İSLAM ve TEŞKİLAT

islamveteskilatHayat ferdi gerçeklikten ibaret olsaydı ve içtimai gerçeklik olmasaydı teşkilat denilen yapıya ihtiyacımız olmazdı. Ferdi hayat, teşkilata ihtiyaç duymaz, içtimai havzadaki gerçekliklerden biri değilse. Ferdi hayat, içtimai gerçekliklerden biri olduğu için onun bile teşkilata ihtiyacı var.

Hayat ferdi gerçeklik ile içtimai gerçekliğin toplamından meydana geliyor, çünkü insan mutlak ferdi hayat yaşayamıyor. Özet olarak “insan sosyal varlıktır” şeklinde ifade edilen bu hususiyet, birçok şekilde izah edilebilirse de Müslümanların bilmesi gereken en önemli boyutu, “mutlak ferdiyetin” tevhid mevzuu olduğudur. Sadece insan değil hiçbir varlık, yalnız başına varolabilme ve varlığını devam ettirebilme kudretinde değildir. “Mutlak ferdiyet” uluhiyettir. Okumaya devam et

Share Button

MÜSLÜMANLARIN TEŞKİLAT ANLAYIŞI-30-TEŞKİLAT VE DEVLET

TEŞKİLAT VE DEVLET
Devlet, bir ülkedeki en büyük teşkilattır. Teşkilat-ı Esasiyedir. Millet (veya halk) teşkilatı, milletin (veya halkın) teşkilatlanmasıdır. Bu sebeple de, çatı teşkilatıdır, teşkilatların tamamının üzerinde koruyucu bir teşkilat vazifesi görür.
Devlet teşkilatının ne kadar iyi olduğu, ne kadar doğru kurulduğu, ne kadar faydalı olabildiği, halkın “teşkilat kurma maharetine” bağlıdır. Bir ülkede yaşayan halkın teşkilat kurma mahareti sıfırlanmışsa, o ülkede teşkilat ve devlet değil, bir tür işgal vardır.
Açık ve gizli müstemleke ülkelerinde, müstemleke (sömürge) idareleri, yerli halkta iki özelliğin gelişmesini istemez, müstakil tefekkür ve teşkilat kurma mahareti… Bu iki özellik, hürriyetin ön şartıdır ve kafi şartıdır. Bu özelliklerin her biri diğerini doğurur ve besler. Bu özelliklerden biri gerçekleşmişse, diğerinin doğum zamanı yakındır.
Özellikle gizli müstemleke ülkelerinde (Türkiye gibi) halkın teşkilat kurma maharetinin gelişmemesi için, diktatoryal siyasi rejimler kurulur ve bir yönetici elit sınıf oluşturulur. Halkın teşkilat kurma ve idare etme maharetinin gelişmesi, idareci sınıf oluşmasına mani olur, bu sınıfın imtiyazını elinden alır. Okumaya devam et

Share Button

MÜSLÜMANLARIN TEŞKİLAT ANLAYIŞI-29-TEŞKİLAT VE MEDENİYET

TEŞKİLAT VE MEDENİYET
Medeniyetin, muhteva (ve fikir) ile ne kadar alakası varsa, medeniyet inşasının da teşkilat ile o kadar alakası var. Sahip olunan (veya mensup olunan) bilgi ve fikir kaynağı, medeniyet kuracak muhteva ve hacme malik değilse medeniyet tasavvuru, ufku ve fikri oluşmaz. Bununla beraber, o kaynağa mensup olanlar, teşkilat fikrine ve tatbikatına, kurucu fikir ve kurucu şahsiyete ulaşamadıklarında, kafi gelmesine rağmen o kaynaktan medeniyet inşa etmek mümkün olmaz.
Medeniyet için bilgi ve fikir kaynağı, o kaynaktan süzülmüş medeniyet fikri ve tasavvuruna ihtiyaç var, bu ihtiyaç kadar da o kaynağın mensuplarında kurucu şahsiyet inşasına ihtiyaç duyulur. Bir şeyin kendi kendine olması beklenmez, bir şeyin olması için gereken ihtiyaçları bilmemek mazeret sayılmaz.
Teşkilat, fikrin tatbik manivelasıdır, vasıtasıdır, yoludur. Fikir var ama teşkilat yoksa hiçbir netice yoktur. Teşkilat var ama fikir yoksa, ortalık gürültüden yaşanmaz hale gelir. Okumaya devam et

Share Button

MÜSLÜMANLARIN TEŞKİLAT ANLAYIŞI-28-TEŞKİLAT VE PARTİ

TEŞKİLAT VE PARTİ
Parti, siyasi teşkilatların hem kanunda hem de fiili olarak en bariz şeklidir. Özellikle kanunda siyasi teşkilat tarifi sadece partiler için yapılmıştır. Siyasi hedefleri olan teşkilat kurmak isteyenler, mevcut hukuk rejiminde parti kuruyorlar. Tabii ki mesele bu kadar net değil, parti dışında da teşkilatlar kuruluyor. Özellikle de siyasi hedefleri gizleme ihtiyacı, parti dışı siyasi teşkilatlara yönelmeye sebep oluyor.
Türkiye’de yakın zamana kadar siyasi düşünceleri teşkilatlanması kanunla yasaklandığı için, birçok siyasi düşünce parti dışı teşkilatlara yönelmiştir. İslamcı düşünceler, Sosyalist ve komünist düşünceler, faşist veya ırkçı düşünceler, mezhepçi düşünceler siyasi teşkilatlarını kuramadıkları, kanun izin vermediği için, içtimai tarifli ama aslında siyasi hedefli teşkilatlar kurdular. Kurdukları teşkilatlar da kanunda tarif ve tayin edilen vakıf ve derneklerdi. Ülkedeki hukuki rejimin halka sunduğu hürriyet alanının darlığı, hem hukuk hilelerini hem de ahlaki manevraları tetikledi. Bu durum hem hukuku anlamsız ve etkisiz kıldı hem de ahlaka takiyyeyi yerleştirdi.
Türkiye’de siyasi saha “resmi ideoloji” tarafından işgal edilmiş, imtiyazlı bir sınıf oluşturulmuş, halka ise itaat etmekten başka bir tercih hakkı sunulmamıştır. Kurulacak siyasi partilerin tamamı birbirinin kopyası mahiyetinde olup, siyasi ve hukuki rejimin temelini oluşturan “Kemalizmi” tüzüklerinin baş köşesine oturttular. Siyasi parti çeşitliliği, sadece kemalizmin ve laikliğin yorum farklarından oluşan, temel düşünce teklifinde bulunamayan, siyasi ve hukuki rejime esastan muhalif olan bir mahiyet kazanamadı. Bu durum, hem siyaseti hem ahlakı hem de devletin her şeyini zehirledi. Ortaya çıkan manzara, herkesin mecburen bir gizli niyetinin olduğu, herkesin birbirinin gizli niyeti olduğundan şüphelendiği, hiç kimsenin birbirinin ne dediğine değil, ne demek istediğine veya söylemediğine dikkat kesildiği iğrenç bir resimdi. Bu sebeple sürekli olarak partiler, dernekler, vakıflar veya başka teşekküller kapatıldı. Okumaya devam et

Share Button

MÜSLÜMANLARIN TEŞKİLAT ANLAYIŞI-27-TEŞKİLATIN SEVK VE İDARE MAHARETİ-1-

TEŞKİLATIN SEVK VE İDARE MAHARETİ-1-
Teşkilatın sevk ve idare mahareti, idare edenlerin “idare etme özelliği”, idare edilenlerin de “idare edilebilir” olma özelliğidir. Sevk ve idare işinin sadece idarecilerle ilgili olduğu zannedilir, oysa idare edenlerin “idare etme” mahareti kadar, idare edilenlerin de “idare edilebilirlik” özelliğine bağlıdır. İdare edilebilirlik özelliği sıfır olan üyeleri, dünyanın en mahir idarecileri bile sevk ve idare edemez. Tabii ki insanların idare edilebilirlik özellikleri sıfırda değildir, az çok her insan idare edilebilirlik özelliğine sahiptir fakat unutulmamalıdır ki idare edilenlerin içinde problem çıkarmak isteyenler olduğunda, sevk ve idare etme işi fevkalade zorlaşır.
Sevk ve idare etmek bir teşkilat ve teşkilatlılık halidir, aynı şekilde idare edilebilirlik özelliği de teşkilat ve teşkilatlılık halidir. Teşkilatın ilk işi sevk ve idare maharetine sahip olanları idareci yapmaksa eğer ikinci işi de diğer üyelerini idare edilebilirlik özellikleriyle teçhiz etmektir. İdare edenlerle idare edilenlerin karşılıklı özellikleri aynı zamanda gerçekleşmezse, teşkilat kurulamamış demektir, kurulmuşsa eğer idare edilemez olmuştur. Çünkü sevk ve idare, teşkilatın ta kendisidir, bu maharete sahip olmayan kuruluş, teşkilat haline gelemez.
İdare etmek hakim olmak, idare edilmek ise mahkum olmak değildir. Hakimiyet ile mahkumiyet, idare üzerinden izah edilmez. Bu sebeple “idare edilebilirlik özelliği”, şahsiyetsizlik ifade etmez aksine yüksek bir şahsiyetin muhtevasında bulunur. Okumaya devam et

Share Button

MÜSLÜMANLARIN TEŞKİLAT ANLAYIŞI-26-İMAN VE TEŞKİLAT

İMAN VE TEŞKİLAT
İman, ruhi yöneliştir. Ruhun istikamet kazanmış halidir. Bu sebeple iman, ruhi teşkilatlanma halidir. Ruhi teşkilatlanma, müşahhas değil, mücerrettir. Şahıslara veya müesseselere bağlılık değil, manaya bağlılıktır. İnsanların aynı istikamete yönelme halidir, bu sebeple kendiliğinden bir teşkilatlılık haline işaret eder. Muhataplarına iman teklifinde bulunmalarından dolayı dünyadaki en büyük teşkilatlar, dinlerin ta kendisidir.
İman, derin ve muhkem bir teşkilatlılık halidir. Dış etkiyle mümkün olmayan, kendi kendine zuhur eden, insanı ruhundan kavrayan, ruhunu teşkilatlandıran ve idare eden bir kıymettir. İnsanı büyük hadiseler karşısında ayakta tutan, ağır yükleri taşımasını mümkün kılan, şiddetli saldırılar karşısında mukavemet ettiren bir ruhi kıymettir. İdeolojilerin arayıp da bulamadığı, teşkilatların elde etmek isteyip de üretemedikleri bir kıymet…
*
İman, aklın aldatıcı etkilerine karşı sabrı mümkün kılan, akla ayartıcı teklifler sunulduğunda aklı zapt altına alabilen, nefsin baştan çıkarıcı hazlarına karşı mukavemet edebilen, nefse yapılan hain teklifleri reddedebilen tek kuvvet kaynağıdır. Bu hususiyetler, bir teşkilatın arayıp da bulamayacağı cinsten kıymetlerdir. Teşkilat, mensuplarından emin olmak istediğinde nasıl bir muhafaza merkezi ve muhafaza dairesi oluşturabilir? Geliştirilebilen hiçbir emniyet tedbiri, iman kadar muhkem ve derin olmamıştır. Okumaya devam et

Share Button

MÜSLÜMANLARIN TEŞKİLAT ANLAYIŞI-25-TEŞKİLAT VE AHLAK

AHLAK VE TEŞKİLAT
Ahlak, cemiyet teşkilinin ruhi ve akli altyapısıdır. İnsan kalabalığı ile cemiyet arasındaki fark, kalabalıkların cemiyet çapındaki teşekkülüdür. Bu teşekküle ahlak diyoruz, bu manada ahlak, insan kalabalığını cemiyete tahvil eden veya insan kalabalığından cemiyet inşa eden kaideler manzumesidir.
Kaideler manzumesidir ama alt alta yazılan bir kaideler listesi değil. Ahlak, hayatın tüm hadise çeşitliliğini izah ve tanzim eden, sayısız insandaki tüm mizaç çeşitliliğini belli bir çerçeveye alan, hayatın merkez ve muhitini, özünü ve sınırlarını gösteren, hayatın içinde mecralar açan ve bu mecralarda akan suyu belli havzalarda toplayıp değerlendiren muhteva manzumesidir.
Ahlak, tüm cemiyetin, bir araya gelip müşterek kararlar almasına ihtiyaç duymaksızın cemiyet çapında teşkilat kuran ana fikirdir. Merkezinde iman olmak üzere oluşturduğu “muhit”te, hayatın nasıl yaşanacağını, alt ve üst sınırlarını gösteren, insanların birbirini tanımadan “bilmelerini” sağlayan, nasıl davranacaklarını birbirinden habersiz şekilde öğreten özdür. Okumaya devam et

Share Button

MÜSLÜMANLARIN TEŞKİLAT ANLAYIŞI-24-TEŞKİLATIN DİKEY BOYUTU-3-

Teşkilatın derinlik boyutu, mensubiyetin derinliğinden ibaret değil, aynı zamanda bünyesinin özellikleriyle de ilgilidir. Teşkilatın bünyesindeki derinlik, teşkilatlanma maharetini gösterir.
Teşkilat, tek seviyeli olarak kurulduysa, yatay teşkilat demektir. Derinliğine doğru farklı mertebeler, farklı kaideler, farklı çerçeveler oluşturan bir teşkilat, dikey boyutunu da inşa etmiştir. Teşkilatın fazla bilinmeyen ama fazla önemli olan özelliği budur.
Teşkilat, derinliğine doğru en azından iki seviyede kurulmalıdır. Tek seviyeli teşkilat büyüyemez, güçlenemez, hedefine ulaşamaz. İki seviyenin birincisi genişlik boyutudur ve zahir olan kısmıdır. İkinci seviye ise teşkilatın derinliğini gösterir.
Teşkilatların derinliğine doğru çok seviyede kurulması mümkündür, kurulurken birkaç seviyeye sahip olabildiği gibi, büyüme hızına paralel olarak seviye sayıları artırılabilir. Zaten genişliğine doğru büyüyen teşkilat, derinliğine doğru büyümüyorsa bir müddet sonra çöker. Derinlik teşkilatın köküdür, köksüz teşkilatın ayakta kalması beklenmez. Okumaya devam et

Share Button

MÜSLÜMANLARIN TEŞKİLAT ANLAYIŞI-23-TEŞKİLATIN DİKEY BOYUTU-2-

İman dışında derinliği olan mensubiyet, ruhi bağla mümkündür. İman da ruhi bağdır ama ruhi bağın imandan başka çeşitleri de mevcuttur. Bu sebeple ruhi mensubiyeti ayrıca tetkik etmek lüzumu var.
İnsandaki bağlılık çeşitleri, akli bağlılık, hissi bağlılık, nefsi bağlılık, ruhi bağlılıktır. Ruhi bağlılık (boyut), insandaki derinliği gösterir. Nefsi bağlılık menfaat üzerine kurulur, hissi bağlılık sevgi üzerine kurulur, aklı bağlılık makul bir bağlılıktır, ruhi bağlılık ise bunların tamamından daha derin ve daha sağlamdır.
Ruhi bağlılığın gerçekleşmesi için önce iman, sonra akl-ı selim, sonra şahsiyet gerekir. Şahsiyet, bunların tamamını ihtiva eden terkiptir. Şahsiyet sahibi insanların bir teşkilata mensubiyeti, hem akli bağlılığı (tabii ki akl-ı selim bağlılığını) hem de ruhi bağlılığı gösterir. Bu bağlılık, sağlam bir bağlılıktır.
Ruhi bağlılığın bariz hususiyetleri sadakat, ahde vefa, fedakarlık, diğerkamlıktır. Bu hususiyetler şahsiyet terkibinin ruhi kaynaklarındandır. Ruhi bağlılık dememizin sebebi aslında budur. Normal şartlarda bir Müslüman şahsiyeti bu hususiyetleri muhtevidir. Bunları ruhi bağlılık çeşitleri listesine almamızın sebebi, günümüzde Müslüman şahsiyetinin zafiyet içinde bulunmasındandır. İslam ahlakının ortalama hususiyetleri olan bu kıymetler, bu gün için yüksek meziyetler haline gelmiştir. Dolayısıyla yüksek meziyet haline gelen bu hususiyetlere ihtimam gösterme zarureti hasıl olmuştur. Okumaya devam et

Share Button

MÜSLÜMANLARIN TEŞKİLAT ANLAYIŞI-22-TEŞKİLATIN DİKEY BOYUTU-1-

TEŞKİLATIN DİKEY BOYUTU
Teşkilatın dikey (derinlik) boyutu fevkalade mühimdir. Sayısız teşkilat derinlik boyutunda başarısız olduğu için yıkılmış ve dağılmıştır. Dikkat çekici husus ise teşkilatlarda derinlik boyutu pek bilinmez. Hayati ehemmiyette olan derinlik boyutunun bilinmemesi, konuşulmaması, tartışılmaması, üzerinde çalışılmaması, teşkilat fikri ve anlayışı imal etme çabasının bulunmamasındandır.
Teşkilat denildiğinde umumiyetle yatay boyut (genişlik boyutu) anlaşılır. Teşkilatlar yatay boyutuyla kurulur, yatay boyuttan ibaret olan teşkilatlar kalabalıklaşırlar ama güçlenemezler. Kendilerinde olduğu düşünülen güç, vehimden ibarettir. Bilenler için yatay boyuttan ibaret olan teşkilatlar, kolay yıkılan, kolay dağıtılan yapılardır. Bu sebeple de siyasi rejimler umumiyetle genişliğine (yatay boyutta) büyüyen sistem muhalifi teşkilatlara müsamahakar davranırlar çünkü istedikleri zaman dağıtma imkanları mevcuttur.
*
Teşkilatların derinlik boyutu, hem kuvvet, hem mukavemet, hem metanet kaynağıdır. Aynı zamanda derinlik boyutu teşkilatların müessiriyetini tayin eden birkaç özelliğinden biridir. Okumaya devam et

Share Button

MÜSLÜMANLARIN TEŞKİLAT ANLAYIŞI-21-TEŞKİLATLANMADA MEVZUAT MESELESİ

TEŞKİLATLANMADA MEVZUAT MESELESİ
Türkiye’deki mevzuat teşkilat meselesini çok kısır ve dar tutmuş, muhtemelen Kemalist siyasi rejim teşkilatlanmalara geçit vermemek için böyle bir uygulamaya gitmiştir. Teşkilat mevzuatı sadece dernekleşme yolunu açık tutmuş, bundan başka bir yol bırakmamıştır. Sivil teşkilat mevzuatı dernek dışında hiçbir yol açmamış, son değişikliklerle “platform” kurulabilmesine de imkan vermiştir.
Mevzuat teşkilat meselesine şöyle bakıyor; birincisi resmi teşkilatlar, ikincisi yarı resmi teşkilatlar, üçüncüsü ticari teşkilatlar, dördüncüsü yardım teşkilatları ve nihayet beşincisi sivil teşkilatlar yani dernekler. Bir de siyasi teşkilatlar (partiler) var ama onlar zaten bilinen bahis… Beş kısımda sıraladığımız teşkilatların sivil teşkilatlanma alanında kullanılanları son ikisidir, yardım teşkilatı olarak vakıf, sivil teşkilat olarak da dernek. Vakıf mahiyeti gereği aslında insan teşkilatı değil, mal teşkilatıdır, bu sebeple yardım teşkilatı sınıfında zikrettik. Vakıf, vakfedilen malların, vakfedildikleri maksadına uygun şekilde ve maksadını gerçekleştirmek için idare edilmesidir. Bu manada onun “insan teşkilatı” sınıfına alınması mümkün değil, o, “mal teşkilatı” mahiyeti taşır. Okumaya devam et

Share Button

MÜSLÜMANLARIN TEŞKİLAT ANLAYIŞI-20-TEŞKİLATIN DİLİ VE ÜSLUBU

TEŞKİLATIN DİLİ VE ÜSLUBU
Teşkilatlar, cemiyetteki bir gurup insan için kuruluyor. Tüm halka hitap edecek bir teşkilat kurmak mümkün olmuyor. Tüm halka hitap edecek çapta bir teşkilat kurma ideali, her zaman hayali kalmıştır. Buna mukabil tüm halka hitap edecek fikri veya siyasi hareketler oluşturulabiliyor, bu hareketler ise tek teşkilat ile yürütülemiyor. Halkın bir kısmına (umumiyetle çok küçük bir kısmına) hitap eden teşkilatların ilk karşılaştıkları mesele, dil ve üslup bahsidir. Ne var ki teşkilatların ilk karşılarına çıkan mesele dil ve üslup bahsidir ama bunu farkeden teşkilat sayısı bir elin parmaklarını geçmez.
Halkın bir kesimine hitap etme mecburiyeti, o kesime dönük dil ve üslup seçimiyle neticeleniyor. Aslında bu bile yapılmıyor, dil ve üslup kaygısı çeken teşkilat sayısı da fevkalade az. Öyle ya da böyle bir dil ve üslup sahibi oluyor. Okumaya devam et

Share Button

MÜSLÜMANLARIN TEŞKİLAT ANLAYIŞI-19-TEŞKİLATLANMADA ÇİFT HUKUK MESELESİ-2-

Teşkilat, maddi müeyyide olmadan kurulamaz ve idare edilemez. Maddi müeyyidenin muhafazası altına alınmamış bir teşkilatı ayakta tutmak, muhafaza etmek, hedeflerine yürümesini temin etmek neredeyse imkansız. Mutlaka maddi müeyyide desteğinde faaliyet göstermek, gerektiğinde maddi müeyyideye başvurmak şart… Aksi takdirde istismarın önüne geçme ihtimali sıfıra yakın. Maddi müeyyide şart ama bunu temin ve tatbik etmek çok ciddi problemlere kaynaklık ediyor.
Bir ülkedeki siyasi rejime temelden muhalif olan siyasi hareketlerin en büyük problemleri, o siyasi rejimin hukukuna tabi olmak ile illegaliteye kaymak arasında tercih yapma mecburiyetidir. Her iki ihtimalde birbirinden beter… Mevcut siyasi rejimin hukukuna tabi olmak, muhalefetin temelinde olan başka bir siyasi rejim talebini gölgeliyor, talep edilen siyasi rejimin hukukunu tatbik edememek, o rejimin ne kadar adil, ne kadar doğru, ne kadar güzel, ne kadar faydalı olduğunu göstermeye mani oluyor. Yani iffetli bir kadını, fahişe elbisesi içinde namuslu bir hayat yaşatmaya benziyor.
Siyasi sisteme muhalif olan hareketlerin illegaliteye kaymasının temel sebeplerinden birisi de, kendi dünya görüşlerinin hukukunu tatbik ihtiyaç ve niyetidir. Mer’i hukukun içinde kendi hukuklarını tatbik edememek, maddi müeyyideden mahrum kalmaktır, maddi müeyyideden mahrum olmak ise teşkilatlanmaya, mücadeleye, hedefe ulaşmaya manidir. Bu tür tespitler ve gerçeklikler karşısında siyasi muhalefet ve mücadeleler, illegaliteyi ihtiyaç olarak tespit ediyor ve o mecraya kayıyorlar. İllegaliteye yönelmek (özellikle bu günkü Türkiye misalinde) doğru mudur? Okumaya devam et

Share Button

MÜSLÜMANLARIN TEŞKİLAT ANLAYIŞI-18-TEŞKİLATLANMADA ÇİFT HUKUK MESELESİ-1-

TEŞKİLATLANMADA ÇİFT HUKUK MESELESİ
Müslümanların teşkilat meselesindeki en büyük problemi, çift hukuklu bir hayat yaşıyor olmalarıdır. Müslümanlar, hem kendi hukuklarına (Şeriat’a) bağlılar hem de mecburen mer’i hukuka (resmi hukuka) bağlılar. Kanuni teşkilatlar (resmi hukuka uygun teşkilatlar) kurmaları halinde çift hukukluluk meselesiyle karşı karşıyalar, kanundışı (illegal) teşkilat kurduklarında ise mer’i hukukun tehdidi altındadırlar. Türkiye misalinde Müslümanların teşkilat anlayışlarının gelişmemesi, büyük, derin, güçlü ve uzun soluklu teşkilat kuramamalarının temel sebeplerinden birisi budur, çift hukukluluk meselesi…
Teşkilatlanmada bir taraftan İslam Hukukunu (Şeriat’ı) tatbik etme çabası diğer taraftan mer’i hukuka uyma mecburiyeti, ciddi sıkıntılar meydana getiriyor. Kanuni teşkilatlanmalarda çift hukuka tabi olma durumu, hukuk sistemleri arasında nasıl bir tercih yapılması gerektiğini, birine riayet ederken diğerini nerede tutmak gerektiği kestirilemiyor. Özellikle de İslam Hukukunun, maddi müeyyide ile korunmadığı ve tatbik edilmediği hatırlanırsa, ortaya çıkan ihtilafların çözümünde, istismarcıların, işine gelen hukuku ileri sürme imkanı yapıyı bozuyor. İstismarcıların hassasiyet göstermeleri beklenmeyeceği için, ihtiyaç duyduğunda mer’i kanuna müracaat etmesi, çift hukuklu teşkilatların temel yapılarını dinamitliyor, dağıtıyor. Okumaya devam et

Share Button

MÜSLÜMANLARIN TEŞKİLAT ANLAYIŞI-17-TEŞKİLATIN BÜYÜME İSTİDADI-2-

Teşkilat, temelindeki kurucu düşünceden başlayarak tüm unsurlarıyla büyüme istidadını muhtevasında barındırmalıdır. Temelindeki düşünce, faaliyet alanı, hitap kitlesi, hedefi, kullanacağı malzeme ve vasıtalar ila ahir… Bunların hepsi ya büyüme istidadını taşır veya büyümeye mani olur.
Küçük veya sığ düşüncelerle kurulan teşkilatların büyüme istidadı yoktur. Fikrin hacmi ve ufku, teşkilatın büyüme istidadının nazari çerçevesidir. Orta zekaların kurduğu ve idare ettiği teşkilatların büyümesi beklenmez, bunların hedefleri (ufukları değil) ne kadar büyük olursa olsun teşkilat kadük kalır.
Teşkilatı kuran ve idare edenlerin ufukları, tabii olarak hedeflerini gösterir. Hedefin, ufuktan bağımsız olarak büyük olması bir mana ifade etmez, kurucu ve yönetici kadroların ufukları, teşkilatın tabii sınırıdır. Kurucu kadronun hedefinin dünya devleti olması halinde bile, ufku dar ise o ufuk içinde kalacağı, bazı imkanlar elde etse bile büyüme istidadına sahip olamayacağı vakadır. Kurucu ve yönetici kadronun ufku dışında bir hedef tayini, hayalperestliktir. Zaten hayal, düşünce ufkunun ötesine geçen zihni faaliyettir. Okumaya devam et

Share Button

MÜSLÜMANLARIN TEŞKİLAT ANLAYIŞI-16-TEŞKİLATIN BÜYÜME İSTİDADI-1-

TEŞKİLATIN BÜYÜME İSTİDADI
Teşkilatı inşa eden tohum, fikirdir. Fikir, fiili dünyaya çıkarak teşkilatın bünyesini inşa eder. Teşkilatın bünyesi de yeniden tohumlar (fikirler) üretir.
Teşkilatların büyüme istidadı, önce tohumunda, sonra bünyesinde, sonra teşkilatlanma tarz ve şekillerinde ve nihayet dil ve üslubunda aranır.
Teşkilatın tohumu, fikridir. Teşkilatın temelindeki fikir, ne kadar insanı muhatap alma imkanına sahipse, teşkilatın tabii sınırı odur. Mesela doktorlara hedefleyen bir meslek kuruluşlarının en fazla büyüme istidadı, ülkedeki doktor sayısıdır. İslami teşkilatlanmalarda, belli bir anlayışı muhatap alıyorsa büyüme istidadı, o anlayış çapındadır. Mesela sadece başörtülüleri muhatap alan bir teşkilattan bahsettiğimizde büyüme istidadı o sınırda kalır, ila ahir.
*
Teşkilatın büyüme istidadına sahip olup olmamasından önce, büyüme ihtiyacı olup olmadığını tespit etmek gerekir. Bazı teşkilatlar büyümek için kurulmazlar, belli bir vazifeleri, hedefleri vardır, o vazifeyi yapabilecek büyüklük kafidir, bunları büyütmeye çalışmak yıkıcı tesir yapar. Okumaya devam et

Share Button

DEVLET KURAN TEŞKİLAT

DEVLET KURAN TEŞKİLATTürkiye’de, 1923 yılında devlet kurulduğunu zanneden akıl garibanlarını bir tarafa bırakalım. Ülke, 1918 yılından bu yana işgal altında… Yani yakın zamana kadar öyleydi. İşgal bitti mi, hayır. Fakat hızlı şekilde işgal bitiriliyor, devlet kuruluyor, bölgesine doğru nüfuz etmeye başlıyor. Türkiye’nin bağımsızlığı, bu ülkede devlet kurulmasıdır, devlet kurulmadan bağımsız olmak imkansız. Okumaya devam et

Share Button

AKPARTİ NEDEN İKTİDARDAN DÜŞMEZ?

AKPARTİ NEDEN İKTİDARDAN DÜŞÜRÜLEMEZ
Türkiye’deki muhalifler ve muhalefet düşüncesi çok basit, çok yüzeysel, çok beceriksizdir. Akparti’ye karşı yapabilecekleri hiçbir şey yok, sadece iktidardan düşmesini bekliyorlar. Akparti kendi kendine yıpranacak, aşınacak, halkın gözünden düşecek ve iktidardan uzaklaşacak. Bundan başka ümitleri yok. Muhalif düşüncelerin anlayabildiği tek şey şu, her iktidar zamanla yıpranır, küçülür, zayıflar ve iktidardan düşer. Tarihe baktıklarında böyle bir tecrübe birikiminin olduğunu görüyorlar, o tecrübelerden hareketle Akparti’nin de bir müddet sonra yıpranacağına inanıyorlar. Çok zavallı bir haldeler.
Aynı tarihe teşkilatın da baktığını, iktidarların neden zamanla yıprandığını çok özel metotlarla araştırdığını, yıpranma süreçlerinin önünün kesildiğini, aksine sürekli yükselme, büyüme hamlelerinin sosyal denklemlerini kurduğunu farketmiyorlar. Muhalefet gerçekten çok ucuz, her şeyin tarihte olduğu gibi tekrar edeceğini zannediyor, tarihi doğru okuyup ders çıkaranların tarihin akışını değiştirdiğini bilmiyorlar. Fikir üretemedikleri için tarihin tekrar edeceğine iman ediyorlar, fikir üretebilecek kapasitede olsalar, tarihin akışının değiştirilebilir olduğunu, tarihi tecrübelerin tekrarlanmasının kaçınılmaz olmadığını görürler. Okumaya devam et

Share Button

HALK SAVAŞI DOKTRİNİ-2-SÜREKLİ SAVAŞ

HALK SAVAŞI DOKTRİNİ-2-SÜREKLİ SAVAŞ
Sürekli savaş prensibi, dayanıklılık içindir. Savaşlarda ilk ve son vurulan, mutlaka imha edilmesi gereken güç kaynağı, dayanıklılıktır. Bir ordu veya halk iyi savaşabilir ama uzun bir savaşa dayanamayabilir. Savaşın neticesini alanlar, savaşı zafer ile neticelendirenler dayanıklı olanlardır. Sürekli savaş prensibi halkın dayanıklılığını uzatmak içindir, bu sebeple savaşı hayat tarzı haline getirecek, savaşta hayatı yaşamayı mümkün kılacak tedbirler, münasebetler, müesseseler, hayat alanları, hayat tarzları geliştirir. Sürekli savaş prensibi, gerekirse savaş nesilleri yetiştirir.
Savaş, dayanılması en zor olan hayat tarzıdır. Savaşı dayanılır hale getirmek için bazı tedbirler alınmıştır, birincisi düzenli ordudur, ikincisi kısa tutulmasıdır, üçüncüsü kendi ülkesinin dışında başka ülkelerde savaşmaktır.
*
Düzenli ordu kurmanın birçok sebebi var muhakkak, bu sebeplerden birisi de savaşı tahammül edilebilir hale getirmektir. Düzenli ordu kurulmakla savaş birimleri oluşturulmuş, halk ile savaş arasına bir perde çekilmiş olur. Düzenli ordunun savaşı, halkın savaşı değil, devletin savaşıdır. Her ne kadar cepheden cenazeler gelse de, insanların evlerinin çatısına bomba düşmesindekine benzer etkiler yapmaz. Okumaya devam et

Share Button

AJANLARI DEŞİFRE ETME YOLLARI-2-

AJANLARI DEŞİFRE ETME METOTLARI-2-
“Kanaat ajanları”, genellikle dost ve düşman taraflar hakkında dezenformasyon yapar, “fikir ajanları” ise daha derin operasyonları yürütür. Zihni dünyayı, akıl bünyesini, düşünce metotlarını, düşünce ortamlarını zehirler. Doğru fikirleri ifsat eder, yanlış fikirlerin “mantık örgüsünü” üretmeye çalışır, fikirler arasındaki ayrışmayı derinleştirir, doğru fikirlerin istikametini değiştirir vesaire…
Kanaat ajanları aktüeldir, fikir ajanları uzun zamana yayılan faaliyet gösterir. Düşünce hareketlerinin ifsat edilmesi uzun zaman alır, düşüncenin bozulması, değiştirilmesi veya başka bir eksene kaydırılması zor bir iştir. Kısa süreli faaliyetlerle gerçekleştirmek imkansızdır.
Fikir ajanları genellikle entelektüel kisve altına gizlenirler. Entelektüelliğin bir özelliği var, herkesten farklı anlamak, herkesin anlamadığını anlamak iddiasındadırlar. Bilinen kuralların dışına çıkmak gerektiğini söylerler, bilinen kuralların dışına çıkmadan anlamanın imkansız olduğunu söylerler, bu düşüncelerini de, “bilinen kurallar işe yarasaydı Müslümanlar şimdiki durumda olmazlardı” gerekçesine dayandırırlar. Bu sağlam bir gerekçedir, bu gerekçeye karşı ortalama bir insan cevap veremez. Fakat fikir ajanları bu gerekçeye dayanarak, İslam’ın özüne kadar giderler, mesela uluhiyet (tevhid), Risalet (peygamberlik) konularına kadar uzanırlar, bu konular hakkındaki kadim anlayışları imha ederler, değiştirirler, bozarlar. Okumaya devam et

Share Button