TEŞKİLAT VE ZEKA

TEŞKİLAT VE ZEKA

(Terkip ve İnşa dergisi 10. sayı)

Zekanın tabiatı bağımsızlıktır. Yüksek zekalarda bu hususiyet ifrat halinde tezahür eder. Bu hususiyet zekayı “teşkilatlılık halinden” uzak tutar. Hatta teşkilatları çözen, dağıtan ve yıkanlar yüksek zekalardır.
Zekanın emir almaktan hoşlanmayan, sıraya girmekten nefret eden, zapt altına alınmaya isyan eden tabiatı, teşkilatlandırılması en zor insan türünün yüksek zeka olduğunu gösterir. Ne var ki yüksek zekanın olmadığı teşkilatlar, küçük hacimli, dar ufuklu, basit yapılı olur ve sürekli bilinen bazı davranışları tekrarlar. Teşkilatların en ciddi paradoksları, yüksek zeka meselesinde ortaya çıkar. Okumaya devam et

Share Button

MÜSLÜMANLARIN TEŞKİLAT ANLAYIŞI-5-TEŞKİLAT VE ZEKA

MÜSLÜMANLARIN TEŞKİLAT ANLAYIŞI-5-
TEŞKİLAT VE ZEKA
Zekanın tabiatı bağımsızlıktır. Yüksek zekalarda bu hususiyet ifrat halinde tezahür eder. Bu hususiyet zekayı “teşkilatlılık halinden” uzak tutar. Hatta teşkilatları çözen, dağıtan ve yıkanlar yüksek zekalardır.
Zekanın emir almaktan hoşlanmayan, sıraya girmekten nefret eden, zapt altına alınmaya isyan eden tabiatı, teşkilatlandırılması en zor insan türünün yüksek zeka olduğunu gösterir. Ne var ki yüksek zekanın olmadığı teşkilatlar, küçük hacimli, yakın hedefli, basit yapılı olur ve sürekli bilinen bazı davranışları tekrarlar. Teşkilatların en ciddi paradoksları, yüksek zeka meselesinde ortaya çıkar.
Yüksek zekalar büyük teşkilatlar kurmuştur. Girift yapıları olan, çözülmeleri zor, büyüme istidadına sahip, teşkilatları ancak yüksek zekalar kurar. Hakim (veya lider) olduğu teşkilat zeka için problem oluşturmaz. Mesele, teşkilatı kuranın yüksek zeka olması değil, teşkilatın yüksek zekaları istihdam etmesidir. Bir tane yüksek zeka teşkilatın başında olabilir ve orada bulunduğu müddetçe fevkalade faydalı olur ama başka yüksek zekaları teşkilatta istihdam etmesi zordur. Zira liderlik kadrosu tekdir ve o da doludur. Paradoks, yüksek zekanın yönetilenler listesinde bulunmasında (yani sıraya girmesinde) ortaya çıkar. Zor olan bu…
Yüksek zekayı istihdam edemeyen teşkilatlar, büyüme istidadına kavuşamaz. Belli bir sınırda (liderin ufuk sınırında, liderin hacminde) durur. Teşkilatların büyüme problemlerinin kahir ekseriyeti bu nokta ortaya çıkmaktadır.
Liderliğin deha olduğu teşkilatlarda yüksek zeka istihdamı mümkün olabiliyor.Çünkü yüksek zekalar liderliğin dehasına ulaşamadığı için ona itiraz etme gücünü bulamıyor veya onun emrinde çalışmak zekanın gurunu kırmıyor. Aksine dehanın emrince çalışmaktan dolayı kendini tatmin olmuş hissedebiliyor. Fakat bu misaller de fazla değil. Yüksek zekayı istihdam edebilmek için ondan daha yüksek bir zeka arayışının sonu yok. Bu türden bir teşkilat sistemi kurma çabası sınırlı başarıları aşamaz.
Zekanın tabiatında hainlik olduğu zannedilir. Hayatın pratiğinde bu görüntüleri verdiği de doğrudur. Akıl ve ahlaktan tamamen tecrit olmuş zekanın tabiatında hainlik olduğu da doğrudur. Fakat zekanın akıl ve ahlaktan tamamen tecrit olması ihtimali zayıftır. Zekadaki hainlik görüntüleri onlara karşı fevkalade temkinli davranma itiyatları geliştirilmesine sebep oluyor. Bu sebeple liderler çevrelerinde zeki insanları bulundurmuyorlar.
Yüksek zekayı istihdam etmek için daha yükseğini aramanın dışında yollar geliştirmek gerekiyor. Başka bir yolu bulunamazsa yüksek zeka istihdamı sınırlı kalır.
Zekanın tabiatı ferdi gerçekliğe meyyaldir. Yüksek zekalar ve dehalar ferdi gerçeklik temayüllerini önleyemiyor ve içtimai varlıklar (insanlar) haline gelemiyorlar. Ta çocukluklarından itibaren içtimai şahsiyet olmaları istikametinde eğitim almalarını gerektiriyor. Zaten eğitim, mizaç hususiyetlerini dengelemek için yapılır. Mesela mizacen cimri olan bir çocuğa cömertlik eğitimi vermek gerekir ki en azından ikramda bulunacak kadar içtimaileşebilsin. Mizacen cömert ola çocuğa ise iktisatlı olma eğitimi verilir ki, müsriflikten kurtulsun.
Yüksek zekaları cemiyetin ve hayatın içinde tutmak, teşkilatlı bir hayatı yaşayabilir hale getirmek için, iman ve ahlak eğitiminin derinleştirilmesi gerekir. Yüksek zeka ve dehaları zaptedecek hiçbir güç yoktur, iman dışında. Kaldı ki onların iman etmeleri de zor olmaktadır.
*
Bir teşkilatın mahareti, yüksek zekayı istihdam edebilmesiyle ölçülür. Yüksek zekayı istihdam etmemiş, edememiş, etmenin yolunu bulamamış olan teşkilatlar, cemiyetin ayak işlerini yapmaktan ileri geçemezler. Kendilerine sorarsanız çok ciddi işleri yaptıklarını iddia ederler ama yüksek zekayı istihdam edemedikleri için zaten yaptıkları işlerin ciddi olup olmadığını bile anlama iktidarında değillerdir. Gerçekten bunların içinde “tevhid” meselesiyle bile ilgilenenler olduğu görülür ama yaptıkları işlerin hayatta işgal ettiği alan, komik derecede küçüktür. Zekaları küçük dolayısıyla ufukları da küçük olduğu için onların zihni evrenlerine göre yaptıkları iş küçük değildir. Karıncaya on santimlik uzunluğa sahip bir cismin “büyük” gelmesi gibi bir durumdur, halleri. Küçük işlerle “büyük” işmiş gibi meşgul olanlardan meydana gelen teşkilatın büyüme ufku ne olabilir ki. Her varlık ancak kendi ufkuna ulaşabilir. Ufku dar ise yapacağı bir şey yoktur.
Teşkilatlanmada en büyük problem yüksek zekaların istihdamıdır. Yüksek zekaların istihdam formülünü geliştiren ve istihdamı gerçekleştiren teşkilatların önünde duracak bir güç yoktur.
Yüksek zekaların istihdamındaki en büyük problem ise onların tatmin edilmesidir. Maddi manadaki tatmin değil, zekanın tatminidir bahsini ettiğimiz. Yüksek zekayı, zekası ile mütenasip bir pozisyonda istihdam etmezseniz, zekanın fazlalığı çalışmaktan vazgeçmez. Bir pozisyonua o pozisyonu dolduramayacak birini tayin etmek ile o pozisyondan çok daha hacimli birini tayin etmek arasında yanlışlık bakımından fazla bir fark yoktur. Pozisyonunun gerektirdiği işler yapmak zekasının üçte, beşte birini ancak meşgul eden mevkii, yüksek zekanın teşkilat içinde patlamasına yol açar.
Zekanın tatmini başka bir şeye benzemez. Zeka tatmin edilmediğinde, sahibi de önünde duramaz. Hele de nefs ham haldeyse zeka ile nefsin ittifakı meydana gelir ki, o zekanın (ve tabii ki nefsin) önünde durmak kabil olmaz.
Yüksek zekalardaki en büyük problemlerden birisi, nefsin saklanacağı en uygun unsurun zeka olmasıdır. Yüksek zeka, nefsinin arzularını, teşkilat için “gereklilik” olarak anlatmanın maharetine sahiptir. Yüksek zekalardaki nefsi genel olarak görmek mümkündür ama bir konu konuşulurken fark etmek neredeyse imkansızdır. Zira nefs zekanın faaliyetlerine öyle bir nüfuz eder ki, onu fark ve teşhis etmek dünyanın en zor işlerinden biri haline gelir.
Yüksek zekayı tatmin etmek, aynı zamanda ondan en yüksek verimi almak olduğu için, doğru noktalarda istihdam etmeye gayret edilmelidir.
*
Yüksek zeka istihdamının kalbi ve zihni altyapısının kaybolduğu bir çağda yaşıyoruz. Batı bu istihdamı “menfaat” merkezli gerçekleştirdi. Yüksek zekaları menfaat merkezinde gerçekleştirmek için onları teşkilatların tepelerine yerleştirdi. Menfaat ile zirve pozisyonun buluştuğu nokta, banka genel müdürlükleriydi. Bankalar yirminci asırda en fazla para kazanan kuruluşlar oldu. Fakat istihdamın temel gayesi menfaat olduğu için daha fazla kar etmekten başka bir hedef gütmedi. Kar maksimizasyonu nihayetinde tüm sistemi çökertti. Batı yüksek zeka istihdamının en basit şekli olan menfaate yönelmekle ne kadar büyük bir hata yaptığını, hala anlamadı. Bu ahmaklık batıya çok pahalıya maloldu.
Batıdaki krizi üretenler, sıradan kişiler değil. Banların başında bulunanlar en az yükse zeka sahibiydi. Batıdaki krizi üretenler, dehalar. Bundan dolayı krizin çözümü yok. Dehaların ürettiği krizi kimse çözemez.
*
Teşkilat ve zeka meselesine, öneminden dolayı devam edeceğiz.
HAKİ DEMİR
demirhaki@gmail.com

Share Button