POLEMİK MEYDANI-3-TENKİT DİLİ VE ÜSLUBU

POLEMİK MEYDANI-3-TENKİT DİLİ VE ÜSLUBU
Polemik meydanında yoğun tenkit yazıları yazan Alihan Haydar’ı ilgi ve dikkatle izliyoruz. Kıvrak zekasının keşif ve deşifre ettiği konuları zevkle okuyoruz. Gerçekten Türkiye’nin böyle bir kaleme ihtiyacı var. Sadece Alihan Haydar değil, polemik meydanı sitesindeki yazar arkadaşların tamamını tebrik ve takdir etmek ihtiyacı duyuyoruz.
Son zamanlarda Alihan Haydar yoğun şekilde tenkit yazıları yazıyor. Yazıları iki cihetten tetkik etmek gerekiyor, muhteva ve dil (ve üslup)… Bu yazının konusu ise, dil ve üslup meselesi…
Haklı olmak, hoyrat ve kuralsız davranmayı gerektirmez. Yanlışı tespit etmek, yanlışı yapan üzerinde her türlü tasarrufta bulunmak veya ceza vermek hakkını kazandırmaz. Alihan Haydar’ın tespit ettiği yanlışlıklar, gerçekten tahammülü çok zor cinsten… İnsanın bağırası geliyor o yanlışları görünce ama tefekkür gücü, meseleyi belli bir sınırda tutma ama aynı zamanda da etkili bir tenkit yapabilme imkanı oluşturur. Alihan Haydar’ın zeka seviyesi ve tefekkür mahareti bunu yapacak güçte ama nedense öfke dilini de kullanıyor.
Hoş olmadığını kabul etsek de hakkını teslim babında söylemek gerekirse, “öfke dilini” onun kadar ustaca kullanan başka birine rastlamadım. Tenkitlerinde kullandığı öfke dili, özellikle de misallerde o kadar ağır bir tesire sahip ki, muhatabının aklını, zihnini ve hatta kalbini sarsıyor. Bu istidattan istifade edilmesi gerekiyor, mutlaka uygun mevkide istihdam edilmeli. Yeni Şafak Gazetesinde Salih Tuna ve Star Gazetesinde Ahmet Kekeç’in yapmaya çalıştığı iş için çok isabetli birisidir. Salih Tuna ve Ahmet Kekeç, Kemalist cenaha karşı polemik yazısı yazmaya çalışıyor, Alihan Haydar ile onları mukayeseli okumayı tavsiye ediyorum insanlara. Alihan Haydar’ın Müslüman yazarlara karşı değil de, Kemalist güruha karşı yazdığını düşünün, o muhteşem öfke diliyle kaleme alacağı tenkit yazıları harikulade olur. Zaten Türkiye’de herkes yanlış yerde duruyor. Okumaya devam et “POLEMİK MEYDANI-3-TENKİT DİLİ VE ÜSLUBU”

İSLAM BİRLİĞİNİN ÖNÜNDEKİ ENGELLER-5-EHL-İ SÜNNET HUSUMETİ

İSLAM BİRLİĞİNİN ÖNÜNDEKİ ENGELLER-5-EHL-İ SÜNNET HUSUMETİ
Bozulma yoksa ıslah yoktur. Hastalık yoksa tedavi yoktur. Problem yoksa çözüm yoktur. Yanlış yoksa tenkit yoktur.
Bozulmamış olan anlayış veya yapıyı ıslah teşebbüsü, aksine bir netice doğurur ve bozar. Hasta olmayan bünyeyi (mesela insanı) tedavi etmek, ilacı şifa değil zehir haline getirir. “Hastaya şifa olduğuna göre, sıhhatli insana da faydalıdır” düşüncesi, ahmaklığın bir çeşididir.
Hastaya verilecek ilaç, hastalığının çeşidine bağlıdır, hasta olması, herhangi bir ilacın verilmesini gerektirmez. Hasta olan uzuv tedavi edilir, eli yaralanmış kişiye beyin ameliyatı yapılmaz. “Hastalık hangi uzuvdadır, hangi çeşittir?” sorularının cevabı bulunmadan, yani teşhis konulmadan tedavi yapılmaz. Şeker hastasına kanser tedavisi uygulayarak şifa beklenmez.
Ehl-i Sünnet anlayışına, sarih veya zımni şekilde itiraz edenler, o çerçevenin dışına çıkanlar, öncelikle ilim ve fikir iktidarsızlarıdır. Ehl-i Sünnet hakkında ciddi hiçbir şey söyleyemeyen, cahil halkın içindeki bazı hurafeleri Ehl-i Sünnete malederek tenkit eden, kadim silsilenin müktesebatının milyondan birini üreten başka bir mecra olmamasına rağmen zırvalayanlar, önünde veya sonunda Şia gibi, Vehhabilik gibi, Mutezile gibi, modern selefilik gibi merkezkaç kuvvetlerin kucağına düşmekten kurtulamıyorlar. Okumaya devam et “İSLAM BİRLİĞİNİN ÖNÜNDEKİ ENGELLER-5-EHL-İ SÜNNET HUSUMETİ”

TENKİT YAZILARINA SON VERİYORUZ

TENKİT YAZILARINA SON VERİYORUZ
Tenkit, tefekkür faaliyet çeşitleri içinde en problemli olanıdır. Ne kadar büyük bir ihtiyaç olduğu vakıa, ne var ki aynı nispette de problemli. Özellikle de tenkit ayarını tutturmak zor çünkü çok ince bir ayar istiyor. Bir taraftan “yanlışı” tespit etmek diğer taraftan hakkı teslim etmek gerekiyor. Bunun ikisini birden yapmak, tabii ki ince bir idrak, keskin bir muvazene ister.
Tenkitle uzun süre meşgul olmak, insanın zihni ve kalbi evreninde tahmin edilemeyen hastalıklara sebep oluyor. İlk girdap, tenkidin insan nefsinde oluşturduğu girdap, öyle bir girdap ki, nefsin lezzetine doyamadığı bir gıda… Doyamadığı için de sürekli artan bir iştiha hatta şehvet halini alıyor.
Yer yer başarılı tenkitler yapabilmiş olmak, bu iştihayı azmanlaştırıyor. Tenkidin en büyük zararı, nefs terbiyesine mani olmasıdır. Çünkü nefsi en fazla besleyen tefekkür çeşididir tenkit. İnsanın kendisini hesaba çekmesine da mani oluyor. Çok sayıda hesaba çekilecek insan varken, insan kendini neden hesaba çeksin ki. İşte tenkidin oluşturduğu zihni evren böyle bir şey… Gerçekten de tenkit edilecek çok sayıda yazı ve müellifin olduğu bir ülkede, bu duygudan kurtulup da insanın kendini hesaba çekmesi fevkalade zor.
Zihni evreni tenkide ayarlı hale getirmemek gerekiyor. Tenkit tabii ki yapılabilir, yapılmalıdır da… Tenkitsiz tefekkür mü olur? Lakin zihni evren tenkide ayarlı hale geldiğinde insanın kendi nefsini görmesi zorlaşıyor. Çok vahim bir durum… Okumaya devam et “TENKİT YAZILARINA SON VERİYORUZ”

TAYYİP ERDOĞAN, ANLA ARTIK-3-

TAYYİP ERDOĞAN, ANLA ARTIK-3-
Tayyip Erdoğan, ülkeyi iyi yönetiyorsun, eyvallah. Fakat farkında mısın bilmem, mevcut siyasi ve hukuki rejimi iyi yönetiyorsun. Halkın kültür ortalamasını biliyorsun, neye ihtiyaçları olduğunu araştırıyor ona göre siyaset geliştiriyorsun. Halkın günlük ihtiyaçlarını karşıladığın için de oy alıyorsun, tamam. Ama artık anlama vaktin geldi ve geçiyor, bu sistemle varabileceğin nihai menzile ulaştın. Bundan sonra patinaj yapmaktan başka elinden bir iş gelmez. Anla artık Tayyip Erdoğan, kulvar değiştirmelisin…
Alıştın mı bu sistemi yönetmeye, bu sistemi iyi yönetiyor olmak seni bu sisteme mahkum etmiş olmasın. Bunun farkında mısın? Sisteme hakim oldun, eyvallah… Fakat Tayyip Erdoğan, sisteme mahkum olmayasın. Alışmanın ilginç ve hesaplanamaz neticeleri var, eğer bu sistemi yönetmeye alıştıysan, hakim de olsan, mahkum olmuşsun demektir. Tayyip Erdoğan, bu konu sana nasıl anlatılır, bilmem. Bildiğim şey şu; bazı şeyler teslim olarak teslim alırlar, en tipik misali de kadınlardır, bir kadının erkeği en derin şekilde teslim almasının yolu, ona teslim olmasıdır. Siyasi rejimlerin de böyle bir özelliği var, bilmem anlıyor musun, bilmem farkediyor musun? Tayyip Erdoğan, statüko sana teslim oldu, anla artık, teslim olmak “kadın tabiatına” aittir, teslim olarak seni teslim almasın.
Tayyip Erdoğan, kimse söylemedi mi sana, “ıslahı imkansız olanın, imhası zarurettir”. Islahı imkansız olanı ıslah etmeye çalışmak, teslim alırken teslim alınmaktır. İmhası zaruret olanı ıslah etmeye çalışmak, çok derin ve çelişik bir çelmeye takılmaktır. Islahı imkansız olanı ıslah etmeye çalışmak, havanda su dövmektir, teslim olmak ise havanda su dövmeye alışmak, ondan zevk almaya başlamaktır. Sahi ne yapıyorsun bu aralar? Tasfiye (imha) sürecini bitirdin de ıslah sürecine mi girdin? Tayyip Erdoğan, anla artık, silsileyi ters çeviremezsin, tasfiyeden sonra ıslah olmaz. Islahı önce denersin ve mümkün mü değil mi anlarsın, sen bunu kaç defa test ettin ve anladın ki ıslahı imkansız. Şu kadar tasfiyeden sonra ıslahatçı mı oldun? Bu nasıl bir akıl çarpılmasıdır, tasfiyeden sonra inşa süreci gelir, ıslah süreci değil… Allah aşkına, senin danışmanların ne yapıyor? Okumaya devam et “TAYYİP ERDOĞAN, ANLA ARTIK-3-“

RASİM ÖZDENÖREN’İN CEVABINA CEVAP

RASİM ÖZDENÖREN’İN CEVABINA CEVAP
Rasim ÖZDENÖREN’in Yeni Şafak gazetesindeki köşesinde, 09.12.2012 tarih, “Cibilliyet labirenti” başlıklı yazısına dair, 10.12.2012 tarihinde www.fikirteknesi.com sitesinde, “Şimdi de Rasim Özdenören” başlıklı bir tenkit yazısı yayınlamış, yazıyı aynı zamanda Rasim beyin e-mail adresine göndermiştik. Rasim Özdenören, 20.12.2012 tarihinde gazetedeki köşesinde “Bu da bir başkası” başlıklı yazısı ile tenkit yazımıza cevap vermiş. Bazı hususların izahı için meseleye dönme ihtiyacı hissettik.
Rasim Özdenören’in, ehemmiyetine binaen yazısının sonundaki ifadesiyle başlamakta fayda var, şöyle diyor yazısının “hüküm kısmında”; “Resulullah (sav) hakkındaki hassasiyetimizi kimse teste tâbi tutmaya gayret etmesin. Bu hassasiyet bizim zihnimizde ve kalbimizde onların tahayyülünün ötesinde konuşlanır. Vesselam…”
Özdenören’in bu beyanı, küçük bir değişiklikle doğru… Zaten önceki yazımızda da ifade ettik, Rasim Özdenören’in imanından, İslam’ından tereddüdümüz yok, Müslüman bir fikir adamı olduğu için kıymet veriyor, yazılarını takip ediyor, yine Müslüman bir fikir adamı olduğu için yazılarını tenkit ediyoruz. İfadesinde yapacağımız “küçük değişiklik” şu; hassasiyet yerine hissiyat kelimesini koymak… Zaten çabamızda tam bu nokta için… Okumaya devam et “RASİM ÖZDENÖREN’İN CEVABINA CEVAP”

ÜSLUBUMUZLA İLGİLİ AÇIKLAMA

ÜSLUBUMUZ İLE İLGİLİ AÇIKLAMA
İslamcılık tartışması ile ilgili yazılarımızda üslubumuza dönük bazı tenkitler ve teklifler var. Bu hususta bir açıklama yapmak ihtiyacı hasıl oldu.
Tenkitler şunlar; sert bir üslup kullandığımız, kırıcı olduğumuz, yer yer ağır bir dil kullandığımız ila ahir… Üslubumuzdan dolayı da tartışmaya katkı sağlama düşüncemizin tam olarak gerçekleşmediğini düşünenler var. Elektronik postaların umumi şikayetleri bunlar.
Öncelikle bir hususu beyan edelim; İslamcılık tartışması, taraf olduğumuz bir tartışmadır, tarafımız da İslamcılardır. Medyada ilk defa (muhtemel neticeleri bakımından) bu kadar verimli bir tartışma başladı. Bu tartışmaya ancak katkıda bulunmak niyetindeyiz, katkıda bulunmanın dışındaki tüm çabaları da lanetliyoruz. Bu tartışmanın, Müslüman için bir fikir sıçramasına vesile olacağını zannediyoruz ve bu zannın gerçek haline gelmesi için her Müslümanın bir şekilde katkıda bulunma mesuliyeti olduğunu düşünüyoruz. Okumaya devam et “ÜSLUBUMUZLA İLGİLİ AÇIKLAMA”

TENKİT FİKİR ZANNEDİLİYOR

TENKİT FİKİR ZANNEDİLİYOR
Müslümanların son bir-iki asırdır her alanda yaşadıkları zafiyet, zihni ve kalbi evrenlerinde ağır hasarlar bıraktı. Hasarların bir kısmı müzmin hale geldi, vahim olan ise, müzmin hale gelen hasar ve hastalıkla uzun dönem yaşadıkları için, onların hasar ve hastalık olmadığını zannetmeye başlamış olmalarıdır. İnsan zihni, bir hareketi, bir davranışı, bir akışı uzun süre yaşadığında, onun aslında yanlış veya anormal olduğunu unutuyor ve kendini onu da içine alacak şekilde yeniden inşa ediyor. İnsandaki intibak maharetinin sınırsız olduğu malum… Yeni duruma önceleri isyan ve itiraz etse, dirense de, bir müddet sonra intibak etmekte mahzur görmüyor. Yeni durum, birkaç nesli eskittiğinde ise tamamen “normalleşiyor” ve insan zihninin “gerçeklik altyapısına” yerleşiyor.
İki asır önce İslam medeniyeti çöktü, bir asır önce de tasfiye edildi. Toplam olarak iki asırlık medeniyet harici hayat, Müslüman zihinlerde, İslam dışı yeni itiyatlar, mantık örgüleri, akıl terkipleri, duygu mecraları açtı. Birçok Müslüman nesil İslam medeniyetinden mahrum olarak yaşadı. Cumhuriyet operasyonu ile birlikte “kaht-ı rical” zirveye çıktı ve istikamet şaştı. Her şey birbirine karıştı, kendi merkezini kaybetti, tam bir zihni kaos hakim oldu. Okumaya devam et “TENKİT FİKİR ZANNEDİLİYOR”

BİRAZ DA AKPARTİ’Yİ TENKİT EDELİM

BİRAZ DA AKPARTİ’Yİ TENKİT EDELİM
Hiçbir şahıs ve müessesenin “dokunulmaz olmadığı” prensibi, dünya görüşümüzün unutulmaması gereken şiarlarındandır. Tenkit bahsinin de doğru anlaşılmadığı ve yapılmadığı bir piyasada yaşıyor olmak can sıkıcı bir durum. Bu sebeple faydalı işler yapan şahıs ve müesseseleri tenkit konusunda biraz temkinli davranıyoruz. “Meyveli ağacı taşlamak” gibi bir abesle iştigal etmek istemiyoruz. Doğru ve faydalı işler yapan insanların da yanlış yapabileceğini biliyoruz fakat bu insanların aynı zamanda muhafaza edilmesi gerektiğine inanıyoruz. Tenkidin, “kıyım” makinesi gibi çalıştırıldığı bir piyasada, önce tenkidin tenkit edilmesi lüzumunu biliyoruz.
Ölçülü davranmak mesuliyetini ihmal etmeksizin meseleye bakmak gerekiyor. Müslüman’ın bariz vasıflarından birisi, “hakperestliktir”. Hakkı teslim etmeyen hiçbir fikir, yorum ve tenkit, maksadına ulaşmaz. Zaten tenkit salahiyeti, hakkı teslim etmeyi bilenlere aittir. Bu duygu ve düşüncelerle meseleye baktım da, Akparti’yi uzun süredir tenkit etmediğimizi fark ettim. Bu kadar geniş bir müsamaha galiba doğru değil.
Akparti’nin doğruları ile beraber yanlışlarını da teşhis etmek ve kamuoyu ile paylaşmak mesuliyetimizi unutmamalıyız. Bu zamana kadar zihnimizde birikmiş olan ve fırsatını bulamadığımız (belki de yazmak istemediğimiz) meseleleri, tenkit süzgecinden geçirerek yazma zamanı geldi.
Akparti tenkit serisini başlatıyoruz. Tenkitlerimiz, mümkün olduğunca tekliflerle beraber gelecek. Fakat her tenkit konusunda bir teklifte bulunma imkanımız olmadığı malum.
Bakalım ortaya ne çıkacak?
HAKİ DEMİR
demirhaki@gmail.com

DÜCANE CÜNDİOĞLU FENOMENİ

Fikir adamının, fikri olur. Fikir adamı ise hakikaten, kapsayıcı fikri olur. Parça fikirler, geveze entelektüellerin psikolojik tatmin malzemeleridir. Parça fikir ile kapsayıcı fikri birbirinden ayıramayanlar, entelektüel geveze bile değildir. Parça fikirlere takılıp kalanlar ve üst fikre (sistem fikrine) sıçrayamayanlar, genellikle “parça fikre” kapsayıcı fikir muamelesi yapar. Parça fikre “bütün fikir” muamelesi yapanlar, fikir çilesinden mahrum olmalılar.
Parça fikirlerde patinaj yapanlar, farklılıklarını izhar etmek gayretine düşüyorlar. Farklılıklarını izhar etmek için gizemli olma çabasına giriyorlar. Gizemli olmak, ne dediğinin anlaşılmasını zorlaştırmakla kabildir. Beyanının anlaşılmasını zorlaştırmak ise fikrin derinlik boyutu ile ilgili değildir. Yaptıkları sadece beyanlarını giriftleştirmekten ibarettir. Fikrin derinlik boyutunda mesafe almış olanlar anlaşılmayabilirler ama anlaşılmamak için çaba sarfetmezler. Anlaşılmıyorlarsa bunun sebebi, fikirlerinin derinliğidir. Fikri derinliğe sahip olmak ile anlaşılmamak için derinlik gösterisi yapanlar, çareyi üslubun giriftliğinde arıyorlar. Okumaya devam et “DÜCANE CÜNDİOĞLU FENOMENİ”