MÜSLÜMANLARIN TEŞKİLAT ANLAYIŞI-9-LEGALİTE İLLEGALİTE MESELESİ

MÜSLÜMANLARN TEŞKİLAT ANLAYIŞI-9-
LEGALİTE İLLEGEALİTE MESELESİ
Bir ülkenin ideolojik, siyasi ve hukuki sistemi, teşkilatlanmaya müsaade ediyor ve faaliyetlerine izin veriyorsa, illegal teşkilat izah edilebilir olmaktan çıkar. İllegalite normal şartlarda fikirlerin tercihi değil, müesses nizamın mecbur bırakmasından kaynaklanır. Bir ülkede siyasi teşkilatlanma ve mücadele imkanı tanınmıyorsa, fikirlerin illegal teşkilatlanmaya gitmesi, tabii ve kaçınılmazdır.
Türkiye’nin bu günkü halini esas alarak söylemek gerekirse, illegal teşkilat düşüncesi, insanı, hayatı ve siyasi rejim meselesini anlamamaktır. Müslümanların hedeflerine ulaşabilmeleri için yapılması gereken işlerin belki de yarıdan çok fazlası legal teşkilatlarla yapılabilir. Legal alanın imkanları sonuna kadar kullanılmadan illegaliteden bahsedenler, gevezelik yapıyorlar.
Suriye benzeri diktatörlüklerle yönetilen ülkelerde siyasi teşkilatlanma imkanı yoktur. Bir ülkedeki siyasi rejim, siyasi teşkilatlanmaları ve mücadeleleri kanunla yasaklamışsa, o ülkedeki siyasi iktidar illegaldir. Siyasi iktidarı illegal olan bir ülkede illegal teşkilatlanma, bir mecburiyettir.
Mevcut siyasi rejimle kan uyuşmazlığı olan siyasi düşünceler, mücadelelerin herhangi bir aşamasında mutlaka hesaplaşmaya girmek zorunda kalıyorlar. Siyasi teşkilatların hesaplaşma düşünceleri olmasa da, siyasi rejim onların üzerine yürüyor. Siyasi rejim üstlerine gelmeden halka nüfuz etmek, doğru bir stratejidir. İşin başından itibaren siyasi rejim üstlerine geliyorsa da halka nüfuz etmekten başka çare yok. Teşkilatlanmaya müsaade eden siyasi rejimler, siyasi teşkilatların üzerine daha geç geldiği için halka nüfuz etme imkanı nispeten vardır.
Arap isyanlarının gösterdiği bir gerçek var. İçinde yaşadığımız çağ, halka nüfuz etmemiş, halk tarafından etrafı sivil savunma hatlarıyla ihata edilmemiş olan illegal teşkilatların başarılı olma şansı yok. Teknolojik gelişmeler yerleşik güçleri (mevcut siyasi rejimleri) illegal teşkilatlara karşı çok avantajlı hale getirdi. Her şeye rağmen illegal teşkilatlanmanın imkansız olduğundan bahsetmek, zeka geriliği, akıl garibanlığı ve ufuk darlığıdır. Fakat zor olanı kolay olana tercih etmenin izahı yoktur.
Demokratik siyasi sistemlerde siyasi teşkilatlanma imkanları göz önüne alınırsa, illegalitenin izahı fevkalade zorlaşır. Türkiye’nin bu günkü halini misal aldığımızda, Müslümanların yapacakları işlerin büyük bir kısmını legal teşkilatlarla yapabildikleri vakadır. Kanunların imkanlarını da kafi derecede kullandıklarını söylemek çok zor. Mevcut imkanları kullanıp bitirmeden, bu imkanlardan elde edilecek olan verimleri devşirmeden, imkan sınırlarını zorlamaya başlamadan, illegal teşkilatlanmadan bahsedenlerin niyetleriyle ilgili tereddütler oluşması kaçınılmazdır.
Sosyal muhalefet projeksiyonu isimli yazı serimizde yapılabilecek bazı şeyleri zikrettik. Üzerinde uzun çalışmalar yapmaksızın aklımıza gelen işler listesine bir göz atınca, kanuni çerçevede yapılabilecek ne kadar çok iş olduğunu gördük. Bu imkanlar orta yerde dururken, insanları yeraltına indirmek, silahlı mücadele yapmak gibi bahisleri gündeme getirenlerin niyetlerinin sorgulanması çok tabiidir.
Mevcut imkanlar çerçevesinde bir şeyler yapma becerisi olmayanların yeraltına inmekten bahsetmesi, çok komik değil mi? Kanuni yoldan bir şey yapamayan beceriksizlerin illegal teşkilata yönelmesi nasıl bir paradokstur. Yerüstünde zuhur etmeyen maharetleri, yeraltına inince mi zuhur ediyor.
Mevcut kanunların tanıdığı imkanlar sonuna kadar kullanıldığında görülecektir ki, kanunlar değişmeye, değiştirilmeye başlanacaktır. Kanunların tanıdığı imkanların tamamı kullanıldığında ve kanunlar dar gelmeye başladığında, hayat kanunları tepelemeye başlar.
Demokratik siyasi rejimlerdeki problem, halkın ikna edilmesindeki zorluktur. Yapmak istenilen işlerin büyük bir kısmının kanuni yoldan yapılma imkanı varken, insanları yeraltına inmeye ikna etmek, deveye hendek atlatmaktan zordur. Bu durumlarda illegal teşkilatlar, kendi fikrinden olan kanuni teşekküller tarafından engellenir. Yani karşılarına çıkacak ilk guruplar, aynı düşünceye sahip olup da kanuni çerçevede kalanlardır. Böyle bir iklim, yeraltına inenleri siyasi rejimle hesaplaşmaktan alıkoymakta ve kendi düşüncesindeki insanlarla hesaplaşmaya götürmektedir. Bu netice çok çirkindir ve mutlaka imtina edilmelidir. Türkiye’de bu tür hadiseler az da olsa meydana geldi. Allah Müslümanları o tür hadiselerle imtihan etmesin.
Müslüman’ın Müslüman ile çatışmasını gerektirecek tüm fikirlerden uzak durmak gerekiyor. Bu hadiseyi zaruret haline getiren şartlar zuhur edebiliyor, tarihte misalleri var. Günümüzde ve gelecekte de bu tür istisnai şartların zuhur etmesi ihtimali var. Fakat Müslümanların basiret ve feraseti bu şartların zuhurunu engelleyecek keskinlikte olmalı. Kim bu şartların oluşmasına sebep olursa, Allah’ın laneti onların üzerine olsun. Çünkü Müslümanlar için en ağır imtihan çeşidi odur.
HAKİ DEMİR
demirhaki@gmail.com

Share Button

MÜSLÜMANLARIN TEŞKİLAT ANLAYIŞI-8-ONTOLOJİK İLLEGALİTE

MÜSLÜMANLARIN TEŞKİLAT ANLAYIŞI-8-
ONTOLOJİK İLLEGALİTE
Son bir asırdır Müslümanlar, dünyanın hemen hemen her noktasında gayrimeşru varlıklar haline geldi. İslam medeniyetinin çökmesi, hilafetin ilgası, İslam coğrafyasının yerli ve yabancı güçler tarafından işgali, Müslümanlara hayat hakkı tanımadı ve hayat alanı bırakmadı. Dünyadaki siyasi ve hukuki sistemler, Müslümanların kendi dinlerini ve dünya görüşlerini yaşamasına imkan verecek genişlik ve anlayışa hiçbir zaman ulaşmadı. Zaten böyle bir tefekkür ufku, kafirlerden beklenmezdi.
İslam coğrafyasının işgali İslam’ın siyasi hakimiyetini sona erdirdi ama daha vahim olanı İslam medeniyetinin çökmesiyle Müslümanların hayatlarının işgal edilmesiydi. Kendi hayatlarını kendi iman sistemlerinden üretemeyen Müslümanlar, başkalarının (batının) ürettiği hayatı yaşamaya zorlandı. Başkalarının ürettiği hayatı yaşama mecburiyeti, ya başkalaşmayı gerektirir veya savaşı… Başkalaşmamak, yabancılaşmamak, yozlaşmamak, kendi dünya görüşüne bağlı kalmak, ikinci ihtimali (savaşı) zorunlu istikamet haline getirir. Son birkaç asırdır mesele bu noktaya doğru hızla ilerledi, son asırda ise en kaba ve vahşi haliyle önümüze geldi. Yirminci asır boyunca Müslümanlar dünyanın (küçük kültürel adacıklar hariç) her yerinde “ontolojik illegalite” içine düştü.
Müslümanlar, hiç kimseyle savaşmaktan bahsetmeksizin kendi varoluşlarını gerçekleştirmeye çalıştıkları ihtimalde bile kendileriyle savaşılması gereken unsurlar olarak görüldü. Gerçekten hakim siyasi rejimler için bile çok masum bazı davranışları ve ibadetleri, savaş pahasına yok edilmesi gereken simgeler olarak görüldü, hem de kendi memleketlerinde. Müslüman bir ülke ve millet olan Türkiye’de başörtüsü meselesinde koparılan kıyameti hatırlamak kafi, ne demek istediğimizi anlamak için.
*
Ontolojik illegalite çok ağır bir durumdur. İnsanları nevrotik savrulmalara, fevri hareketlere, anlaşılmaz durumlara sürükler. Gerçekten ontolojik illegalitenin ağırlığına dayanacak insan sayısı çok azdır. Günlük ihtiyaçlarınızı karşılarken (mesela yemeğinizi yerken) bile tedirgin olmak, birisi size adres sorduğunda, “bu adam da kim, neden bana soruyor” cinsinden kırk tane ihtimali taramak zorunda kalmak, ontolojik illegalitenin tabii (ağır olmayan) neticelerindendir. İnsan, tabii neticesi bu kadar ağır olan hali, ne kadar yaşar, ne kadar tahammül eder, akıl sıhhatini ne kadar korur.
Koruyamadılar. Müslümanların yirminci asırdaki savrulmalarının birçoğu, temelinde ontolojik illegaliteye dayanamamaktan kaynaklandı. Fikirler eğilip büküldü, şahsiyetler yozlaştırıldı, nazari sınırlar genişletildi, merkezi fikir yok oldu vesaire. Bu çapta ağır hasar verdiğini kabul etmek hüzün verici ama vaka tam olarak bu değil mi? Hala sıhhatli bir kalbi, zihni ve akli evren kurulamadı. Bunlar kurulamadığı için, neye ihtiyacı olduğunu da kavrayamadı.
Hastalıklı kalb ve zihin dünyasından dışarı çıkan hastalıklı fikirler piyasayı işgal etti. Bu gün İslami anlayış diye tartışılan birçok fikir kırıntısı, aslında ne dediğini bilmeyen, neye ihtiyacı olduğunu fark etmeyen akılların ürünü. Bu problem çok köklü cinsten… Atlatması zor… Özellikle de ferdi hayatı tercih eden ve teşkilatlılık halinden uzak duran Müslümanlar, bu problemi çözme bir tarafa iç dünyalarında sürekli derinleştiriyorlar. Ferdi dünyalarına çekilenler kadar değilse de, sadece kendi cemaat ve teşkilatıyla sınırlı bir hayat yaşayan Müslümanlar da bu problemi çözemiyorlar. Kendi cemaatinden olmayan bir Müslüman ile yemek yiyecek, çay içecek kadar müşterek hayatı yaşayamaz hale gelen ve bu kadar kısa sürede sohbet edemeyen Müslümanlar, bu problemi yaşatmaya devam ettiriyorlar.
*
Ontolojik illegalite, teşkilatlı illegaliteyi icbar etmez mi? Varlığı illegal olan kişinin, faaliyeti zaten illegal değil midir? Varlığı illegal olan insanın, legal bir hayat yaşama çabası, derin bir tezat teşkile etmez mi? Tabii olan, ontolojik illegaliteye sahip olan insanın, teşkilatlı illegaliteye yönelmesi değil midir? Aksi takdirde ruhi ve zihni dünyasında halli kabil olmayan hastalıklı mecralar oluşmaz mı? Ruh ve zihin dünyası hastalıklı mecralara sahip olan Müslüman’ın, İslam’ı sıhhatli şekilde anlaması ve tatbik etmesi beklenir mi? Bunlar ve daha çok sayıda soru masanın üzerinde duruyor. Müslümanların işinin kolay olduğunu zannedenler, fena halde yanılıyorlar.
Ontolojik illegalite muhtevasında, sayısız problemi ve sayısız tezadı barındırır. Ontolojik illegaliteye duçar edilen zihinler tabii olarak teşkilatlı illegaliteye yönelir. Teşkilatlı illegaliteye yöneldiğinde ise çift yönlü illegaliteye düşer. Hem düşman kutup tarafından illegal görülür hem de kendi kendini illegal görmeye başlar. Başka bir ifadeyle, illegaliteyi benimser.
Gönüllü olarak illegal zemine (yeraltına) çekilmek, hayatı boşaltmaktır. Düşman kutupların Müslümanları illegal görmesi ve illegaliteye zorlaması, özü itibariyle Müslümanlardan hayatı boşaltmalarını talep etmektir. Bu talebi Müslümanların gönüllü olarak kabul etmesi, ontolojik illegaliteye rağmen legal hayatı tercih etmekteki tezattan daha hafif bir tezat değildir.
Cemiyetin (halkın) bağrında gizlenemeyen her hareketin illegaliteye savrulması, hayatı boşaltmaktır. Manevra yapmak için hayattan geri çekilmek mümkün ama hayatı boşaltmak, yapılabilecek en büyük stratejik hatadır. İllegalite gerçekten zaruret haline gelebilir, hala İslam coğrafyasının birçok yerinde mecburiyet halindedir. Fakat illegaliteyi mecburiyet şartından azade hale getirmek ve rızai tercih meselesi yapmak, izah edilebilir olmaktan uzaktır. İllegalitenin bedeli hayatı boşaltmak ise asla düşünülmemelidir. Varoluşun tek yolu haline geldiğinde ise hiç tereddüt edilmemelidir.
HAKİ DEMİR
demirhaki@gmail.com

Share Button