HAMLE ZAMANI

HAMLE ZAMANI

(Terkip ve İnşa dergisi 1. sayı)

Batı uygarlığı, kendi akli (pozitif), siyasi, ekonomik ve felsefi formasyonunu tamamlayarak, modernitesinin arka planını oluşturmuştur. Uygarlığının özünde sömürgecilik olan batı, yeryüzü cenneti oluşturma iddiası ile ortaya çıkmış ve dünyayı işgal ederek, yeryüzünü kana bulamış sömürmüş ve gözyaşına boğmuştur.
Batı maddi kalkınmışlığının da etkisiyle insanlığı etkilemiştir. Kendi dışındakilere maddi kalkınmayı sağlayabilmeleri için, batı içi (paradigma) akıl ve bilgi telakkilerini araç olarak önermiş, kalkınmanın ön şartı olarak kendi paradigmasını evrensellik adı altında sunmuştur. Bu durum, kültürel emperyalizmi oluşturmuş ve azmanlaştırmıştır. Okumaya devam et

Share Button

MEDENİYET HAMLESİNİN BAŞARISIZLIK İHTİMALİ

MEDENİYET HAMLESİNİN BAŞARISIZLIK İHTİMALİ

(Terkip ve İnşa dergisi 1. sayı)

Medeniyet hamlesinin başarısızlık ihtimali var mıdır? Bu sorunun cevabını aramak, hangi ihtimallerde başarısız olacağını bulmak, başarısızlık halinde etkisinin ve sonucunun ne olacağını araştırmak bana düştü. Bu vazifenin bana düşmesini talihsizlik olarak kabul ediyorum. Ne ki, tuvalet temizlemek de olsa, vazife vazifedir.
Medeniyet hamlesinin başarısızlık ihtimalini iki kategoride değerlendirmeliyiz. Birincisi, kim başlatırsa başlatsın, nerede (hangi ülkede) başlarsa başlasın, ümmetin medeniyet hamlesinin başarısız olma ihtimali değerlendirilmelidir. İkincisi ise, bizim başlattığımız (başlatmak istediğimiz) medeniyet hamlesinin başarısız olması halinde ortaya çıkacak sonuçların değerlendirilmesidir.
* Okumaya devam et

Share Button

MEDENİYET HAMLESİ İÇİN TEMEL KAVRAYIŞ

MEDENİYET HAMLESİ İÇİN TEMEL KAVRAYIŞ

(Terkip ve İnşa dergisi 1. sayı)

Medeniyet, bir dünya görüşünün nazari çerçevedeki üretimleri ile ameli sahadaki yapıp ettiklerinin toplamına verilen isimdir. İslam ve İslami dünya görüşü; insan, hayat ve varlık ile ilgili her konuyu kendi merkezinde ve kendi esaslarıyla izah eder. En küçük bir konuda bile kendi dışından ithal fikir ve ölçü talebi yoktur ve bütün sızmalara karşı da teyakkuz halindedir, bu nedenle eklektizm İslami dünya görüşünün zehiridir. Öyleyse Müslümanların dünyada yeni bir medeniyet hamlesi başlatması, her meseleyi kendi merkezlerinde izah ve inşa etmektir ki, bu teşebbüsün neticesi yeni bir dünya kurmaktır.
*
Batının en büyük hakimiyet manivelası, epistemolojik evrenini, “bilimsellik” kılıfıyla tüm dünyaya pazarlaması ve dünyanın da bunu, batıdan bağımsız olarak “doğru” bilgi ve bilim kavrayışı olarak kabul etmesidir. Batının epistemolojik evreninin kabulü, dünyanın en derin anlamda işgale uğramasıdır ve ilginç olan nokta ise bunun bir işgal olduğunu bilmemesi, anlayamamasıdır. Bilmediğimiz işgale karşı mücadele etme imkanımız olmadığı için, batıya karşı cephede savaşırken, cephe gerisinde ona lojistik destek veriyoruz. Dünyadaki tüm üniversiteler, batı ile batının bilgi ve bilim evrenine uygun şekilde “bilimsellik” yarışına girmiş durumda. Hangi ülkenin ve hangi üniversitenin ne kadar bilimsel üretim yaptığını da yine batı üniversiteleri ölçüyor ve payeler dağıtıyor. Tam manasıyla küresel bir komedya… Okumaya devam et

Share Button

ZAMANIN İHTİYACI MEDENİYET HAMLESİ

ZAMANIN İHTİYACI MEDENİYET HAMLESİ

(Terkip ve İnşa dergisi 1. sayı)

Otuz-kırk yıl öncesine kadar bu ülkede fikir hareketleri vardı. Müellifler, temel telakkileri ne olursa olsun, bir fikriyat sahibiydi. Bir şahıs veya kadro hareketiyle ortaya çıkarlar, bütünlüğü olan bir fikriyat üretme çabasına girerler, devlet ve cemiyete bir teklif sunarlardı. Doğru ya da yanlış, üzerinde tartışılması mümkün olan, tartışmaya değer görülen bir teklifte bulunmaları, bu teklif çerçevesinde bir fikriyat üretmeye çalışmaları asil bir tavırdı ve tabii ki kıymetliydi.
Bir müddetten beri bu ülkede fikir hareketi kalmadı, fikir hareketi başlatacak çapta mütefekkir yetişmez oldu, artık fikriyat yok, dağınık halde fikir parçacıkları var, artık fikir hareketi yok, nefislere malzeme olsun diye toplama kitaplar ve makaleler var, artık teklif yok, kariyer ve şöhret var, artık mütefekkir yok, “yazar” var. Ve yazarlar, halkın kitap okumadığından şikayet ediyor, okunacak kitap yazılmadığı ihtimalini nedense gündeme getirmiyorlar. Okumaya devam et

Share Button

MEDENİYET HAMLESİ

MEDENİYET HAMLESİ

(Terkip ve İnşa dergisi 1. sayı)

Medeniyet hamlesinin başlatılması için en uygun şartlar bugün için Anadolu coğrafyasında mevcut görünüyor. Daha doğru bir ifadeyle, İslam dünyası tetkik edildiğinde, mukayeseli olarak Anadolu coğrafyasının daha uygun olduğunu söylemek kabildir. Yoksa Anadolu coğrafyasının tepesinde bulunan mevcut siyasi rejim, Müslümanların iktidarına rağmen hala medeniyet hamlesini mayalayacak tüm şartları ve hususiyetleri ihtiva eden bir muhafız ve muharrik kuvvet olmaktan uzaktır. Ne var ki mukayeseli olarak en uygun yerin burası olması, karargah olarak Anadolu’nun seçilmesini, yığınağın buraya yapılmasını, hamlenin buradan başlatılmasını gerektiriyor.
Mevcut hükümetin nispeten “güvenli alan” haline getirdiği Anadolu coğrafyası, medeniyet hamlesi ve inşası için lazım olan “emniyetli saha” ihtiyacımızı karşılayacaktır. Medeniyet hamlesinin başlatılabilmesinin ilk şartı emniyetli sahadır, emniyetli saha oluşturulamadığı, sınırları muhafaza altına alınamadığı takdirde medeniyet inşasının herhangi bir safhasında meydana gelecek bir saldırı, bugünün silah sistemlerine bakıldığında ülkeyi ve inşa sürecini yerle bir eder. İslam dünyasında “emniyetli saha” ihtiyacını karşılayacak şu an itibariyle bir ülke yok, sayısız başka sebepleri de olmasına rağmen sadece bu sebeple bile medeniyet hamlesinin Anadolu coğrafyasından başlatılması, lazım olmanın çok ötesinde elzemdir.
* Okumaya devam et

Share Button

MEDENİYET HAMLESİ İÇİN SEFERBERLİK

MEDENİYET HAMLESİ İÇİN SEFERBERLİK

(Terkip ve İnşa dergisi 1. sayı)

Medeniyet hamlesi, üç-beş kişinin veya otuz-kırk kişinin bir araya gelip başlatacağı, yürüteceği, altından kalkacağı bir teşebbüs değil. Otuz-kırk kişilik fikir ve ilim heyetinin ruhi ve zihni teçhizatı ne olursa olsun, hatta her biri günde bir kitap yazacak kadar velud olsa bile medeniyet hamlesini başlatmak ve sürdürmek için kafi değil. Medeniyet hamlesinin, isminin muhtevasına uygun bir faaliyet ve hareket haline gelebilmesi için asgari yüzlerce velud fikir ve ilim adamına ihtiyaç var. Bununla birlikte, ufku geniş, idraki derin ve terkip mahareti yüksek bir tane fikir adamı bile, meselenin ana haritasını ortaya koymak, ufkunu göstermek, istikametini tayin etmek bakımından mühimdir. Dikkatleri uyandırmak, fikirleri harekete geçirmek, tefekkür için zihni mecralar açmak bakımından mühimdir. Fikirteknesi web sitesi, Fikirteknesi yayınları ve şimdi de dergi ile yapmaya çalıştığımız da zaten budur, yani bu meselenin ehemmiyetini tespit etmek ve kamuoyuna sunmak… Okumaya devam et

Share Button

MEDENİYET HAMLESİ VE SİYASİ ALTYAPI

MEDENİYET HAMLESİ VE SİYASİ ALTYAPI

(Terkip ve İnşa dergisi 1. sayı)

Medeniyet hamlesini başlatmak için nelere ihtiyacımız var, buna mukabil hangi imkanlarımız mevcut? İhtiyaçlar ve imkanların altyapısı olan şartlar, elan hangi durumdadır, medeniyet hamlesini başlatmak için gerekli olan altyapı hazır mıdır? Bu soruları şahsımız veya dergimiz adına değil, tüm ümmet için ama öncelikle Türkiye için soruyoruz.
Medeniyet hamlesini başlatmak için öncelikle güçlü bir ülkeye ihtiyacımız var. Sadece devleti, ordusu, iktisadi bünyesi güçlü olan bir ülkeden bahsetmiyoruz, aynı zamanda medeniyet hamlesini başlatacak, destekleyecek, besleyecek ve muhafaza edecek dirayetli bir hükümetin de olması gerek. Apaçık bir mevzudur ki, bu istikamette samimi irade beyanında bulunmayan bir hükumetin idare ettiği bir ülkede medeniyet hamlesini başlatmak, sadece kaynak israfı manasına gelir. Türkiye’de bir insan ömrünü aşan müesseselerin bulunmadığı, bulunanların ise batı destekli Yahudi veya benzerlerine ait olduğu, Müslümanların yıllardır kurduğu müesseselerin periyodik olarak nasıl yağmalandığı hatırlanırsa, siyasi iradenin bu istikamete samimi ve istikrarlı şekilde yönelmesi şartı anlaşılır. Küçücük vakıf ve derneklerin bile zaman zaman kapatıldığı, Müslümanlar tarafından biriktirilmiş malvarlıklarının müsadere edildiği, müesseseleşmelerine, müktesebat biriktirmelerine, tecrübe edinmelerine müsaade edilmediği malum. Eski Türkiye’nin şartlarında medeniyet hamlesini başlatma imkanı yoktu, belki de bu sebeple “medeniyet hamlesi” Müslümanların gündemlerine giremeyen temel bahislerden biriydi. Okumaya devam et

Share Button

MEDENİYET HAMLESİ İÇİN SAF TUTANLAR

MEDENİYET HAMLESİ İÇİN SAF TUTANLAR

(Terkip ve İnşa dergisi 1. sayı)

Medeniyet hamlesi, hem muhtevasıyla hem de tatbikatıyla son birkaç asrın en büyük işidir ve muhtemelen önümüzdeki birkaç asrın da en büyük işi olacaktır. Son birkaç asırdır çürüme, çözülme ve yıkılma sürecini yaşadığımız için birkaç asırlık mazinin en büyük işi olduğu muhakkak. Müphem olan, önümüzdeki birkaç asrın en büyük işi olup olmayacağıdır, medeniyet hamlesi başarılı olursa istikbalin en büyük işi, başarılı olamazsa hâlihazırdaki en büyük fiyaskodur. Bu ihtimallerden bakıldığında, böyle bir hamle için saf tutmak, büyük bir kaygı, büyük bir heyecan, büyük bir sorumluluk kaynağıdır.
*
Medeniyet tasavvuru ve inşasına dönük şekilde fikir üretme işi, herhangi bir konuda bir şeyler yazmaktan çok daha zor olduğu için, fikir ve ilim adamlarının kendilerini test etmesidir. Doğrusu bu açıdan bakıldığında bir cesaret meselesidir. Medeniyet hamlesinde saf tutmak, büyük terkibe dönük şekilde fikir üretme çabasıdır ve bu bakımdan gerçek fikir adamı olma iddiasıdır. Nihai kararı tabii ki okuyucu verecektir ama böyle bir hamlenin içinde bulunmak bile başlı başına bir nefs emniyetini göstermeye kafidir. Okumaya devam et

Share Button

MEDENİYETİN İHYASI İÇİN İNSANIN İNŞASI

MEDENİYETİN İHYASI İÇİN İNSANIN İNŞASI

(Terkip ve İnşa dergisi 1. sayı)

Abstract
Building up of human virtue for restoration of civilization
Civilization is mentioned by institutions such as architecture, literature, music, and Ahi foundations those are manifestations of civilization. However civilization is manifestation of faith and a creation of people who lives in sincerity of faith. Therefore it is necessary that building up a mankind who carries a faith that reflected in the outside firstly for restorating the civilization. Our Prophet (s.a.v) had also built up the human virtue at Dar’ul Erkam and Mescid-i Nebevi in a system perhaps lately that named madrasa or tekke.
The aim of this study is to determine training of skilled human perspective. Skilled human at Sufism is mature human. Maturity is to do rational, aesthetic, and what is reasonable.
In this study, the perspective of the human concept of our civilization will be discussed firstly. After, the paradigm of modern man and society will be discussed. The last part of the study will be focused on within the framework of the concepts of culture and civilization, the necessity of a human being and society model based on our own understanding of civilization
Key Concepts: Human, Civilization, Sufism, Modernism.
*Özet
Medeniyet denildiğinde, aslında medeniyetin tezahürleri olan mimari, edebiyat, musiki ve ahilik, vakıflar gibi müesseseler akla gelir. Oysa medeniyet, bir inancın tezahürü ve inancı ihlasla yaşayan insanın eseridir. Bir inanç tezahürü olan medeniyet kurmak için dışa vuracak ölçüde yanan bir inancı taşıyan insanın inşası lazımdır. Efendimiz (s.a.v) da Dar’ul Erkam’da Mescid-i Nebevi’de belki daha sonraki karşılığı medrese ve tekke olan bir sistem içerisinde insanı inşa etmişti. Okumaya devam et

Share Button

İSLAM MEDENİYET ANLAYIŞI ÜZERİNE FİKİR TALİMİ YAPMAK

İSLAM MEDENİYET ANLAYIŞI ÜZERİNE FİKİR TALİMİ YAPMAK

(Terkip ve İnşa dergisi 1. sayı)

Tanzimat’tan Cumhuriyet’e kadar bu ülkede medeniyet kavramında üç anlayış çatışma hâlindedir. İlki İslâm’da medeniyet vardır; ikincisi İslâm’da medeniyet yoktur, üçüncüsü Batı medeniyeti ile sentez şart diyenler.
“Medeniyet, eşya- teknoloji üretimi değil, toplumun kurumsal dindarlığıdır. İslâm’ın toplumsallaşmasıdır” şeklinde târif edenler var. Bu târifin karşısında “Müslümanlar, Batı yapmadan önce Batı’nın ürettiği tekniği icat etmeli” diyenler var.
Sözün başında belirtelim ki Kur’ânî mânada tek medeniyet İslâm medeniyetidir. İslâm dışı sosyal organizasyonlara, Batı’dan mülhem seküler ve teknik gelişmelere medeniyet denemez. Kur’an ve sünnete tâbi olmakla meydana gelmiş toplum yahut milletin dünyayı İslâmca şekillendirmesidir medeniyet. İslâm medeniyetinin varlığı ancak Müslüman toplumun varlığı ile kaimdir.
Dolayısıyla bir beldede Müslüman bir toplum ahkâmı yaşamak için ortaya çıkmazsa medeniyet oluşmaz. Ahkâmı yürümeyen Müslümanların varlığı medeniyet oluşumu için yeterli değildir. Bundandır ki Mekke’de Müslümanların varlığı medeniyet meydana getirmemiştir. Medeniyet, İslâm ahkâmını yaşamak için Medine’ye hicret eden Müslümanlarca oluşturulmuştur. Medeniyetin, laik Türkçülerin anladığı gibi “sentez” olmadığını da belirtelim. Okumaya devam et

Share Button

YENİ BİR HAMLE YENİ BİR HEYECAN

YENİ BİR HAMLE YENİ BİR HEYECAN

(Terkip ve İnşa dergisi 1. sayı)

İslam medeniyet tasavvurunu hedefleyen, yeniden medeniyet hamlesini başlatacak olan, bunun için bir tefekkür mecrası ve havzası açmaya çalışan bir dergi… Böyle bir hamlenin içinde olmak müthiş bir heyecan… Meselenin ufkuna bakınca insanın gece gündüz çalışma iştiyakına sahip olmaması mümkün değil.
“Hedeflenen menzillere planlandığı gibi ulaşılabilir mi yoksa hiç mesafe almadan akim mi kalır?” türünden soruların hiçbir anlamı yok. Esas olan yolda olmaktır ve o yolda doğru hedefe yönelmesi, doğru istikameti tercih etmesi kafidir. Üç günlük dünyada serseri serseri dolaşmaya “hayat” diyenlerin aksine, “yolda” olmayı şeref bilen bizler için böyle bir hamle müthiş kıymetli ve heyecanlıdır. Okumaya devam et

Share Button

BİR MEDENİYET YÜRÜYÜŞÜ-HİCRET-

BİR MEDENİYET YÜRÜYÜŞÜ-HİCRET-

(Terkip ve İnşa dergisi 1. sayı)

Medine Hicret’ten önce Medine değil Yesrib idi. Yesrib, “hoş olmayan, kınanan, fesat kaynağı yer” demekti ve Müslümanların hicreti öncesinde tam da böyleydi bu belde. Yerleşik Yahudi kabilelerinin körüklediği fitne ateşi burada yaşayan herkesi yakıyor, huzur ve istikrara fırsat vermiyordu. Yemen kökenli iki kardeş kabile olan Evs ve Hazrecliler 120 yıldır birbirleriyle kıyasıya savaşmaktaydı. Kan davasına kurban gitmeyenler sık sık yaşanan humma ve veba salgınlarıyla telef oluyordu. Çarpık bir düzen hüküm sürüyor, mesela baba öldüğünde geride kalan eşi, kızları ve büluğa ermemiş erkek çocukları miras alamadığı için yokluğa, sefalete düşüyor; bunların haline kimse aldırmıyordu. Kur’an-ı Kerim’deki ifade ile tam bir “ateş çukuru” idi Yesrib.
O ateş Efendimiz s.a.v.’in nübüvvetinin 11. yılından itibaren Akabe Biatlarında Müslüman olan Medinelilerin, oraya İslam’ı tebliğ ve talim için gönderilen Mus’ab b. Umeyr r.a.’ın ve zaman içinde peyderpey hicret eden Mekkeli Müslümanların taşıdığı rahmetle bir uçtan sönmeye başladı. Nihayet hicri takvim hesabıyla 1436 yıl önce 12 Rebiülevvel Cuma günü bu beldeye giren Rasul-i Ekrem s.a.v.’in nübüvvet nuru ile Yesrib artık ateş çukuru olmaktan tamamen çıkıyor, Medine-i Münevvere’ye dönüşüyordu. Öyle olduğu içindir ki Âlemlerin Efendisi bu hicret yurduna Yesrib demekten etrafındakileri men ediyor, “Burası artık Taybe’dir!” buyuruyordu. Taybe veya Tâbe “güzel, hoş” demekti ve Yesrib yaradılmışların en güzelinin teşrifiyle güzelleşmiş, Medine olmuştu.
* Okumaya devam et

Share Button

NASIL BİR DERGİ?

NASIL BİR DERGİ

(Terkip ve İnşa dergisi 1. sayı)

Fikri ve ilmi çalışmaların birbirinden bağımsız konular üzerinde yürütülmesi hem bir külliyat oluşmasına mani oluyor hem de sayısız tezadı, muhtevaya zerk ediyor. Bir üst başlıkta toplansa zıtlık olarak görülecek ve halledilmesi için çalışılacak meseleler, üst başlığa çıkılamadığı, yani terkip edilemediği için zıtlık olarak görülmüyor, aksine farklı fikirler olarak kabul ediliyor. Tezat oluşturan fikirler telif ve terkip edilmek yerine farklı fikir muamelesi görünce, dipsiz ve verimsiz bir tartışma başlıyor ve hiç bitmeyecek hissi veriyor. Sanki içinde bulunduğumuz dönemin karakteristiği budur.
Bu girdaptan çıkmanın bir çaresi olmalı. Herhangi bir gurubun fikirlerine hapsolmadan ama her gurubun fikriyatını muhafaza ederek, İslam medeniyet tasavvurunu telif ve inşa hamlesi başlatmak bir çare olabilir. Her gurubun kendi fikriyatını ve içtimai bünyesini muhafaza ederek, İslam medeniyet tasavvuruna ve inşa hamlesine katkı sunması, fikri ve ilmi faaliyetlerini bu ufka dönük olarak yapması, ortaya çıkacak müktesebattan da azami derecede faydalanması, galiba müşterek tefekkür havzasını oluşturmak için doğru yol olsa gerek. Okumaya devam et

Share Button

NEDEN YENİ BİR DERGİ

NEDEN YENİ BİR DERGİ

(Terkip ve İnşa dergisi 1. sayı)

Piyasada çok sayıda dergi var, neden yeni bir dergi çıkarılsın? Üç-beş kişi veya on-onbeş kişi bir araya gelip, “bizim de fikrimiz var” cinsinden bir hafifmeşreplikle dergi çıkarılır mı? “Fikir piyasasında biz de görünelim, tanınalım” türünden nefse yol olmuş zihni mecraların tuzağına düşmekten kurtulmak çabasında olanlar için sorulması ve cevaplanması gerekir; “Neden yeni bir dergi?”
Zihni faaliyet ile tefekkür faaliyetinin birbirinden ayrılamadığı, aralarındaki farkın anlaşılamadığı bir vasatta, ruhi hamle ile nefsi hamlenin birbirine karışma ihtimali (tehlikesi) muhakkak ki fazladır. Tefekkür faaliyetinin, etki-tepki sarmalına mahkum olmuş zihni reflekslerle gerçekleştirileceğini zannetmek, ancak üç-beş tane reaksiyoner eser vermekle neticelenir. Oysa mesele, birbirinden bağımsız mevzularda kırık dökük fikirler üretmek değil, İslam’ı merkeze alarak, hayat, insan ve varlık bahislerinin yekununda “fikriyat” üretmektir. Fikriyat üretenler, dergi çıkarmak için çabalamak yerine, hazırladıkları müktesebatlarının neşriyatı için dergiye ihtiyaç duymaya başlar. Okumaya devam et

Share Button

YAYIN ÇİZGİMİZ VE UFKUMUZ

YAYIN ÇİZGİMİZ VE UFKUMUZ

(Terkip ve İnşa dergisi 1. sayı)

İslam’ın Asr-ı Saadetten bugüne akıp gelen ana mecrasının “Ehl-i Sünnet” olduğuna inanıyoruz. Ehl-i Sünnet dışındaki tüm mecraların “merkezkaç kuvvet” olarak ana yapıdan ayrıldığını, dinde istikametini şaşırdığını, şaşırmış istikametiyle dini tahrif ettiğini/etmeye çalıştığını düşünüyoruz. Sünni-Şii tasnifini yapanların ve bu tasnifle beraber Ehl-i Sünneti ve Şia’yı ayrı birer mezhep olarak kabul ettirmeye dönük propagandanın çok tehlikeli olduğuna kaniyiz. Ehl-i Sünnet İslam’ın ana mecrasıdır ve mezhepler de o mecranın içindedir.
Ehl-i Sünnet, İslam’ın ilim, tefekkür ve tasavvuf kollarını derli toplu bir şekilde bünyesinde barındıran, bunların eserlerini ve müktesebatını tertip ve cem eden ana yapıdır. Ehl-i Sünnet hassasiyetimiz, İslam’dan hareketle keşif ve imal edilen toplam müktesebatı belli bir usul ve tertip ile cem etmesi ve mukaddes emaneti sonraki nesillere nakletmesindeki hassasiyetten kaynaklanır. Ehl-i Sünnet, bir anlayış ve bir süzgeçtir, doğru anlamanın, yanlışı tespit etmenin bünyeleşmiş halidir. Okumaya devam et

Share Button