MEDENİYET TASAVVURUMUZ VE ÜÇ ESAS

MEDENİYET TASAVVURUMUZ VE ÜÇ ESAS

(Terkip ve İnşa dergisi 2. sayı)

Medeniyet tasavvurunda merkeze alınacak temel sütun, varlık tasavvurudur. İnsanlık, tarih boyunca tüm tefekkür mecralarında varlık ile ilgili farklı tasnif ve tavsifler yapmış, her varlık tasavvuru bir medeniyetin temeli-kaynağı haline gelmiştir. Medeniyetleri birbirinden ayıran temel unsur varlığa yükledikleri anlamla ilişkilidir. İnsanoğlu gerçekleştirdiği tüm faaliyetlerini bu temel üzerine inşa eder. Allah-insan-kainat arasındaki münasebet ağının sahih şekilde anlaşılması da “mutlak varlık” ve “mümkün varlık” tariflerini tevhid merkezli yapmaktan geçer. Zaten varlık tasavvuru tevhid bahsinin mütemmimidir. Okumaya devam et

Share Button

MEDENİYET TASAVVURU İÇİN “MEDENİYET AKADEMİSİ”

MEDENİYET TASAVVURU İÇİN “MEDENİYET AKADEMİSİ”

(Terkip ve İnşa dergisi 2. sayı)

İslam medeniyet tasavvuru, ilimlerin tasnifi, terkip ilimlerinin kurulması, inşa faaliyetinin başlatılması gibi her biri devasa birer külliyat (belki her biri için binlerce eser telif edilmesini) iktiza eden meselelerin halli için muhakkak ki bir tefekkür karargahına ihtiyaç var.
Müslüman fikir ve ilim adamlarının birlikte çalışma ahlakını kuşanamadığı, bu sebeple birbirinden bağımsız şekilde fikir ve ilim üretmeye çalıştığı, ortaya çıkan tezatların ise “farklı fikir” muamelesine tabi tutulduğu ve telif edilmesi için hiçbir çaba gösterilmediği bir dağınıklık yaşıyoruz. Tezat ile fikir farklılığının başka meseleler olduğu, tezat mahiyeti taşıyan mevzuların telif edilmesi gerektiği, farklı fikirlerin ise ana yapıyı zedelemeden muhafaza edilmesi lüzumu anlaşılmış değil. Okumaya devam et

Share Button

İLİMLERİN TASNİFİ VE “TERKİP İLİMLERİ”

İLİMLERİN TASNİFİ VE “TERKİP İLİMLERİ”

(Terkip ve İnşa dergisi 2. sayı)

Batı, son birkaç asırdır o kadar çok bilgi üretti ki, bilgiyi tertip ve tasnif etmekten aciz kaldı. Yapılan tertip ve tasnif çabaları ise akim kaldı, bilgiyi derleyip toparlama imkanını oluşturamadı. Bilgi çözüldü, dağıldı ve nihayet tam bir bilgi kaosu meydana geldi.
Dışarıdan bakanlar batının bilgi üzerindeki tasarrufunun mutlak olduğunu zannediyor. Batının, bilgiyi muhteşem bir tertip ve tasnife tabi tuttuğunu vehmediyor. Batının epistemolojik evreninin eksiksiz ve tezatsız olduğuna iman ediyor. Aynı duygu ve düşünceler, birkaç asır öncesine gidildiğinde bizim kadim müktesebatımız hakkında da yaşanıyor ve şöyle deniyordu; “Gök kubbe altında söylenmedik söz kalmadı”. Bu söz, bir taraftan kadim müktesebatımızın muhteşem zenginliğini gösteriyor diğer taraftan da bu sözü tekrarlayanların idrak acziyetini tescil ediyordu. Müslümanların kendi medeniyet müktesebatları için bu sözü söylemeleri anlaşılabilirdi ama batının müktesebatı için söylemeleri tam bir ihanetti ve kendi acziyetlerinin tam manasıyla itirafıydı. Okumaya devam et

Share Button

MEDENİYET TASAVVURUNDA “İLİMLERİN TASNİFİ”

MEDENİYET TASAVVURUNDA “İLİMLERİN TASNİFİ”

(Terkip ve İnşa dergisi 2. sayı)

İlimlerin tasnifi meselesi bilgi telakkisinin temelidir ve bilgi ile alakalı her meselenin başıdır. İlimlerin tasnifini yapmamış bir bakış ve anlayış, bilgi ile ilgili herhangi bir meseleye dair hiçbir şey söyleyemez. Bilgi, ilim, irfan ve tefekkür mevzularında sözün başı ve çerçevesi ilimlerin tasnifidir. İlimlerin tasnifini yapamadığımız, daha doğrusu böyle bir meselenin varlığından haberdar olmadığımız için, bilgi ile alakalı söylediklerimizin tamamı, batı menşelidir ve batının epistemolojik dünyasına aittir.
Batıya karşı bağımsızlaşmanın esası bilgi telakkisidir, bilgi telakkisinin en önemli haritası ise ilimlerin tasnifidir. Kendi kaynaklarımızdan hareketle ilimlerin tasnifini yapmak zorundayız muhakkak ama bugün için aynı zamanda batıya karşı bağımsızlaşmak gibi bir problemimiz de mevcut. Batının en derin etkisi ve işgali “bilgi” ve “bilim” başlığı altındadır ve çok sinsi şekilde ve özellikle de “bilimsellik” kisvesiyle ruhumuza kadar sirayet eden bir hegemonyadır.
Okumaya devam et

Share Button

MEDENİYET TASAVVURUNDA “MÜKTESEBATIN TEDVİNİ”

MEDENİYET TASAVVURUNDA “MÜKTESEBATIN TEDVİNİ”

(Terkip ve İnşa dergisi 2. sayı)

Batı, birkaç asırdan beri bilgi üzerinde hakimiyet kurdu. Kendi bilgi telakkisini dünyaya kabul ettirdi. Bilgi üzerinde öyle bir tasarruf sahibi oldu ki, tüm dünya onun hazırladığı tedvin ve tertibi (ISBN, ISSN ve sair) kullanmaya başladı.
Batı, bir taraftan dünyanın ilim ve tefekkür üretimini kendi tedvin ve tertibi içine alarak, ilim ve fikir üretiminin çerçevesini ve ölçülerini oluşturdu diğer taraftan “bilim telakkisi” ile neyin bilim olduğunu, neyin bilim olmadığını tespit etme mevkiine oturdu. Kısacası, bilgi telakkisi batının, bilim telakkisi ve tasnifi batının, bütün bunların tedvin ve tertibi de batının olunca, nasıl tefekkür faaliyetinde bulunacağımız, ilimle nasıl iştigal edeceğimiz ve tüm bunları da nasıl tasnif, tertip ve tedvin edeceğimiz bahsi batının tasarrufuna girdi. Dünyadaki tüm bilim ve düşünce adamları, farkında olmadan batının gönüllü ajanları haline geldi. Böylece oryantalizm batıda müstakil bir faaliyet alanı olmaktan çıktı, dünyadaki her üniversite oryantalizmi kendi coğrafyasında üretmeye başladı, hem de maaşını kendi ülkesinin bütçesinden alarak… Okumaya devam et

Share Button

MEDENİYET TASAVVURU İÇİN “ISTILAH HARİTASI”

MEDENİYET TASAVVURU İÇİN “ISTILAH HARİTASI”

(Terkip ve İnşa dergisi 2. sayı)

Mevzu ve ıstılah haritası, kadim müktesebatımızın temel meselelerindendir. Istılah haritamız, İslam’ın Arap lisan havzasından başlamak üzere, Farsça ve Türkçe lisan havzalarında inşa edilen mefhumlarımızla teşkil ve terkip edilmiş “hususi dil”dir. Istılah haritası, İslam’ın “ana dili” (lisan değil) mahiyetindedir.
Kur’an-ı Kerim ve Sünnet-i Seniyye’nin dili Arapça değil, lisanı Arapçadır. İslam, ilk “Ayet-i Kerime”den ve ilk “Hadis-i Şerif”ten başlamak üzere, Arapça lisan havzasında yeni bir “dil” inşa etmeye başlamıştır. Fikirteknesi külliyatının muhtelif eserlerinde zikredilen bu hadise, çok ciddi şekilde tetkik edilmelidir. Okumaya devam et

Share Button

MEDENİYET TASAVVURUNUN “MANA MİMARİSİ”

MEDENİYET TASAVVURUNUN “MANA MİMARİSİ”

(Terkip ve İnşa dergisi 2. sayı)

İslam Medeniyet Tasavvurunun ruhu, yani merkezi unsuru, mana mimarisidir. Medeniyet her ne kadar tezahürleriyle, görünür olan kısmıyla bilinirse de, bu durum aklı gözüne yakın olanlar içindir.
İslam Medeniyeti, satıhtan derinliğine doğru inildikçe veya satıhtan arşa doğru irtifa kazandıkça görülür ki bir mana silsilesine ve meratibine sahiptir.
İslam Medeniyeti, hakikate (saf manaya) muhatap olan Müslüman şahsiyet ve cemiyetin, o manayı önce ferdi ve içtimai bünyede tecessüm ettirmesi, sonra taşa toprağa mühür olarak vurmasıdır.
İslam Medeniyeti, hakikat (kitap ve sünnet) ile gerçek (kainat-tekevvünat) arasındaki münasebeti temin, muvafakati tesis, muvazeneyi ikame etmektir. Gerçeği hakikat ile okumak, hakikat ile izah ve manalandırmak, nihayet hakikati dünyada “gerçek” kılmaktır. Gerçeği tercih etmek, ona meyletmek değil, hakikati dünyada gerçekleştirmektir. Gerçeği, hakikate nispetle yoğurmaktır.
* Okumaya devam et

Share Button

MEDENİYET TASAVVURUNDA ÜÇ ŞAHSİYET

MEDENİYET TASAVVURUNDA ÜÇ ŞAHSİYET

(Terkip ve İnşa dergisi 2. sayısı)

Medeniyet, bir dünya görüşünün fikir ve fiillerinin nizami bir terkip halindeki yekununa verilen isimdir. Bir dünya görüşünün medeniyet çapındaki tezahürünün fikir veya fiil evrenini bir ferdin muhayyilesinde aramak ne kadar yanlış veya eksikse, medeniyet yekununu bir şahsiyet çeşidinin temsil etmesini mümkün görmek de o kadar yanlıştır. Medeniyet ismiyle ifade edilen fikir ve fiil evreninin çeşitliliğini bir ferdin (veya şahsiyet çeşidinin) temsil edebileceği düşüncesi, özü itibariyle peygamberlik iddiasıdır. Okumaya devam et

Share Button

MEDENİYET TASAVVURUNDA ÜÇ MECRA

MEDENİYET TASAVVURUNDA ÜÇ MECRA

(Terkip ve İnşa dergisi 2. sayı)

Batıda bilgi ile meşgul olan iki mecra var, felsefe ve bilim… İslam, bilgi ile meşgul olan üç mecra açmıştır; tefekkür, ilim, tasavvuf…
İslam, silsileyi “mutlak ilim” olan Kur’an-ı Kerim ve Sünnet-i Seniyye’den başlatmış, mutlak ilimden tefekkür doğmuş, tefekkürden “nispi ilimler” zuhur etmiştir. Tefekkür, mutlak ilim ile nispi ilimler arasındaki köprüyü kurmuş, mutlak ilimden aldıklarıyla nispi ilimleri inşa etmiştir. Ne var ki bir müddet sonra nispi ilimler tefekkürden uzaklaşmış, kendini doğuran ana rahmine isyan etmiş veya ona kafi derecede kıymet vermez olmuş, doğrudan babasına (mutlak ilme) yönelmiştir. Mezheplerin inşası döneminde yaşanan büyük tefekkür patlaması marifetiyle nispi ilimler (tefsir, fıkıh ila ahir) kurulmasına rağmen, daha sonra tefekkür aradan çekilmiş veya itilmiştir. Tefekkür ilmin merkezi unsurudur, ana rahmidir, tefekkür olmadığında ilim kaidelere bağlı kalır ve donar. İdrak yoksa ilim yoktur, geriye sadece bilgi kalır ki insana da ezberlemek ve tekrarlamak düşer. Öyleyse mütefekkir yoksa alim yoktur, ya her ikisi bir şahsiyette terkip olacaktır veya ayrı şahsiyetler halinde yetiştiğinde birlikte çalışacaklardır. Okumaya devam et

Share Button

MEDENİYET TASAVVURUNDA ÜÇ SÜTUN

MEDENİYET TASAVVURUNDA ÜÇ SÜTUN

(Terkip ve İnşa dergisi 2. sayı)

İslam medeniyet tasavvurunun merkezi mevzuu “insan”dır. Fertte, “insan tabiat haritasının” insani bölgesinde ikameti tabii hale getirecek şahsiyet inşası, meselelerin meselesidir. Şahsiyet; cemaat, cemiyet, ümmet güzergahındaki terkip ve inşa faaliyetinin temel taşıdır. Şahsiyet yoksa “sürü” vardır ve yanlış mercilere mutlak itaati itiyat haline getirir. Şahsiyet olamamış nefse bağlı kişilikler ise isyanı kutsar ve hem itaat ahlakına hem de isyan ahlakına sahip olamaz. Şahsiyet, İslam’a muhatap olmanın ferdi terkibidir ki içtimai örgünün de reşit unsurudur.
* Okumaya devam et

Share Button

MEDENİYET TASAVVURU VEYA BÜYÜK TERKİP

MEDENİYET TASAVVURU VEYA BÜYÜK TERKİP

(Terkip ve İnşa dergisi 2. sayı)

Kainat, varlığın sayı ve çeşit cümbüşüdür. Sayısız miktar ve çeşitten meydana gelen kainat, her safhada, derecede, seviyede ya “bir” halindedir, ya da “bir” menziline doğru hareket etmektedir. Bir elmadır veya çok elma bir elma ağacıdır. “Bir” gezegendir veya çok gezegenlerin oluşturduğu “bir” yıldız (güneş) sistemidir. Bir yıldızdır veya çok sayıda yıldızın oluşturduğu “bir” galaksidir. Bazen tertiben “bir”dir, çok sayıdaki varlık tertip edilmiş ve “bir” varlık çeşidini oluşturmuştur. Bazen terkiben “bir”dir, proton, nötron, elektrondan mürekkep “bir” atomdur. Bazen tanzimen “bir”dir, çok sayıda insan bir araya gelmiş, “bir” cemaat veya “bir” cemiyet veya “bir” devlet olmuştur. Varlık, “bir”den başlar, “bir”e doğru akar. Kainat, “bir” ile başlayıp, “bir”e doğru akışın hareket ve manevralarından ibaret varlık ve vakıalar cümbüşüdür. Okumaya devam et

Share Button

İSLAM MEDENİYET TASAVVURU

İSLAM MEDENİYET TASAVVURU

(Terkip ve İnşa dergisi 2. sayı)

İnsan tabiat haritası, mahlukat aleminin en aşağısından en yukarısına kadar tüm çeşitliliği muhtevidir. Her varlık, kendi tabiatına mahkumdur, tabiatını aşması beklenmez, tabiatını aşıp başka bir varlığa dönüşme istidadından bahsetmek, evrim teorisini kabul etmektir. Hayvan ne olursa olsun, ne yaparsa yapsın, nasıl bir eğitime tabi tutulursa tutulsun, tabiat haritasının alt ve üst sınırını aşamaz, dolayısıyla hayvan olarak kalır. İnsan ise yaratılmış tüm varlık çeşitlerinin tabiatını cem eden ve ayrıca ve münhasıran “insani” hususiyetleri de ihtiva eden tek varlık cinsidir.
Her varlık kendi tabiatıyla doğar, kendi tabiatına mahkumdur, kendi tabiatı ile yaşar ve ölür. Varlık çeşitlerinin büyük bir kısmı eğitime ihtiyaç duymadan, tabiatında mevcut olan “yapma istidadı” ile hayata başlar. Tabiatına mahkum olduğu gibi, tabiatına uygun davranmak, yaratılış maksadını yerine getirmesi için kafidir. İnsan bu hükmün istisnasıdır, zira insan, mahlukatın tamamının tabiatını cem ettiği için, tabiat haritasının “insani bölgesi”ni keşfetmek, orada ikamet etmek, o sınır içinde bir hayat yaşamak durumundadır. Bu sebepledir ki, dünyaya gelen insan talim ve terbiyeye tabi tutulmalı, tabiat haritasındaki “insani bölge”de kalmasını, orada yaşamasını, oradan çıkmamasını temin eden bir ahlak iktisap etmelidir. Anlaşılacağı üzere insan, dünyaya insan istidadı ile mücehhez olarak yani “potansiyel insan” olarak gelir, “insanileşme süreci” dediğimiz talim ve terbiyeden geçer, tabiat haritasındaki “insani bölge”de bir hayat kurarak insanlaşır. İnsanın, kainattaki diğer varlık çeşitlerinin aksine dünyaya hazır halde gelmemesi, aciz olarak gelmesi, bir taraftan büyürken diğer taraftan talim ve terbiyeye muhtaç olması, özü itibariyle “insanileşme sürecini” yaşamasını, hem mümkün kılar hem de buna mecburdur. Okumaya devam et

Share Button

MEDENİYET-İ SAHİHA

MEDENİYET-İ SAHİHA

(Terkip ve İnşa dergisi 2. sayı)

İslâm adına, seküler bir din mevkiine konulduğu gerekçesiyle reddedilirken de, teknolojik gelişme, iktisadî refah ve konfor imkânı olarak görülüp iştiyakla benimsenirken de Batı’dan mülhem bir medeniyet tasavvurundan yola çıkıldığını gözden kaçırdığımız için, medeniyet meselemiz iki asra yakın bir zamandır kıyl ü kaal mevzuu olmaktan öteye götürülemedi. Medeniyetin kelime manasıyla Batı’daki civilisation (sivilizasyon)’a denk düşmesi, hatta hususen sivilizasyonu karşılamak üzere sonradan türetilmesi ve nihayet İslâm coğrafyasında son iki asırdır modernleşmek suretiyle yürütülen temeddün tarzı, medeniyet ile sivilizasyonun aynı şey olduğu fikrini tartışmasız bir doğru gibi kafalara yerleştirdi. Okumaya devam et

Share Button