İlimlerin Tasnifi ve Terkip Üzerine Düşünceler

İLİMLER TASNİFİ VE TERKİP ÜZERİNE DÜŞÜNCELER

(Terkip ve İnşa dergisi 5. sayı)

Ezeli ve ebedi ilim sahibi Allah( c.c)’tır. Mutlak manada Alim (bilen) de O’dur. Alemler yaratılmadan önce de Allah’ın ( c.c ) ilminde vardı. Her şey yok olsa da O’nun ilminde yaratılmışın bilgisi var olacaktır. Mutlak ilmin sahibi olan Allah (cc), bilgiyi ve bilgi edinmenin yollarını da yaratmıştır. Müslümanlar Alim ve ilim sıfatlarını kullanırken mecazi anlamda kullanırlar, mutlak bilen manasında değil. Okumaya devam et

Share Button

İSLAM ŞEHRİ-11-FİKİR, İLİM, SANAT HAVZASI

İSLAM ŞEHRİ-11-FİKİR İLİM SANAT HAVZASI
İslam şehri, fikir, ilim ve sanat havzasıdır. Her mevzuun fikrinin üretileceği bir havza, bir mekan, bir mahfil vardır, orada mayalanmamış bir fikir asla tatbik sahasına sürülmemiştir. Birçok fikir ve ilim adamı tarafından, kısmen veya tamamen imza altına alınmamış (ittifak edilmemiş) bir fikri tatbik etmeye teşebbüs eden idarecilere karşı en şedit muhalefetin yürütüldüğü mekanın adı İslam şehridir. Fikir, ilim ve sanat insanlarının, hakkında ter dökmediği bir fikri tatbik edecek idarecinin yetişmediği, hiçbir idarecinin böyle bir teşebbüse cesaret edemediği, teşebbüs edenin derdest edildiği şehir ancak İslam medeniyeti tarafından inşa edebilir. İslam şehri, sanat eserleriyle teçhiz edilmiş bir şehir değildir, her şeyin sanatkarane inşa edildiği bir şehirdir. Şehri gelişigüzel inşa edip de, bazı meydanlarına veya noktalarına “sanat eseri” dikmek, batı kültürünün alışkanlığıdır. İslam şehrinde de sanat eserleri olur, mesela abideler bulunabilir ama esas olan şehrin her taşının sanatkarane yontulması ve hendesi bir zevk ve tertiple yerleştirilmesidir.
Şehrin en mutena semtleri, fikir, ilim, sanat merkezlerinin, müesseselerinin, faaliyetlerinin mahfilleriyle teçhiz edilmiştir. İslam şehri, bu merkezlere verdiği kıymet kadar kıymetlidir.
İslam şehri, fikir, ilim ve sanatı, kalbinde, beyninde, aklında iskan etmiştir. İslam’ın tecelli ve tatbikini temin eden bu üç mecra, şehrin üç sütunudur. Sütunların birleştiği kubbe vahdettir, o camidir. Okumaya devam et

Share Button

İSLAM ŞEHRİ-5-ŞEHRİN MERKEZİ ÖRGÜSÜ

İSLAM ŞEHRİ-5-ŞEHRİN MERKEZİ ÖRGÜSÜ
İslam şehri, mananın merkezi örgüsüdür. İslam’da iman tevhid üzeredir, fikir ise vahdet üzere… Fikrin kaynağı tevhid, kendisi ise vahdet üzeredir. Cenab-ı Allah Azze ve Celle’nin mevcudiyetindeki mana yekunu tevhid üzere cem edilmiştir, O’nun zatındaki tevhidin kainattaki tecellisi ise vahdet üzere olsa gerektir. Cenab-ı Allah Azze ve Celle’nin varlığı teklik (ehadiyet) üzeredir ve her daim öyledir. Kainat, kesret (çokluk) alemidir lakin kesret, vahdet üzere bina edilmiştir. Kesretteki vahdet ise ancak merkezi bir nizam örgüsüyle tesis edilir. Bu sebepledir ki İslam’ın temel meselelere (varlık telakkisine-ontolojiye, bilgi telakkisine-epistemolojiye, insan telakkisine, hayat telakkisine) bakışı, nizami bir örgüye sahip vahdet anlayışı üzeredir.
İslam şehri, yeryüzünde vahdetin tesis ve tatbik edileceği en görünür eserdir. İslam şehri, “mana parçalarının” gelişigüzel serpildiği, birbiriyle münasebetinin tespit edilemediği, yer yer birbiriyle tenakuz teşkil ettiği arz parçası değildir. Vahdeti idrak, izah ve tatbik edemediğimizde tevhidi anlama imkanına sahip değiliz. Şehir, vahdet mimarisinin büyük terkiplerinden biridir, vahdeti bu çapta bile tahakkuk ettiremediğimizde tevhidi anlama iddiası muhayyel ve muallaktır. Okumaya devam et

Share Button

AKL-I SELİMİN TEŞEKKÜLÜ-2-TERKİP UNSURLARI-1-

AKL-I SELİMİN TERKİP UNSURLARI
Akl-ı Selimin zihni evrende yerleşik, kalbi evrene de uzanan bir haritası var. Harita, akl-ı selimin terkip unsurlarını, faaliyet alanlarını, kaynaklarını ve nihayet bünyesini gösterir.
Akl-ı Selim, zihni evrende ikamet eden fakat zihni evreni aşıp kalbi evrene kadar ulaşan bir hususiyete sahiptir. Kalbe ve ruha bağlı olan, oradan beslenen bir bünyedir. . Ruhun mihverine (eksenine) yerleşmiştir, o ekseni terketmeden varolmaya ve faaliyetine devam eder. Zihni evrende olmasına karşılık kalp ve ruh ile en kesif münasebete sahip, onlardan en fazla müteessir olan bünyedir.
Zihni evrendeki en güçlü bünyedir. Zihni evrenin müstebiti (diktatörü) olan nefsten daha fazla güçlenme istidadı vardır. Akıl, nefsten daha fazla güç sahibi olamaz, zaten zihni evrende nefisten daha fazla güçlenecek bir bünye de yoktur. Akl-ı selim, zihni evrenin sultanı olabilecek, tamamını fethedebilecek, tamamını idare edebilecek, tamamına nüfuz edebilecek tek varlıktır. Bu sebeple akl-ı selim teşekkül etmemişse zihni evren nefsin tartışmasız tasarrufu altındadır.
Bu durumun tek istisnası, akl-ı selim oluşmasa bile, nefs terbiyesi yoluyla nefsin kalp ve ruh tarafından zapt altına alındığı tasavvuf yoludur. Nefs terbiyesi, belli bir merhaleye kadar ruhun zapt ve tasarrufu altına alınması, belli bir merhaleden sonra da nefsin aslına (ruha) irca edilmesidir. Nefs ruhi hususiyetler taşımaya başladığı andan itibaren zihni evrende akl-ı selim olmasa bile “doğru-güzel-iyi” hakimdir, “yanlış-çirkin-kötü” oraya giremez hale gelir.
* Okumaya devam et

Share Button

İSLAM BİRLİĞİNİN TEMEL MÜESSESELERİ-2-HİLAFET-1-

İSLAM BİRLİĞİNİN TEMEL MÜESSESELERİ-2-HİLAFET-1-yayınlandı-
Tevhide tecrit ve tenzih ile ulaşmak kabildir. Namütenahi tenzih güzergahı, Allah Azze ve Celle’nin lütuf ve ihsanı dışında katedilmesi muhal bir mesafedir. Öyleyse Müslümanların tevhide ulaşma cehd ve gayreti yanında, dünyada, birlik ihtiyacını karşılayacak bir müessese gerekir. Tevhidden hemen sonra vahdet meselesini konuşuyor olmamızın temel sebebi bu değil midir? Vahdet bahsi, tevhid bahsine bitişiktir ve arasındaki münasebet zorlu sırlardan biridir.
Müslümanlar tevhidden bahsetmeden vahdetten bahsedemezler ama vahdetten bahsetmeden de tevhidden bahsedemezler. Vahdet, ikamesi, inşası, gerçekleştirilmesi mümkün olan bir menzilde bulunduğu için, kalbi-ruhi süreçlerinde tevhid ile meşgul oldukları kadar, zihni-akli süreçlerinde ve tatbikatta vahdet ile meşgul olmalıdırlar.
Aynı dine mensup olanlara ümmet diyorsak, ümmetin (ve tabii ki dinin) tek mümessili olmalıdır. Tevhid münhasıran Allah Azze ve Celle içindir, vahdet ise kainattaki her varlık ve vakıada müşahede edilebilen, hayatın her alanında inşa ve ikamesi mümkün olan bir kıymettir. Yeryüzünde vahdeti gerçekleştiremeyen Müslümanların, tevhid güzergahında mesafe aldıkları iddiası ham hayaldir. Vahdeti bozan unsurların olması, hatta vahdete kasteden gurup ve anlayışların bulunması mümkündür, aslolan, her Müslümanın kendi kalbi ve zihni evreninde, ruhi ve akli mecrasında vahdeti inşa etmesi, yeryüzünde de ikamesi için çalışmasıdır. Okumaya devam et

Share Button