatını bulurlarsa diri diri derisini yüzerler. Yaptığı işleri burada sıralamak lüzumsuz, zaten imkansız. Neler yaptığını, az bir vicdan sahibi olanlar görüyor.

Yaptıklarının hepsi bir tarafa, Türkiye ve dünya Müslümanlarına bir ruh üfledi. Ümmetin birkaç asırdır mahkum olduğu “sürekli mağlubiyet” devrini bitirdi, yerleşik hale gelen “beceriksizlik hissini” imha etti, batı karşısındaki “aşağılık kompleksini” yendi. Meselenin özü bu değil miydi? Biz, sürekli yenilmeye mahkum olmuş nesiller değil miydik, batının bizden üstün olduğunu kendi okullarımızda öğrenmemiş miydik, hiçbir şey beceremeyeceğimiz konusunda derin bir psikolojik organizasyona savrulmamış mıydık? Tüm başarısızlığımız bundan kaynaklanmıyor muydu? Müslümanlar kendi ülkelerinde parya değiller miydi? İkinci sınıf vatandaş olmak bile bir imtiyaz haline gelmemiş miydi?
Okumaya devam et

Share Button