İSLAM’IN TEŞKİLATA VERDİĞİ KIYMET

İSLAM’IN TEŞKİLATA VERDİĞİ KIYMET

Bir yapının iyi bir teşkilat olduğunu gösteren birkaç alamet var. Teşkilat ile üyeler arasındaki münasebet yoğunluğu, üyelerinin ihtiyaçlarını karşılama ve problemlerini çözme hacmi, iş yapabilme mahareti ve fikri tesir gücü.
İslam, teşkilatını kurmadan önce, müminin kalbine nüfuz etmekle, en güçlü, en yoğun, en yaygın teşkilatı kurabilmenin kalbi, zihni ve akli altyapısını inşa etmektedir. İslam, hiçbir teşkilat kurmadan, mana olarak bir kalbe nüfuz ettiğinde o kalbin sahibinin tüm hayatını tanzim eder. Günlük periyotlarla baktığınızda beş vakit namaz kıldırmakta, evde bir hücre oluşturmakta, işyerindeki hayatını tanzim etmekte, kısaca hayatın ruhi ve fikri teşkilatını kurmaktadır. Hiçbir din ve dünya görüşü, insanın hayatında, İslam kadar yoğun şekilde yer alamaz. Her nefesinden sorumlu olduğunu, her hareketinden hesaba çekileceğini, her işini meşru ve usulüne uygun yapması gerektiğini kabul ettirebilen bir hayat anlayışı yoktur, İslam’dan başka. Bu çaptaki derinlik ve yoğunluk, dünya tarihinde hiç görülmemiş bir teşkilat altyapısı oluşturur. Okumaya devam et

Share Button

TEŞKİLATIN BÜYÜME İSTİDADI

TEŞKİLATIN BÜYÜME İSTİDADI

Teşkilatı inşa eden tohum, fikirdir. Fikir, fiili dünyaya çıkarak teşkilatın bünyesini inşa eder. Teşkilatın bünyesi de yeniden tohumlar (fikirler) üretir.
Teşkilatların büyüme istidadı, önce tohumunda, sonra bünyesinde, sonra teşkilatlanma tarz ve şekillerinde ve nihayet dil ve üslubunda aranır.
Teşkilatın tohumu, fikridir. Teşkilatın temelindeki fikir, ne kadar insanı muhatap alma imkanına sahipse, teşkilatın tabii sınırı odur. Mesela doktorları hedefleyen bir meslek kuruluşunun en fazla büyüme istidadı, ülkedeki doktor sayısıdır. İslami teşkilatlanmalarda, belli bir anlayışı muhatap alıyorsa büyüme istidadı, o anlayış çapındadır. Mesela sadece başörtülüleri muhatap alan bir teşkilattan bahsettiğimizde büyüme istidadı o sınırda kalır, ila ahir. Okumaya devam et

Share Button

RİYASET TEŞKİLAT MENSUBİYET

RİYASET TEŞKİLAT MENSUBİYET

*Teşkilat ve liderlik
Teşkilat ile liderlik arasındaki münasebet yanlış anlaşılır, aslında bunlar özü itibariyle çatışır, normal ve doğru olan teşkilatta liderliğin olmamasıdır, ne var ki bunun tam aksi kanaat yaygındır. Liderlik, yönetilme ihtiyacından doğar, bu cihetiyle de halk için söz konusudur. Teşkilat, yönetilme ihtiyacı içinde olan insanlardan teşekkül etmez, bilakis kendi kendini yönetebilen insanlardan teşekkül eder. Teşkilat kadrolarının hem yönetebilme hem de yönetilebilme maharetine sahip olması, yönetilme ihtiyacından kaynaklanmaz, sadece teşkilatın idare uzvunun bulunması, faaliyetinin nizami çerçevede gerçekleştirilmesi gibi şartlara tekabül eder. Okumaya devam et

Share Button

TEŞKİLAT VE HAYAT

TEŞKİLAT VE HAYAT

Hayatı inşa etmek için ihtiyaç duyduğumuz unsurlar; fikir, kuvvet, teşkilattır. Fikir, özet olarak yeni bir hayat anlayışını ihtiva eden mana; kuvvet, yeni hayat anlayışını, hayatın içinde ikame etmek için gereken güç; teşkilat ise bunları yapacak maniveladır. Teşkilat, kendini fikre bağlayan, fikrin kuvvetini imal ve temin eden, onu hayatın ortasına diken manivela vazifesi görür.
Teşkilat sadece tatbikat vazifesini görmez, ihtiyaç hasıl olduğunda fikri imal, kuvveti temin ve bunları harmanlayarak hayata vaziyet eder. Teşkilatı bir noktada mevzilendirmek ve orada hapsetmek doğru olmaz. Sadece tatbikatı gerçekleştirecek “kol” vazifesi vermek teşkilatı anlamamak olur. Okumaya devam et

Share Button

CEMAAT VE TEŞKİLAT

CEMAAT VE TEŞKİLAT

Türkiye’de Müslümanların içtimai bünyeleşmeleri cemaat şeklinde zuhur etti, bu sebeple cemaat bahsini ayrıca tetkik etmek ehemmiyet arzediyor. Cemaat bir tarafından bakıldığında müthiş bir teşkilat numunesidir, başka bir tarafından bakıldığında teşkilat numunesi değil, teşkilatların kuluçka makinesi gibidir. Türkiye’de ve İslam coğrafyasında her fikir bünyeleşmek istediğinde önce cemaatleşiyor. Cemaat, kadimden beri kullanılan içtimai bünye numunesi olduğu için tecrübe müktesebatı da büyük, dolayısıyla içtimai oluşumlar tabii olarak bu havzaya akıyor. Okumaya devam et

Share Button

TEŞKİLAT VE FERD

TEŞKİLAT VE FERD

*Nefs ve teşkilat
Nefs, özünde teşkilata muhaliftir. Fakat nefs bile bilir ki, menfaatin büyüğü teşkilatlılık halindedir. Ferdi hayat gerçekliğinde kaldığı müddetçe elde edeceği menfaat küçük çaplı olacaktır. Özünde ferdi menfaati esas aldığı için teşkilatlanmaya karşı olan nefs, daha büyük menfaatleri elde edebilmek için teşkilata karşı çıkmaz. Hatta teşkilatlanmayı teşvik bile eder. İşin merkezinden kaydığı nokta da tam olarak burasıdır.
Nefsin talep ettiği teşkilat, kendi merkezinde oluşmalı ve çalışmalıdır. Ferdiyetçiliğin ve ferdi menfaatin zirve noktalarından birisi budur. Kurulacak veya kurulmuş olan bir teşkilatın, tek kişinin ekseninde çalışmasını talep etmek, teşkilat değil menfaat manivelası tesis etmektir. Okumaya devam et

Share Button

ZAFERE GÖTÜREN TEŞKİLAT MODELİ

ZAFERE GÖTÜREN TEŞKİLAT MODELİ

“Örgütlenmiş 10 kişi örgütsüz 1000 kişiye galebe çalar..”

Maraş harbinde bu kadar orantısız güce rağmen nasıl oldu da sivil Maraş halkı düzenli Fransız ordularını mağlup etti, hep merak edilir. Şüphesiz bunu sayısız sebepleri var. Biz burada Maraş halkının düşmana karşı örgütlenme biçimini anlatacağız.
Maraş halkının büyük savaş öncesi örgütlenme tarzı üzerinde yeterince araştırma yapılmış değildir. İki türlü örgütlenmeden söz edebiliriz. Birincisi Sivas Kongresi sonrası başlayan ve Müdafa-i Hukuk Cemiyetleri bünyesinde yürütülen Kuva-i Milliye hareketi. İkincisi ise Maraş halkının kendi imkânları ile oluşturduğu bölgesel teşkilat. Bu örgütlenme tarzını İtalyan birliğinin kurulmasını sağlayan ve dünyanın en sistematik ve gizli örgütü kabul edilen Karbonari teşkilatının örgütlenme tarzına benzetenler vardır. Eğer böyle ise, dünyanın çeşitli yerlerindeki örgütlenme şekillerinden haberleri varsa ne ala. Yok, kendi akıl ve tecrübeleri ile bu neticeye ulaşmışlarsa gerçekten şaşılacak bir olay. Esasen Fransızlar bizden daha çok şaşırmıştır. Sivil bir halkın bu kadar organize hareket etmesi, çok az bir zayiat vererek çok büyük bir orduyu mağlup etmesi, akıl ve bilimin ölçüleriyle açıklanacak bir olay değildir. Okumaya devam et

Share Button

TEŞKİLAT VE ZEKA

TEŞKİLAT VE ZEKA

(Terkip ve İnşa dergisi 10. sayı)

Zekanın tabiatı bağımsızlıktır. Yüksek zekalarda bu hususiyet ifrat halinde tezahür eder. Bu hususiyet zekayı “teşkilatlılık halinden” uzak tutar. Hatta teşkilatları çözen, dağıtan ve yıkanlar yüksek zekalardır.
Zekanın emir almaktan hoşlanmayan, sıraya girmekten nefret eden, zapt altına alınmaya isyan eden tabiatı, teşkilatlandırılması en zor insan türünün yüksek zeka olduğunu gösterir. Ne var ki yüksek zekanın olmadığı teşkilatlar, küçük hacimli, dar ufuklu, basit yapılı olur ve sürekli bilinen bazı davranışları tekrarlar. Teşkilatların en ciddi paradoksları, yüksek zeka meselesinde ortaya çıkar. Okumaya devam et

Share Button

TEŞKİLAT VE MÜESSESE ÜZERİNE

TEŞKİLAT VE MÜESSESE ÜZERİNE

(Terkip ve İnşa dergisi 10. sayı)

Her dünya görüşü çapına ulaşmış fikir, kendini insanda ve hayatta gerçekleştirmek ister. Fert ve cemiyetin hayat içerisinde akacağı mecraları oluşturmayan fikrin hayatta karşılığı yoktur, bu ihtimalde entelektüel gevezelikten ibaret kalır. Mefkurenin hayata yöneldiği andan itibaren ortaya çıkan ihtiyaç “teşkilat ve müessese fikri”dir. Fikri hayata hakim kılıp, fikrin hayatını inşa edecek vasıtalar, teşkilat ve müesseselerdir. Hayatın deveranını sağlayabilmek ve hayata vaziyet edebilmek için teşkilatlanmak şarttır. Hayat teşkilatsız ve müessesesiz akmaz.
Bir dünya görüşü çapında fikir üretip, medeniyet tasavvuruna doğru ilerlemek ancak; fikrin teşkilatını kurup, müessese fikri ve modelleri oluşturmak ve tatbik etmekle mümkündür. Bunlar aynı zamanda medeniyet temrinleridir. Müslümanlar olarak, insana, hayata ve varlığa dair külli fikirler üretmeli, külli fikrin diğer adı olan medeniyet tasavvurunu merkeze almalı, onun çatısı altında hamle ve hareketi gerçekleştirmeliyiz. Hayatı tüm şubeleri ile ihata edecek imal-i fikirde bulunmayan yaklaşımların eklektizme düşmeleri kaçınılmaz olur. Dolayısıyla hayatın her alanı ile ilgili fikir geliştirmelidir. Okumaya devam et

Share Button

TABİİ TEŞKİLATLILIK HALİ

TABİİ TEŞKİLATLILIK HALİ

(Terkip ve İnşa dergisi 10. sayı)

*İman ve teşkilat
İman, ruhi yöneliştir, ruhun istikamet kazanmış halidir. Bu sebeple iman, ruhi teşkilatlanma halidir. Ruhi teşkilatlanma, müşahhas değil, mücerrettir. Şahıslara veya müesseselere bağlılık değil, manaya bağlılıktır. İnsanların aynı istikamete yönelmesidir, bu sebeple kendiliğinden bir teşkilatlılık haline işaret eder. Muhataplarına iman teklifinde bulunmalarından dolayı dünyadaki en büyük teşkilatlar, dinlerin ta kendisidir.
İman, derin ve muhkem bir teşkilatlılık halidir. Dış etkiyle mümkün olmayan, kendi kendine zuhur eden, insanı ruhundan kavrayan, kalbini ve zihnini teşkilatlandıran ve idare eden bir kıymettir. İnsanı büyük hadiseler karşısında ayakta tutan, ağır yükleri taşımasını mümkün kılan, şiddetli saldırılar karşısında mukavemet ettiren bir ruhi kıymettir. İdeolojilerin arayıp da bulamadığı, teşkilatların elde etmek isteyip de üretemedikleri bir kıymet…
* Okumaya devam et

Share Button

İSLAM VE TEŞKİLAT

İSLAM VE TEŞKİLAT

(Terkip ve İnşa dergisi 10. sayı)

İslam’ın her hükmü teşkilata atıf yapar. Hiçbir din ve dünya görüşü İslam kadar teşkilat meselesini ciddiye almamıştır.
Doğrudan veya dolaylı olarak içtimai gerçekliğe atıf yapmayan İslami ölçü yoktur. Her ibadet ferdi gerçeklik ile içtimai gerçekliği harmanlar, sadece birine ait ibadet bulmak mümkün olmaz. İçtimai gerçeklik, aynı zamanda teşkilat demektir. Bazı ibadetlerin ferdi gerçeklik kısmı ağır basar, bazılarının içtimai gerçeklik boyutu ağır basar ama hiçbir ibadet tek gerçeklik üzerine oturmaz. Çünkü İslam’ın insan telakkisi, ferd ile cemiyeti terkip eden veya ferdi ve cemiyeti insan telakkisinin iki tezahür mecrası olarak kabul eden bir muhtevaya sahiptir. Okumaya devam et

Share Button

TEŞKİLAT, SADAKAT, LİDER KÜLTÜ

TEŞKİLAT, SADAKAT, LİDER KÜLTÜ

Hayatı yaşayabilmek, ayakta kalabilmek, varlığını devam ettirebilmek için teşkilatlanmak gerekiyor. Sıfır teşkilatın olduğu yerde hayat yoktur, bedevilikte bile asgari bir teşkilat vardır. Teşkilatlılık hali o kadar hayati bir meseledir ki, akıl olmayan hayvanlarda bile mevcuttur. İnsan, aklının oluşmadığı bebeklik ve çocukluk yıllarını, teşkilatlı aile ve cemiyet hayatıyla yaşayabilir, bu sebeple teşkilat, akıldan öncedir. Hem hayat hem de akıl, teşkilatlar yekununun neticesi ve eseridir. İnsan, sayısız teşkilatın ördüğü bir hayat içine doğar ve orada varlığını devam ettirebilir.

Bazıları teşkilatlardan (dernek, vakıf, siyasi teşekküller) uzak durmak temayülündedir. Bunlardan uzak durduğunda teşkilattan ve teşkilatlılık halinden uzakta yaşadığını zanneder. Oysa okula gider, o bir eğitim teşkilatıdır, bakkaldan ekmek alır, o bir ticari teşkilattır, bankadan kredi alır, o bir finans teşkilatıdır ila ahir…
Okumaya devam et

Share Button

İSLAM ŞEHRİ-6-CEMİYETİN TEŞKİLATLILIK HALİDİR

İSLAM ŞEHRİ-6-CEMİYETİN TEŞKİLATLILIK HALİDİR
İslam şehri, mananın teşkilatlanmış halidir, teşkilatlılık halidir. Şehir, irfan müktesebatımızın tecellisini tabii hale getirmiş bir nizam tertibidir. İslam şehrinin kendisi bir “teşkilatlılık hali”dir, şehirdeki tüm deveran mecralarının bidayeti de nihayeti de İslam’dır. Hayatın İslam üzere akması, çağlaması, yaşanması için müdahalenin ihtiyaç olmaktan çıkarıldığı veya asgariye indirildiği bir teşkilatlılık halidir.
Teşkilatlılık hali, teşkilatın ruhi altyapısıdır. Bir teşkilatın yapması gereken işleri, cemiyetin, ruhi (iman) kaynaklı hamlelerle yani kendiliğinden ve tabii bir akış içinde yapmasıdır. Ezan okunduğunda cemiyetin camiye akması misalinde olduğu gibi, cemiyetin her sahada, kendiliğinden, eksikleri tespit edici, yaraları tedavi edici, açları doyurucu, muhtaçlara yardım edici bir teyakkuz şuur ve rikkati ile hareket halinde olmasıdır.
Teşkilatlılık hali, müdahalenin en fazla hatırlatıcı, gösterici, işaret edici seviyesiyle cemiyetin harekete geçmesidir. İkaz, ihtar, müeyyide tehdidine ihtiyaç duymaksızın, bilinmesi, görülmesi, duyulması, harekete geçmek için kafi hale geldiğinde, teşkilatlılık hali gerçekleşmiş olur. Okumaya devam et

Share Button

MÜSLÜMANLARIN TEŞKİLAT ANLAYIŞI-37-TEŞKİLATIN HAYATI İNŞA GÜCÜ

TEŞKİLATIN HAYATI İNŞA GÜCÜ
Hayatı inşa etmek için ihtiyaç duyduğumuz unsurlar; fikir, kuvvet, teşkilattır. Fikir, özet olarak yeni bir hayat anlayışını ihtiva eden öz, kuvvet, yeni hayat anlayışını, hayatın içinde ikame etmek için gereken güç, teşkilat ise bunları yapacak maniveladır. Teşkilat, kendini fikre bağlayan, fikrin kuvvetini imal ve temin eden, onu hayatın ortasına diken manivela vazifesi görür.
Teşkilat sadece tatbikat vazifesini görmez, ihtiyaç hasıl olduğunda fikri imal, kuvveti temin ve bunları harmanlayarak hayata vaziyet eder. Teşkilatı bir noktada mevzilendirmek ve orada hapsetmek doğru olmaz. Sadece tatbikatı gerçekleştirecek “kol” vazifesi vermek teşkilatı anlamamak olur.
Fikir, bir kişiden doğar, ehil insanlardan oluşan mecliste kıvamını ve kemalini bulur, belli sayıda mensubiyet oluşturduğunda teşkilatını kurar, belli bir kuvvet temin (veya imal) ettiğinde kendi hayatını inşa etmeye başlar. Teşkilatların temel problemlerinden birisi, “fikirsiz” kurulmasıdır, fikirsiz kurulan teşkilatlar hayata vaziyet etme maharetini kazanamaz. Maalesef kurulan teşkilatların kahir ekseriyeti fikirsizdir, iman ve ahlak saikiyle fakat fikirsiz şekilde kurulduklarından dolayı ancak yardım kuruluşları halinde varlıklarını sürdürebiliyorlar. Bu tür teşkilatların da bir boşluk doldurduğu vakadır, tenkidi ve reddi gerekmez ama teşkilattan kastedilen asıl mananın bu olmadığı anlaşılmalıdır. Okumaya devam et

Share Button

MÜSLÜMANLARIN TEŞKİLAT ANLAYIŞI-36-TEŞKİLAT VE LİDERLİK

TEŞKİLAT VE LİDERLİK
Teşkilat ile liderlik arasındaki münasebet yanlış anlaşılır, aslında bunlar özü itibariyle çatışır, normal ve doğru olan teşkilatta liderliğin olmamasıdır, ne var ki bunun tam aksi kanaat yaygındır. Liderlik, yönetilme ihtiyacından doğar, bu cihetiyle de halk için sözkonusudur. Teşkilat, yönetilme ihtiyacı içinde olan insanlardan teşekkül etmez, bilakis kendi kendini yönetebilen insanlardan teşekkül eder. Teşkilat kadrolarının hem yönetebilme hem de yönetilebilme maharetine sahip olması, yönetilme ihtiyacından kaynaklanmaz, sadece teşkilatın idare uzvunun bulunması, faaliyetinin nizami çerçevede gerçekleştirilmesi gibi şartlara tekabül eder.
Teşkilat, her mensubunun elindeki enstrümanla musiki eserini kendi kendine çalabilecek maharet ve seviyede olan orkestradaki “şef” ihtiyacı gibi bir idare heyetine ve başkana ihtiyaç duyar. Teşkilat başkanı ile liderlik başka şeydir, orkestra şefinin zaman ayarını yapması gibi, başkan da faaliyetin nizami çerçevede gerçekleşmesini takip ve murakabe eder. Teşkilat mensuplarının ne yapacağını bilmediğini, başkandan emir beklediğini düşündüğümüz andan itibaren teşkilattan bahsetmiyoruz demektir. Emir bekleyebilir ama bu durum “ne yapacağını bilmemek” derekesine kadar düşmekten değil, faaliyetin nizami altyapısının temini içindir.
Bir teşkilatın, teşkilatlanma seviyesini tespit edebileceğimiz ölçülerden birisi, liderliğe ihtiyaç duyma nispetidir. Teşkilatın liderlik ihtiyacı sıfıra inmişse veya liderliğe hiçbir zaman ihtiyaç hissetmemişse, o teşkilatın notu zirvededir. Okumaya devam et

Share Button

MÜSLÜMANLARIN TEŞKİLAT ANLAYIŞI-35-TEŞKİLAT VE MENSUBİYET

TEŞKİLAT VE MENSUBİYET
Teşkilat, şahsiyet, mensubiyet meseleleri, sığ teşkilatlarda ve sığ teşkilat fikrinde tezat teşkil eder ve bir araya gelmez. Teşkilat ile mensubiyet birbirinin “mütemmim cüzü”dür ama teşkilat ve mensubiyet meselesine şahsiyeti eklediğimizde konu giriftleşir. Şahsiyet, ferdiyetin tamamlanması, yalnız başına varoluşun gerçekleştirilmesi şeklinde anlaşılır, bu anlayış özü itibariyle doğrudur. Ne var ki ferdiyet, cemiyet ile irtibatını koparmış değildir, böyle anlaşıldığında doğru olduğunu düşündüğümüz tarifi tekzip etmek gerekir.
Şahsiyet, tefekkür kudret ve maharetine sahip olmaktır. Bu hususiyet, emirle hareket etmek, kendi düşüncesine aykırı hareketlere katılmamak şeklinde anlaşılır. Oysa teşkilat, müşterek karar, müşterek hareket demektir. Şahsiyet sahibi bir insan, teşkilatta, herhangi bir konu müşavere ve müzakere edilirken, kendi düşüncesinin dışında bir karar alınması halinde, o karara uymamayı, akıl ve şahsiyet meselesi haline getirdiğinde, teşkilatın ne olduğunu anlamamış demektir. Ferdi tefekkür ile içtimai (veya teşkilatlı) tefekkür arasında bir fark olmak gerekir. Teşkilat, içtimai akıl olduğuna, olması gerektiğine göre, teşkilatta alınan karar, tüm mensupların düşüncelerini ihtiva etmeyebilir, onların üzerinde (bazen dışında) kararlar alabilir. Teşkilat mensubu ve şahsiyet sahibi bir insan, kendi fikrinde ve kararında ısrar ettiğinde, teşkilatlılık hali sona ermiş demektir. Okumaya devam et

Share Button

MÜSLÜMANLARIN TEŞKİLAT ANLAYIŞI-34-YÜKSEK ZEKALARIN TEŞKİLATLANMASI

YÜKSEK ZEKALARIN TEŞKİLATLANMASI
Yüksek zekaların teşkilatlanması veya teşkilatlarda istihdam edilmesi, teşkilat anlayış ve tatbikatının en zor meselesidir. Ne var ki bu meseleyi halledememiş kültür havzalarında büyük ve başarılı teşkilatlar kurmak mümkün değil. Yüksek zekayı istihdam edememek veya yüksek zekalar için teşkilat kuramamak, onlardan faydalanılamayacağı için, teşkilatları, faaliyetleri ve hedefleri “orta zekaya” mahkum etmek olur. Orta zeka seviyesindeki teşkilatlardan beklenecek fazla bir şey olamaz.
Yüksek zekaların bir teşkilatta istihdam edilebilmesi, teşkilatın yetkili mevkilerinde ancak mümkün olabiliyor. Teşkilatın idare heyetinin orta zekalı olması halinde, yüksek zekaları onların emri altında istihdam etmek, insan tabiatına aykırıdır, bunu yapmak iman ve ahlakla mümkün olduğunda bile potansiyel bir tehlike (iç çatışma, ihtilaf, rekabet) ile karşı karşıya kalırız.
Zeka akıl gibi intibak maharetine sahip değil, aksine zeka, bağımsız ve kayıtsız çalışmak ister, hakkını fazlasıyla almakta ısrar eder. Yüksek zekaları orta zekaların emrine vermek, onları isyana teşvik etmektir, zekanın isyanı ise çok yıkıcı olur. Okumaya devam et

Share Button

MÜSLÜMANLARIN TEŞKİLAT ANLAYIŞI-33-TEŞKİLAT VE CEMAAT-2-

Cemaatlerin, teşkilatlarını kendi bünyelerinde kurmaları tabiidir. Ruhi ve ahlaki altyapısını hazırladıkları bünyeler, aynı zamanda teşkilatların kuluçka makinesidir. Tenkit edilecek husus, cemaatlerin teşkilatları kendi bünyelerinde kurmaları değil, cemaatler üstü şemsiye teşkilatlar veya müşterek teşkilatlar kurmamış olmalarıdır. Şemsiye teşkilatların “birliğe” doğru giden güzergah olması cihetinden ehemmiyeti büyük fakat kurulması da aynı nispette zordur. Lakin müşterek teşkilatların kurulmamasının mazereti yok. Son zamanlarda cemaatler arası müşterek teşkilatlar kurulduğunu, kurulmaya teşebbüs edildiğini görmek iste memnuniyet vericidir.
Cemaatlerden bir cemaat olmak ve böyle kalmak, başka bir ifadeyle tüm hayatı kuşatacak kadar genişleyememek ve derinleşememek, müşterek teşkilatlara ihtiyacımızı artırıyor. Bir cemaat büyüyüp diğerlerini şubeleri haline getiremediği müddetçe, müşterek teşkilat fikrinin geliştirilmesi gerekiyor. Doğru olan ise bir cemaatin diğerlerini yok etmesi değil, müşterek hayat ve faaliyet alanları oluşturmak, bunu mümkün kılacak müşterek teşkilatlar kurmaktır. Okumaya devam et

Share Button

MÜSLÜMANLARIN TEŞKİLAT ANLAYIŞI-32-TEŞKİLAT VE CEMAAT-1-

TEŞKİLAT VE CEMAAT-1-
Türkiye’de Müslümanların içtimai bünyeleşmeleri cemaat şeklinde zuhur etti, bu sebeple cemaat bahsini ayrıca tetkik etmek ehemmiyet arzediyor. Cemaat bir tarafından bakıldığında müthiş bir teşkilat numunesidir, başka bir tarafından bakıldığında teşkilat numunesi değil, teşkilatların kuluçka makinesi gibidir. Türkiye’de ve İslam coğrafyasında her fikir bünyeleşmek istediğinde önce cemaatleşiyor. Cemaat, kadimden beri kullanılan içtimai bünye numunesi olduğu için tecrübe müktesebatı da büyük, dolayısıyla içtimai oluşumlar tabii olarak bu havzaya akıyor.
İslam, modern zamanlardaki sivil toplum kuruluşlarına benzer teşkilatları arzu etmez. İslam, Müslümanları günde beş vakit bir araya getirecek kadar yoğun bir teşkilatlılık haline sahiptir, beş vakit bir araya getirme mekanı cami, bir araya getirme sebebi namaz, bir araya getirme şekli ise insanların tamamını, sınıf oluşturmadan yan yana ve aynı istikamete doğru dizmek şeklindedir. Diğer taraftan, herhangi bir iş için bir araya gelen iki kişinin birini diğerine (diğerlerine) imam, reis tayin eden bir içtimai yoğunluğa sahiptir. İslam, her an teşkilat kurmakta, her iş için teşkilat kurmakta, he alan için teşkilat kurmaktadır. Bu yoğunlukta “teşkilatlılık halini” taşıyabilecek bir teşkilat numunesi keşfedilmiş değil. Okumaya devam et

Share Button

MÜSLÜMANLARIN TEŞKİLAT ANLAYIŞI-31-AKIL VE TEŞKİLAT

AKIL VE TEŞKİLAT
Akıl ile teşkilat arasında birbirini teyit eden bir münasebet var. Zaten teşkilat, zekanın değil aklın eseridir. Aklın bünyesinin de teşekkül etmesi, yani zeka gibi yeknesak değil terkibi bir mahiyet taşıması, teşkilat ile yoğun münasebet içinde olduğunu gösterir. Akıl bir çeşit teşkilattır, zihni teşkilat… Teşkilat da bir çeşit “içtimai akıldır”.
İnsanın kalbi ve zihni evreninde teşkilata en fazla benzeyen akıldır. Bu cihetle teşkilat anlayışını aslında aklın bünyesinden çıkarmak kabil ve doğru bir yoldur.
Akıl, hem ferdi ve ferdi derinliği hem de içtimai hayatı ve örgüyü ifade eder. Akıl, insanın kendine ait olanlarla, cemiyete ait olanların harmanlanarak bünyeleşmiş halidir. İnsanın sadece kendine ait olan malzeme (unsurlar) ile akıl inşası kabil değildir, böyle bir teşebbüs akim kalır, akıl ortaya çıkmaz.
Akıl, ferd ile cemiyet arasındaki müşterek alanı oluşturur. Tabii ki ferd ile cemiyet arasındaki tek müşterek alan akıldan ibaret değildir, aslında ferd ile cemiyet arasındaki müşterek alanın adı, ahlaktır. Zaten bu sebeple aklın temeli, bünyesinin asli unsurlarından birisi ahlaktır. Ahlak, insanın zihni evreninde, idrak istidadı ile harmanlanarak merkezleşmiş ve bünyeleşmiş halidir. Akıl, tüm cemiyette cari olan ahlakın, ferdileşmiş şeklidir. Okumaya devam et

Share Button