Bâtıl Türkçü ile Hakk’a tapan Türk bir değil

Bâtıl Türkçü ile Hakk’a tapan Türk bir değil

Türkiye’nin kenetlendiği, cehdini ve gücünü bulduğu en önemli değer olan Hakk’a tapan Türk milleti mefhumuna sarılmanın İstiklâl meselesi olduğu bugünlerde Türk kelimesini bâtıl, ırkçı ve İslâm’a mugayir bir üslûp üzerine bina ederek itici bir kimlik derekesine düşürenlere karşı müteyakkız olmalı ve yanlış yolda oldukları umumi efkâra anlatılmalı.

Toplum tabanı olmasa da bu ülkede virüs gibi bâtıl Türkçü, yâni ârızalı Türkçü anlayışlar çoğalıyor, genç dimağları ifsad ediyor dediğimizde, dil, tarih gibi her cephesiyle İslâmlaşmış Türk değerlerini reddeden Kemalist seküler Türkçülüğün ârızalarını yazdığımızda Türk’ü Arap İslâmcılığı kafasıyla târif ettiğimizi tehditler savurarak söyleyenler bugün yine ortalıkta dolaşıyor, bâtıl Türkçü ideolojileriyle Türk gençlerinin dimağını ifsad etmeye çalışıyorlar.

LÜMPEN TÜRKÇÜLER TÜRK MEFHUMUNU YOZLAŞTIRIYOR
Okumaya devam et

Share Button

Ne haçlı, ne şaman Türk! Müslüman, Müslüman Türk”

“Ne haçlı, ne şaman Türk! Müslüman, Müslüman Türk”

Üstad Necip Fâzıl’ın başlık yaptığımız muhteşem sözünün, İslâm’la meczolmuş Türk’ü anlatan en doğru tariflerden biri olduğu tartışılmaz bir hakikat.
Türk mefhumunu asliyetinden uzaklaştırarak Batılı “nation” yamalarla yozlaştıran oryantalist kafalı Kemalist Cumhuriyet aydınlarına ve şamanlıkta Türklük arayanlara beş kelimeyle ciltler dolusu kitapların yapamadığı fikrî bir sarahatle “Türk Müslüman olduktan sonra Türk’tür” diyerek cevap veren ilk mütefekkirdir üstad.

“TÜRK, MÜSLÜMAN OLDUKTAN SONRA TÜRK’TÜR”
Okumaya devam et

Share Button

Türk’ü Türk yapan Cumhuriyet değil, İslâm’dır

Türk’ü Türk yapan Cumhuriyet değil, İslâm’dır

Türklüğün muhtevası Cumhuriyet’le başlayan seküler ulus değerler değil, Osmanlı asırlarındaki İslâm irfanıdır. Türkler, Türkçesinden irfanına, medeniyet sahibi oluşundan seciyesine kadar İslâmlaşmanın kemâline Osmanlı çağlarında ermiş ve milleti mertebesine yükselmiştir.

Birinci Dünya Harbi’nin sonunda “ümmet” düşüncesi, Kur’an’î mânada değil, siyaseten gerçekleşme imkân kalmadığı için, İslâm’ın hâdimi ve bayraktarı unvanına sahip Osmanlı’dan tevarüs ettiği üst kimliğiyle bünyesindeki
Müslüman kimlikleri de temsil eden Türkler millet vasfıyla ifade edilmeye başlanmıştır.

TÜRKLÜK OSMANLI ASIRLARINDA VAROLMUŞTUR
Okumaya devam et

Share Button

SAİD NURSİ HZ.LERİNİN TÜRK’E BAKIŞI TÜRKÇÜLERDEN EVLADIR

Said Nursî Hz.lerinin Türk’e Bakışı Türkçülerden Evlâdır

Said Nursi Hazretleri’nin Türk’e bakışı, Türkçülerden evlâdır. Millî, yani İslâmîdir: “Çünkü, Cenâb-ı hak, bin seneden beri Kur’ân’ın hizmetinde istihdam ettiği ve ona bayraktar tâyin ettiği bu vatandaşların (Türklerin) muhteşem ordusunu ve muazzam cemaatini, muvakkat ârızalarla inşallah perişan etmez. Yine o nûru ışıklandırır ve vazifesini idâme ettirir.”
Meşrutiyet’te ve Cumhuriyetin başında olduğu gibi günümüzde de İslâm millet anlayışını temel almayan Türkçü / milliyetçilerin laik bir fonksiyon yükledikleri İslâm, modern-ulus Türklüğü bütün şartlarıyla belirleyen bir âmil değildir. Bundan dolayıdır ki, Türk’ün İslâmî millet vasıflarını Batılı seküler bir formasyona sokan Türkçülere Said Nursi Hazretleri haklı tarizlerde bulunur ve nasihat eder. Türklerin ancak İslâmiyet zemininde millet hüviyetiyle var olabileceğini anlatan yazılarına devrin Türkçüleri karşı propaganda yaparlar. Bunun üzerine sitemkarâne bir şekilde Türkçülere cevap verir:
“Şeytanın telkini ile ve ehl-i dalâletin ilkaâtıyla, bana karşı propaganda ile hücum eden ve mühim mevkîleri işgal eden bâzıları…, kardeşlerimi (Türkleri) aldatmak ve asabiyet-i milliyeleri tahrik etmek için diyorlar ki: ‘Siz Türksünüz. Mâşâallah, Türklerde her nevî ulemâ ve ehl-i kemâl vardır; Said bir Kürddür. Milliyetinizden olmayan birsiyle teşrik-i mesâil etmek, hamiyet-i milliyeye münâfîdir?” Okumaya devam et

Share Button

KÜRT MESELESİ ESKİ TÜRKİYE’NİN PROBLEMİ

KÜRT MESELESİ ESKİ TÜRKİYE’NİN PROBLEMİ
Cumhuriyet, “Türk” unsuru üzerine kurulduğunu iddia etti, bu iddiasıyla ilgili bol miktarda ideolojik enstrüman da üretti. Ama aslında “Türk” unsuru üzerine kurulmadı. Cumhuriyet bir batı projesiydi, Lozan anlaşmasında kuruldu, nasıl bir devlet olacağı da Lozan anlaşmasında dikte edildi. İslam’dan her manada ve sahada uzaklaşmak şartıyla ne yaparsa yapsın ses çıkartılmayacaktı. Kurucu irade, Türkleri de pek sevmedi aslında, Türkiye’yi, Türkiye’de iktidar olmayı sevdi. Ne var ki Türkiye’de iktidar olmak için birazcık mahalli-milli unsur lazımdı, Türk unsurunun devreye girdiği nokta da burasıydı. Türk unsuru üzerine kurulmuş olsaydı, Türklerin tüm kültürünü, dinini, tarihini, ananelerini, hukukunu, ahlakını, hayatını, teamüllerini, özet olarak her şeyini değiştirmek ister miydi? Böyle şey olur mu?
Türk, Türkçülük, Türk milliyetçiliği hamasetiyle yıllarca Türk unsurunun bin yıllık tarihini, bin yıllık müktesebatını, bin yıllık ruhunu imha ettiler. Bir taraftan batı, çağdaşlık, çağdaş medeniyet vesaire gibi reklam ve propaganda bombalarıyla ülkeyi tarumar ettiler diğer taraftan “Türk” unsurunun ruhunu soyarak ortaya çıkardıkları cesedi, her fikri enjekte etmeye müsait hale getirdiler. Meselenin Türkçülükle ilgisi yoktu, mesele aslında Türklerle ilgiliydi, Türklerin tarihi mesuliyetleriyle ilgiliydi, Türklerin dinleriyle ilgiliydi. Türkleri her şeylerinden koparıp, Türkleştirmek istediler, bu çerçevede; gözüne mil çektiler ki eski medeniyeti görmesin, kulağını patlattılar ki, eski musikiyi duymasın, hissini iptal ettiler ki “zevk-i selim”ini kaybetsin ila ahir… Tüm hassalarını yok ederek Türkleştirmeye çalıştılar, ortaya çıkan kadavraya ise istedikleri elbiseyi giydirmeye çalıştılar. Okumaya devam et

Share Button